SOĞDLARIN YAŞADIĞI MAVERAÜNNEHİR (İKİ NEHİR ARASI) BÖLGESİ
KURMANÇ DİLİ SOĞDLARIN KONUŞTUĞU TACİKÇE Mİ?
Önceki makalemizde Kurmanç dilinde yer alan iki yüz on yedi Tacikçe kelimeyi ele almıştık. Bugünkü makalemizde bu ilişkinin nereden geldiğini ve Anadolu’da Kurmançca konuşanların bu dili nasıl öğrendiğini ele alacağız.
Edindiğimiz son bilgiler Amuderya ve Siriderya nehirleri arasındaki bölgede (Maveraünnehir) yaşayan Soğd’ların (Taciklerin ataları) Türkçe dili üzerinde de etkili olduklarını ve bu dilin Çin’ e giden İpek Yolu boyunca konuşulduğunu tespit ettik.
Öyle ki, 1956 yılında Moğolistan’nın Bugut şehrinin on kilometre batısında Arahangay bölgesinde 1. Göktürk Kahanlığı (M.S. 580-582) döneminde dikilmiş bir yazılı taş bulundu. Taş yazıtın bir tarafı Soğdça (eski Tacikçe) diğer tarafı Brahmi alfabesi (Hint) ile yazılmıştı. Yazıt, Moğol Hakanı Mahan Tegin için dikilmişti. Yazıt da Göktürk kağanlarının iktidarda bulundukları dönem anlatılmaktadır. Bu taş yazıtın önemi, Soğdça yazılmasından geliyordu. Japon bilim insanı Türkolog, Prof. Dr. Masao Mari, 1983 yılında yayınlanan bir makalesinde, Soğdçanın 6. yüzyılda Göktürk Kağanlığında yazı dili olarak kullanıldığını belirtmektedir.
Soğd dilinin bu kadar geçerli bir dil olması nereden geliyordu? Bu soruyu yanıtladığımızda hem Kurmanç dilinin kökeninin nerden geldiğine hem de daha sonra kurulacak Türk devletlerinde doğu Farsça’nın (Tacikçenin) neden yazışma dili olduğuna cevap vermiş olacağız. O halde, Soğdlar kimdi?
Soğdlar, Amuderya (Ceyhun) ve Siriderya (Seyhun) nehirleri arasındaki topraklarda yaşayan İrani bir halktı. Yaşadıkları bölgeye Soğdanya deniliyordu. Yaşayanlara Soğdlular, konuştukları dile de Soğdça deniliyordu. Soğdça, Farsçanın doğu lehçesiydi. Soğdlular, tarım ve ticaretle uğraşıyorlardı. Aynı zamanda zanaatkardılar. Bakırcılıkta ve dericilikte ustaydılar. Sulu tarım da yapıyorlardı. Bunun için de su kanalları yapmışlardı. İpek böcekçiliği de gelişmişti. İpek kumaş konusunda da uzmandılar. Buhara’nın “Zendeci”, Semerkant’ın “Veyzariyye” kumaşları çok ünlüydü. Tarihi ipek yolu üzerinde yaşamalarından dolayı ticaret de de uzmandılar. Çin’den Bizans İmparatorluğu’na kadar uzayan yolda ticaretin yönetimini ellerinde bulunduruyorlardı. Aynı zamanda ülkeler arasında elçilik görevlerinde de bulunuyorlardı.
Soğdlular, eğitime de çok önem veriyorlardı. İlk medreseler de Semerkant ve Buhara’da açılmıştı. Beş yaşına gelen çocuklarına okuma yazma öğretiyorlardı. Yirmi yaşına gelen gençleri ise, ticaret kervanlarına dahil ediyorlardı. Bu nedenle ipek yolu üzerinde Çin’e kadar uzanan bölgede koloni şeklinde kasabalar kurmuşlardı.
Tüccar bir halk olmaları nedeniyle, farklı inançları da beraberinde götürüyorlardı. Örneğin, Mani dinini, Budizmi ve Zerdüşt inancını Orta Asya’dan Çin’e kadar yaymışlardı. Uygurlara Mani dinini de Soğdlular empoze etmişti.
Soğdlar hakkında bu kısa özetten sonra, Soğd dilinin Türkçe üzerindeki etkisine geçebiliriz.
Kaşgarlı Mahmut, Divanu Lügati’t Türk adlı eserinde Soğdlularla birlikte yaşayan Türklerin iki dilli olup, hem soğdça hem de Türkçe konuştuklarını belirtmekteydi. Tarihi kayıtlar da bunu doğrulamaktadır. Bu ilişki sayesinde Soğd tüccarları Orta Asya’dan Çin’e kadar güven içinde ticaret yapabiliyorlardı. Soğdlu tüccarlar bu güvenli geçiş karşılığında Türk kağanlarına ve beyliklerine geçiş vergisi ödüyorlardı. Ancak Soğdların yerleşik bir halk olması onlara kültür ve sanat da üstünlük sağlamıştı. Yazılı bir dilleri ve kültürleri bulunuyordu. Egemenlikleri altına girdikleri Türk kağanlıklarında zamanla bürokraside etkin görevlere geliyorlardı. Yönetim kadrolarında bulunmaları nedeniyle, devletin resmi ve yazışma dili de Soğdça oluyordu. Bu uygulama daha sonra kurulacak olan Türk kağanlıklarında ve devletlerinde devam edecekti. Örneğin Karahanlıların, Selçukluların ve Osmanlıların yazışma dili Farsça’nın doğu lehçesi olan Soğdça yani klasik Tacikçeydi.
Nitekim; Mevlana Celaleddin Rumi de eserlerini Farsça’nın doğu lehçesi olan Soğdça yani Tacikçe ile yazmıştı. Mevlana Celaleddin Rumi’nin eserlerini Tacikçe yazmiş olması ve Tacik kökenli olması, Türklerin Soğdlularla bin beş yüz yıldan beri içiçe yaşadığını doğrulayan kanıtlardan biridir.
Soğdluların Türk kavimleri ile olan ilişkisi, Türkçe üzerinde de etkili oldu. Örneğin; Prof. Dr. Mehmet Kanar’ın “Osmanlıca-Türkçe Sözlük” adlı eserinde yer alan 11.472 kelimenin 2.562’sinin Farsça’dan (Soğdça-eski Taciikçe) geldiği belirtilmektedir. Bu da yukarıda verdiğimiz bilgilerle örtüşmektedir. Zira Soğdlular ile Türk kavimlerinin birlikte yaşamalarının geçmişi en az bin beş yüz yıl öncesine dayanmaktaydı. Bu kadar etkileşimin olması doğaldı. Soğd halkı yerleşik ve tüccar bir topluluk olduğu için savaşçı bir halk değildi. Ancak kültürel yönden çok ileriydiler.
Osmanlıca’da yer alan Tacikçe (Soğdça) kelimelerin büyük çoğunluğuna Kurmanç dilinde de rastlmaktayız. Bu kelimelerin benzer ve aynı olması Kurmançların Soğdlularla birlilkte yaşadıklarını göstermektedir. Zira, Soğdluların Maveraünnehir’den Çin’e kadar kurmuş oldukları kasaba ve şehirlerde Türk kavimleri de yaşıyordu. Arapların 8. yüzyılda Soğd bölgesini işgal etmelerinden sonra, tarihi kaynaklar Soğd halkının doğuya, Türk kavimlerinin bulunduğu bölgelere göç ettiğini yazmaktadır. Bu göçler de Soğdlularla Türk kavimlerinin içiçe geçtiğini ve birbirlerinin kültürlerini etkilediğini göstermektedir. Ayrıca karşılıklı evliliklerin olması da bu kültürel etkileşimi artırdığını belirtmeliyiz.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Kurmançca konuşanlar Horasan coğrafyası içinde bulunan bölgelerden gelmişlerdir. Kurmançların ataları da Horasan’dan geldiklerini ifade etmişlerdi. Tarihi bilgiler de sözlü gelenekten gelen bu bilgileri doğrulamaktadır.
Kurmança konuşanların aynı zamanda Türkçe’yi de bilmeleri hem yukarıdaki tarihi gelişmelerle hem de Kaşgarlı Mahmut’un bin yıl önce yazmış olduğu eserdeki bilgilerle örtüşmektedir. Yani, Kurmançların Kürt halkı ile bir ilgisi bulunmamaktadır.Anadolu’da Kurmançca konuşanlar, Horasan bölgesinde Soğdlarla birlikte yaşayanlardır. Kurmançca konuşanların büyük çoğunluğunu Moğol istilası sonrasında Horasan bölgesinden, Anadolu’ya gelenler oluşturmaktadır. Osmanlı kayıtlarında Kurmançca konuşan bazı aşiretlere “Ekrad-Kürt” denilmesinin nedeni ise, konuştukları dil nedeniyledir. Zira, Osmanlı yönetimi İrani dilleri konuşan bütün toplulukları “Kürt” olarak değerlendiriyordu.
Hamdullah Dedeoğlu
27.02.2026.
Kaynaklar:
--Kaşgarlı Mahmud, Divanu Lugati’t Türk, Ahmet B. Ercilasun-Ziyat Akkoyunlu, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2025.
--Prof. Dr. Masao Mari, “Soğdların Orta Asya’daki Faaliyetleri “ adlı Makalesi,
1983, Türk Tarih Kurumu Yayınları
--Ali Han Babaoğlu, “Bir Kültür Köprüsü Soğdlar” adlı makalesi, Tarih, Ekonomi, ve Siyaset Araştırmaları Derneği Yayınları, 2019.
--Aydın Usta, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, “Samaniler” maddesi,
--Prof. Dr. Boris Marshak, “Türkler ve Soğdlular” adlı makalesi.
--Prof. Dr. Mehmet Kanar, “Osmanlıca-Türkçe Sözlük”, Say Yayınları.

