28 Ekim 2026 Çarşamba

İLHAM ALİYEV DİKTATÖR MÜ?

 İLHAM ALİYEV DİKTATÖR MÜ?

Azerbaycan’da kız öğrencilerin türbanla okullara girmesinin yasaklanmasından sonra, özellikle din üzerinden nemalananların tümü birden İlham Aiyev’i  hem “İslam düşmanı” hem de “diktatör” olmakla suçladılar.  Bu çevrelerin Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev için kullandıkları “İslam düşmanı” suçlamalarına bir önceki makalemizde cevap vermiştik. Bugünkü makalemizde “diktatör” iddialarını ele alacağız.

Önce diktatör kime denir, onu ele alalım. Uluslararası literatürde diktatör ve diktatörlük tanımı şu şekilde yapılmaktadır:

“Diktatör, bir ülkenin siyasi iktidarını mutlak, sınırsız ve denetlenemez bir şekilde tek başına ya da küçük bir grubun yardımıyla elinde bulunduran, güçler ayrılığının ortadan kaldırdığı rejimlerin liderine denir.”

“Diktatörlüklerde, Yasama, Yürütme ve Yargı yetkileri tek bir kişide toplanır. Temel hak ve hürriyetler, ifade özgürlüğü ve bağımsız basın baskı altına alınır. Muhalefet tasfiye edilir, siyasi faaliyetler imkansız hale getirilir.”

Peki, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve yönetimi bu kıstasları taşıyor mu? Kısaca özetleyelim.

Azerbaycan Cumhuriyetinde, seçimlere yirmi beş siyasi parti katılmakta olup, cumhurbaşkanı halkın oyları ile belirlenmektedir. Yüz yirmi beş üyeden oluşan parlamento üyeleri de yine halkın oyları ile seçilmektedir. Seçimlere, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Bağımsız Devletler Topluluğu, İnsan Hakları Bürosu, Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden temsilciler gözlemci olarak katılmaktadırlar.

Azerbaycan Anayasasına göre, yasama yetkisi 125 sandalyeli Milli Meclis'e, yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı ve kabinesine, yargı yetkisi ise bağımsız mahkemelere aittir.

Laik ve Üniter bir devlet olan Azerbaycan Cumhuriyetinde, elbette ki demokrasi tam anlamıyla henüz yerleşmemiştir. Bunun tam anlamıyla yerleşmesi için zamana ihtiyaç bulunmaktadır. 1991 yılında bağımsızlığına kavuşan Azerbaycan, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni oluşturan devletler arasında, demokrasi konusunda en hızlı gelişen ülkelerden birisidir. Bu konuda önemli mesafeler kat etmiştir. İşgal altındaki topraklarını kurtarmış, çok partili sisteme geçmiş, toplumun refahını artırmış, uluslararası alanda etkisi olan bir ülke haline gelmiştir. Tüm bu gelişme ve kalkınma Haydar Aliyev ile başlamış, oğlu İlham Aliyev ile başarılı bir şekilde devam etmektedir. Yeni kurulan bir devlet için bu önemli bir başarıdır.

Yüz üç yıllık bir cumhuriyet olan ülkemizin bile henüz Avrupa standartlarına uygun demokrasiye ulaşamadığı göz önüne alındığında, Azerbaycan Cumhuriyetinin gelişimi ve değişimi daha iyi anlaşılacaktır. Azerbaycan tüm bu başarısını, zengin doğal kaynaklarını iyi bir şekilde kullanan kadrolar sayesinde gerçekleştirmiştir. Zira aynı zengin doğal kaynaklara sahip olan körfez ülkeleri bu değişimi ve kurumsallaşmayı sağlayamamışlardır.

Azerbaycan Cumhurbaşkanına “diktatör” suçlamasını getiren çevreler, din konusunda olduğu gibi bu konuda da gerçekleri gizlemektedirler. Azerbaycan’dan daha fazla doğal kaynaklara sahip olan Suudi Arabistan’da, Katar’da, Birleşik Arap Emirliklerinde ve diğer Arap ülkelerinde demokrasi mi var? Bırakın demokrasiyi ondan vazgeçtik, Parlamento var mı, siyasi parti kurmak serbest mi, kadınlar özgür mü, basın hür mü, yasama, yürütme ve yargı bağımsız mı? Hiç birisi bulunmamaktadır. Bütün yönetim kadroları, bakanlıklar ve devlet bürokrasisi hanedan bir ailenin denetiminde bulunmaktadır.

Ancak her ne hikmetse, Azerbaycan Cumhurbaşkanına diktatör diyen bu din tüccarları, konu Suudi Arabistan ve körfez ülkeleri olunca susmaktadırlar. Acaba neden? Onlarla aynı inanca ve düşünceye mi sahipler? Örneğin; Suudi Arabistan’ın resmi mezhebi olan Vahabiliği mi savunmaktalar?

İlham Aliyev’e “din düşmanı” ve “diktatör” diyenlerin kimliklerine bakınca bunların amacını anlamak daha da kolay olmaktadır. Suudi Arabistan’ı yöneten Suud kabilesi mensuplarından pek de farklı bir inanca ve düşünceye sahip olmadıkları anlaşılmaktadır.

İlham Aliyev’e yaptıkları hakaret ve suçlamalar nedeniyle Azerbaycan’a girişleri yasaklananlar arasında Hüda-Par genel Başkan yardımcısı Yahya Uğraş, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Yeni Şafak Gazetesi yazarı İsmail Kılıçarsalan ve Ayasofya Camisi eski imamı Mehmet Boynu Kalın’ın yer aldıkları görülmektedir.

Bu şahısların savundukları düzende acaba demokrasi var mı? Özgürlük var mı? Kadınlar erkeklerle eşit haklara sahip olacaklar mı? Kesinlikle olmayacaktır. Zira, bu şahısların savundukları rejim, Afganistan’daki Taliban rejimi, Suudi Arabistan’daki Vahabi Suud rejimidir. Bu ülkelerde bırakın demokrasiyi, insan haklarının, kadın haklarının zerresi bile yoktur. Kadına hala yedinci yüzyıldaki gibi  köle-cariye olarak bakılmakta, insanların yaşam şartları bin yıl öncekinden daha da kötü durumdadır.

Ancak ne var ki, İlham Aliyev’i diktatör olmakla suçlayanlar konu Afganistan ve Suudi Arabistan olunca sessiz kalmaktalar. Burada çifte standartlık yok mu? Diktatör ve diktatörlük aranıyorsa önce bu ülkelere bakılması gerekmiyor mu? Ama aynı yolun yolcusu olunca elbette ki söyleyecekleri bir şeyleri olmuyor. Zira hepsi aynı damardan besleniyorlar. Sermayeleri din tüccarlığı, kuracakları düzen köle, cariye düzeni. 

Dini kendi çıkarlarına maske yapanlar,  kuracakları vahşi diktatörlükte saraylarda sefa sürmeyi hedeflemektedirler. Halkın bin yıl geriye gitmesi, insan haklarından ve refahtan mahrum olması onları ilgilendirmemektedir. Kuracakları düzen halkı köle olarak gören saltanat rejimidir. Zira, rol modelleri Ebu Süfyan oğlu Muaviye’dir.  Ancak, Muaviye rejimleri, miadını dolduran rejimlerdir. İnsanlığın yönü daha ileriye bakmaktadır, daha ileriye gitmektedir. Karanlık peşinde gidenlerin çabaları beyhudedir.

 

Hamdullah Dedeoğlu

28.10.2026.


25 Ekim 2026 Pazar

TÜRBAN ÜZERİNDEN AZERBAYCAN DÜŞMANLIĞI YAPMAK

 TÜRBAN ÜZERİNDEN AZERBAYCAN DÜŞMANLIĞI YAPMAK

Azerbaycan’da Kız öğrencilerin başörtüsü ile okullara giremeyeceği kararının alınmasından sonra, belirli kesimler İlham Aliyev ve Azerbaycan karşıtlığını körüklemeye devam ediyorlar. Cumhurbaşkanı danışmanı Oktay Saral ile başlayan ve iktidarı destekleyen bazı yazarlar tarafından sürdürülen kampanya da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve devlet bürokrasisi ağır ithamlarla hedef alındı.

Hızını alamayan bu kesimler İlham Aliyev için “Türk ve İslam düşmanı” “Diktatör Aliyev” nakaratlarına devam ettiler. Bu kesimler, ayrıca Karabağ’ın Ermenistan işgalinden kurtuluşunun da Türkiye’deki iktidar sayesinde olduğunu ileri sürerek, Azerbaycan’ı nankörlükle suçladılar.

İlham Aliyev ve Azerbaycan karşıtlığının basında ve sosyal medyada kampanya şeklinde devam etmesinden sonra, Azerbaycan hükümeti ve basını bu suçlamalara sert bir uslupla karşılık verdi.  Bu açıklamalarda, Azerbaycan devletinin bağımsız bir devlet olduğu, yapılan açıklama ve suçlamaların içişlerine müdahale anlamına geldiği ve Karabağ'ın kurtuluşunda dört bin Azerbaycanlının şehit verildiği belirtilerek tepki gösterildi.

Azerbaycan cumhurbaşkanı İlham Aliyev’e “Türk ve İslam düşmanı” ve “diktatör” diyenler kimi temsil ediyorlar ve amaçları nedir?

Sondan söyleyeceğimizi baştan söyleyelim. İlham Aliyev’e İslam dini üzerinden suçlama getirenlerin kesinlikle İslam dini ile ilgileri bulunmamaktadır. Bu kesimlerin kız öğrencilerin eğitim hakkını savunmakla da ilgileri yoktur. Bunların yıllardır yaptıkları din tüccarlığıdır, din istismarıdır. Bu din tüccarlarına Kur’an’ı Kerim’de örtünme ile ilgili ayetleri ve ilahiyatçıların açıklamalarını verdiğimizde baş örtüsünün din ile ilgisinin bulunmadığı görülecektir. İlgili ayetler şöyledir:

NUR SURESİ 31. Ayet: “İnanan kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar. Irzlarını korusunlar. Süslerini kendiliğinden görünen kısım hariç açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üstüne çıkarsınlar. Süs yerlerini kocaları yahut babaları yahut kayın pederleri, yahut oğulları, yahut kocalarının üvey oğulları, yahut kardeşleri, yahut erkek kardeşlerinin oğulları, yahut kız kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut cariyeleri, yahut erkekliği kalmamış hizmetçiler veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey inananlar! Saadete ermeniz için hepiniz tövbe ederek Allah’ın hükmüne dönün. " * Burada kastedilen süslerin, yani sürme, kına gibi şeylerin bulunduğu baş, kulak, boyun, kol ve ayaklardır. (Milliyet Gazetesi Yayınları, Kuran’ı Kerim’in Türkçe okunuşu ve Anlamı, 1982)

AHZAB SURESİ 59. AYET:  “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına dışarı çıkacakları vakit dış elbiselerini giymelerini söyle. Bu onların tanınmasını ve bundan dolayı incitilmemelerini temin eder. Allah suçları bağışlar ve merhamet eder.”

Ayetlerden de görüleceği gibi, köle ve cariyelere örtünme zorunluluğu yoktur. Örtünme, sadece hür kadınları korumak amacını taşımaktadır. Cinsellikle bir bağlantısı bulunmamaktadır. "Bu onların tanınmasını ve incinmemelerini temin eder" denilerek hür kadın güvence altına alınmaktadır. 

Bizim yaptığımız bu tespiti İlahiyatçı-yazar Salih Suruç da yapmaktadır. Sayın Salih Suruç "KAİNATIN EFENDİSİ PEYGAMBERİMİZİN HAYATI" adlı eserinde şunları yazmaktadır:

"Bir kısım edepsiz münafıklar, köle kadınlara sataşırlardı. Zaman zaman sair (diğer) kadınları da köle zannıyla rahatsız ederlerdi. Bunların müminlerin hanımlarını da rahatsız ettikleri olurdu. Neden böyle yaptıkları sorulduğunda ise, "BİZ ONLARI KÖLE SANMIŞTIK" diyerek mazeret uydururlardı.”

“Bu hadiseler üzerine, Müslüman kadınların örtünmelerini emreden şu ayeti kerime nazil oldu:

"Ey peygamber!.. Zevcelerine (eşlerine), kızlarına, müminlerin kadınlarına iç elbiselerinin üzerlerine cilbaplarını (örtülerini) giymelerini söyle! Bu onların tanınıp eza (eziyet) edilmemelerine daha uygundur. AHZAB SURESİ 59. AYET. " (SALİH SURUÇ, PEYGAMBERİMİZİN HAYATI, SAYFA,722, NESİL YAYINLARI)

Aynı konuda Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Hoca da şunları yazmaktadır:

"Bu ayetteki emir şartlı bir emirdir. Mümin kadınların tanınıp eza görmemelerini sağlamak için üzerlerine "Cilbab" (sokağa çıkıldığında kullanılan ve vücudu baştan aşağı örten dış giysi) almaları emrediliyor. Yani cilbab emri tanınmayı sağlamak ve tasallutu önlemek içindir. ...Demek oluyor ki, "Cilbab " örfi bir düzenlemedir. Belli şartların varlığına bağlıdır." (Kur'an'daki İslam, Sayfa, 529)

Örtünmeyle ilgili Prof. Dr. Hayrettin Karaman da şunları belirtmektedir:

"O devirde henüz köle ve cariyeler bulunduğu için çarşıda pazarda bunlara sataşılır, el ve dil ile rahatsız edildikleri olurdu. İslam bir yandan bu gibi davranışları önlemeye çalışırken, diğer yandan, cariye sanılarak hür kadınların da rahatsız edilmelerini önlemek üzere tedbir almıştır."  (İslami Araştırmalar Dergisi, Ekim 1991)

İlahiyatçı yazarların da belirttiği gibi örtünme, yedinci yüzyıldaki toplumda hür kadını, taciz ve saldırılara karşı korumayı amaçlayan bir uygulamadır. O dönemde köle ve cariyelerin örtünmesi bulunmuyordu. Dolayısıyla, köle ve cariyelere yapılan taciz ve saldırının bir cezası da yoktu. Zira Köle ve cariyeler bir mal gibi alınıp, satılıyordu. Köle sahibi, köle ve cariye üzerinde her türlü yetkiye sahipti.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, örtünmenin din ile, iman ile ilgisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, baş örtüsünü din ile eşitleyenler olayı tamamen çarpıtarak, din tüccarlığı yapmaktadırlar. Din üzerinden nemalanmak amacını gütmektedirler. Kısaca, dini  çıkarlarına maske yapmaktadırlar.

Ayrıca, 7. yüzyıldaki bir örfü 21. yüzyıl toplumuna dayatmak da gerçeklere aykırıdır. Zira, köle, cariye, hür kadın ayrımı bugün var mı? Kadınlar sokakta saldırıya uğradığında onları koruyan güvenlik kuvvetleri yok mu? Ya da kadınları koruyan kanunlar bulunmuyor mu? Kadınlar erkeklerle aynı haklara sahip değiller mi? Yedinci yüzyıldaki örfi bir uygulamayı bugün için savunmak veya uygulamaya sokmak kadınlara hakaret olmaz mı?

Makalemizi baş örtüsü üzerinden kızların eğitim hakkını savunduklarını iddia edenlere bir soru ile bitirelim: Afganistan ve benzer ülkelerde kız öğrencilerin eğitim hakkı tamamen yasaklandığında neden ses çıkarmadınız? Yoksa iktidarı tamamen ele geçirdiğinizde siz de aynı yasağı mı getireceksiniz?

Hamdullah Dedeoğlu

25.10.2026.

 

28 Eylül 2026 Pazartesi

ALEVİ OZANLARIN EHLİBEYT SEVGİSİ NEREDEN GELİYOR?

  

ALEVİ OZANLARIN EHLİBEYT SEVGİSİ NEREDEN GELİYOR?

Alevi İslam yorumu Tanrı sevgisi, Peygamber sevgisi ve Ehlibeyt sevgisine dayanır. Bu anlayış, Alevi ozanların deyişlerinde, şiirlerinde, duvazlarında ve mersiyelerinde sıkça görülür.

Ehlibeyt sevgisi ile ilgili deyişlerde Hz. Ali, daha önde gelir. Bu şiirlerde, Hz. Ali’nin yiğitliği, bilgeliği, ahlak ve adalet anlayışı dile getirilir.

Ozanların bu tutumu Kur’an’ı Kerim’deki ayetlerle de uyumludur. Zira Kur’an' Kerim'de ahlak, adalet ve liyakat ile ilgili ayetler önemli yer tutar.  Ozanlar da bu ayetleri halkın anlayacağı bir dille topluma sunarak, aslında Kuran’ın özetini yapmaktadırlar. Deyiş, duvaz ve mersiyelerin halk tarafından sevilmesinin nedeni de buradan gelmektedir.  

Alevi toplumunda ulu ozanlar içinde yer alan, Yunus Emre, Nesimi, Pir Sultan Abdal ve Şah Hatay’i'nin  şiirlerini verdiğimizde bunu daha iyi anlayabiliriz.

Bu şiirleri verdiğimizde aynı zamanda Alevi İslam anlayışında Hz. Ali ve dolayısıyla Ehlibeyt’i dışlamak isteyenlere de cevap vermiş olacağız. Zira Alevi İslam anlayışında Hz. Ali sevgisi,  yani Ehlibeyt sevgisi çıkarıldığında geride bir şey kalmaz. Zira Alevi İslam anlayışının kolonları bunun üzerine kurulmuştur. Siz kolonları yıktığınız da bina çöker. Ali’siz Aleviler de bunu bildikleri için, Hz. Ali’yi Alevilikten dışlamak istemektedirler.

Ancak bütün çabalarına ve propagandalarına rağmen Hz. Ali’yi Alevilerden koparamadılar. Aslında kendileri de kopamazlar. Zira, Ali’siz Aleviliği savunanlar düzenledikleri etkinliklerde Şah Hatayi’nin, Pir Sultan Abdal’ın deyiş ve duvazlarını söylemeye devam ediyorlar. Oysa, bu ozanların şiirleri esas olarak, Kur’an’ı Kerim’e, Ehlibeyt sevgisine, Alevi İslam anlayışında önemli yer tutan mitolojik bilgilere, Hz. Ali’nin yiğitliğine, cömertliğine, ahlakına ve adalet anlayışına dayanmaktadır.

Bu şiirlerin diğer bir kaynağı ise, Ehlibeyt mensuplarına uygulanan baskı, zulüm ve katliamlardır. Ozanlar, şiirlerindeki ilhamlarını buralardan almaktadırlar. Ali’siz Aleviler bu nedenle başarılı olamazlar. Zira, Hz. Ali’yi ve Ehlibeyt sevgisini Alevi İslam anlayışında çıkardıklarında yerine koyacakları bir şeyleri yoktur. Luvilikle, ışıkçılıkla yeni bir inanç inşa edilemez. Çabaları bize göre beyhudedir.

Yukarıdaki görüşümüzü desteklemek amacıyla ulu ozanlarımızın Tanrı sevgisi, Peygamber sevgisi ve Ehlibeyt sevgisi ile ilgili şiirlerinden örnekler verdiğimizde konumuz daha iyi anlaşılacaktır.

Ozanlarımızın şiirlerinde seçtiğimiz örnek mısralar şunlar:

YUNUS EMRE’DEN TANRI SEVGİSİ

Aşkın aldı benden beni

Bana seni gerek seni

Ben yanarım dün-ü günü

Bana seni gerek seni

YUNUS EMRE’DEN PEYGAMBER SEVGİSİ

Canım kurban olsun senin yoluna

Adı güzel, kendi güzel Muhammed

Şefaat eyle bu kemter kuluna

Adı güzel, kendi güzel Muhammed

YUNUS EMRE’’DEN İNSAN SEVGİSİ

Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi,

Elin, yüzün yumaz değil.


Bir gönül yaptın ise,

Er eteğin tuttun ise,

Bir kez hayır ettin ise,

Binde bir ise az değil.

ŞAH HATAYİ’DEN TANRI SEVGİSİ

Evvel ol Allah’ın adı söylenir
Cümle ibadetin başıdır tevhid
Pirim Şeyh Safî’den bize kalmıştır
Sofi kardeşlerin kanıdır tevhid

ŞAH HATAYİ'DEN PEYGAMBER SEVGİSİ

Şu aleme bir nur doğdu
Muhammed’in doğduğu gece
Yeşil kandilden nur indi
Muhammed’in doğduğu gece

ŞAH HATAYİ’NİN EHLİBEYT SEVGİSİ

Bugün matem günü geldi
Ah Hüseyin, vah Hüseyin
Senin derdin bağrım deldi
Ah Hüseyin, vah Hüseyin

PİR SULTAN ABDAL’DAN EHLİBEYT SEVGİSİ

Alemlerin serverisin
Ah Hüseyin, vah Hüseyin
Şehitlerin serdarısın
Ah Hüseyin, vah Hüseyin

HZ. ALİ SEVGİSİ

Muhammet Ali'nin kurduğu yoldur
Ak üstünde kara seçebilirsen
Gönülden itikat söyleyen dildir
Ali'nin sırrına erebilirsen

NESİMİ’DEN PEYGAMBER SEVGİSİ

Gel benim fahr-i cihanım, kıblegahım Mustafa

Cihanın umudu sensin, padişahım Mustafa

Halil'in kuyusuna vardım, hacılar bayram eder

Arafat'ta kurban kestim, işte canım Mustafa

Ozanlarımızın yukarıdaki beyitlerinden de görüleceği gibi, Alevi İslam inancında Tanrı, Peygamber, Ehlibeyt ve insan sevgisi o kadar güçlüdür ki, bunu kimse söküp atamaz. O nedenle, gerek Aleviliği İslam dışı görenler gerek Alevilikten Hz. Ali ve Ehlibeyt’i çıkarmak isteyenler bunu başaramayacaklardır. Çünkü; bu inanç Alevilerin genlerine işlemiştir. 

Hamdullah Dedeoğlu

28.09.2026.

 

21 Eylül 2026 Pazartesi

YENİ İDRİS-İ BİTLİSİCİLERİN PLANI TUTAR MI?

 

YENİ İDRİS-İ BİTLİSİCİLERİN PLANI TUTAR MI?

 A. Öcalan’ın “Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakını güncelleyelim” sözlerinin Alevi camiasında tepki çekmesinden sonra A. Öcalan yeni bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Sözlerinin arkasında duran A. Öcalan, Şöyle demektedir:

 "Buradaki amaç Aleviliği Sünnilik içinde eritmek değil, Kürtleri ve Alevileri kendi kimlikleri ve özgünlükleriyle bu yeni demokratik ittifakın kurucu öznesi haline getirmektir.”

“...Geçmişte mirlerin ve egemenlerin çıkarına kurulan ittifak anlayışını, bugün halkların ve inançların çıkarı doğrultusunda güncellemektir."

A. Öcalan’ın bu cümlelerinde iki önemli nokta dikkat çekmektedir:

Birincisi, Alevileri toptan DEM partisine eklemlemek amacını taşımaktadır.

İkincisi, laik ve Üniter devlet karşıtlığını “demokratik ittifak” olarak gösterip gerçek amacını gizlemeye çalışmaktadır.

Laik Cumhuriyetten yana olan Aleviler ne DEM’e ne de Lozan karşıtlığı temelinde kurulan ittifaka destek verirler. Zira, DEM Partisi, Lozan ve Cumhuriyet karşıtı olan Şeyh Sait’e sahip çıkmaktadır. Emperyalistlerin dayattığı Sevr anlaşmasını kendisine dayanak yapan gerici ve aynı zamanda işbirlikçi olan Şeyh Saitlerle kurulacak ittifak “demokratik” değil, otokratik ve teokratik bir ittifak olur. Dolayısıyla, bu “ittifak” Alevilerin yaşam tarzı ve inançlarıyla da bağdaşmaz.

A. Öcalan ve DEM Partisine destek verecek Alevi çıkar mı? Evet çıkabilir. Bunlar da aynı damardan beslenen ve İngilizlerin himayesinde kurulan “Kürt Teali Cemiyeti”ni destekleyen ve Sevr anlaşmasının uygulanmasını isteyen Nuri Dersimi hayranlarıdır. Bu iki kesim aynı ilkelerde birleşebilirler.

Ancak bunların birleştikleri nokta Alevilik değil, etnik Kürt milliyetçiliğidir. Zira Nuri Dersimi de gerek Koçgiri gerek Dersim isyanındaki amacının Alevilik değil, “Kürt Devleti kurmak" olduğunu kendi yazdığı kitaplarında belirtmektedir. Dolayısıyla, kurulacak ittifak Alevilerin değil, etnik milliyetçilerin ittifakı olacaktır.

Aleviler, Kürt kimliği ile eşitlenemez. Zira, Türkiye’deki Alevilerin büyük çoğunluğu kendisini Türkmen, Arap, Arnavut ve diğer milletlerden görmektedir. Kendisini Kürt gören küçük bir azınlıktır.

A. Öcalan uyanıklık yapıp inanç üzerinden giderek bütün Alevileri DEM’e yedeklemek amacını taşımaktadır. Aleviler bu oyuna gelmez. Zira bu projenin asıl sahipleri Sevr’cilerdir. Yani emperyalistlerdir.

Hiç kimse, Alevileri emperyalistlere piyon yapamaz. Çünkü; Aleviler Mustafa Kemal’in kurduğu cumhuriyetten yanadırlar.  Onlar her daim yaşadıkları ülkenin bağımsız ve özgür olması için mücadele etmişlerdir. 13. yüzyıldaki Moğol işgaline de 20. yüzyıldaki İngiliz, Fransız işgaline de en önde mücadele edenler her daim Aleviler, Bektaşiler olmuştur. O nedenle, A. Öcalan ve DEM’in, Alevileri yeni İdris-i Bitlisi ittifakına dahil etme planları tutmaz. Bunu yaşayıp göreceğiz.


Hamdullah Dedeoğlu

17.09.2026

20 Eylül 2026 Pazar

AMASYA CEM VAKFI AHİLİK HAFTASI ETKİNLİĞİ DÜZENLEDİ



İsmet Kılıç Dede Ahilik Duasını okudu.

Cem Vakfı Amasya Şubesi Başkanı Haydar Kılıç Dede açılış konuşmasını yaptı.

Hamdullah Yanık Dede Ahi Evran ve Ahilik konulu sunumu yaptı.



Amasya Belediyesi Konservatuvar sanatçıları Deyişler okudu.

Zakir Hasan Yavuz Deyiş ve Duvazlar okudu.

Etkinliğin sonunda katılımcılara Ahilik helvası dağıtıldı.


AMASYA CEM VAKFI AHİLİK HAFTASI ETKİNLİĞİ DÜZENLEDİ

Cem vakfı Amasya Şubesi, Amasya Belediyesi ile birlikte Ahilik haftasını kutlama etkinliği düzenledi.

Amasya merkez şehzadeler Gezi Yolunda düzenlenen etkinliğe, Amasya Belediye Başkanı Turgay Sevindi, Belediye Başkan yardımcısı Bekdemir İşbilir, Tugay komutan Tuğgeneral Kemal Çakıroğlu, Amasya İl Jandarma Alay Komutanı Albay Ramazan Yiğit, Yeni Parti Amasya İl başkanı İlker Küp, Milliyetçi Hareket Partisi Amasya İl Başkanı Oğuzhan Sakızcı ve yüzlerce vatandaş katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal marşının okunmasından sonra, İsmet Kılıç Dede Ahilik duasını okudu. Etkinliğin açış konuşmasını ise, Cem Vakfı Amasya Şubesi Başkanı Haydar Kılıç Dede yaptı. Haydar Kılıç Dede yaptığı konuşmada, Ahiliğin manevi değerlerin taşıyıcısı bir kurum olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Ahilik sadece bir esnaf teşkilatı değildi. Aynı zamanda Anadolu'daki manevi değerlerin de taşıyıcısı bir kurumdu. Ahilik, İyi ahlak, adalet, fazilet ve marifet ilkeleri üzerine bina edilmişti. Kardeşler teşkilatı anlamına gelen Ahilik, Anadolu’da manevi değerlerin oluşmasına büyük katkıda bulunmuştur.”

“Bir toplumu ayakta tutan manevi değerlerdir. Bu değerler kaybolduğu zaman toplumlar da yozlaşma ve çürüme başlar. O nedenle manevi değerlerimize sahip çıkmak çok çok önemlidir.

“Kaybolmaya yüz tutan Ahiliğin ilkelerini yeniden gündeme getirip, ahlaklı, dürüst, cömert bir toplumu hep birlikte yeniden inşa etmeliyiz“

Açılış konuşmasından sonra, Amasya Belediyesi Konservatuar grubu ile Zakirler Hasan Yavuz ve Aziz Şimşek Deyiş ve düvazlar okudu.

Etkinlikte Hamdullah Yanık Dede de Ahi Evran’ın hayatı, Moğol işgaline direnişi ve Ahiliğin Alevilikle ilişkisi üzerine bir sunum yaptı.

Etkinlik, katılımcılara helva dağıtımı ile sona erdi.

Hamdullah Dedeoğlu

19.09.2026.

 

 

 

 

AHİLİK SUNUMU DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: AHİLERİN MOĞOL İŞGALİNE DİRENİŞİ



AHİLİK SUNUMU DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: AHİLERİN MOĞOL İŞGALİNE DİRENİŞİ

Amasya Belediyesi ile Cem Vakfı Amasya şubesinin 19.09.2026 günü ortaklaşa olarak düzenlediği "AHİLİK HAFTASI" etkinliğinde tarafımdan yapılan ve dört bölümden oluşan "AHİ EVRAN VE AHİLİK" konulu sunumun dördüncü bölümü aşağıda bilgilerinize sunulmuştur.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu


Değerli Canlar,

Bir önceki bölümde Moğolların Anadolu’da yaptıkları zulmü ve yağmayı anlatmıştık. Bu durumu, Moğollar döneminin tarihçilerinden Kerimüddin Mahmud Aksaray-i “MÜSAMERETÜ’L AHBAR” adlı eserinde şöyle özetlemektedir.

“Malatya civarında o kadar kıtlık oldu ki halk, kedi, köpek, kösele ve deri yiyerek aç karınlarını  doyuruyorlardı.” 

“Moğol kumandanlarından Yasaver Noyan, Kadınların ziynetlerine, Kur’an kapaklarındaki kıymetli nakışlara varıncaya kadar yağma etti.”

işte bu zulme ve sefalete dayanamayan Ahiler ve Türkmen aşiretleri 1261 yılında Moğolların denetiminde olan Selçuklu Sultanına ve Moğollara karşı Denizli, Karaman, Çankırı, Ankara, Kırşehir ve Aksaray gibi şehirlerde isyanlar başlattılar. Bu isyanların en şiddetlisi Ahi Evran’ın ve çevresindekilerin de aktif rol aldığı Kırşehir’de oldu.

Selçuklu tahtında oturan IV. Kılıç Arslan ve Moğol ilhanı, Kırşehir’deki bu isyanı bastırması için Kırşehir Emiri Cacaoğlu Nureddîn’i görevlendirdi. İsyan, Cacaoğlu Nureddîn yönetimindeki Moğol kuvvetleri tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Çok sayıda Türkmen ve Ahi kılıçtan geçirildi.

Ahi Evran bu çatışmalarda 1261 yılında şehit edildi. Ahilerin mallarına, tekke ve zaviyelerine el konuldu. Bunun üzerine, Ahiler ve Türkmenlerin bir kısmı Anadolu’nun uzak uç bölgelerine göç ettiler.  Bunlardan bir bölümü de Ertuğrul Gazi’nin denetiminde olan bölgelere gittiler.

İşte bu ahiler, Osmanlı devletinin kuruluş sürecinde büyük rol üstlendiler. Özellikle bir ahi lideri olan Şeyh Ede Bali bu süreçte Osman beye büyük destek oldu. Onu kızıyla evlendirdi. Osman Beyin yanında Şeyh Ede Bali dışında Şeyh Mahmut Gazi, Ahi Şemsettin, Ahi Hasan gibi başka Ahi liderleri de vardı.

Ahi Evran’ın şehit olmasından sonra Moğol işgalcilerine karşı isyan bayrağını Karamanoğlu beyleri devraldı.

Kuleli askeri lisesinde ve Harp akademilerinde tarih öğretmenliği yapmış olan Öğretmen Albay Dr. Tahsin Ünal,

“KARAMANOĞULLARI TARİHİ” adlı eserinde Karaman Beyliği hakkında şu bilgileri vermektedir:

“Nure Sufi, takriben 1224' te, yani Karamanlılar Ermenek' deki Kamışlı civarına yerleşmeden, daha Şarki Anadolu' da bulundukları sırada Baba İlyas'a biat edip mürit olmuş, onun tarikatine girmiştir.”

“...Nure Sufi ile oğullarının fikirleri çağdaşları olan Baba İlyas’ın oğlu Muhlis Baba, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Aşık paşa, Ahi Evran, Taptuk Emre gibi Türklükten ve Türkçeden başka birşey bilmek istemeyen bir esasta toplanıyordu.” 

Nuri Sufe’den sonra, beyliğin başına oğulları, daha sonra da torunu Mehmet bey geçti. Karamanoğlu Mehmet Bey 1276 yılında Konya’yı fethederek, Selçuklu tahtına  Selçuklu şehzadesi Siyavuş’u getirip, vezirliğini de kendisi üstlendi. Mehmet Bey vezir olduğunda, bir ferman yayınlayarak,

 "Bugünden itibaren divanda, dergahta, sarayda, çarşıda, pazarda, yolda ve sokakta Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.” diyerek Arapça ve Farsça dillerini yasaklamış, Türkçeyi resmi dil ilan etmişti.

Ama ne yazık ki Türkmenlerin Selçuklu yönetimindeki hakimiyetleri ancak bir yıl sürdü. Karamanoğlu Mehmet bey, 1277 yılında işbirlikçiler tarafından Anadolu’ya çağrılan Moğol ordusu ile girdiği çatışmalarda şehit oldu. Selçuklu yönetimi tekrar Moğolların denetimindeki işbirlikçilerin eline geçti.

Ancak, Karamanoğullarının, Türkmen aşiretlerinin ve ahilerin Moğollarla mücadelesi devam etti. Moğollar bu nedenle Anadolu’da  hakimiyet kuramadılar.

Bu durum, Moğol hükümdarı Gazan Han tarafından şu şekilde ifade edilmişti:

"Şu Türkmenler ve Karamanlılar olmasa, Moğol atlıları güneşin battığı yere kadar giderlerdi.”

Moğol işgaline ve onların işbirlikçilerine karşı  kahramanca mücadele ederek, Anadolu’yu bizlere vatan yapan tüm Türkmen aşiretlerini, Karamanoğullarını, Ahileri, Babaları, Şeyhleri saygı ve rahmetle anıyor, ruhları şad, mekanları cennet olsun. 

Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyorum. Sürçü lisan ettiysek af ola. Hatamız olduysa bağışlana. Cümlenizi aşkı niyazla selamlıyorum.

Hamdullah Dedeoğlu

19.09.2026.

 

AHİLİK SUNUMU ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: AHİLİKTE ESNAFLIĞIN İLKELERİ


AHİLİK SUNUMU ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: AHİLİKTE ESNAFLIĞIN İLKELERİ

Amasya Belediyesi ile Cem Vakfı Amasya şubesinin 19.09.2026 günü ortaklaşa olarak düzenlediği "AHİLİK HAFTASI" etkinliğinde tarafımdan yapılan ve dört bölümden oluşan "AHİ EVRAN VE AHİLİK" konulu sunumun üçüncü bölümü aşağıda bilgilerinize sunulmuştur.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu


Değerli Canlar,

Ahiliğin Ticaret Ahlâkındaki kuralları ise, şunlardı:

-Hileli ve çürük mal satmayacaksın.

-Müşteriden fazla para almayacaksın.

-Bir başkasının malını taklit etmeyeceksin.

-Noksan tartmayacaksın, bozuk terazi kullanmayacaksın.

-Sahte ve kalitesiz mal üretmeyeceksin.

 

Ahilikte Açık tutulması gerekenler de şöyleydi:

-Düşkünlere yardım etmek için elini açık tut.

-Misafirler için kapını açık tut.

-Yoksullara ikramda bulunmak için sofranı açık tut.


Ahilikte Kapalı tutulması gerekenler de şunlardı: 

-Hırsızlık, zorbalık ve kötülük yapmaktan elini bağlı tut.

-Dedikodu, yalan ve iftiradan uzak durmak için dilini bağlı tut.

-Kimsenin namusuna, haysiyet ve şerefine göz dikmemek için belini bağlı tut.

Değerli canlar,

Bu kuralların da Alevi İslam anlayışındaki Eline, diline, beline sahip ol ilkesi ile örtüştüğü görülmektedir.

Ahilikte kız çocuklarına da şu öğütler veriliyordu:

-İşine dikkatli ol: Ailenin ve evinin işini ihmal etme.

-Aşına dikkatli ol: İyi yemek pişir, iktisatlı ol.

-Eşine dikkatli ol: Her türlü şartlar altında eşine sahip ol.

Ahilik teşkilatı Ahi Evran’ın halifelerinden olan Şeyh Edebali aracılığı ile Osmanlı devletine de geçmişti.

İşte ahilik teşkilatının yüksek ahlaki değerleriyle yetişen Osmanlı esnaf, sanatkar ve tüccarı batılı devletler nazarında çok önemli bir yer edinmişti.

Alman başbakanı Bismark, “Türkler Asya’nın centilmenleridir.” sözüyle Ahilik kültürü ile yetişen Türk insanını tanımlıyordu.

Ahi Evran, 1239’da başlayıp, 1240 yılında bastırılan Baba İshak isyanını desteklediği gerekçesi ile Gıyasettin Keyhüsrev’in emriyle hapse atıldı.

Ayaklanmanın bastırılmasından üç yıl sonra Moğollar, Anadolu’yu ele geçirmek üzere Baycu Noyan komutasında bir ordu gönderdi. Sivas yakınlarındaki Kösedağında yapılan savaşta Selçuklu ordusu kendisinin yarısı kadar olan Moğol ordusuna yenildi. Bunun sonucunda, Selçuklu şehir ve köyleri Moğollar tarafından işgal edildi. Bu işgallere en fazla direnç gösteren Ahi teşkilatları oldu.

Bacıyan-ı Rum’a bağlı kadınların Moğol kuşatmasına direnişi, Ahi Evran Menakıpnamesinde şöyle anlatılmaktadır:

“Hanımlar oturup danışdılar.

Sinelerine kamalar bağladılar.

Varıp Kayseri’yi tutdular mekan.

Vermediler ol kafire el aman.”

Ahiler, Kayseri’yi Moğollara karşı on beş gün boyunca can siparane savundular. Ancak, kale kapılarının içerideki işbirlikçiler tarafından açılması nedeniyle, Kayseri Moğolların eline geçti. Ahilerin ve direnişçilerin çoğu kılıçtan geçirildi.

Ahi Evran’a gelecek olursak, beş yıl hapis yattıktan sonra 2. Gıyaseddin Keyhüsrev’in vefat etmesi ile ancak cezaevinden çıkabildi.  

Anadolu’nun Moğollar tarafından işgalinden sonra halk üzerindeki baskı, zulüm ve yağma dayanılmaz hale gelmişti. Halkın elinde ne var ne yok  HEPSİNE İşgalci Moğollar tarafından el konuluyordu.  

 Değerli canlar,

Üçüncü bölümü burada tamamlıyoruz.

DÖRDÜNCÜ VE SON BÖLÜMLE DEVAM EDECEĞİZ

Hamdullah Dedeoğlu

19.09.2026.

 

 

 

Popular