MOĞOL İŞGALİNE DİRENEN BABAİ BEYLİĞİ: KARAMANOĞULLARI
Üniversitelerdeki tarihçi akademisyenlerin büyük çoğunluğu, Anadolu'nun Moğollar tarafından işgaline gerekçe olarak, 1239-1240 yıllarında meydana gelen Baba İlyas isyanını göstermektedirler. Aynı nakarat tüm yüksek lisans ve doktora tezlerinde tekrarlanmaktadır. Babailer adeta günah keçisi olarak gösterilmektedir.
Bu akademisyenlerin tezlerine dayanak olarak gösterdikleri ise, Selçuklu Devletinin resmi tarihçisi İbn Bibi’nin yazdıklarıdır. İbn Bibi tabi ki Babaileri suçlayacaktır. Selçuklu sarayından maaş alan birisinden aleyhte tarih yazması beklenebilir mi? Kendisi de Fars kökenli olan İbn Bibi, Selçuklu sarayında Türkçe konuşulmasını isteyen ve devletin bağımsızlığını savunan Babailere olumlu bakması mümkün olabilir miydi?
Babailer, Maveraünnehir, Horasan ve İran coğrafyasının Moğolların işgaline uğraması nedeniyle, Selçukluların denetiminde olan Anadolu topraklarına sığınmışlardı. Bunlar arasında Karamanoğulları ve Osmanoğulları aşiretleri de bulunuyordu. Selçuklu Sultanı Aleaddin Keykubad bu aşiret ve cemaatleri Bizans, Memluk ve Ermeni Krallıklarının sınır boylarına yerleştirmişti. Osmanoğulları Bizans sınırına iskan edilirken, Karamanoğulları da Ermeni Beyliklerinin denetiminde olan güneydeki Ermenek kazasına ve Kamışlı bölgesine yerleştirilmişlerdi. (M. 1224-1228)
Karamanoğlu aşiretinin başında Nuri Sofi isminde bir bey bulunuyordu. Kendisi bir Babai Şeyhi olup, Amasya’da ikamet eden Baba İlyas’a bağlıydı. Baba İlyas ile tanışıklığı Horasan’dan geliyordu. Baba İlyas taraftarlarının, Sultan Aleaddin Keykubat’a destekleri sonsuzdu. O’nun 1237 yılında saray içindeki bir kısım yöneticiler tarafından zehirlenerek katledilmesinden sonra, vasiyetine uygun olarak Eyyübi hükümdarı 1. Melik Adil’in kızından olan küçük oğlu İzeddin Kılıçaslan’ı sultan yapmak istediler. Bunun nedeni, Sultan Aleaddin Keykubad’ın, Moğol saldırısına karşı Eyyübi devletinin desteğini almak istemesiydi. Ancak, bunu başaramadılar, Sultan Aleaddin Keykubad’ın vasiyetini yerine getiremediler. Saraydaki Fars kökenli yöneticilerin desteği ile 2. Gıyaseddin Keyhüsrev Selçuklu Sultanı yapıldı.
2. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Sultan olmasından sonra, Babailere yönelik baskılar arttı. Bunun üzerine, Babai taraftarı olan aşiretler 1239 yılında İzeddin Kılıçaslan’nı Sultan yapmak için isyan bayrağını açtılar. Bu isyana katılanlar arasında Maraş bölgesindeki Ağaçeriler ile Karamanoğlu aşiretleri de bulunuyordu. İsyan başarısızlıkla sonuçlandı. Babailerden binlerce kişi Kırşehir’in Malya ovasında Hristiyan Frenk ve Selçuklu ordusu askerleri tarafından katledildiler.
Babai isyanından dört yıl sonra Selçuklu ordusu, kendisinin yarısı kadar olan Moğol ordusuna yenildi. Anadolu Moğolların işgaline uğradı. (M. 1243)
Bu tarihten sonra Anadolu’da yaşayan halk için ızdırablı, yokluk ve kıtlık yılları başladı.
Anadolu Selçuklu devleti ve Moğollar döneminin tarihçilerinden Kerimüddin Mahmud Aksaray-i “MÜSAMERETÜ’L AHBAR” adlı eserinde Anadolu’daki Moğol zulmünü şöyle özetlemektedir:
“Moğollar, Anadolu' da ne biterse çekirge gibi yiyip bitiriyorlardı. Moğol fakirleri doyar, zengin olurken, Anadolu halkı açlıktan kıvranıyordu. Birkaç aç kurt doyup giderken yerine on beş sırtlan, seksen domuz, yüzlerce çakal geliyordu. Yurt başsız gövdeye, müflis kesesine dönmüştü. Her yerde haramiler, hırsızlar, yol kesenler çoğalmıştı. Yüzleri bize benzemez, sözleri anlaşılmaz bir sürü canavar, Anadolu'yu yalayıp yutuyordu."
“...Malatya civarında o kadar kıtlık oldu ki halk, kedi, köpek, kösele ve deri yiyerek aç karınlarını doyuruyorlardı.”
“...Moğol kumandanlarından Yasaver Noyan, Kadınların ziynetlerine, Kur' an kapaklarındaki kıymetli nakışlara varıncaya kadar yağma etti.”
Akasarayi’nin bu sözleri moğol işgalinin halk açısından dayanılmaz bir durumda olduğunu özetlemektedir. İşte halkın bu ızdırabına çözüm üretmeyen yönetime karşı güneyde çok cesur bir ses yükselmekteydi. Bu ses ileride Moğollara kök söktürecek Karamanoğlu Beyliğini kuracak olan Nure Sufi idi.
Cesur ve yiğit bir bey olan Nure Sufi hakkında kısa bilgi vermek yerinde olacaktır. Esas adı Saddettin oğlu Nureddin’dir. Baba İlyas’ın halifesi olması nedeniyle “Nure Sufi” ismini almıştı.
Askeri okullarda tarih öğretmenliği yapmış olan Dr. Albay Tahsin Ünal, “KARAMANOĞULLARI TARİHİ” adlı eserinde Nure Sufi hakkında şu bilgileri vermektedir:
“Nure Sufi, takriben 1224' te, yani Karamanlılar Ermenek' deki Kamışlı civarına yerleşmeden, daha Şarki Anadolu' da bulundukları sırada Baba İlyas'a biat edip mürit olmuş, onun tarikatine girmiştir.”
“...Sonra Karamanlıların başında olduğu halde Ermenek'te Kamışlı veya Varsak kazasına 1228'de yerleşmişlerdir. Üç sene sonra yani 1231' de Nure Sufi'nin yeniden Baba İlyas'ı ziyarete gittiği ve oradan dönmeyip, belki bir kısım Karamanlılar'la beraber 1231-1238' e kadar orada kaldığı ve Baba İlyas isyanına iştirak ettiği anlaşılıyor.”
“...Nure Sufi ile oğullarının fikirleri de muasırları (çağdaşları) olan Muhlis Baba (Baba İlyas’ın oğlu), Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Aşık Paşa, Ahi Evran, Taptuk Emre gibi Türklükten ve Türkçeden başka birşey bilmek istemiyen bir esasta toplanıyordu. Yukarda da temas ettiğimiz gibi zamanındaki fikirler halitasını şahsında toplayan hem şeyh, hem şah olabilmek için taraftar toplamak emelinde olan, dolayısıyle elastiki ve müsamahakar fikirlerin sahibi olan Nure'nin etrafında da Bektaşiler, Aleviler, Bahniler, Nakşi ve Kalenderiler, Ahiler vardı. “
“...Bugün Karaman' ın içinde ve civarında bütün bu ideoloji mensuplarının türbeleri ve mezarları mevcuttur. Bunların kerametierine inanan halk kendilerine hürmet ve itibar etmektedir.”
“...Karadağ' daki Hodul Baba, Karaman' daki Mesci Baba, Çakırdağındaki Derviş Ahmet Baba, Bulgar Dağındaki Bulgar Baba, Bulgar Bozoğlan Baba, Yellibel' deki Ziyam Baba, İbrala' daki İsmail Hacı Baba, Morcalı' daki Kız Baba bunlardan bazılarıdır.”
“...Karamanoğulları, Selçuklu Sultanlarnın Arap ve Acem tesirinden başka bir de Rum, yani Bizans tesirine kapılmalarını, Bizans ile sihri (evlilik yolu ile akrabalık) münasebette bulunmalarını, devlet işlerini dönme Rumlara vermelerini, ister çekemediklerinden olsun, ister menfaatlerine dokunduklarından olsun, isterse milliyetçi ve harsçı düşündüklerinden olsun, istemiyorlardı. Bundan ötürü de Selçuklu Sultanlarına düşman kesilmişlerdi.”
“...İbni Bibi'nin gerek Babailerin ve gerekse Nure Sufi'nin torunu Mehmet Bey'in isyanlarını anlatırken, her ikisine "Havariç" demesi calibi dikkat olup her iki kıyamın da aynı şekilde ve aynı sebeplerle cerayan ettiğini gösterir ve Nure Sufi'nin de Baba İlyas'ın müridi, aynı ideolojinin sahibi olduğu fikrini teyid eder. 1239'dan 1257-1258'e kadar kabilesini hem ideoloji bakımından yetiştiren, hem de yeni fetihlere hazırlıyan Nure Sufi harekete geçerek önce Ereğli'yi, sonra Silifke'yi zaptetmiştir.”
“...Öyle zannediyorum· ki, Nure Sufi de, Baba İlyas, Kadı Burhaneddin, Şeyh Safiyeddin Erdebili, Şeyh Cüneyt ayarında bir şahsiyet idi . Onun hayatta iken kazanmış olduğu dini, içtimai, iktisadi, siyasi ve askeri kuvvet ve nüfuzdan önce kendisi, sonra oğlu Karaman pek çok istifade etmiştir.”
“...Karaman Devleti'nin esaslarını ve temellerini Nure Sufi atmış, bunun üstüne çatıyı, oğlu Karaman çatmış, tarunu I. Mehmet Bey ikmal etmiştir. Zira Nure Sufi, bir taraftan manevi ilimlerle uğraşırken, bir taraftan da Baba İlyas'tan içtimai, iktisadi ve siyasi meseleler hakkında fikirler edinmiştir.”
Nuri Sufi’nin temellerini attığı bu beylik, oğlu ve torunları tarafından aynı amaç doğrultusunda hareket ederek Anadolu’nun Moğol işgalinden kurtarılması için canları pahasına mücadele edecekler ve şehit olmaktan çekinmeyeceklerdir. Nitekim, Nuri Sufi’nin torunlarından Mehmet Bey ve kardeşleri İşgalci Moğollar ve onların yerli işbirlikçileri ile yaptıkları mücadelede şehit düşeceklerdir.
Mehmet Bey 1276 yılında Konya’yı fethederek, Selçuklu tahtına oturttuğu Siyavuş’un vezirliğini üstlendiğinde bir fermanla;
"Bugünden itibaren divanda, dergahta, bargahta (sarayda), çarşıda, pazarda, yolda ve sokakta Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır." diyerek Arapça ve Farsça dillerini yasaklamış, Türkçeyi resmi dil ilan etmişti.
Ama ne yazık ki bu ancak bir yıl sürdü. Mehmet bey, 1277 yılında işbirlikçiler tarafından Anadolu’ya çağrılan Moğol ordusu tarafından katledilmiştir.
Karamanoğlu Beylerinin Moğol işgalcilerine ve onların işbirlikçilerine karşı mücadelesi 1308 yılına kadar aralıksız devam etti. Bu tarihten sonra Moğolların Anadolud'aki etkinlikleri zayıfladı. Karamanoğlu ve Osmanoğulları'nın etkinliği arttı. Karamanoğlu Beyliği kardeşler arasındaki iç mücadeleler yüzünden giderek zayıfladı. 1256 yılında kurulan beyliğe ait topraklar 1487 yılında Osmanlı Devletine dahil oldu.
Karamanoğlu Devletini oluşturan kabilelerden bir kısmı 1501 yılından sonra Şah İsmail’in liderliğinde kurulan Safevi devletine katıldı. Bir kısmı da ata yurtlarında kalmaya devam ettiler.
Anadolu'yu tahakküm altına alan Moğollara ve onlarla işbirliği yapan Selçuklu yönetimine karşı Türkmenler ve özellikle Karamanoğulları şiddetli bir direniş ve muhalefet yürüttüler.
Moğolların, Anadolu'da otoritelerini tam anlamıyla kuramamasını ve batıya yönelememesini engelleyen en büyük güç Türkmen aşiretleri ve Karamanoğulları’nın direnişi oldu. Bu durum, Moğol hükümdarı Gazan Han tarafından da şu şekilde ifade edilmişti:
"Şu Türkmenler ve Karamanlılar olmasa, Moğol atlıları güneşin battığı yere kadar giderlerdi.”
Moğol işgaline ve onların işbirlikçilerine karşı kahramanca mücadele ederek Anadolu’yu bizlere vatan yapan tüm Türkmen aşiretlerini, Karamanoğullarını, Ahileri, Babaları, Şeyhleri saygı ve rahmetle anıyor, ruhları şad, mekanları cennet olsun.
Hamdullah Dedeoğlu
09.08.2026.


