20 Eylül 2026 Pazar

AMASYA CEM VAKFI AHİLİK HAFTASI ETKİNLİĞİ DÜZENLEDİ



İsmet Kılıç Dede Ahilik Duasını okudu.

Cem Vakfı Amasya Şubesi Başkanı Haydar Dede açılış konuşmasını yaptı.

Hamdullah Yanık Dede Ahi Evran ve Ahilik konulu sunumu yaptı.



Amasya Belediyesi Konservatuvar sanatçıları Deyişler okudu.

Zakir Hasan Yavuz Deyiş ve Duvazlar okudu.

AMASYA CEM VAKFI AHİLİK HAFTASI ETKİNLİĞİ DÜZENLEDİ

Cem vakfı Amasya Şubesi, Amasya Belediyesi ile birlikte Ahilik haftasını kutlama etkinliği düzenledi.

Amasya merkez şehzadeler Gezi Yolunda düzenlenen etkinliğe, Amasya Belediye Başkanı Turgay Sevindi, Belediye Başkan yardımcısı Bekdemir İşbilir, Tugay komutan Tuğgeneral Kemal Çakıroğlu, Amasya İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ramazan Yiğit, Yeni Parti Amasya İl başkanı İlker Küp, Milliyetçi Hareket Partisi Amasya İl Başkanı Oğuzhan Sakızcı ve yüzlerce vatandaş katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal marşının okunmasından sonra, İsmet Kılıç Dede Ahilik duasını okudu. Etkinliğin açış konuşmasını ise, Cem Vakfı Amasya Şubesi Başkanı Haydar Kılıç Dede yaptı. Haydar Kılıç Dede yaptığı konuşmada, Ahiliğin manevi değerlerin taşıyıcısı bir kurum olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Ahilik sadece bir esnaf teşkilatı değildi. Aynı zamanda Anadolu'daki manevi değerlerin de taşıyıcısı bir kurumdu. Ahilik, İyi ahlak, adalet, fazilet ve marifet ilkeleri üzerine bina edilmişti. Kardeşler teşkilatı anlamına gelen Ahilik, Anadolu’da manevi değerlerin oluşmasına büyük katkıda bulunmuştur.”

“Bir toplumu ayakta tutan manevi değerlerdir. Bu değerler kaybolduğu zaman toplumlar da yozlaşma ve çürüme başlar. O nedenle manevi değerlerimize sahip çıkmak çok çok önemlidir.

“Kaybolmaya yüz tutan Ahiliğin ilkelerini yeniden gündeme getirip, ahlaklı, dürüst, cömert bir toplumu hep birlikte yeniden inşa etmemiz gerekiyor.“

Açılış konuşmasından sonra, Amasya Belediyesi Konservatuar grubu ile Zakirler Hasan Yavuz ve Aziz Şimşek Deyiş ve düvazlar okudu.

Etkinlikte Hamdullah Yanık Dede de Ahi Evran’ın hayatı, Moğol işgaline direnişi ve Ahiliğin Alevilikle ilişkisi üzerine bir sunum yaptı.

Etkinlik, katılımcılara helva dağıtımı ile sona erdi.

Hamdullah Dedeoğlu

19.09.2026.

 

 

 

 

AHİLİK SUNUMU DÖRDÜNCÜ BÖLÜM-AHİLERİN MOĞOL İŞGALİNE DİRENİŞİ



AHİLİK SUNUMU DÖRDÜNCÜ BÖLÜM-AHİLERİN MOĞOL İŞGALİNE DİRENİŞİ

Değerli Canlar,

Bir önceki bölümde Moğolların Anadolu’da yaptıkları zulmü ve yağmayı anlatmıştık. Bu durumu, Moğollar döneminin tarihçilerinden Kerimüddin Mahmud Aksaray-i “MÜSAMERETÜ’L AHBAR” adlı eserinde şöyle özetlemektedir.

“Malatya civarında o kadar kıtlık oldu ki halk, kedi, köpek, kösele ve deri yiyerek aç karınlarını  doyuruyorlardı.” 

“Moğol kumandanlarından Yasaver Noyan, Kadınların ziynetlerine, Kuran kapaklarındaki kıymetli nakışlara varıncaya kadar yağma etti.”

işte bu zulme ve sefalete dayanamayan Ahiler ve Türkmen aşiretleri 1261 yılında Moğolların denetiminde olan Selçuklu Sultanına ve Moğollara karşı Denizli, Karaman, Çankırı, Ankara, Kırşehir ve Aksaray gibi şehirlerde isyanlar başlattılar. Bu isyanların en şiddetlisi Ahi Evran’ın ve çevresindekilerin de aktif rol aldığı Kırşehir’de oldu.

Selçuklu tahtında oturan IV. Kılıç Arslan ve Moğol ilhanı, Kırşehir’deki bu isyanı bastırması için Kırşehir Emiri Cacaoğlu Nureddîn’i görevlendirdi. İsyan, Cacaoğlu Nureddîn yönetimindeki Moğol kuvvetleri tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Çok sayıda Türkmen ve Ahi kılıçtan geçirildi.

Ahi Evran bu çatışmalarda 1261 yılında şehit edildi. Ahilerin mallarına, tekke ve zaviyelerine el konuldu. Bunun üzerine, Ahiler ve Türkmenlerin bir kısmı Anadolu’nun uzak uç bölgelerine göç ettiler.  Bunlardan bir bölümü de Ertuğrul Gazi’nin denetiminde olan bölgelere gittiler.

İşte bu ahiler, Osmanlı devletinin kuruluş sürecinde büyük rol üstlendiler. Özellikle bir ahi lideri olan Şeyh Ede Bali bu süreçte Osman beye büyük destek oldu. Onu kızıyla evlendirdi. Osman Beyin yanında Şeyh Ede Bali dışında Şeyh Mahmut Gazi, Ahi Şemsettin, Ahi Hasan gibi başka Ahi liderleri de vardı.

Ahi Evran’ın şehit olmasından sonra Moğol işgalcilerine karşı isyan bayrağını Karamanoğlu beyleri devraldı.

Kuleli askeri lisesinde ve Harp akademilerinde tarih öğretmenliği yapmış olan Öğretmen Albay Dr. Tahsin Ünal,

“KARAMANOĞULLARI TARİHİ” adlı eserinde Karaman Beyliği hakkında şu bilgileri vermektedir:

“..Nure Sufi ile oğullarının fikirleri çağdaşları olan Baba İlyas’ın oğlu Muhlis Baba, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Aşık paşa, Ahi Evran, Taptuk Emre gibi Türklükten ve Türkçeden başka birşey bilmek istemeyen bir esasta toplanıyordu. 

Nuri Sufe’den sonra, beyliğin başına oğulları, daha sonra da torunu Mehmet bey geçti. Karamanoğlu Mehmet Bey 1276 yılında Konya’yı fethederek, Selçuklu tahtına  Selçuklu şehzadesi Siyavuş’u getirip, vezirliğini de kendisi üstlendi. Mehmet Bey vezir olduğunda, bir ferman yayınlayarak,

 "Bugünden itibaren divanda, dergahta, sarayda, çarşıda, pazarda, yolda ve sokakta Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.” diyerek Arapça ve Farsça dillerini yasaklamış, Türkçeyi resmi dil ilan etmişti.

Ama ne yazık ki Türkmenlerin Selçuklu yönetimindeki hakimiyetleri ancak bir yıl sürdü. Karamanoğlu Mehmet bey, 1277 yılında işbirlikçiler tarafından Anadolu’ya çağrılan Moğol ordusu ile girdiği çatışmalarda şehit oldu. Selçuklu yönetimi tekrar Moğolların denetimindeki işbirlikçilerin eline geçti.

Ancak, Karamanoğullarının, Türkmen aşiretlerinin ve ahilerin Moğollarla mücadelesi devam etti. Moğollar bu nedenle Anadolu’da  hakimiyet kuramadılar.

Bu durum, Moğol hükümdarı Gazan Han tarafından şu şekilde ifade edilmişti:

"Şu Türkmenler ve Karamanlılar olmasa, Moğol atlıları güneşin battığı yere kadar giderlerdi.”

Moğol işgaline ve onların işbirlikçilerine karşı  kahramanca mücadele ederek, Anadolu’yu bizlere vatan yapan tüm Türkmen aşiretlerini, Karamanoğullarını, Ahileri, Babaları, Şeyhleri saygı ve rahmetle anıyor, ruhları şad, mekanları cennet olsun. 

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum. Sürçü lisan ettiysek afola. Hatamız olduysa bağışlana. Cümlenizi aşkı niyazla selamlıyorum.

Hamdullah Dedeoğlu

19.09.2026.

 

AHİLİK SUNUMU ÜÇÜNCÜ BÖLÜM-AHİLİKTE ESNAFLIĞIN İLKELERİ


AHİLİK SUNUMU ÜÇÜNCÜ BÖLÜM-AHİLİKTE ESNAFLIĞIN İLKELERİ

Değerli Canlar,

Ahiliğin Ticaret Ahlâkındaki kuralları ise, şunlardı:

-Hileli ve çürük mal satmayacaksın.

-Müşteriden fazla para almayacaksın.

-Bir başkasının malını taklit etmeyeceksin.

-Noksan tartmayacaksın, bozuk terazi kullanmayacaksın.

-Sahte ve kalitesiz mal üretmeyeceksin.

 

Ahilikte Açık tutulması gerekenler de şöyleydi:

-Düşkünlere yardım etmek için elini açık tut.

-Misafirler için kapını açık tut.

-Yoksullara ikramda bulunmak için sofranı açık tut.

Ahilikte Kapalı tutulması gerekenler de şunlardı: 

-Hırsızlık, zorbalık ve kötülük yapmaktan elini bağlı tut.

-Dedikodu, yalan ve iftiradan uzak durmak için dilini bağlı tut.

-Kimsenin namusuna, haysiyet ve şerefine göz dikmemek için belini bağlı tut.

Değerli canlar,

Bu kuralların da Alevi İslam anlayışındaki Eline, diline, beline sahip ol ilkesi ile örtüştüğü görülmektedir.

Ahilikte kız çocuklarına da şu öğütler veriliyordu:

-İşine dikkatli ol: Ailenin ve evinin işini ihmal etme.

-Aşına dikkatli ol: İyi yemek pişir, iktisatlı ol.

-Eşine dikkatli ol: Her türlü şartlar altında eşine sahip ol.

Ahilik teşkilatı Ahi Evran’ın halifelerinden olan Şeyh Edebali aracılığı ile Osmanlı devletine de geçmişti.

İşte ahilik teşkilatının yüksek ahlaki değerleriyle yetişen Osmanlı esnaf, sanatkar ve tüccarı batılı devletler nazarında çok önemli bir yer edinmişti.

Alman başbakanı Bismark, “Türkler Asya’nın centilmenleridir.” sözüyle Ahilik kültürü ile yetişen Türk insanını tanımlıyordu.

Ahi Evran, 1239’da başlayıp, 1240 yılında bastırılan Baba İshak isyanını desteklediği gerekçesi ile Gıyasettin Keyhüsrev’in emriyle hapse atıldı.

Ayaklanmanın bastırılmasından üç yıl sonra Moğollar, Anadolu’yu ele geçirmek üzere Baycu Noyan komutasında bir ordu gönderdi. Sivas yakınlarındaki Kösedağında yapılan savaşta Selçuklu ordusu kendisinin yarısı kadar olan Moğol ordusuna yenildi. Bunun sonucunda, Selçuklu şehir ve köyleri Moğollar tarafından işgal edildi. Bu işgallere en fazla direnç gösteren Ahi teşkilatları oldu.

Bacıyan-ı Rum’a bağlı kadınların Moğol kuşatmasına direnişi, Ahi Evran Menakıpnamesinde şöyle anlatılmaktadır:

“Hanımlar oturup danışdılar.

Sinelerine kamalar bağladılar.

Varıp Kayseri’yi tutdular mekan.

Vermediler ol kafire el aman.”

Ahiler, Kayseri’yi Moğollara karşı on beş gün boyunca can siparane savundular. Ancak, kale kapılarının içerideki işbirlikçiler tarafından açılması nedeniyle, Kayseri Moğolların eline geçti. Ahilerin ve direnişçilerin çoğu kılıçtan geçirildi.

Ahi Evran’a gelecek olursak, beş yıl hapis yattıktan sonra 2. Gıyaseddin Keyhüsrev’in vefat etmesi ile ancak cezaevinden çıkabildi.  

Anadolu’nun Moğollar tarafından işgalinden sonra halk üzerindeki baskı, zulüm ve yağma dayanılmaz hale gelmişti. Halkın elinde ne var ne yok  HEPSİNE İşgalci Moğollar tarafından el konuluyordu.  

 Değerli canlar,

Üçüncü bölümü burada tamamlıyoruz.

DÖRDÜNCÜ VE SON BÖLÜMLE DEVAM EDECEĞİZ

Hamdullah Dedeoğlu

19.09.2026.

 

 

 

19 Eylül 2026 Cumartesi

AHİLİK SUNUMU İKİNCİ BÖLÜM-AHİLİĞİN İLKELERİ VE BACIYAN-I RUM


AHİLİK SUNUMU İKİNCİ BÖLÜM-AHİLİĞİN İLKELERİ VE BACIYAN-I RUM

Değerli canlar, değerli dostlar,

Ahi adaylarının tekke ve zaviyelerde eğitim gördüğünü biraz önce belirtmiştik. İşte, Ahi adaylarının eğitim gördüğü bu tekke ve zaviyelerde aynı zamanda yolcuların da dâhil olduğu her türlü misafir burada ücretsiz bir şekilde ağırlanıyordu. Yolcular burada güven içinde konaklayabiliyorlardı.

Örneğin 14. yüzyılın ünlü seyyahlarından İbn Batuta seyahatnamesinde Ahi tekkeleri hakkında şunları yazmaktadır:

Bursa şehrinde, yiğitlerin büyüklerinden Ahı Şemseddın'in zaviyesinde konakladık. Orada misafirken ure günü gelip çattı. [Zaviye sahibi] akşamleyin büyük bir SOFRA düzenledi, ordunun kurmaylarını ve halkı  davet etti. Beraberce iftar edildi. Güzel sesli hafızlar Kur'an okudular. sonra sema’ya kalktılar. 

I. Alaâddîn Keykubad’ın, Ahi Evran’ı ve Ahileri himayesi altına almasıyla, teşkilat Selçuklu devletinin hakimiyeti altındaki tüm topraklara yayıldı.

Ahi Evran, ahilik teşkilatının bir benzerini de kadınlar için kurdu. Dünyada ilk kadın örgütlenmesi olan “Bacıyan-ı Rum”  teşkilatının başına da eşi Fatma Bacıyı getirdi. O dönemde Anadolu’ya Rum diyarı deniliyordu. Zira o dönemde Anadolu’da ağırlıklı olarak Rumlar yaşıyordu.

Bâcıyân-ı Rûm, Anadolu kadınının sadece aile içinde değil, toplumun her alanında aktif rol üstlendiğini gösteren tarihsel bir örnektir. Sosyal yardım, eğitim, dini rehberlik, üretim ve hatta güvenlik gibi çok çeşitli alanlarda faaliyet gösteriyorlardı.

Bacıyan-ı Rum, yalnızca dinî-manevî eğitimle sınırlı kalmamış; sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı esas alarak, özellikle yoksullara yardım, yaşlılara ve hastalara bakım gibi işlevlerle halkın refahına doğrudan katkıda bulunuyordu. Bu yönüyle Bâcıyân-ı Rûm, sadece bir ahlaki öğretinin taşıyıcısı değil, aynı zamanda aktif bir sivil toplum görevini de yapıyordu.

AŞEVLERİ AÇIYOR-MESLEK EĞİTİMLERİ DÜZENLİYOR-YOKSUL KIZ ÇOCUKLARININ BAKIMINI YAPIYOR VE ONLARA İŞ İMKANI SAĞLIYORLARDI.

Ahi Evran’ın Anadolu’da kurduğu Ahilik teşkilatı ahlak, akıl, bilim ve çalışma disiplini üzerine inşa edilmişti.

Ahiliğin ahlak ilkeleri şunlardı:

-İyi huylu ve güzel ahlaklı olmak.

-İşinde ve hayatında doğru ve güvenilir olmak.

-Sözünde durmak ve vefalı olmak.

-Yaptığı iyilikten karşılık beklememek.

-Güler yüzlü olmak.

-Tatlı dilli olmak.

-Dostluğa önem vermek.

-Alçak gönüllü olmak.

-Anaya ve babaya hürmet etmek.

-Dedikoduyu terk etmek.

-Komşulara iyilik etmek.

-Sır saklamak.

-Cömert ve kerem sahibi olmak.

-İçi, dışı, özü ve sözü bir olmak.

-Mahiyetindekileri korumak ve gözetmek.

Değerli canlar,

Bu kuralların Hacı Bektaş-ı Veli’nin Makalat adlı eserindeki dört kapı, kırk makam ilkeleri ile benzer olduğunu belirtmemiz gerekiyor.

 Değerli canlar,

 İkinci bölümü burada tamamlıyoruz.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜMDE DEVAM EDECEĞİZ. SÖZ YENİDEN SANATÇILARIMIZDA

Hamdullah Dedeoğlu

19.09.2026

AHİLİK SUNUMU BİRİNCİ BÖLÜM-AHİ EVRAN KİMDİR?



AHİLİK SUNUMU BİRİNCİ BÖLÜM-AHİ EVRAN KİMDİR?

Amasya Cem Vakfı olarak, Amasya Belediyesi ile 19.09.2026 günü ortaklaşa olarak düzenlediğimiz "AHİLİK HAFTASI" etkinliğinde "AHİ EVRAN VE AHİLİK" konulu sunumun birinci bölümü aşağıda bilgilerinize sunulmuştur.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu


Sayın Belediye Başkanım,

Sayın Tugay Komutanım,

Sayın Amasya İl Jandarma Alay Komutanım,

Değerli protokol üyeleri,

Değerli canlar, değerli dostlar,

Ahilik sadece bir esnaf teşkilatı değildi. Aynı zamanda ahlak, kültür, ilim, bilim, inanç ve askeri bir teşkilattı. Ahiler Anadolu’nun bizlere vatan olması için hayatlarını çekinmeden feda eden kahramanlardı. Onlar, Moğol işgaline kadınlı-erkekli direnen ve bu uğurda şehit olmayı seçenlerdi. Onların mücadelesini konuşmalarımızın ileriki bölümlerinde daha geniş bir şekilde anlatmaya devam edeceğiz.

Umarız sıkılmadan bizleri izlersiniz. Hepinizi aşkı niyazla selamlıyorum.

Değerli canlar,

Anadolu’daki ahiliğin kurucusu Ahi Evran’dır. Asıl adı Nasreddin Mahmud olan Ahi Evran-ı Veli, Türkmen bir aileye mensup olup, 1171 yılında İran’ın Batı Azerbaycan eyaletindeki Hoy kasabasında doğmuştur. 1261 yılında Kırşehir de Moğol işgalcileri tarafından şehit edilmiştir. Türbesi Kırşehir merkezinde bulunmaktadır.

Ahiliği anlayabilmemiz için Ahi Evran’ı anlatmamız gerekecektir. Konumuza geçmeden önce Ahi ne demek, Evran ne demek, Veli ne demek onu açıklayalım.

Ahi kelimesi, Arapça’da “Kardeş” anlamına gelmektedir. Ancak Kaşgarlı Mahmud’ın Divanı Lügati Türk adlı eserinde “Ahi” kelimesi eli açık, cömert, yiğit anlamına gelen “akı” kelimesinden türediği de belirtilmektedir. 

Evran ise, büyük yılan, ejderha anlamlarına gelmektedir. Ahi Evran’ın bu ismi, tarihi kaynaklara göre, Hoy şehrinin batısında bulunan ve ejderhaya benzetilen Evrin dağından aldığıdır.

Veli kelimesi ise, dost-ahbap anlamına gelmektedir. Tasavvuftaki anlamı ise, “Allah’ı dost edinen, Allah tarafından dost edinilen kişi” olarak değerlendirilmektedir. Allah dostları, Kur’an’ı Kerim’de Yunus suresinde de yer almaktadır. Yunus Suresi, 62-63. Ayetlerinde şöyle denilmektedir:

 “İyi bilin ki, şüphesiz Allah’ın dostlarına korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar, Allah’a inanmış ve O’na karşı gelmekten sakınmışlardır. Onlara dünya hayatında da ahirette de müjde vardır.”

Yani Veliliğin kaynağı Kur’an’a dayanmaktadır.

Ahi Evran, 1205 yılında hocası ve aynı zamanda şeyhi olan Evhadüddin Kirmani ile birlikte Anadolu’ya gelip Kayseri’ye yerleşti. Burada şeyhinin kızı Fatma Bacı ile evlendi. Kayseri’de debbah yani deri imalat atölyesi açtı.

Ahi Evran, Esnaf ve sanatkârlarla geliştirdiği iyi ilişkilerin de etkisiyle bu çarşıda bütün zanaatkârların lideri olarak hizmet etmeye başla. Ancak ticaret ve imalat sanayinin Hristiyanların denetiminde olduğunu gördü. Müslümanların bunlarla rekabet edebilmesi için iyi bir örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu tespit etti..

İşte burada peygamber efendimiz Hz. Muhammedd’in Mekke’den Medine’ye  göç ettiğinde yaptıklarına benzer bir uygulamayı başlattı. Müslüman esnaf ve zanaatkarları bir çatıda toplayarak aralarındaki dayanışma ve yardımlaşmayı sağladı. Bu teşkilatın ismi AHİLER yani, kardeşler teşkilatıydı.

Ahi Evran, teşkilat üyelerinin kaliteli, sağlam ve standart mal yapmalarını sağlamasının yanında onlara tekke ve zaviyelerde, dini, ilmi ve ahlaki eğitimler de veriyordu. Ahi adaylarına ayrıca kılıç, ok, mızrak kullanma da öğretiliyordu.

Ahilik çalışmayı, ibadeti ve dürüstlüğü bir bütün olarak ele alıyor, ahlaka büyük önem veriyordu.  

Ahiliğe göre, güzel ahlakın olduğu yerde kardeşlik, adalet, hak ve sevgi vardır.

 Değerli canlar, Birinci bölümü burada tamamlıyoruz.

İKİNCİ BÖLÜMDE DEVAM EDECEĞİZ. SÖZ SANATÇILARIMIZDA.

 

 Hamdullah Dedeoğlu

19.09.2026.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


17 Eylül 2026 Perşembe

YENİ İDRİS-İ BİTLİSİCİLERİN PLANI TUTAR MI?

 

YENİ İDRİS-İ BİTLİSİCİLERİN PLANI TUTAR MI?

 A. Öcalan’ın “Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakını güncelleyelim” sözlerinin Alevi camiasında tepki çekmesinden sonra A. Öcalan yeni bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Sözlerinin arkasında duran A. Öcalan, Şöyle demektedir:

 "Buradaki amaç Aleviliği Sünnilik içinde eritmek değil, Kürtleri ve Alevileri kendi kimlikleri ve özgünlükleriyle bu yeni demokratik ittifakın kurucu öznesi haline getirmektir.

“...Geçmişte mirlerin ve egemenlerin çıkarına kurulan ittifak anlayışını, bugün halkların ve inançların çıkarı doğrultusunda güncellemektir."

A. Öcalan’ın bu cümlelerinde iki önemli nokta dikkat çekmektedir:

Birincisi, Alevileri toptan DEM partisine eklemlemek amacını taşımaktadır.

İkincisi, laik ve Üniter devlet karşıtlığını “demokratik ittifak” olarak gösterip gerçek amacını gizlemeye çalışmaktadır.

Laik Cumhuriyetten yana olan Aleviler ne DEM’e ne de Lozan karşıtlığı temelinde kurulan ittifaka destek verirler. Zira, DEM Partisi, Lozan ve Cumhuriyet karşıtı olan Şeyh Sait’e sahip çıkmaktadır. Emperyalistlerin dayattığı Sevr anlaşmasını kendisine dayanak yapan gerici ve aynı zamanda işbirlikçi olan Şeyh Saitlerle kurulacak ittifak “demokratik” değil, otokratik ve teokratik bir ittifak olur. Dolayısıyla, bu “ittifak” Alevilerin yaşam tarzı ve inançlarıyla da bağdaşmaz.

A. Öcalan ve DEM Partisine destek verecek Alevi çıkar mı? Evet çıkabilir. Bunlar da aynı damardan beslenen ve İngilizlerin himayesinde kurulan “Kürt Teali Cemiyeti”ni destekleyen ve Sevr anlaşmasının uygulanmasını isteyen Nuri Dersimi hayranlarıdır. Bu iki kesim aynı ilkelerde birleşebilirler.

Ancak bunların birleştikleri nokta Alevilik değil, etnik Kürt milliyetçiliğidir. Zira Nuri Dersimi de gerek Koçgiri gerek Dersim isyanındaki amacının Alevilik değil, “Kürt Devleti kurmak" olduğunu kendi yazdığı kitaplarında belirtmektedir. Dolayısıyla, kurulacak ittifak Alevilerin değil, etnik milliyetçilerin ittifakı olacaktır.

Aleviler, Kürt kimliği ile eşitlenemez. Zira, Türkiye’deki Alevilerin büyük çoğunluğu kendisini Türkmen, Arap, Arnavut ve diğer milletlerden görmektedir. Kendisini Kürt gören küçük bir azınlıktır.

A. Öcalan uyanıklık yapıp inanç üzerinden giderek bütün Alevileri DEM’e yedeklemek amacını taşımaktadır. Aleviler bu oyuna gelmez. Zira bu projenin asıl sahipleri Sevr’cilerdir. Yani emperyalistlerdir.

Hiç kimse, Alevileri emperyalistlere piyon yapamaz. Çünkü; Aleviler Mustafa Kemal’in kurduğu cumhuriyetten yanadırlar.  Onlar her daim yaşadıkları ülkenin bağımsız ve özgür olması için mücadele etmişlerdir. 13. yüzyıldaki Moğol işgaline de 20. yüzyıldaki İngiliz, Fransız işgaline de en önde mücadele edenler her daim Aleviler, Bektaşiler olmuştur. O nedenle, A. Öcalan ve DEM’in yeni İdris-i Bitlisi ittifakına Alevileri dahil etme planları tutmaz. Bunu yaşayıp göreceğiz.


Hamdullah Dedeoğlu

17.09.2026

4 Eylül 2026 Cuma

YENİ İDRİS-İ BİTLİSİ İTTİFAKI KİMİN PROJESİ?

 

YENİ İDRİS-İ BİTLİSİ İTTİFAKI KİMİN PROJESİ?

“Şimdi devlet bize terörist gözüyle baksa da yarın en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız. Üç ay tartışalım göreceksiniz devlet kapısı ardına kadar açılacak. Çünkü, en stratejik bir halkı devletin müttefiki haline getiriyoruz. Yavuz, İdris-i Bitlisi’ye beyaz bir kağıt verir, “ne istersen yaz” der. Sonuç Ortadoğu kapısını aralar.”

Abdullah Öcalan’a ait yukarıdaki sözlerin basında yer almasından sonra Alevi kökenli 53 yazar ve aydın A. Öcalan’ın bu sözlerine tepki gösterdi. Alevi yazarların bu açıklaması üzerine, DEM Partisi eş genel Başkanı Tuncer Bakırhan, onları küçümseyerek, “Sokaktan alıp milletvekili yaptıklarımızın hangi aydın kimliği var” şeklinde açıklamalarda bulundu.  

Bakırhan’ın bu sözlerinden sonra, Alevi aydınların tepkisi daha da arttı. Alevi kesimindeki tepkilerin artması üzerine, DEM Partisi, A. Öcalan’ın böyle bir açıklaması olmadığını ileri sürdü.  

DEM Partisi yetkilileri A. Öcalan’ın böyle bir açıklaması olmadığını iddia etseler de aslında A. Öcalan, 1992’den beri buna benzer sözleri çok kez tekrarlamıştı. 1992’de Prof. Dr. Yalçın Küçük ile, 1997’de Mihri Belli ile yaptığı görüşmelerde ve PKK’nın yayın organı olan “Serxwebun” adlı dergideki yazılarında, “Yavuz-İdrisi-Bitlisi ittifakının mükemmel bir ittifak” olduğunu belirtmiştir.

A. Öcalan, 2013-2015 çözüm sürecinde, HDP temsilcileri ile yaptığı görüşmelerde “Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakının Güncelleştirilmesi” gerektiğini de beyan etmişti. Bu nedenle, A. Öcalan’ın sözlerini yeni duyan ve HDP-DEM’i “Solcu” görüp peşinden giden ve destek olan Alevi aydınlara “Günaydın” dememiz gerekiyor.

Peki, bu sözler A. Öcalan’ın kendisine mi ait idi? Kesinlikle değildi. Bu projenin esas sahibi CİA’nin Türkiye masası şefi Paul Henze’dir. Paul Henze, 1992 yılında ABD yönetimi ve Rand Corporation için hazırladığı raporda, Türkiye’nin üniter-laik yapısının tasfiye edilerek, yerine, etnik ve dini yapılar temelinde bir federasyona geçilmesini önermişti.

Paul Henze,  “Yirmi Birinci Yüzyıla Doğru Türkiye” adlı raporunda Atatürkçü üniter devlet yapısının ve ulus-devlet modelinin ömrünü doldurduğunu, bunun yerine yeni dünya düzenine entegrasyon için federasyona dayalı bir yönetime geçilmesi gerektiğini ileri sürmüştü.

A. Öcalan’ın da aynı yıllarda Paul Henze’nin ileri sürdüğü tezlere benzer açıklamalar yapması dikkat çekmektedir.

Şöyle ki; 16. yüzyıl ile 20. ve 21. yüzyıldaki Ortadoğu koşulları çok çok farklıdır. O dönemde bölgenin süper gücü Osmanlı devletiydi. Ortadoğu’da tek başına hakimiyet kurma gücü ve potansiyeli vardı. Oysa bugün bölgenin hakim gücü ABD ve ona piyonluk görevi yapan İsrail’dir. Bölgedeki devletler ve örgütler tamamen ABD ve batılı emperyalistlerin kontrolü altında bulunmaktadır. Bu örgütlere A. Öcalan’ın PKK’sı ve Barzani ile Talabani de dahildir. Nitekim, Suriye ve İran’daki PKK türevi örgütlere gerek silah gerek parasal destek ABD tarafından sağlanmaktadır.

Dolayısıyla, A. Öcalan 16. yüzyıldaki İdris-i Bitlisi olamaz. Kontrol tamamen ABD ve Siyonistlerin elinde bulunmaktadır. PKK’yı bugünlere getirenler de bu emperyalistlerdir. Arkasında bu kadar destek olmasaydı, PKK bugüne kadar ayakta kalabilir miydi?

Özetleyecek olursak, 21. yüzyıldaki “Yavuz-İdris-i Bitlisi İttifakı” tamamen emperyalist bir projedir. Emperyalistler, Türkiye’yi ABD yanlısı Kürt örgütlerin hamisi yaparak, kendilerine “Vekil güç” olarak tayin etmek amacını taşımaktadırlar. Emperyalistler, bir taraftan Türkiye Cumhuriyetini dağıtmayı, diğer taraftan da Türkiye’yi bölge ülkelerine, özellikle de İran’a karşı kullanmayı hedeflemektedirler.

Türkiye’yi büyütmeyi hayal edenler, tam tersine hizmet etmektedirler. Zira, ABD ve destekçisi emperyalistlerin esas hedefi Türkiye’nin üniter-ulus yapısını tasfiye etmek ve parçalara ayırmaktır. 

Nitekim; ABD Büyükelçisi Tom Barrack da Türkiye için en iyi yönetim modelinin Osmanlı Devletindeki etnik ve dini grupları kapsayan "çok milletli" sistemini önermektedir. Bu sözler bile ABD'nin amacını özetlemektedir.

Hamdullah Dedeoğlu

04.09.2026.

Popular