30 Ağustos 2026 Pazar

ANADOLU İRFANI VE KÜLTÜRÜNÜ KİMLER OLUŞTURDU?


ANADOLU İRFANI VE KÜLTÜRÜNÜ KİMLER OLUŞTURDU?

Anadolu irfanı deyince, ne anlıyoruz ? Önce onu belirtmemiz gerekiyor.

Anadolu irfanı, sevgi, hoşgörü, ahlak, adalet, yardımlaşma, dayanışma ve barış içinde bir arada yaşamayı kapsamaktadır. Kısaca insana, insan olmayı sağlayan tüm manevi değerleri ve kültürleri içine almaktadır.

Bu manevi değerler yüzlerce, binlerce yılda oluşan değerlerdir. Yani, bu değerler bir günde, bir gecede oluşmadı.

Anadolu’daki irfanı, ne Avrupa’da ne de Amerika’da bulamazsınız. Bu değerlerin kökleri Asya kıtasındadır. Özellikle de Horasan bölgesindendir. Bu bölge, bugünkü İran, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Afganistan, Kırgızistan, Tacikistan ülkelerini kapsamaktadır.

İşte; Anadolu irfanını Horasan’dan gelenler meydana getirmişlerdir. Bunlar, şeyhler, dervişler, babalar ve dedelerdir. Anadolu’yu, Savaşlarda, işgallerde, kıtlıkta, yoklukta ayakta tutan bu önderlerdir. Bu önderlerin kurmuş olduğu tekkeler, zaviyeler, dergahlar ve medreselerdir.

Bu kuruluşlar, günümüzün okulları ve üniversiteleriydiler. Burada yetişen bilge insanlar, hiçbir ücret almadan, hiçbir çıkar elde etmeden hiçbir karşılık beklemeden Anadolu’yu bir güneş gibi aydınlatmışlardır. Bugün bile baktığımızda, Anadolu’nun en ücra köşelerinde, en yüksek noktalarında, kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerde bu bilge insanların anıtlarına, türbelerine ve mezarlarına rastlamaktayız.

Bu vatansever bilge insanlar, yetiştikleri ocak merkezlerinde yeterli eğitim, görgü ve inancı öğrendikten sonra Anadolu’dan Rumeli’ye, oradan Balkanlara ve orta Avrupa’ya dağılmışlardı. Bunlar, ayırım gözetmeksizin bütün isanları eşit görmüşlerdir. Yunus Emre, bu anlayışı tek cümlede özetlemiştir:

“Yaradılanı Severiz, Yaradandan Ötürü”

İşte Anadolu bu hümanist felsefe ile bir olmuştur, diri kalmıştır. Anadolu, kıtlık zamanında ırk ve din ayırım yapmadan yöredeki bütün insanlara yardım elini uzatan tekke ve dergahlar sayesinde ayakta kalmıştır.

Hacı Bektaş Veli, kıtlıktan ve kuraklıkta ekecek tohumu olmayan Hristiyanları boş göndermediği için kabul ve övgü görmüştür. Ahi Evran, iyi ahlaklı ve dürüst bir esnaf olduğu için herkes tarafından sevilmiş ve taktir görmüştür.

Tekke ve zaviyeler, konaklayan yolculara dinini, dilini, ırkını sormadan ücretsiz hizmet verdikleri için saygınlık kazanmışlardır. Anadolu irfanı tüm bu değerler üzerine inşa edildiği için bugüne kadar sağlam kalmıştır.

Anadolu’daki kültür, edebiyat ve sanata baktığımızda yine bu tekke ve zaviyeleri görürüz. Yunus Emre, Taptuk Emre’nin tekkesinde yetişmiştir. Kaygusuz Abdal, Abdal Musa tekkesinde, Teslim Baba (Teslim Abdal), Hacı Bektaş Veli tekkesinde, Pir Sultan Abdal Seyyid Ali Dede tekkesinde yetişmişlerdir. Kısaca bütün ozanların, şairlerin ve yazarların yetiştikleri yer tekke ve zaviyelerdir. Dünyada ilk askeri marş olan Mehter marşını, yazıp besteleyen de Abdal Musa tekkesinde yetişen Teslim Abdal, diğer adıyla Teslim Babadır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Tekke ve zaviyelerde yetişen Baba, Dede ve dervişlerin eserleri Türkçe ile yazılıp söylenmiştir. Hem de halkın anladığı sade bir dille söylenmiştir. Bugüne kadar gelmesinin nedeni de budur. Halk, Mevlana’nın dilini anlamazdı. Çünkü; O, Farsça yazıyordu. Ama, Yunus Emre’nin, Pir Sultan Abdal’ın ve nice ozan ve şairin sözlerini anlıyordu. Çünkü onlar halkın anladığı dilde yazıp söylüyorlardı. Bu ozanların ilgi görmesinin nedeni de buradan geliyordu.

Peki bu kısa bilgilendirme özetini neden yaptık?

Alevilere, Bektaşilere geçmişte ve bugün kem gözle bakan, onları dışlayan, küçümseyenlere bir hatırlatma yapmak istedik.

Vatanseverlik, milliyetçilik, dindarlık lafla olmaz. Yapılan işle, eylemle olur. Ülke işgal edildiğinde en önde olanlar Aleviler, Bektaşiler olmuştur. Türkçe’nin yaşatılmasında ilk sırada gelenler Aleviler-Bektaşiler olmuştur. Sanat da, edebiyat da, müzik de ilk sırada gelenler Aleviler-Bektaşiler olmuştur. Ülkeye ilk yeniliklerin gelmesinde Aleviler-Bektaşiler katkı vermiştir. Yani hem aydınlatıcı, hem birleştirici hem de ilerici olmuşlardır.

Bunun tersini yapanlar da her daim gerici olmuşlardır, işgalcilerle işbirliği içinde olmuşlardır, bağnaz olmuşlardır, bölücü olmuşlardır. Kısaca her kim Alevi-Bektaşilere olumsuz bakıyorsa gideceği yer hep karşı taraf olmuştur. Hep ülkemizin aleyhine olmuştur. Yönleri, emperyalistlerin, işgalcilerin, sömürgecilerin yanı olmuştur. Tarih bunu hep böyle yazmıştır.   

Hamdullah Dedeoğlu

30.08.2026.

 

 

 

ALEVİLİKTE GÜRUH-U NACİ NE DEMEK?

  

ALEVİLİKTE GÜRUH-U NACİ NE DEMEK?

Aleviliği tam olarak anlamak için “Güruh-u Naci” nin ne anlama geldiğini bilmek gerekir.

Bu kavramın içerdiği anlam kısaca şudur:

Sözlü gelenekte, Alevilik dünyanın yaratılışından beri var olan bir yoldur. Bu durum, şöyle açıklanmaktadır: 

Yolumuz, “Kalü Belada kurulmuş ve orada ikrar verilmiştir. Bu yol Hz. Âdem’den, Hz. Şit’e süzülen nurdan gelen, temiz ve pak olan nebilerin, velilerin soyu, yani Güruh-ı Naci’nin ve onu takip edenlerin dâhil olduğu yoldur.”

Yani, Alevi geleneğinde Alevilik, Hz. Peygamber ve Hz. Ali soyundan gelenleri kapsadığı gibi, onlara inananları, onlara talip olanları da  kapsamaktadır.

Geleneksel Alevilik de bu şöyle anlatılmaktadır:  

Tüm peygamberler, Ehli Beyt ve dedeler, bu soydan gelir. Bu şahsiyetlerle ikrar bağı kuran kişiler de bu soydan desteklerini alır ve kurtuluşa ererler. 

Hz. Peygamber’le birlikte nübüvvet devri son bulmuştur. Gürh-u Naci soyu velayet yolu ile Hz. Ali ve ehlibeyt ile devam etmiştir.”

O halde, Güruh-u Naci ne demek onu açıklayalım:

Güruh-u Naci kavramı, “kurtuluşa eren topluluk” anlamında kullanılan bir ifadedir. Alevi inancına göre, Güruh-u Naci, peygamberlerin, Ehli Beyt’in ve o soydan gelen dedelerin soyudur. Bu soyun, yüksek sorumluluklarla donatılmış, seçilmiş bir soy olduğuna inanılır.

Alevi inanışına göre Ehli Beyt, ilahi düzenin en doğru yaşandığı ve gösterildiği ailedir. Bu sebeple Ehli Beyt’e uymak, onların yolunu takip etmek, kurtuluşa ermek demektir. Bunun için Ehli Beyt, Nuh’un gemisi olarak kabul edilir. Bu inanış da Hz. Muhammed’den aktarılan bir söze dayandırılmaktadır.

İlgili hadis şöyledir:

· "Benim Ehl-i Beyt'im (ev halkım ve soyum) Nuh'un gemisi gibidir. Kim o gemiye binerse kurtulur, her kim de ondan geri kalırsa (binmezse) helak olur"

Alevi mitolojisine göre Peygamberler, veliler, dedeler Şit Peygamber ile Güruh-ı Naci soyundan gelirler. Bu grubun atasının Şit Peygamber olduğuna inanılır.

Bununla ilgili olarak, Museviliğin kutsal kitabı Tevrat da Şit peygamber hakkındaki ayetler şöyledir:

Yaratılış, bölüm 5: 1-3. Ayetler: Adem soyunun öyküsü:

Tanrı insanı yarattığında onu kendine benzer kıldı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı ve kutsadı. Yaratıldıkları gün onlara "İnsan" adını verdi. Adem 130 yaşındayken kendi suretinde, kendisine benzer bir oğlu oldu. Ona Şit adını verdi.

Kur’an’ı Kerim’de Ehlibeyt ile ilgili ayetler ise şöyledir:

Şura Suresi, 23. Ayet: “Ey Muhammed! De ki; ben bu tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. İstediğim ancak yakınlarıma (Ehli Beytime) sevgidir.”

Ahzab Suresi, 33. ayet: "Ey Ehli Beyt! Allah sizden ancak günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor."

Alevi inancında, ötekini cehennemlik ve lanetli görme durumu yoktur. Bu yola giren herkese Güruh-u Naci'den olma yolu açıktır. Yani, yolun kurallarını yerine getirmek kaydıyla herkes “Kamil insan” olma yoluna girebilir.  

Alevi sözlü geleneğinde, yetmiş iki millet sayısı da bilinçli olarak kullanılmaktadır. Alevi inancına göre, yetmiş iki Millet Adem peygamberin Habil, Kabil ve diğer oğullarından, yetmiş üçüncü millet yani Güruh-u Naci, üçüncü oğlu Şit peygamberin soyundan gelenlerdir.

Bu durum Alevi mitolojisinde şöyle anlatılmaktadır:

"Habil, Kabil tarafından öldürüldükten sonra, Hz. Âdem çok ağlamıştır. Cenab-ı Allah Cebrail’i Âdem’e göndererek Hz. Şit’i ona müjdelemiştir. Hz. Âdem ile Havva’nın yetmiş iki evladı çift olarak doğmuştur. Sonra yetmiş üçüncü çocuk olarak Şit dünyaya gelmiştir. Şit tek geldiği için evleneceği kimse yoktur. Bu sebeple, Allah cennetten Naciye isimli huri bir kızı Şit’e eş olarak göndermiştir. Bütün peygamberler, veliler, dedeler bu soydan gelmiştir.”

Bu mitolojide, Hz. Şit’in eşinin cenetten gelen bir huri olması, onun saf, arınmış ve temiz soylu olduğu, bu nedenle de peygamber neslinin bu soydan geldiği anlatılmaktadır. Yani, “kurtulmuş” “arınmış” ve “cennetle müjdelenenler” olarak adlandırılmışlardır. Onun için bu soydan gelenlere ve yolunu takip edenlere “Güruh-u Naci” denilmiştir

Hamdullah Dedeoğlu

25.08.2026.

 ***Alevilik ile ilgili Mitolojik bilgiler, Sayın Mehmet Şahin'in "MODERN HAYATA GEÇİŞ SÜRECİNDE ALEVİ MİTOLOJİSİ" adlı Doktora tezinden alınmıştır. 

 


 

29 Ağustos 2026 Cumartesi

AMASYA KÖYCEĞİZ KÖYÜ CEMEVİ HİZMETE AÇILDI

 






Köyceğiz Köyü Koç Hasan Dede Cemevi açılış konuşmasını muhtar Hasan Akgül yaptı.

Saz sanatçısı Emel Aşlık Aylak Deyişler okudu.


Zakir Çağdaş Aykut Duvazlar söyledi.


Merzifon Piri Baba Semah ekibi Sezgin Usta yönetiminde Semah döndü.

Saz sanatçısı Aşık Kul Beşir Deyiş ve duvazlar okudu.

AMASYA KÖYCEĞİZ KÖYÜ CEMEVİ HİZMETE AÇILDI

Amasya merkeze bağlı Köyceğiz köyü Hasan Koç Dede Cemevi törenle hizmete açıldı.

Açılışa, Amasya valisi Önder Bakan, Amasya Yeni Parti Milletvekili Reşat Karagöz, Amasya Belediye Başkanı Turgay Sevindi, Amasya İl Emniyet Müdürü Ayhan Saraç, Amasya İl Özel İdare Genel Sekreteri Erdin Acar, Yeni Parti Amasya İl Başkanı İlker Küp, İyi Parti İl Başkanı Selçuk Demir, İyi Parti Merkez İlçe başkanı Fatih Baydır ile siyasi partilerin il ve ilçe yöneticileri, Cem Vakfı Amasya Şubesi Başkanı Haydar Kılıç, Amasya İl Kültür Şube Müdürü Alp Osman Dişli, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Amasya sorumlusu Ferdi Fil ve Köyceğiz muhtarı Hasan Akgül katıldı.

Açılışta, Köy muhtarı Hasan Akgül, Amasya valisi Önder Bakan, Yeni Parti Amasya milletvekili Reşat Karagöz, Amasya Belediye Başkanı Turgay Sevindi birer konuşma yaptılar. Konuşmacılar, Cemevi'nin, ülkemizin birlik ve beraberliğine katkıda bulunacağını belirterek, “Hayırlı olsun” dileklerinde bulundular.

Cem Vakfı Amasya Şubesi Dedelerinden İsmet Kılıç Dede’nin açılış duasını yaptığı Hasan Koç Dede Cemevi, kurdele kesiminden sonra hizmete açıldı. Açılışa Köyceğiz ve civar köylerden yoğun bir katılım sağlandı.

Köyceğiz Köyü, Hasan Koç Dede Cemevi'nin açılış etkinliğinde Sanatçı Emel Aşlı Aylak, Zakir Çağdaş Aykut, Aşık Kul Beşir, deyiş, duvaz ve mersiyeler okudular. Merzifon Piri Baba Semah ekibi de Ozan Sezgin Usta’nın yönetiminde semah döndüler. Etkinlik, lokmaların dağıtımı ile sona erdi.

Hamdullah Dedeoğlu

29.08.2026.

27 Ağustos 2026 Perşembe

ANTİ-EMPERYALİST SOL'A NE OLDU?

 

ANTİ-EMPERYALİST SOL'A NE OLDU?

Türkiye’deki anti-emperyalist sol'a ne oldu? 1980 öncesi sol örgütlerin ortak sloganı olan “Kahrolsun emperyalizm” “kahrolsun ABD emperyalizmi” diyenler nereye gitti? Emperyalizm mi bitti, yoksa anti-emperyalist sol ideoloji mi bitti?

Sovyetler Birliğinin 1989 yılında dağılmasından sonra, dünyadaki sol partilerin büyük çoğunluğunda kırılmalar, dağılmalar ve küçülmeler yaşandı. Özellikle Avrupa’daki sol- sosyalist partiler ya çok küçüldüler ya da dağılıp gittiler. Zira yeni gelişmeleri analiz edip, sol ideolojiyi geliştiremediler. Gerek liberalizme gerek aşırı sağa alternatif üretemediler. Halkın ihtiyaçlarına cevap veremediler. 19. ve 20. yüzyılın tahlillerini tekrar etmekten başka bir şey söyleyemediler.  

Aynı gidişat ülkemizde de yaşandı. Kendilerini “Sosyalist” olarak tanımlayan partiler ideolojilerini terk ederek, etnik milliyetçiliği savunan ve emperyalizmle işbirliğini gizlemeyen bir partinin kuyruğuna takıldılar. Onların listesinden milletvekili seçilerek parlamentoya girdiler. Sol söylemleri sadece slogan bazında kaldı.

Sol ideolojinin olmazsa olmaz ilkelerinden olan “Emperyalizme karşı olmak” “laiklik, özgürlük ve demokrasiyi savunmak” gibi ilkelerini unutturmaya çalıştılar. Bu konuda kendilerini eleştirenleri  ya “ırkçı” ya da “faşist” olmakla itham ettiler. Emperyalizme karşı olanlar ”ırkçı” ve “faşist” oldular, emperyalizmle ittifak yapanlar, onların projelerinde görev alan ve piyonluk yapanlar “devrimci” oldular. Hem emperyalistlerden para ve silah alacaksınız hem de “devrimci” olacaksınız? Siz kimi kandırıyorsunuz?

Anti-emperyalist bir mücadeleden gelen CHP’ye gelecek olursak; Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya girmesinden sonra Kemalist çizgiden uzaklaşarak, liberal bir çizgiye evrildiler. Kemalist ideolojiyi kararlılıkla savunamadılar. Kemalist çizgiyi savunan aydınlar da emperyalistlerin ve onların işbirlikçileri tarafından ya suikastlarla ya da faili meçhul cinayetlerle ortadan kaldırıldılar. (Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, gazeteci-yazar Ahmet Taner Kışlalı, akademisyen Prof. Dr. Bahriye Üçok, Orgeneral Eşref Bitlis gibi)

Bugünkü CHP ise, üç ayrı gruba ayrılmış durumdadır. Parti merkezini ele geçirenler, iktidar partisinin  etnik milliyetçi parti ile birlikte hazırladıkları “çerçeve yasası”na destek verdiler. Oradan ayrılıp, Yeni Partiyi kuranlar ise, ikiye bölünerek bir kısmı PKK’ya af getiren “Çerçeve yasası”na “evet” bir kısmı da “hayır” oyu verdi. Sosyalist solun yaşadıkları, Kemalist solun da başına geldi. Yeni fikirler ve liderler çıkaramadılar. Partiyi liberallerle, etnik milliyetçilerle doldurdular. Atatürk’ün ve kurtuluş savaşının mirasını tükettiler. Halktan ve onların ne talep ettiklerinden koptular. Partinin amblemindeki ilkelerini savunmak bir yana, ismini bile anmadılar.

PKK’ya af getiren “Çerçeve yasası”na gelince, bizim görüşümüz şudur; terörsüz Türkiye’yi biz de savunuyoruz. Ancak ortaya konulan ve gelinen durum ile söylenen ile yapılan arasında zıtlıklar bulunmaktadır. 

Bunu maddeler halinde şöyle açıklayabiliriz:

1-PKK ve türevleri ABD emperyalistleri ve Siyonistlerle yapmış olduğu “taktik ittifak”ı terk ettiğini açıklamalıdır.

2-Türkiye, Suriye, Irak ve İran’a karşı emperyalistlerle birlikte hareket etmeyeceğini açıklamalıdır.

3-Ortadoğu’da yaşayan tüm halkların birliğinden ve kardeşliğinden yana olduğunu açıklamalıdır.

4-Laiklik temelinde herkes için barış, demokrasi ve özgürlük istediğini açıklamalıdır.

Bu açıklamayı yapmayan ve silahlarını tamamen bırakmayan bir örgüte af getirmek, onun dayatacağı şartları kabul etmek anlamına gelecektir. Atatürk, gerek Koçgiri, gerek Şeyh Said, gerek Dersim isyanına silahla katılanları kapsayan af kanunları çıkartmıştır. Ancak af kanunları, isyancılar tamamen silahtan arındırıldıktan, yani ellerindeki silahlar alındıktan sonra yapılmıştır.

Oysa şimdi, sanki PKK bir meydan muharebesi kazanmış, şartlarını dayatmış gibi bir durum söz konusudur. Bu kabul edilemez. Bu cumhuriyetin temeline dinamit koymak gibidir. Bunu Türk de kabul etmez, Kürt de kabul etmez. PKK terörü ile mücadelede şehit ve gazi olmuş Türk ve Kürd’e bunu nasıl anlatacaksınız? Onların rızalığını almadan toplumsal barışı nasıl sağlayacaksınız?   

Özetleyecek olursak, “terörsüz Türkiye” projesinin, izlenen yolla başarıya ulaşması mümkün görünmemektedir. Bunun iç barışa hizmet etmediği gibi daha büyük karışıklıklara zemin hazırlamasından ve insanlardaki vatan ve ve ülke sevgisini zayıflatmasından da endişe edilmektedir. Bunların dikkate alınması ülkemizin yararına olacaktır.

Hamdullah Dedeoğlu

12.08.2026.

AHİLİK DUASI

 

AHİLİK DUASI

Bismi Şah Allah Allah...

Ya Rabbi!

Cümlemizi darlıktan, bereketsizlikten, aldanmaktan ve aldatmaktan, hak yemekten, kul hakkına tecavüz etmekten, muhafaza eyle..

Bizleri açlık, yokluk, kıtlık, kuraklıktan koru... Kanaat etmeyi, gönlü zengin, gözü tok olabilmeyi, hayırda yarışmayı, veren el olmayı nasip eyle..

Rızkımızı temiz ve helal eyle Allah’ım!

EY ALLAH’IM!

Esnafımızı alırken satanı gözeten, satarken alanı gözeten, eksik ölçüp yanlış tartmayan, doğru ve güvenilir kimselerden eyle...

İsraftan, cimrilikten, azgınlıktan, korkaklıktan, acizlikten, tembellikten, ahlaksızlıktan, haddi aşmaktan sana sığınırız Ya Rabbi !

Bizleri nefsine uyarak kötülük işleyenlerden eyleme Ya Rabbi!

Ey Kainata yön veren yüce Rabbimiz!

Milletimizi ve vatanımızı afetlerden ve musibetlerden koru. Devletimize ve milletimize birlik, dirlik düzen bahşeyle!

 Hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara eda nasip eyle Ya Rabbi !

Allah Allah Eyvallah...

 

Hamdullah Dedeoğlu

27.08.2026.

 

CEMEVİ AÇILIŞ DUASI

CEMEVİ AÇILIŞ DUASI

BİSMİ ŞAH ALLAH.. ALLAH..

Vakitler hayır ola, hayırlar feth ola, şerler def ola, Müminler şad ola. Yüce Allah cümlemizin yardımcısı ola. Cem Evimize hizmet edenlerin hizmetleri kabul ola.

Sevgili Canlar,

Asırlardır Hak, Muhammed, Ali’nin isminin zikredildiği Cemevimiz hayırlı ve uğurlu olsun. Vatanımızın, milletimizin barış ve huzurunu korumada vesile olsun. Hizmeti geçenlerin hizmeti kabul olsun. Dünya barışına vesile olsun inşallah.

Sevgili Canlar ellerimizi açalım 

Bismi Şah, Allah, Allah..

 * Edep-erkan meydanımız, hayırlı olsun.

* Sorgu-sual ve karar yeri olarak, dar meydanımız hayırlı olsun.

* Kul hakkının sorgulandığı, razı edilmişlerin mekanı hayırlı olsun.

* Semah yeri olarak Kırklar meydanımız hayırlı olsun.

* İkrar yeri olarak er-bacı meydanımız hayırlı olsun.

* Müsahipliğin-yol kardeşliğin kabul ve onay yeri olan birlik meydanımız hayırlı olsun.

* Dualı lokmaların yenildiği aş evimiz hayırlı olsun.

* Eline-Diline-Beline sahip olanların güven meydanı hayırlı olsun.

* Ölmeden evvel ölenlerin meydanı hayırlı olsun.

* Gerçeğe Hü diyenlerin ibadet mekanı hayırlı olsun.

Gerçeğe Hü Mümine. 

Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali...

Dualarımızın kabulü için, Allah Rızası için, EL FATİHA...


Hamdullah Dedeoğlu

27.08.2026.



23 Ağustos 2026 Pazar

EGEMENLERİN TARİHİ Mİ, HALKIN TARİHİ Mİ?


EGEMENLERİN TARİHİ Mİ, HALKIN TARİHİ Mİ?

İki türlü tarih yazımı vardır. Biri halkın tarihi, diğeri de iktidarı ellerinde bulunduranların yazdığı tarih vardır. İktidarı ellerinde bulunduranlar tarihi tabi ki kendi menfaatleri açısından yazmışlar ya da yazdırmışlardır. Bu bütün milletler için geçerlidir. Örneğin, Romalılar hakimiyeti altındaki toprakların dışında yaşayan göçebe toplumlardan olan Hunları, Germenleri-vizigotları-Ostragotları “kaba” “vahşi”  “ilkel” anlamına gelen “Barbar” olarak nitelendirmişler ve kendilerinden aşağıda görmüşlerdir.

Aynı bakış açısı Romalıların, Hristiyanlığı resmi din olarak kabul ettikten sonra devam etmiş, diğer inançları ve Hristiyanlığın Katolik mezhebi dışındaki yorumlarını “sapkın” olarak nitelendirmişler ve dışlamışlardır.

Aynı anlayış imparatorluklar kuran diğer milletler için de geçerlidir. Persler, Sasaniler, Emeviler ve Abbasi İmparatorlukları da aynı yolu takip etmişlerdir. Hem kendilerini hem de benimsedikleri dinleri, inançları, mezhepleri kutsallaştırmışlardır. Kendi dini yorumlarını çıkarlarına uyumlu hale getirirken, farklı olanları düşmanlaştırmışlardır.

Bunun nedeni, iktidarı ve yönetimi ellerinde bulundurmanın, bir üstünlük ve ayrıcalık olduğunu topluma kabul ettirmekti. Zira bunu yapmadıkları taktirde, iktidarlarının devamını sağlamak için bir gerekçe kalmayacaktı. Bu politikalar, halkı kendilerine inandırmak için onlara meşru bir zemin yaratıyordu. Böylece, yönettikleri toplumları baskı altında tutup, iktidarlarının devamını sağlıyorlardı.

Bu girişten sonra, İslam coğrafyasındaki iktidarları buna örnek olarak verebiliriz. hemen hemen hepsi küçük bir azınlık tarafından yönetilmektedir. Demokrasiden, insan haklarından uzak bir yönetim anlayışı hüküm sürmektedir. Halkın yönetime katılma ve düşüncelerini açıklama hakları bulunmamaktadır.

O halde bu yönetimler nasıl ayakta kalabiliyorlar?

Birincisi, hakim olan inanç üzerinden, ikincisi “kutsal devlet” anlayışı üzerinden, üçüncüsü işbirlikçisi oldukları emperyalistlerin  desteği ile iktidarlarını devam ettirmektedirler. (Örneğin; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün gibi.)

Yaptıkları tüm icraatları ya dine ya da kutsallaştırdıkları “devlet anlayışına”na bağlamaktadırlar. Böyle olunca, iktidarların küçük bir azınlığın lehine, halkın aleyhine yapmış olduğu uygulama ve eylemlerine itiraz etme, karşı bir ses çıkarma, diğer bir deyimle muhalif olma şartlarını ortadan kaldırmaktalar. Bu yöntem, iktidarlar tarafından binlerce yıldır tekrarlanan bir yönetim şeklidir.

İşte iktidarda olup, yönetimi ellerinde bulunduran bu egemen kesim, tarih yazılırken de kendi çıkarlarına uygun olarak yazmaktadırlar. Yaptıkları savaşları, kahramanlıkları anlatırlar. Ezilen, sömürülen halkın çektiklerinden bahsetmezler. Ancak halkın da savunucuları her zaman olmuştur. Bu savunucular, halkın gözünde kahramanlıkları ve yiğitlikleri ile anılmışlardır.  

Halk, bu kahramanları sayesinde tarihlerini unutmamış, hafızalarında canlı tutmuşlardır. Örneğin; aradan iki bin yıl geçmesine rağmen Roma İmparatorluğu’na kafa tutan, özgürlük için ayağa kalkan köle Spartaküs’ün mücadelesi hala unutulmamıştır. Yine aynı şekilde Emevi zulmüne isyan bayrağını açan Hz. Hüseyin’in, Ebu Müslim Horasani’nin mücadelesi hala canlılığını korumaktadır.

Resmi tarih kitaplarını egemenler yazmış olsa da tarihi, tarih yapan da halklar olmuştur. Onlar uyandıklarında çağ değiştirmiş, yeni bir düzenle birlikte medeniyet de getirmişlerdir. Peygamberler tarihi, yakın çağdaki bütün sosyal devrimler bunun şahididir.

Hamdullah Dedeoğlu

23.08.2026.

 

 

 

 

 

 

 

Popular