9 Şubat 2018 Cuma

ALEVİLERİN CEMLERDE DUA İLE ANDIKLARI SELMAN-I FARİSİ KİMDİR ?

ALEVİLERİN CEMLERDE  DUA İLE ANDIKLARI SELMAN-I FARİSİ KİMDİR ?

Adından anlaşılacağı gibi, Selman-ı Farisi-i İran'lı olup, miladi 568 yılında İsfahan'da doğdu. Zengin bir ailenin çucuğuydu. Farsça dihkan, bizdeki deyimiyle bir toprak ağasının oğluydu. İyi bir eğitim almıştı. Mazdeizm(Zerdüşt) inancindaydı. Bu dinin ibadet yerleri olan ateşgedelerde, görevliydi. Farsça'nın yanısıra, İbranice, Rumca dillerini biliyordu. İran'da bir hiristiyan kilisesine gidip, oradaki papazdan dini konularda bilgiler aldı. Bu olaydan sonra, Selman-ı Farisi'nin hayatı tamamen değişti. Atalarının dinini bırakarak, hiristiyan oldu. Hirirstiyanlığın merkezi olan şehirlere gitmek üzere, İran'dan ayrıldı. Önce Musul, Şam ve sonraları da, bugünkü Afyon'a yakın bir kasabada ünlü bir hiristiyan din aliminin yanında eğitim aldı. O din adamın söylediği “yeni bir peygamber bekleniyor. Bu kez Arabistan tarafından olacak ve ibrahimi dini tebliğ edecek” sözlerinden sonra, bir kervanla birlikte Hicaz bölgesine doğru yola çıktı.. Yolda kervan sahibi tarafından, Medineli bir yahudu kabilesi olan Beni Kureyza'dan bir tüccara köle olarak satıldı.

Selman-ı Farisi Medine'deyken, Hz. Muhammed'in yeni bir dini tebliğ ettiğini öğrendi. Ve papazın söylediklerini teyit ediyordu. Ancak, çok istemesine rağmen, Sahibi kendisini bırakmadı ve Mekke'ye gidemedi. Hz. Muhammed ile tanışması hicretten sonra gerçekleşti. Ve tanıştığında hemen müslümanlığı kabul etti. Bu kez de karşısına yüklü miktarda azad ücreti çıktı. Yahudi tüccar, üç yüz hurma fidanınn dikilmesi ve bir miktar para karşılığında, Selman'ı serbest bırakacağını söyledi. Hz. Muhammed istenilenlerin müslümanlar tarafından yerine getirilmesini istedi. Yahudi tüccarın istekleri yerine getirildi ve Selman-ı Farisi hürriyetine kavuştu.. Hz. Muhammed, Selman-ı Farisi'yi Medine'li Ebu Derda ile kardeş, yani müsahip yaptı. Medine'liler Selman-ı Farisi'yi tanıdıkça hayran oldular. Medine'ye geldikten sonra, arapçayı da öğrenmişti. Mazdeizm, Hiristiyanlık, Yahudilik konularında çok bilgiliydi. Bu nedenle ensar ile Mekke'li muhacirler arasında “Selman-ı Farisi bizdendir” “yok sizden değil bizdendir” tartışmaları şiddetlendi. Hz. Muhammed olaya el koymak zorunda kaldı ve şöyle bir çözüm buldu, “ Selman-ı Farisi Ehli Beyt'tendir” dedi.

Selman-ı Farisi, Medine'ye saldırı yapılacağını duyunca, Hz. Muhammed'e giderek, İran'da şehir savaşlarında kullanılan bir savunma yöntemi olan hendek kazılmasını önerdi. Öneri ilginç bulundu ve kabul edildi. Medine'nin etrafına geniş hendekler kazılarak atların ve develerin geçmesi engellendi. Yirmi gün süren kuşatma boyunca hendekleri geçemiyen düşman ordusu, geri çekilmek zorunda kaldı. Medine'dekiler de rahat bir nefes aldılar. Selman-ı Farisi'nin şöhreti de böylece daha da arttı. Savaşın adı da tarihe “Hendek” savaşı olarak geçti.

Selman-ı Farisi, Hendek şavaşından sonra, diğer muharebelere ve Hz. Ömer zamanında İran'ın fethine de katıldı. İran'ın Medain şehrine vali olarak atandı. Yaşamından hiç bir değişiklik yapmadı ve halkın teveccühünü kazandı. Büyük bir saygı gördü. Miladi 656 yılında, Bu şehirde vefat etti ve burada toprağa verildi.
Dördüncü Murat zamanında, Selman-ı Farisi türbesine önem verilmiş, bakım ve onarımı yapılmıştır. Ve türbenin yakınında Selman-ı Pak kasabası oluşmuştur.
Selman-ı Farisi'nin ayrıca, Mardin'in Nusaybin ilçesinde de birer makam türbesi bulunmaktadır.

Selman-ı Farisi, Peygamber efendimizi tıraş etmesi nedeniyle de, berberlerin piri olarak kabul edilir.
Yukarıda kısaca Selman-ı Farisi'yi anlattık. Ancak bizim yaptığımız, özetin, özetidir. Selman-ı Farisi'yi anlatmaya elbette, ciltler yetmez. Kendisi her zaman Ehli-Beyt'e sadık kaldı ve büyük hizmetleri oldu. Alevilerin dualarında on yedi kemerbest içinde onu anmasının nedeni budur. Biz de, kendisini saygı ve hürmetle anıyoruz.

Yazan:Hamdullah DEDEOĞLU
05.06.2017
Kaynak:İslam Ansiklopedileri







SIFFİN SAVAŞININ KOMUTANI MALİK EŞTER KİMDİR ?

SIFFİN SAVAŞININ KOMUTANI 

MALİK EŞTER  KİMDİR ?

Malik Eşter, Yemen kökenli Mezhiç kabilesinin, Neha koluna mensuptu. Irak ve İran'ın fethinden sonra, Hz. Ömerin talimatı ile kurulan Küfe'ye kabilesiyle birlikte yerleşmişlerdi. . Bizanslılarla yapılan Yermük savaşında bir gözünü kaybettiği için, “ ters göz kapaklı” anlamına gelen “eşter” adını almıştı. Doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. Takriben yedinci asrın başında doğduğu sanılmaktadır. (M.602-603) Yermük savaşında, (M. 634) Halep ve Maraş'ın fethlerinde yer aldı. (M. 637) Diyarbakır ve Silvan'ı feth eden ordunun da komutanlığını yapmıştı. (M.639-640) Hz. Ömer zamanında, ordunun önde gelen komutanlarındandı. Herkes tarafından tanınan ve saygı duyulan biriydi. Aynı zamanda iyi bir hatip ve şairdi. Konuşmaları ile askerlerini çok iyi motive eden bir liderdi.

Malik Eşter, Hazreti Osman'ın halifeliğine kadar, ne sorun yaşadı, ne de sorun çıkardı. Hz. Osman halife olunca, Hz. Ömer zamanında sağlanan dengeler bozuldu. Yönetimde zaafiyetler ortaya çıktı. Hz. Osman'ın bazı kabilelerin (Malik Eşter'in dahil) ellerindeki toprakların bir kısmını başka kabilelere pay etmesi, vali ve ordu komutanlıklarına Ümeyye oğullarını (Emevi) tayin etmesi, huzursuzluğun artmasına neden oldu. Örneğin Küfe valiliğine kardeşi Velid bin Ubeyye'yi, Basra valiliğine akrabası Abdullah bin Amir'i tayin etmesi gibi.

Hz. Osman’ın,A icratlarını eleştiren İbn Mesud'u Küfe'den, Ebu Zer'i de Medine’den Rebeze çölüne sürgün etmesi tepkilerin artmasına neden olmuştu. Her ikisi de İslam dinini en iyi bilen sahabelerdendi. İbn Mesud, Hz. Ömer'in emriyle Küfe'ye gönderilmişti. Görevi, Küfelilere islamı öğretmekti. Küfe’liler tarafından sevilen biriydi.

Yönetimin bu uygulamalarından rahatsız olan Malik Eşter ve bazı kabile yöneticileri, şikayet ve isteklerini hem valiye hem de halife Hz. Osman'a ilettiler. Ancak karşılığı Şam'a sürgün oldu. Bir süre Şam'da sürgün kalan Malik Eşter ve on arkadaşı, Muaviye'nin şikayeti üzerine tekrar Küfe'ye gönderildi. Ancak, sorunlar giderilmemişti. Huzursuzluk devam ediyordu. Bu nedenle Küfe, Mısır ve Basrada'ki muhalifler anlaşarak, halifenin istifası için Medine'ye gitme kararı aldılar. Medine'ye gelen muhalifler halifenin görevi bırakmasını istediler. Hz. Osman bunu reddetti. Halifenin onayıyla, arabulucu olan Hz Ali, sorunların çözüleceğine dair söz verdi. Ve muhalifler de geldikleri bölgeye gitmek üzere Medine'den ayrıldılar.

Muhalifler Medine'den ayrılıp yola çıktıktan sonra, Halifenin bir köle aracılığı ile valilere mektup yazarak muhaliflerin şehire geldiklerinde katledilmesi emrinin olduğunu öğrendiler. Kölenin üzerinde, halifenin mühürü bulunan mektubu ele geçirerek tekrar Medine'ye doğru hareket ettiler. Halife Hz. Osman, söz konusu mektubun yazılmasından haberi olmadığını söylese de ikna edici olamadı. İsyancılar, Hz. Osman'ı makamında şehit ettiler. Ve yönetimi ele geçirdiler. (M. 656)

Muhalifler, Hz. Osman'dan sonra, adları geçen, Talha, Zübeyr ve Hz. Ali'ye halifelik önerdiler. Üçü de kabul etmedi. Başından itibaren olayların içinde olan Malik Eşter, Hz. Ali'ye biat ederek, halife ilan etti. Hz. Ali de, kargaşalığın daha da büyümemesi için, halifeliği kabul etmek zorunda kaldı. Talha ve Zübeyr de, Malik Eşter'in tehdidi ile Hz. Ali'ye biat ettiler.

Hz. Ali halife olunca Şam, Basra, Küfe, Yemen ve Mısır valilerini görevden alarak yerlerine yenilerini atadı. Muaviye, görevinden ayrılmayacağını ve Hz. Ali'ye de biat etmiyeceğini ilan etti. Daha önce biat eden Zübeyr ve Talha'da asker toplayarak, baş kaldırdılar. Hz. Ali, iki karşı güçle mücadele etmek zorunda kaldı. Basra'da Zübeyr, Talha ve onların yanında yer alan Hz. Ayşe, diğer tarafta, Şam valisi ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye vardı. Hz. Ali'nin ordusunun başında Malik Eşter vardı. Eşter süvarileri ile Cemel adı verilen savaşta, Zübeyr ve ordusunu dağıttı. Kesin bir zafer kazandı. Hz. Ayşe, koruma altına alınarak, Hz. Ali'nin ordusunda yer alan kardeşi Muhammed tarafından evine götürüldü.

Sıra Muaviye'ye gelmişti. Malik Eşter zaman kaybetmeden Şam'a askeri güçle müdahele edilmesni istedi. Muaviye'nin güç kullanmadan biat etmeyeceğini söyledi. Ancak Hz. Ali daha fazla kanın dökülmesini istemiyordu. Muaviye'ye elçiler gönderip ikna edilmesini istedi. Muaviye, gelen elçileri oyalayarak, zaman kazanmaya çalıştı. Bu süre içinde de ordusunu kurma hazırlıklarını tamamladı. Ve elçilerle red cevabını gönderdi. Savaştan başka çare kalmamıştı. İki ordu Sıffin denilen yerde karşı karşıya geldi. Yaklaşık üç buçuk ay süren çatışmalarda, Hz. Ali'nin ordusunun üstünlük kazandığı bir sırada, Muaviye, Amr bin As'ın teklifi ile mızrakların uçlarına Kuran mushaflarını takarak ordusunun dağılmasına engel oldu. Ve savaşın galibinin hakemlere bırakılmasını istediler. Bu talep kabul edildi. (M. 657) Bundan sonrası ayrı bir yazı konusu, onu da ileride işleyeceğiz. ( Bu savaşlarda Malik Eşter ve süvarileri yine belirleyici roller oynadı ve Hz. Ali'nin ordusunun galip gelmesini sağladı. Ancak, çok kayıp verildi.)

Muaviye, Sıffin savaşından sonra, Amr ibn ül As’ı Mısır’a vali olarak atamıştı. Hz. Ali’nin atadığı Mısır valisi olan Muhammed bin Ebu Bekir, Muaviye yanlısı isyancılar tarafından şehirden çıkartılmış ve zor durumdaydı. Hz. Ali, daha tecrübeli olan Malik Eşter'i Mısır'a vali olarak atadı. Bu emri Muaviye'nin ajanları da öğrenmişti .Muaviye, Mısır yolu üzerinde bulunan Kalzum vergi toplayıcısı Coystar'a heber göndererek, Malik Eşter'i öldürdüğü taktirde, halifeliği dönemi boyunca vergi ve haraçlardan muaf tutulacağı vaadinde bulundu. Coystar, Malik Eşter'i evinde misafir etti. Bu misafirlikte, Malik Eşter'i içinde zehir bulunan bal şerbeti ile şehit etti. (M.658)

Malik Eşter'in ölümü, Hz. Ali tarafından üzüntüyle karşılandı. İbni Hanbel, Hz. Ali'nin şu sözlerini nakleder: “Ben peygamber için ne isem, Malik Eşter'de benim için odur. “

Malik Eşter'in şehit haberi Muaviye tarafında ise, sevinçle karşılandı. Savaşta yenemedikleri bir komutanı zehirli şerbetle şehit etmişti. Muaviye'nin, Malik Eşter'in ölüm haberini alınca “Ali'nin iki kolu vardı. Birini Sıffinde kestim, diğerini de Mısır'da.” şeklinde konuştuğu belirtiliyor. Sıffin savaşında şehit olan Ammar bin Yasir, Hz. Ali'nin çocukluk arkadaşı ve iyi bir komutanıydı. Malik Eşter ise, kendisini halife yapan ve bütün savaşlarda en önde yer almış, iyi bir ordu komutanıydı. Muaviye'nin söylediğinin gerçek payı vardı. Bu iki kahraman askerin şehit edllmesinden sonra, Hz. Ali önce Mısır vilayetini, daha sonra da diğerleri üzerindeki hakimiyetini kaybetti.

Biz de iyi bir asker ve iyi bir strateji uzmanı olan Malik Eşter'in bu şekilde şehit edilmesine üzüldüğümüzü belirtmeliyiz. Bir asker, asker gibi yiğitçe savaş meydanında ölmeliydi.
Alevilerin Malik Eşter'i on yedi KEMER BEST içinde saymaları ona yakışan bir anmadır. Bunu fazlası ile hak etmiş birisidir. Kendisini saygı ve hürmetle anıyoruz. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

* Malik Eşter'in Kahraman Maraş'ın altı kilometre dışında türbesi bulunmaktadır.

Yazan:Hamdullah DEDEOĞLU
07.06.2017

kaynak:-19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fak. Öğ.
Üyesi Doç. Dr. Kenan Ayar “Malik Eşter incelemesi”
-Diyanet vakfı İslam ansiklopedisi
-Doğuştan günümüze İslam Tarihi

OSMANLI SANAYİ DEVRİMİNİ NİYE ATLADI?

OSMANLI SANAYİ DEVRİMİNİ NİYE ATLADI?

Avrupa ülkeleri 18. ve 19. yüz yılda sanayi devrimlerini yaparken, Osmanlı İmparatorluğu bu gelişmeyi niye atladı? Ya da Bizans (Roma) imparatorluğunun başkentini feth eden Osmanlı, bu mirası neden devam ettiremedi? Bu makalemizde bu sorulara cevaplar vermeye çalışacağız.

İstanbul (Konstantinapolis) Bizans imparatorluğuna yaklaşık, bin yüz yıl başkentlik yapmıştı. Hem Latin hem de Grek (Yunan) kültür ve medeniyetlerinin başkentiydi. Bütün dünyayı etki altına alma gücüne ulaşmıştı. Avrupa, Afrika ve Asya’ya Hristiyanlıkla birlikte Latin-Grek dilini ve kültürünü de yaymıştı. “Barbar” dediği Gotları (Cermen), Slavları, Hunları ve Peçenekleri Hristiyanlaştırmış ve dillerini de asimile etmişti. Kısaca, Avrupa’nın kültür ve medeniyetine damga vurmuştu. Ünlü felsefeciler, tarihçiler, yazarlar, şairler ve sanatçılar yetiştirmişti.

Bu kültür birikiminin büyük çoğunluğunu oluşturan eserler İstanbul’un 1453 yılındaki fethinden sonra İtalya’ya taşınmıştı. İtalya’daki şehir devletleri, Konstantinapolis’ten gelen sanat ve bilim adamlarına kucak açtılar. Krallar ve dükler gelenleri koruma altına alarak, onlara maddi ve manevi destek sağladılar. Bizans’tan gelenler, birlikte yazılı eserleri de getirmişlerdi. Burada, yerel bilim ve sanat adamları ile ortak akademiler kurdular. Bilgi alış-verişinde bulundular. Eski Roma klasikleri olan Aristo ve Platon’un felsefesini güncelleştirdiler. Batının ve doğunun kültürünü ortak noktalarda birleştirdiler. Resim ve heykel sanatına yeni stiller ve yorumlar getirdiler. Bu akademilerde yetişenler, İtalya’da Rönesans ve Reform hareketini başlattılar. Bu yenilikçi hareketler daha sonra Avrupa’nın diğer ülkelerine de yayıldı. Roma İmparatorluğunun eski eyaletleri olan İngiltere, Fransa ve Almanya bunların başında geliyordu.

Ticaret mallarının geldiği yolların 15. Yüz yılda Osmanlı imparatorluğunun denetimine geçmesinden sonra, batılılar okyanusu dolaşarak doğudaki malların Avrupa’ya nakledilmesi için yeni alternatifler arayışına girdiler. Okyanusları geçmek için yelkenli gemi teknolojisini geliştirdiler. Ve daha dayanıklı büyük gemiler inşa ettiler. İspanyollar, Portekizliler ve İngilizler denizcilikte öne çıkan ülkeler oldular. Doğuya yapılan bu yolculuklar sayesinde Amerika kıtası keşfedildi. Denizcililkte gelişen bu ülkeler, Amerika kıtasını feth ederek burada koloniler kurdular. Sonra da buraları sömürgeleştirdiler. Kıtadaki doğal kaynakları ülkelerine taşıdılar. Sömürgeleştirdikleri bölgelere Afrika’dan esir aldıkları Siyahileri çalıştırmak üzere, yeni kıtaya taşıdılar. Siyahi köleler, karın tokluğuna bu geniş arazilerde tarım ve maden işçisi olarak çalıştırıldılar. Bu arazilerden elde edilen şeker kamışı, pamuk, mısır, buğday gibi tahıllar ve altın, gümüş gibi kıymetli madenler Avrupa kıtasına taşındı. Bu ürünler, Avrupa’nın gelişimini ve sermaye birikimini sağladı.

Yeni kıtanın fethi ile birlikte, Avrupa ülkeleri hızla zenginleştiler. Krallar ve dükler kendilerine saraylar ve şatolar inşa ettiler. Silah ve ulaşım sanayisine yüklü miktarlarda para aktardılar. 18. yüz yılın sonu ve 19. yüz yılın başlarında, buharlı gemiler ve uzun menzilli toplar icat ederek, deniz ticaretinde öne geçtiler. Amerika’da başlayan sömürgecilik, Afrika’ya, oradan da Asya kıtasına kadar yayıldı. Avrupa devletleri, kendi topraklarının on misli, yirmi misli coğrafyaya hakim oldular. Yeni fethedilen yerler doğal kaynak depoları haline getirildi. Bu yeni topraklar, Avrupa’nın ihtiyaçları doğrultusunda kullanılmaya başlandı. Kısaca, Avrupa bugünkü zenginliğine ve gelişmişliğine sömürgelerden elde ettiği doğal kaynaklar ve buradan elde ettiği ürünler sayesinde ulaşmıştı.

Avrupa’da tüm bunlar yaşanırken, Osmanlı daha önce kazandıklarının üstüne oturarak hazırdan harcamalarına devam etti. Avrupa’daki yenilikleri kavrayamadı. Denizcilikte ve silah sanayisinde yenilikler yapmak yerine, satın alarak dışarıya bağımlı hale geldi. Oysa, iki bin yıllık bir imparatorluğun mirasını devir almıştı. Tüm bu yenilikleri kendisi yapabilirdi. Onun alt yapısı ve bilgi birikimi de mevcuttu. Ancak, onu koruyamadı. Eğitimde ve bilimde gerekli yatırımları yapamadı. Fatih Sultan Mehmet’ten sonra padişah olanlar, uzak görüşlü olamadılar. Batıdaki kral ve dükler bilim ve sanat adamlarına sahip çıkarken, Osmanlı’da Galata kulesinden Üsküdar’a kanatla uçan Hazerfan Çelebi gibi bilim insanları hakkında tutuklama kararları çıkarıldı. Özgür düşünce ve sanatın önünü tıkadılar. Bunda elbette, devlete hakim olan din anlayışının etkili olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bütün yenilik ve icatlara Şeyhülislamlardan fetva alınması gelişmelerin önünü tıkamıştı. İslam’da modernizmi ve reformu temsil eden ve İslam’ın bir Türk yorumu olan Bektaşilik düşman ilan edilip, yerine çok tutucu ve statükocu olan Nakşibendilik hakim kılındı. Dinde aklı kullanmayı reddeden, bilimi “Şeriat”a aykırı bulan bağnaz ve tutucu bir anlayış Avrupa’daki yenilikleri anlayabilir miydi? Bütün yeniliklere “gavur icadı” “Şeriata aykırı” diyen, matbaa, resim ve sanata savaş ilan eden soyut bir din anlayışına sahip olan bir Şeyhülislam’la, Rönesans ve sanayi devrimi yakalanabilir miydi? Kendi aydınını ve bilim adamını yetiştiremeyen ve sahip çıkmayan bir ülke bunu başarabilir miydi? Osmanlı'nın sanayi devrimini atlamasının başlıca nedenleri bunlardı. 

Cumhuriyetin kuruluşundan sonra, yapılan yenilikler sayesinde bilgi birikimi sağlayan Ülkemiz, son yıllarda bunları da kaybetmeye başladı. Ülkemizde yetişen çok sayıda bilim ve teknik adamına sahip çıkılamamaktadır. Ekonomik istikrarsızlık ve şiddet eylemleri nedeniyle, beyin göçü vermeye devam edilmektedir. Ülkeyi yönetenler yıllardır hamasi nutuklarla, vatandaşları oyalamaktadırlar. Aynen Osmanlı’nın son yıllarındaki gibi insanları dini motiflerle ajite edip, gerçekleri gizlemeye devam ediyorlar. Eğitimde, bilime dayalı mesleki ve tekniki ders saatleri azaltılırken, din içerikli programlara daha fazla alan açılmaktadır. Eğitimdeki kilit kadrolar da Cemaat ve tarikat mensuplarına teslim edilmektedir. Cumhuriyetin yüzüncü yılında Osmanlı dönemindeki eğitim modeline geri dönülmektedir. Devleti yönetenlerin bir an evvel bu politikalardan vaz geçmesini, eğitimde aklı ve bilimi hakim kılmasını temenni ediyorum.

 Saygılarımla.

Hamdullah DEDEOĞLU

27.12.2017

 

 

 

Hz. ALİ'YE SUİKASTİ MUAVİYE Mİ ÖRGÜTLEDİ ?

Hz. ALİ'YE SUİKASTİ MUAVİYE Mİ ÖRGÜTLEDİ ?

Dört halifeden sonra, İslam devletini ele geçiren Muaviye bin Süfyan kimdir ? İslam devletini nasıl elegeçirdi ? Hangi yöntemleri kullandı ? Bazılarınca çok saygın, bazılarına göre de despot ve saltanat rejimini getirmekle suçlanan, Muaviye gerçekte ne yapmıştı ? Bu makalemizde bu sorulara cevaplar vereceğiz.

Muaviye, Miladi takvime göre 602 yılında Mekke’de doğdu. Babası Ebu Süfyan, Mekke’nin yöneticilerinden olup, Kureyş kabilesinin Ümeyye (Emevi) oğullarındandı. Hazreti peygamber de, Kureyş kabilesinin Haşim oğullarındandı. Yani akrabaydılar. Ümeyye oğulları, Mekke’nin en zengin ailelerindendi. Mekke’nin siyasi ve askeri kararlarının alınmasında belirleyici güce sahiptiler. Haşimoğulları da, Kabe’nin din hizmetlerinden, hac ziyaretinde bulunanların konaklama, yeme ve içme işlerinin organizasyonundan sorumluydu. Kısaca, ticaret ve siyaset Ümeyye oğullarının, din işleri de Haşimoğullarının denetimindeydi.

Hz. Muhammed’in İslam dinini tebliğ etmeye başlamasından sonra, en büyük tepki Ümeyye oğullarından ve diğer zengin ailelerden geldi. Gelirlerin paylaşılması, hak, adalet talepleri çıkarlarına uygun gelmemişti. Hz. Muhammed, islam dinini benimsemiş olanlara baskı ve işkence yapılması nedenyle, Medine’ye göç etmek zorunda kaldı. (M.622) Medine’ye göç edenlerin Mekke’deki bütün mal varlıklarına el konulmuştu. Mekke’lilerin Şam’a çok büyük bir kervan gönderdiğinin öğrenilmesinden sonra, müslümanlar da dönüşte kervandaki mallara el koyarak misilleme yapmayı planlamıştı. Kervanın geçiş güzargahı, Bedir kuyularının bulunduğu mevkiydi. Müslümanlar üç yüz kişilik bir askeri güçle, Bedir kuyusunda mevzilenmişti. Ancak, kervanın başında bulunan Ebu Süfyan, bunu öğrenmiş ve Mekke’ye haber göndererek, kervanın korunması için bir ordu gönderilmesini istemişti. Mekke ordusu, bin kişilik bir kuvvetle Bedir kuyularına geldiğinde, kervan sahil yoluna dönerek, Mekke’ye yaklaşmıştı. Mekke ordusu, Ebu Süfyan’nın gönderdiği haberciler aracılığı ile karvanın kurtulduğunu öğrenmişti. Fakat, ordularının sayıca fazla olmasına güvenerek, geri dönmediler ve savaş kararı aldılar. Mekke ordusu bu üstünlüğüne rağmen, müslümanlara yenildiler. Yetmişe yakın ölü ve çok sayıda esir verdiler. Ölenlerin arasında, Mekke’nin önde gelen liderlerinden, Ebu Süfyan’ın kayınpederi Utbe, Utbe’nin kardeşi Şeybe, kayın biraderi Velid b. Utbe, Ebu Süfyan’nın büyük oğlu Hanzala ve Hz. Muhammed’in amcalarından Ebu Cehil’de vardı. Müslümanlar çok büyük bir zafer kazanmıştı. (M. 624)

Mekke’liler, Bedir’deki yenilgiyi unutmadılar. İki yıl sonra, Uhud savaşında bu kez müslümanlar ağır bir yenilgi aldılar. Hz. Muhammed’in amcalarından Hz. Hamza şehit oldu.(M.626) Bir yıl sonra da Medine’yi kuşattılar. Tarihe Hendek savaşı diye geçen çarpışmalarda başarılı olamadılar ve Mekke’ye dönmek zorunda kaldılar. Medine’liler güçlenirken, Mekke’liler her geçen gün zayıfladılar. Miladi takvime göre 630 yılında, Mekke, fethedildi. Mekke’nin fethinden sonra, Ümeyye oğulları da müslüman oldu.

“ OSMAN’I ALİ ÖLDÜRTTÜ”

Hz. Muhammed’den sonra, sırayla Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman halife oldular. 656 yılında Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra, Medine’liler Hz. Ali’yi halife seçtiler. Şam valisi Muaviye ve sahabelerden Zübeyr ve Talha Hz. Ali’nin halifeliğini tanımadılar. Muaviye, ince bir siyaset izleyerek, dolaylı yoldan, Zübeyr ve Talha’ya destek verdii. Hz. Ali’ye karşı onları kışkırttı. Böylece iki tarafı da zayıflattı. Cemel(deve) olayı denilen çatışmalarda Zübeyr ve Talha yenildiler. Ve hayatlarını kaybettiler.
Bu sırada, Muaviye, Hz. Osman’ın kanlı gömleği ile eşi Naileye ait kesik parmakları Şam’da teşhir ederek, “ Osman’ı, Ali öldürttü” diyerek propagandaya başladı. Oysa, Hz. Ali, Hz. Osman’ı korumak için iki oğlu Hasan ve Hüseyin’i göndermişti. İsyancıları engellemeye çalışmıştı. Bunu Muaviye’de biliyordu. Ancak, kendisine taraftar bulmak için, Hz. Osman’ın şehit edilmesini, kendi iktidarı için bulunmaz bir fırsat olarak görüyordu. Muaviye’nin yalanları Şam’lılar üzerinde öyle etkili olmuştu ki, neredeyse bütün halk Hz. Ali’ye düşman olmuştu.

Hz. Ali, devletin yönetim merkezini Medine’den Küfe’ye taşıdı. Muaviye’ye karşı güç kullanmak istemiyordu. Olayları kan dökmeden çözmek istiyordu. Oysa, Karşısında çok kurnaz, Suriye’nin zenginliklerine el koymuş, kendisine saraylar yaptırmış, krallar gibi hüküm süren biri vardı. Valilik görevini terk etmiyeceği gibi, bütün iktidarı isteyen bir emevi yöneticisi vardı. On yedi yıldır aynı görevi yapıyordu. Suriye’deki en büyük kabilelerden, Kelb kabilesinden bir kadınla siyasi evlilik yapmış, onların ve bölgedeki tüm zenginlerin desteğini almıştı.

Hz. Ali, Muaviye’ye bir elçi göndererek, biat etmesini (halifeliğini kabul etmesini) aksi taktirde, güç kullanacağını iletti. Muaviye, elçiyi yaklaşık üç ay oyaladı ve elçiyi göndermedi. Halkı örgütleyerek, kalabalıkların her gün gösteri yapmasını sağladı. Göstericiler, “ Osman’ın katillerine ölüm” diye bağırıyordu. Bu gösterileri gelen elçiye de izlettiriyordu. Elçi, Küfe’ye döndüğünde, gösterileri biraz da abartarak, “Hergün 50-60 bin kişi toplanıp gösteri yapıyor” diye aktardı.
Muaviye üç ay içinde ordusunu topladı, yiyecek ve içeceğini stokladı. Hz. Ali’yi destekleyenleri para ile satın almaya ve onlar arasında ikilik çıkarmaya çalıştı. Hz. Osman’ın görevden aldığı Mısır valisi Amr ibn As’ı kendi tarafına çekti. Ona tekrar Mısır valiliği önerisnde bulundu. O sırada Mısır valisi olan Kays’ın da kendisinden yana olduğunu yaydı. Bu propaganda öyle etkili oldu ki, Hz. Ali Kays’ı valilikten alarak, yerine Hz. Ebubekir’in oğullarından Muhammed’i atadı. Muaviye, bu arada Bizans sınırını da güvence altına almak için, Bizans imparatorluğu ile haraç vermeyi kabul eden bir anlaşma yaptı.

MIZRAK UÇLARINDA KUR’AN MUSHAFLARI

Hz. Ali, elçi döndükten sonra, Muaviye’nin biat etmiyeceğine karar vererek, savaş kararı aldı. Sıffin denilen yerde yaklaşık üç ay süren çatışmalar Hz. Ali’nin ordusunun lehine sonuçlanmak üzereyken, kurnazlığı ve hileleriyle meşhur olan Amr İbn ül As, Mızrak uçlarına Kur’an Mushaflarını taktırarak, “ Kur’an hakem olsun” diyerek, savaşı durdurdu. Hz. Ali her nekadar sevaşın devam etmesini istediyse de ordudaki” hariciler” diye adlandırılanlar savaşa devam etmeyeceklerini, “Kur’an mushaflarına karşı savaşmayız” dediler. Hz. Ali, hileyi anlamıştı, ama ordusunu savaşa ikna edemedi. Amr’ın bu hilesi Muaviye’nin mağlup olup, esir düşmesini engelledi. Amr ibnül As, Hz. Ali adına hakem olan Ebu Musa’yı kandırarak, Muaviye’yi halife ilan etti. Oysa, alınan ortak kararda her ikisinin de görevden alınarak, yeni bir halife seçimine gidilmesi kararlaştırılmıştı.(M. 657)

MALİK EŞTER’E SUİKAST

Sıffin savaşından sonra, “Hariciler” Hz. Ali’ye karşı konumlandılar. Bir kısmı tekrar geri döndüyse de dört bin kadarı geri gelmedi. Ve Hz. Ali’nin ordusuyla savaştılar. Önce Cemel, sonra Sıffin, sonra da haricilerle Nehravan’da yapılan savaşlar, Hz. Ali’nin ordusunu ve gücünü zayıflatmıştı. Muaviye’ye karşı askeri üstünlüğünü kaybetmişti. Suriye eyaleti Muaviye’nin yönetiminde bağımsız bir devlet gibi olmuştu.

Muaviye, Amr’ı , Mısır’a vali olarak atadı. Daha önce Mısır’da valilik yapan Amr, dengeleri çok iyi biliyordu. Mısır’daki güçlü kabileleri yanına çekerek, Muhammed Bin ebu Bekir’in ordusunu yendi ve onu vahşice katletti. Onun yerine atanan Malik Eşter’de, Muaviye’nin rüşvet vererk kandırdığı bir sınır görevlisi tarafından bal şerbeti içirilerek şehit edildi. Malik Eşter, Hz. Ali’nin ordusunda görev yapan komutanların en iyisiydi. Hz. Ali, onun için benim “sağ kolum” demişti. Muaviye, Melik Eşter’in şehit edilmesinden sonra, şöyle diyecekti: “ Sıffin savaşında Ali’nin sol kolu Ammar bin Yasir’i, Mısır yolunda da sağ kolu Malik Eşter’i saf dışı bıraktım. “ Bu olaylardan sonra, Mısır eyaletinin yönetimi de Muaviye’nin denetimine geçti.(M.658) Muaviye, en zengin iki eyaleti de ele geçirmiş, gücünü ikiye katlamıştı. Muaviye yönetim politikasını şöyle özetliyordu:

“ Parayla alacaksam konuşmaya gerek duymam. Konuşmayla halledeceksem, kırbaç kullanmam. Kırbaçla halledeceksem, kılıç sallamam.” Bu politik yöntem aslında ona ait değildi. Aynı siyaseti Roma imparatorluğu (Bizans) yıllardır uyguluyordu. Bunları muhtemelen hiristiyan danışmanlarından öğrenmişti. Bizanslılar da, satın alma, tehdit ve yeri geldiğinde askeri güc kullanıyordu. Zira, Şam eyaleti yıllarca Roma’nın yönetiminde kalmıştı. Muaviye, Bizansın(Roma) yönetim metodlarını örnek almıştı.

HZ. ALİ’YE SUİKASTI MUAVİYE Mİ ÖRGÜTLEDİ ?

Miladi takvime göre, 661 yılında, Hz. Ali, kimine göre mescit’de, kimine göre de evinden sabah namaza giderken silahlı üç haricinin saldırısına uğradı. Haricilerden ikisi olay yerinden kaçarken, Hz. Ali’yi zehirli kılıçla yaralayan Abdurahman Bin Mülcem ise, suikast sonrası ele geçirildi. Saldırıdan sonra, Hz. Ali’nin huzuruna getirilen İbn Mülcem tanıdıktı. Daha önce Hz. Ali’nin yanında görev almış ve Hz. Ali’den yardım gören bir kişiydi, Hz. Ali, Mülcemin zindana atılmasını, eğer hayatını kaybederse, kısas uygulanmasını, ancak eziyet edilmemesini istedi. Saldırıdan üç gün sonra, Hz. Ali şehit oldu, ibn Mülcem de idam edildi.

Sonradan yapılan aramalar sonunda, saldırıda yer alan diğer iki saldırgan da yakalandı ve olayın Hatam adlı bir kadın tarafından kurgulandığı anlaşıldı. Kadın, kendisi ile evlenmek isteyen Mülcem’den, Hz. Ali’yi öldürmesini ister. Kardeşi ve kocasının Hz. Ali’nin haricilerle yaptığı savaşta öldürüldüğünü iddia eder. Yanına da iki yardımcı verir. İki yardımcının yaptıkları saldırı boşa çıkınca, Mülcem saldırıyı kendisi gerçekleştirir. Ve Hz. Ali zehirli kılıçla başından yaralanır.

Burada dikkat çeken bir nokta bulunuyor. Sözde, haricilerden seçilen üç ayrı grup, aynı gün hem Hz. Ali’yi, hem Muaviye’yi, hem de Amr ibn ül As’ı öldürecekti. Alınan bu kararı, yakalanan hariciler, sorgularında “ itiraf” etmişlerdi. Ama ne tesadüftür ki, Amr, hasta olduğu için, Muaviye’de korumaların sayesinde bu suikastlerden kurtulmuştu. Elimizde kanıt bulunmuyor, ancak Muaviye’nin daha önceki suikast ve adam eksiltme yöntemleri göz önünde tutulduğunda, bu saldırının da planlanmış olduğu varsayılabilir. Ayrıca, Kadının söyledikleri ile Harici hareketin sözde aldığı kararlar arasında çelişkiler var. Böyle bir senaryo, Muaviye tarafından kurgulanmış olabilir. Bu senaryo gereği, Muaviye açısından peygamberin damadı ve yiğenini katletmiş birisi olmadığını kanıtlamak açısından kamuoyunu ikna etmek için de kolay olacaktı. Zira, Irak, Mekke, Medine ve Basra’da Ehlibeyt’e sevgi ve destek verenlerin sayısı oldukça yüksekti. Onların düşmanlığını kazanmak, Muaviye’nin yararına olmazdı. O yüzden direkt yerine, dolaylı olarak suikast eylemini el altından yönlendirmiş olabilir.. Bu kanaati güçlendiren bir olay da, daha sonra, Hz. Hasan’nın eşini oğluyla evlendireceği vaadiyle kandırıp, Hz. Hasan’ı zehirlettiği bilinmektedir. O yüzden, Muaviye’den bu tür eylemler her zaman beklenir.

UYDURULAN HADİSLER

Hz. Hasan, halifelik iddiasından çekilince, Muaviye rakipsiz kaldı. Devletin bütün eyaletlerinde denetimi ele geçirdi. Bu kez, kendisinden sonra oğlunun halifeliğini garantiye almak için, bölge valilerini Şam’a çağırdı. Karşı çıkanları görevden aldı. Ölene kadar görevinin başında kalan tek vali, Mısır valisi Amr ibn ül As’tı. Oğlunu halkın gözünde meşhur etmek için, Yezid komutanlığında İstanbul (Bizans) üzerine bir ordu gönderdi. Parayla tuttuğu,yazarlara “ İstanbul’u (Konstantinapolis) fetheden komutan, ne güzel komutan” “İstanbul’a ilk sefere çıkan ordunun günahları bağışlanmıştır” şeklinde hadisler uydurttu. Bu hadisleri uyduran da M. 629-630 yıllarında müslüman olan yahudi kökenli Ebu Hureyre’ydi. Öyle uydrma hadisler yazdırıldı ki, temizlemek artık ımkansız hale gelmişti. Sayıları binleri geçmişti. Onlardan bazıları şunlardı:” Muaviye’ye, Hz. Muhammed’e vahiy katipliği yaptığı sırada Cebrail aracılığı ile altın kalem geldi.”, “Ayetel kürsüyü, Muaviye altın kalemle yazdı. “ Ayetel kürsü diye belirtilen Bakara suresinin 255. ayeti, hicretin ilk yıllarında Medine’de inmişti. Yani, Muaviye o zamanlar müslüman bile değildi. Muaviye’nin vahiy katipliği yaptığı da yalandı.

KADERCİLİĞİ İMANIN ŞARTLARI ARASINA KOYDU

Muaviye kadere inanmayı imanın şartları arasına koydurdu. Bu yolla halifeliğin kendisine “Allah” tarafından verildiğini ileri sürdü. Propagandacıları halka şunları yayıyordu: “ Beni iktidara Allah getirdi. Halifelik Allah’ın bize verdiği mülktür. Ben de Allah’ın halifesi olduğuma göre, topraklardaki bütün tasarruf benim yetkimdedir. Allah halifelerini cehennemden uzak tutmuş, cenneti onlara vacip kılmıştır.” Oysa Nahl suresi 35. ayeti bunu reddetmektedir:
“Allah’a ortak koşanlar dediler ki, “ Eğer Allah isteseydi ne biz, ne de atalarımız Allah dışında bir şeye ibadet etmezdik, ona rağmen hiç bir şeyi haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de aynen böyle yaptılar. Resullere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.”

Muaviye her şeyin, ( hayır ve şer’in) “Allah’ın taktiri olduğunu” ileri sürerek, yaptığı ve yapacağı tüm haksızlıklara ve cinayetlere bir gerekçe yaratmak istiyordu. Oysa, ayetlerde Allah iyilik yapmayı ve yardım etmeyi emrediyordu. Kötülük yapmayı men ediyordu. Yine aynı konuyla ilgili olarak Nisa suresinin 79. ayetinde şöyle deniliyordu:

“Sana ne iyilik gelirse Allahtan’dır. Ne kötülük gelirse, kendindendir.” Yani kötülüklerin sorumlusu insandı. Nisa suresinin 40. ayetinde bu açık bir şekilde belirtilir:

“ Şüphe yok ki, Allah haksızlık yapmaz. Zerre kadar iyilik olsa, onun sevabını kat kat artırır. İyilik yapana pek büyük mükafat verir.”

 Yine, Ali imran suresi 182. ayetinde, “ Allah kullarına zulm etmez” 140. Ayet’de de “ Allah, zalimleri sevmez” der. Kısaca, Allah iyilik yapmayı emrederken, kötülük yapmayı yasaklıyor.

CAMİLERDE (MESCİT) HZ. ALİ VE EHLİBEYT’E LANET OKUTTURDU

Muaviye islam devletinin tek hakimi olduktan sonra, Hz. Hasan’la yaptığı anlaşmaya aykırı olarak, cuma hutbelerinde Hz. Ali ve Ehlibeyt’e hakaret etmeyi, lanet okutmayı devam ettirdi. Bütün valilere gönderdiği emirlerde bunun yerine getirilmesini zorunlu kılmıştı. Hz. Muhammed’in sahabelerinden ve Hz. Ali’nin Cemel ve Sıffin savaşlarında ordu komutanlığını yapan Hucr bin Adiy, Küfe’deki mescit’de yapılan bu hakaret ve lanetlemelere karşı çıktı. Vali Ubeydullah, Hucr ve altı arkadaşını tutuklayarak, Şam’a gönderdi. Muaviye, Hucr ve arkadaşlarına Hz. Ali ve ailesine lanet okumaları halinde, serbest bırakılacaklarını söyledi. Hepsi de bunu şiddetle reddetti. Bunun üzerine, Hucr ve altı arkadaşı hunharca katledildiler. (M.671)

Muaviye’nin mescitlerde Hz. Ali ve ehlibeyt aleyhine lanet okutması, halkın tepkisini çekmişti. İnsanlar ibadetlerini evlerinde yapmaya başlamıştı. Halkı tekrar mescitlere çekmek için, uydrma hadislere devam ettiler: “ Cemaatla namaz kılmanın, evde namaz kılmaya göre, yetmiş kat sevabı vardır.” Böyle bir hadis olmadığı gibi Kur’an’a da aykırıydı. Kur’an’a göre, ibadet de, mekan sınırlaması yoktu. Her yer “Allah’ın mülküdür” deniliyordu. Yine bir uydrma hadis üretip, “ Üç cumaya üst üste gelmeyen dinden çıkmış olur.” şeklindeki sözleri yayıp, halkın tekrar mescitlere gelmesini teşvik etmek istedi.

Muaviye, halkı mescitlerde tutup, propaganda yapmak için, Cuma namazının önüne ve arkasına fazladan rekatlar ilave etti. Kısaca halka lanet ve bedduaları yaptırmak için elinden gelen herşeyi yaptı. Bunu yaparken de İslam’da olmayan kural ve gelenekleri de dinin içine soktu.

Hz. Ali, Muaviye’nin kullandığı yöntemlerden hiç birini kullanmadı. İstese, daha fazlasını yapabilirdi. Ama, O, bu tür yöntemleri dürüstlüğe, yiğitliğe ve insanlığa aykırı buldu. Düşman ordusunun Fırat nehrinin sularını kullanmasına bile müsaade etti. Sıffin savaşında daha fazla kanın dökülmemesi için, Muaviye’yi düelloya davet etti. Ama, Muaviye bu teklifi anında reddetti. O, insanları iyilikle, ikna ederek kazanmak istiyordu. Hz. Ali belki iktdarı kaybetti, ancak insanlığın erdemli ilkelerine sonuna kadar bağlı kaldı. Hem de hayatı pahasına. Erdemli olma ilkelerini bize miras bırakan tüm ehlibeyt mensuplarını tekrar minnet ve şükranla anıyoruz.

Muaviye’nin iktidara gelmek için yaptıklarını ve sonrasını kısaca özetledik. Saltanatını korumak için bütün yöntemleri kullanmıştır. En çok “din” i kullanmıştır. İnsanlar din üzerinden esir alınıp, onlara herşeyi yaptırmanın daha kolay olduğu bir kez daha görülmektedir. Aynı anlayış, bugün de devam etmektedir. Haksızlıklar, hukuksuzlıklar, zamlar, baskılar dini argümanlar kullanılarak " normal" gösterilmektedir.  ülke meseleleri , “inananlarla”, “inanmayanlar”  arasındaki bir olaymış gibi  gösterilerek, halkın dini inançları istismar edilmeye devam edilmektedir. İktidar için, herşey mübah görülmektedir. Aynen Muaviye’nin uyguladığı gibi. Bin dört yüz yıl sonra değişen bir şey yok gibi. Bunu nasıl aşabiliriz ? Tek yol var, akıl ve bilimle hareket etmek. Mustafa Kemal ne demişti; “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”
Halkı ilimle aydınlatmaya devam edeceğiz.

Saygılarımla.
Hamdullah DEDEOĞLU
14.11.2017.

8 Şubat 2018 Perşembe

MUAVİYE ARAP “ MİLLİYETÇİSİ” MİYDİ ?


MUAVİYE ARAP “ MİLLİYETÇİSİ” MİYDİ ?

Bin dört yüz yıl önce elbette ki “milliyetçilik” terimi  yoktu. Ancak kavimcilik vardı. Arap kavmi, Acem kavmi, Rum kavmi gibi. İslam dini Arap kavmin bulunduğu bölgeye Hz. Muhammed aracılığı ile gönderilmişti. Buradan dünyaya yayıldığı için Arapların en önde olması doğaldı. Hz. Muhammed ve dört halife döneminde dinin yayılmasında Arap kavimi öncü olmasına rağmen, diğer kavimlerden üstün görülmemişti. Ancak, Muaviye ile birlikte Emeviler döneminde kavimcilik belirleyici bir unsur oldu. İslam devletinin yönetim kademelerinde daima Arap kökenliler görevlendirildi. Diğer kavimlere “Mevali” deniliyordu. Türkçeye çevirdiğimizde “köle-yabancı” anlamına gelmektedir. Bu anlayış nereden geliyordu? Araştırmalarımıza göre Tevrat'daki İsrail oğullarının diğer kavimlerden üstün yaratıldığı düşüncesinden geliyordu. Emeviler de kendi kavimlerini diğerlerinden üstün gördüğü için Arap kavmi dışındakilere “MEVALİ” diyordu. Arap kavmi dışındaki Müslümanları kendilerine “hizmetçi” olarak görüyorlardı. Örneğin, bir Arap kadının “Mevali” ile evlenmesi bile yasaktı. Oysa, kendileri istedikleri bir kadınla evlenebiliyordu. Ayırımcılığı öyle bir noktaya taşımışlardı ki, bir Mevalinin arkasında namaz dahi kılmıyorlardı.

Hz. Ali halife olduğunda, Muaviye Şam valisiydi. Hz. Ali'ye biat etmemişti. Sıffin'de iki ordu karşı karşıya geldiğinde, Muaviye'nin ordusunun tamamı Araplardan oluşmuştu. Oysa, Hz. Ali'nin ordusunun yarısına yakını ACEM'di. Yani İranlıydı. Bu örnek bileonun kavimcilik bakış açısını ortaya koymaktadır. Emevilerin bu anlayışı bugün bile bazı Arap devletlerinde hala görülmektedir. Suudi Arabistan ve Libya'da çalışan işçilerimiz anlatmıştı. Bir Arap ile yabancı bir Müslüman arasında bir olay ya da trafik kazası olduğunda, önceliğin kendi vatandaşlarına, yani Arap olana verildiğini ve korunduğunu söylemişlerdi. 

Emevilerin kavimcilik anlayışına en sert tepki, komşuları Acem'erden gelmişti. Arap orduları tarafından fethedilmeden önce, dünyanın iki süper devletinden biri olan Persler (Sasaniler) bu şekilde aşağılanmayı kabul etmediler. Zira kendileri binlerce yıl devlet kurmuş, medeniyet yaratmış bir kültürden geliyorlardı. Irk ve kavim ayırımı bilmezlerdi. Yönettikleri imparatorluklarda sayısız kavim ve farklı inançtan olan topluluklar yaşıyordu. Yedinci yüzyılda, İslam dinini benimsemişlerdi. Ancak kendi benliklerini de korumak istiyorlardı. Bu nedenle, Ehli- Beyt ile Emeviler arasındaki mücadelede her zaman Ehli-Beyt'in yanında yer aldılar. Çünkü orada ayırım, kavimcilik, hor görülmek yoktu. Bütün inananlara aynı gözle bakılıyordu.

Acemler, Emeviler dönemindeki ayırımcılık ve baskılara karşı, kendi İslam yorumlarını da kaleme almaya başladılar. Bunun dayanak noktasını da Ehli-Beyt taraftarlığında buldular. Zira, Emevilere karşı kendilerini en iyi bu şekilde savunabilirlerdi. Bize göre de çok akıllı ve zekice bir savunma stratejisiydi. Bu görüş ve yorumlarını geliştirerek, bugünkü “ŞİA” mezhebini kurdular. Böylece benliklerini kaybetmediler, Araplaşmadılar. Hem dillerini  hem de kültürlerini korumuş oldular.

Muaviye ile başlayan Arap kavimciliği, İslam'da mezheplerin ortaya çıkmasına neden oldu. Her kavim kendi kültürüne, geleneklerine ve göreneklerine göre bir yorum ve sentez oluşturdu. İlk başlarda Türklerin büyük çoğunluğu bugünkü anlamıyla İslamın Alevi inancını, yani Ehli-Beyt taraftarlığını benimsemişti. Yönetici sınıf ise, “ehli sünnet” diye adlandırılan dört mezhepten biri olan İmamı Azam’ın (Ebu Hanife) yorumunu esas almışlardı. Daha sonra halkın çoğu da bu mezhebe yönlendirildi. Ehli Sünnet mezhebini benimseyenler de bugün Arap kültürünün örf ve adetleri hakim olurken, Alevi Türkmen kitlesinin ise, kendi dilini, geleneğini ve kültürünü korudu görülmektedir. Yani, Alevi Türkmenler de İranlıların benimsediği stratejiyi uygulayarak asimile olmaktan kurtulmuş oldular.

Hristiyanlık dinini benimseyen kavimler de aynısını yaşadı. Hristiyanlığı yayan Roma, Katolik kilisesinin merkezi olurken, Almanya, İngiltere ve Rusya farklı mezhepleri benimsediler. Bu yolla asimile olmaktan kurtuldular. Kendi kültürlerini ve geleneklerini korumuş oldular.

Arap ülkelerinin bugünkü durumuna gelince; durum içler acısıdır. Dünya coğrafyasının kan ve göz yaşının dinmediği bir bölgesi olmuştur. İşgalci ve saldırganlara karşı birlikteliklerini hala sağlayamadılar. Aralarındaki bölünme ve çatışmalara bir türlü son veremediler. Kendi aralarındaki kabilecilik anlayışı devam etmektedir. Onlara,  Muaviye'nin kavmiyetçiliğini değil, Mustafa Kemal Atatürk'ün Laik ulus devlet anlayışını örnek almalarını öneriyorum. 

Hamdullah DEDEOĞLU
18.06.2017





TÜRKÇE'NİN FARSÇA İLE İLİŞKİSİ


TÜRKÇE'NİN FARSÇA İLE İLİŞKİSİ

Daha önceki makalelerimizde Kurmanç dili ile Farsça'nın ilişkisini yazmıştık. O, incelemelerimizde, Kurmanç dilinin klasik farsça'ya yakın olduğunu tespit etmiştik. Bu yazımızda da, bugün kullandığımız Türkçe'de yer alan Farsça kökenli kelimeleri ele alacağız.

Bilindiği gibi, batı Asya'da kurulan Karahanlılar, Büyük Selçuklu devleti, Anadolu Selçuklu Türk devletlerinin resmi ve yazışma dili Farsça'ydı. Osmanlı devletinin resmi dili “ Osmanlıca” olmasına rağmen, yazışma dili, Farsçaydı. Osmanlıca her ne kadar “eski Türkçe” diye geçiyorsa da, kelimelerinin büyük çoğunluğu Farsça'dan harf ilave edilerek, ya da değiştirilerek oluşturulmuştu. Osmanlıcanın diğer kısmı da, Arapça kelimelerden meydana geliyordu. Kısaca çok karma bir dildi. Büyük devrimci önder, Mustafa Kemal Atatürk'ün cumhuriyeti ilan etmesiyle, bu karmaşık dile de bir çözüm getirilmesi gerekiyordu. Farsça ve Arapça kökenli kelimelerin yerine Türkçeden kelimeler üretildi. Sonunda bugünkü Türkçe meydana geldi. Avrupa dilleri de böyle oluştu. Hemen hemen hepsi Latinceden etkilenmiştir. Ve o dilden çok sayıda kelime almışlardır. Bugün konuşulan İtalyanca, İspanyolca, Portekizce ve Rumence dilleri eski Latinceye en yakın dilleri oluşturmaktadır. İngilizce dahil, diğer avrupa dillerinde de hatırı sayılır derecede Latince kökenli kelimeler bulunmaktadır.
Kısaca şunu söyleyebiliriz: Anadolu'nun batısında yaşayan halklar, Roma imparatorluğunun dili olan Latinceden, Doğusunda olan halklar da, Pers imparatorluğunun dili olan Farsça'dan etkilenmişlerdir. Ve bu dillerden çok sayıda kelime almışlardır. Böyle olması da çok doğaldı. Çünkü, o dönemin süper güçleri, Pers imparatorluğu ile Roma imparatorluğuydu. Yerleşik düzene geçen, sanatta, edebiyatta birikim yaratmış olan halkların kullandığı dilin, göçebe olan halkları kendi etkisi altına alması normaldi. Burada herhangi bir üstünlük ya da küçümseme yoktur. Göçebe halklar da bu her iki dile kendi dillerinden kelime kazandırmışlardır. Dolaysıyla etkileşim, karışım ve sonunda bir sentez oluşmuştu.
Tarihsel gelişimi kısaca özetledikten sonra, bugün konuştuğumuz Türkçe'de yer alan bazı Farsça kelimelerin dökümünü çıkarttık. Türkçedeki bütün kelimelerin kökeni incelendiğinde, Farsça kökenli kelimeler, binlerle ifade edilir. Biz çok az bir kısmını, günlük dilde en çok konuşulanları ele aldık. Şüphesiz bu kelimelerin bazıları da Arapça'dan, Farsça'ya geçmiştir. Özellikle Fars'lıların İslamiyeti kabul etmesinden sonra, Arapçadan, Farsça’ya çok sayıda kelime geçmiştir.. Zira, bugün İran'da kullanılan alfabe de Arap alfabesidir. Bu bilgilerden sonra, Türkçe'de yer alan bazı Farsça kökenli kelimeler şunlardır:
Farsça Türkçe Farsça Türkçe
------------------------------- ---------------------- -------------------- -----------------------
Ateş /Ateş -Arzu /Arzu - İstek
Aş (Farsça anlamı çorba) Yemek-yiyecek Aşekar /Aşikar-aleni-açık
Ah /Ah - Aheste /Aheste-yavaş
Ayne /Ayna -Ecare / İcar-kira
Ahlak /Ahlak -Edare/ İdare-su idaresi gibi.
Edeb / Edep -Edebiyat /Edebiyat
Eziyet /Eziyet -Eskele /İskele
Esir /Esir -Asel /Asıl
Alfabe /Alfabe -Elehiyat /İlahiyat
Emtihan /İmtihan- Umid /Ümit
Ensan /İnsan -Ensaf /İnsaf
Bazar /Pazar -Bağ /Bahçe
Beden /Beden-Vücut -Beraber /Beraber
Perde /Perde -Perhiz /perhiz
Perişan Perişan Tahte Tahta
Tahlil Tahlil-analiz Cam Cam

Farsça Türkçe Farsça Türkçe
--------------------------------- ---------------------------- ----------------------- -------------------------
Cerahat İrin-yara-cerahat Çeft Çift
Cild Cilt Cemle Cümle
Ceng Ceng-savaş Çorab Çorap
Çare Çare Çab Sol-çap
Çerağ Lamba Çeşm Göz
Halka Halka Herab Harap
Daim Daim-devamlı Ders Ders
Deste Deste-grup Dua Dua
Defter Defter Dost Dost
Devlet Devlet Deyar Diyar
Ziyan Zarar-Ziyan Zevk Zevk
Zat Zat Saet Saat
Salam Sağlam Sebeb Sebep
Sed Set-baraj Sır Sır-Gizli
Sevare Süvari Şaer Şair-Ozan
Şart Şart Şeref Şeref
Şefkat Şefkat Şeker Şeker
Şeher Şehir Şirin Şirin-tatlı
Saber Sabır Saf Saf-Temiz-Arı
Sarih Sarih-Açık Sebah Sabah
Sahbet Sohbet Sefat Sıfat
Zed Zıt Zerar Zarar-ziyan
Teraf Taraf Taleb Talep-İsteme
Zafer Zafer Zan Zan- Şüphe
Aşek Aşık Acayeb Acayıp
Acaba Acaba Aded Adet-sayı
Arz Sunma-arz Asker Asker
Asab Asap-sinir Ayeb Ayıp
Garib Garip-Yabancı Gam Gam-Keder
Fayde Fayda Fedakar Fedakar
Ferar Firar Hali Halı
Kanun Kanun Kabul Kabul
Kader Kader Kadret Kudret
Kast Kast-Niyet Katre Katre-Damla
Kalem Kalem Kuvet Kuvvet
Kervan Kervan Krvansara Kervansaray
Keşki Keşke Kaget Kağıt
Kebab Kebap Kaşef Keşif-Buluş
Kenare Kenar Kenaye Kinaye
Kuçek Küçük Gerdan Gerdan-Boyun Lezet Lezzet Lesan Lisan
Lakab Lakap Leyakat Liyakat
Mazi Mazi-Geçmiş Mesraf Masraf
Mekdar /Miktar -Meger /Meğer
Melek /Melek -Manzare /Manzara
Meyve /Meyva -Vahdet Birlik-Vahdet
Vatan /Vatan-Yurt -Hiç /Hiç
Yevaş /Yavaş -Razi /Razı-Memnun

Hem Farsça, hem de Türkçe'de bulunan kelimelerin bazılarını karşılaştırdık. Sonucu ve kararı okuyan arkadaşlara bırakıyoruz. Biz kendi düşüncelerimizi yukarıda belirttik. Daha fazla yorum yapmak istemiyoruz. Objektif olanlara yararlanabilecekleri bilgiler verdiğimiz kanaatindeyiz. Saygılarımla.

Yazan:Hamdullah DEDEOĞLU

11.09.2017

KURMANÇ DİLİ İLE FARSÇA'NIN İLİŞKİSİ VAR MI ?

KURMANÇ DİLİ İLE FARSÇA'NIN İLİŞKİSİ VAR MI ?  (1)

Orta ve batı Asya'da yaşayan halkların Farsça ile ilişkileri çok eskilere dayanmaktadır. Gazneliler'den başlayıp, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Ak Koyunlu ve Kara Koyunlular yazışmalarında ve eğitimde Farsça dilini kullanmıştır. Sadece  Karaman beyi Mehmet bey Türkçeyi resmi dil olarak ilan etmişir. Yazışmalarda ve medreselerde ise, Farsça kullanılmaya devam edilmiştir.

Uzun süre içiçe yaşayan halklar da Farsçayı öğrenmek zorunda kaldı. Ancak, Farsça'nın da lehçeleri bulunuyordu. Bu bölgelere göre değişiklik arzediyordu. Bugünkü Farsça, Pehlevi ve Dari lehçelerinin birleşiminden oluşmuştur. Bunu sağlayan da Firdevsi'dir.  Bu dilin gelişmesinde Firdevsi'nin büyük katkıları vardır. Firdevsi, yaklaşık bin yıl önce, Otuz yıllık çalışma sonucunda, Farsça'yı gramerle bir kalıba sokmuştur. 

Konumuza gelecek olursak, Kurmanç dili de batı Asya'da konuşulan bir lehçeydi. Yazılı kaynakları yoktu. Halk arasında iletişim dili olarak bugüne kadar kullanılmaya devam edildi. Ancak son yıllarda özellikle de orta Anadolu'da (Amasya, Çorum, Yozgat, Sivas) bu dili konuşanların sayısı gittikçe azaldı. Eğitim dilinin Türkçe olması nedeniyle, yeni nesiller tarafından unutuldu.

Kurmanç dili ile Farsça arasındaki bağı kavramamız açısından, bugün konuşulan Farsça ile Kurmanç dilinde yer alan ortak sözcük ve kelimelerin bir kısmının dökümünü çıkardık. Bu kelime ve sözcükler incelendiğinde, Kurmanç dilinin  Farsça içinde yer aldığı görülecektir.


KÜRTÇE (KURMANÇ)                                 TÜRKÇE                            FARSÇA
------------------------------------ ---------------------------------- ------------------------------

1- Hesp                                                                   At                                     Asb
2- İsol                                                                     Bu yıl                               İmsol
3- İşav                                                                    Bu gece                            İmşeb
4- Av                                                                      O                                       u-av
5- Ord                                                                     Un                                    Ard
6- Pa                                                                       ile                                     Ba
7- Bor                                                                    Yük                                   Bar
8- Boron /                                                              Yağmur                             Baran
9- Bori /                                                                 Yağdı                                 Bari
10-Bırya/                                                                Götürmüş /                       Beri
11-Pez-                                                                   Davar -                             Bez
12-Barf-                                                                  kar-                                  Berf
13-Bılınd-                                                              Yüksek                             Belend
14-Biriya                                                                kesmiş                              Beri (Biriden-kesmek)
15-Bı,                                                                     Ayva,                                Bı
16-Pağa                                                                  Kendisi                            Bahod
17-Pen sad                                                             Beş yüz                            Pensad
18-Pa sol                                                               Geçen yıl                          Par sal
19-Emme                                                               Hala                                 Amme
20-Penbe                                                               Pamuk                              Penbe
21-Emmi                                                               Amca                                Ammu
22-Panir                                                                Peynir                                Panir
23-Pir                                                                   Yaşlı-ihtiyar                       pir       



KÜRTÇE (KURMANÇ)                     -TÜRKÇE                                        -FARSÇA
---------------------------------------- ------------------------------------------------------------------

24-Peyşi                                                  ön                                                           Peşe
25-Tırs                                                    korku                                                      ters
26-Tırş                                                   turşu-ekşi                                                terş
27-Tırk                                                  Türk                                                         terk
28-Tang                                                 dar                                                            teng
29-Tu                                                     sen                                                           tu-to
30-Pij                                                     sivri-keskin                                             piz
31-Tir                                                     koyu-(çorbanın koyusu gibi)                  tir
32-Ca-ce                                                arpa                                                         co
33-Çand                                                 kaç (tane)                                                çend
34-Çı                                                      ne                                                            çe
35-Çı tö                                                  nasıl                                                        çetör
36-Çe kadar                                            ne kadar                                                  çe kader
37-Çale zıvıston                                     kara kış                                                   çale zemastan
38-Çorşanbe                                           çarşamba                                                çehar şanbe
39-Çahl- çel                                            kırk                                                         çahl
40-Hayat                                                 avlu- evin önü                                         hayat
41-Hefo ta                                              yazıklar olsun sana                                  hife tu
42-Kar                                                    eşek                                                         har
43-Hışk                                                   kuru                                                        heşk
44-Hırç                                                   ayı                                                           hırs
45-Kergü                                                tavşan                                                      hergüş
46-Ğastın                                                istemek                                                   hasten(gırtlaktan )
47-Dırej                                                  uzun                                                        derez
48-Der                                                    kapı                                                         der
49-Dıri                                                   yırtıldı-yırtık                                           deri (deriden-yırtmak)
50-Dız                                                    hırsız                                                       dızd
51-Dast- dest                                          el                                                            dest
52-Deron                                                yalan                                                       deruğ
53-dıl                                                      gonül                                                      dil
54-Dür                                                   uzak                                                         dür
55-Du                                                     iki                                                            do
56-Dü                                                     duman                                                     düd
57-Di                                                      gördü                                                      di  (Diden-görmek)
58-Duşanbe                                            pazartesi                                                 doşanbe
59-Rost                                                  doğru                                                       rast
60-Röji                                                   oruç                                                         rözi
61-Rü                                                     yüz                                                           ru
62-Zer                                                    altın                                                          zer
63-Rüvi                                                  tilki                                                           rübeh
64-Zerdali                                             kayısı                                                         zerdalu
65-zo                                                    doğurdu                                                      zaya
66-Zimon                                             dil-lisan                                                      zeban
67-Zü                                                   çabuk                                                          züd
68-sol                                                   yıl-sene                                                       sal


KÜRTÇE(KURMANÇ)                    TÜRKÇE-                                            FARSÇA
------------------------------------------- ---------------------------- ------------------------------------------

69-SOR                                                      SOĞUK                                           SERD
70-SER-SAR                                              BAŞ                                                 SER
71-PAĞER                                                 HAYIRLI                                          BAHİR
72-SESAMBI                                            SALI                                                 SE ŞANBE
73-SEV                                                      ELMA                                               SİB
74-SİR                                                       SARMISAK                                      SİR
75-ŞAV                                                     GECE                                                 ŞAB
76-ŞÜŞTIN                                               YIKAMAK                                        ŞÜSTEN
77-ŞAŞ                                                      ALTI                                                   ŞEŞ
78-İŞKAT-BIŞKEN                                  KIRILDI-KIR                                     ŞEKESTEN-BEŞKEN
79-ŞÖR                                                     KURAK TOPRAK                             ŞÖR
80-ŞAVTUN                                             YANMAK                                          ŞUHTEN
81-ŞAMI                                                   CUMARTESİ                                     ŞAMBE
82-SUBA TA PE ĞERBI                          HAYIRLI SABAHLAR                     SUBEH BE HAYİR
83-SUBE                                                   SABAH                                              SUBEH
84-GO                                                       ÖKÜZ                                                GOV (SIĞIR-İNEK)
85-KÖMÜŞ                                              MANDA-CAMIŞ                              GÖMÜŞ
86-GARM                                                SICAK                                                GERM
87-GÖŞT                                                  ET                                                       GÜŞT
88-GE                                                       OT                                                      GEYAH
89-GENIM                                               BUĞDAY                                           GENDUM
90-LABATAGARİ                                  YALVARMAK                                   LABE KERDEN
91-LOL                                                    DİLSİZ                                               LAL
92-MA                                                      BİZ                                                     MA
93-MIR                                                    ÖLDÜ                                                MER
94-MER                                                   ERKEK-ADAM                                 MERD
95-MÜ                                                     KIL                                                      MÜ
96-MIŞK                                                  FARE                                                  MUŞ
97-NARM                                               YUMUŞAK                                         NARM
98-NAM MIRİ                                       ÖLMEDİ                                              NAMİRE
99-NON                                                  EKMEK                                              NAN
100-NÜ                                                   YENİ                                                    NÜ
101-NİV                                                  YARIM                                                NİM
102-HAZOR                                            BİN                                                     HAZAR
103-YEK                                                  BİR                                                    YEK
104-ARE                                                  EVET                                                ARE
105-HINDIK                                           AZ                                                     ANDEK
106-PA ÇI                                                NE İLE                                               BA ÇE
107-PA KE                                               KİM İLE                                            BA KE
108-BASA                                               YETER                                              BESE
109-PIR                                                   ÇOK -DOLU                                     PER
110-PIRSKA                                           SOR                                                   PERSİ-PORSİDEN
111-PEŞT                                                ARKA                                                PEŞT
112-PEYŞİ                                              ÖN                                                     PEYŞE




KÜRTÇE (KURMANÇ)                            TÜRKÇE                                       FARSÇA
----------------------------------- --------------------------------- ------------------------------------------
113-ÇAP                                                              SOL                                             ÇAP
114-ÇIKADAR                                                   NE KADAR                                ÇE KADAR
115-ĞORD                                                          YEMEK-YEDİ                            HORDEN
116-ĞOŞA                                                           GÜZEL- İYİ                                HOŞA
117-DOH                                                             VERMEK-VERDİ                       DAH
118-DI                                                                  KÖY                                             DEH
119-ZAR                                                              SARI                                            ZERD
120-JIN                                                                 KADIN                                       ZEN
121-ŞİR                                                                SÜT                                              ŞİR
122-ŞİRİN                                                            TATLI                                          ŞİRİN
123-ĞAV                                                              UYKU                                          GANU
124-KUTA                                                           KISA                                             KUTEH
125-GIRİ                                                             AĞLADI                                       GIRİ
126-LARZİ                                                          TİTREDİ                                      LARZ
127-NEZIK                                                         YAKIN                                          NEZDEK

Görüldüğü gibi kimi kelimeler bire bir aynı olup, bazı sözcük ve kelimeler de teleffuz nedeniyle değişikliğe uğramış. Bazılarında ise, harflerin okunmasında yer değiştirmeler ve atılmalar olmuş. Son yaptığımız araştırmalarda bugünkü Farsça içinde yer alan kurmançca kelime ve sözcüklerin pehlevice lehçesinden geldiğini tespit etmiş bulunmaktayız. Pehlevice'nin de Sasani İmparatorluğunun resmi dili olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız. Yine aynı şekilde,  Zerdüşt-Mecusi dininin kutsal kitabı olan Avesta'nın da Pehlevice ile yazıldığı belirtilmektedir. Konu ile ilgili yazdığımız makaleler sitemizde yer almaktadır.

Kurmanç dilinde yer alan bu kelimelerin büyük çoğunluğu Osmanlıca'da da bulunmaktadır. İnceleme yapanlar görecektir ki, Osmanlıca'daki kelime ve sözcüklerin yarısı Farsça kökenlidir. Bugün konuştuğumuz Türkçe'nin de en az üçte biri Farsça kökenlidir.  Bugün ki Türkçeden Farsça kökenli kelime ve sözcükleri çıkardığımızda, bir roman veya bir hikaye dahi yazamayız. Bu bölgede yaşayan halklar o kadar iç içe yaşamış ki, yazılı tarihi ve edebi dili çok eskilere dayanan Farsça'dan etkilenmemesi mümkün değildir.

Saygılarımla.
Hamdullah Dedeoğlu
07.12.2016
Kaynak:
--Prof. Dr. Mehmet Kanar, Farsça-Türkçe sözlük, Say yayınları

*** Yukarıdaki Kurmanç kelimeler, Amasya, Çorum,Yozgat ve Sivas yöresindeki lehçeden alınmıştır.


Popular