6 Haziran 2026 Cumartesi

DİNLER, ŞERİATLA EŞİTLENEBİLİR Mİ?

 

DİNLER, ŞERİATLA EŞİTLENEBİLİR Mİ?

Önce, Şeriatın ne anlama geldiğini açıklamamız gerekecektir. Arapça bir kelime olan Şeriat, yol, yöntem, tavır, kural anlamına gelmektedir. Herkesin anlayabileceği bir dil ile söyleyecek olursak, örf, adet, gelenek ve hukuk kuralları demektir.

Yani, din ve imanla bir ilgisi bulunmamaktadır. Dinlerin esası iman etmektir. Dinlerde imanın esasları sabittir, değişmez. Ancak, örfler, adetler ve kurallar zamanla değişebilir. Toplumların ekonomik ve yaşam şekilleri değiştikçe, Şer’i hükümlerle birlikte adet ve gelenekler de değişir. Zira eskimiş kural ve hükümler yeni gelişen toplumun ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalır.

Örneğin; 7. yüzyılda nakliye aracı develerdi. Bugün develerin yerini motorlu araçlar almıştır. Develerin çarpışmasında trafik kazası meydana gelmiyordu. Ancak, motorlu araçlardan dolayı meydana gelen kazalar için kural ve hükümler koymak zorunluluğu doğmuştur. Bu kurallar getirilmeden toplum düzeni sağlanabilir mi? Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz.

Bunun zıddını savunanlara şunu sorabiliriz: Eğer 7. yüzyıldaki şer’i hükümlerin değişmezliğini savunuyorsanız, o zaman deve yerine neden motorlu araçlarla seyahat ediyorsunuz? Ya da haberleşmeyi neden mektup ve güvercinle değil de cep telefonları ile yapıyorsunuz? 

Bütün yeniliklerden ve teknolojinin nimetlerinden sonsuza kadar yararlanacaksınız, ama 7. yüzyıldaki toplumun geleneklerini, örfünü ve kurallarını halkın önüne “İslam Şeriatı” diye koyacaksınız. Bu bir çelişki değil mi? 

Bunu savunmak İslam dinini anlamamaktır. Bunu savunmak peygamberlerin toplumları ileriye götürme amacını reddetmektir. Bunu savunmak, İslam dinini 7. yüzyıl ile sabitleyip, İslam coğrafyasını gelişmelere kapatmaktır. 

İşte, İslam ülkeleri bu anlayış yüzünden geri kalmıştır. O yüzden batının hegemonyası altındadır.

Şeriatı din ile eşitleyenler, Ebu Hanife’nin bin üç yüz yıl gerisinde kalmıştır. Zira Ebu Hanife (İmam-ı Azam) şer’i hükümlerin zamanla değişebileceğini 8. yüzyılda yazdığı eserlerinde belirtmiştir. Ama maalesef bizim ilahiyatçı ve din adamlarımız (görevini yapanları tenzih ediyorum) toplumumuza dini anlatamadıkları gibi, şeriatın ne anlama geldiğini de açıklayamamıştır. Yani, halkı aydınlatma görevini yerine getirememişlerdir.

Şeriatı din ile eşitleyenler, aynı zamanda Hz. Muhammed’i de anlayamamışlardır. Zira Hz. Muhammed, Hicaz toplumunu bir üst medeniyete taşımıştır. Yozlaşmış, çürümüş bir toplumu yeni bir kalıba sokmuştur. Hicaz toplumuna iyi ahlakı ve adaleti getirmiştir. Hicaz toplumunda dışlanan ve bir meta gibi alınıp-satılan kadına haklar getirmiştir. Çok kadınla evliliği dörtle sınırlandırmış, kadına mirastan pay verilmesini sağlamıştır. En büyük devrimi ise, aklı kullanmayı getirmiştir.   

Şer’i hükümler peygamberden, peygamberlere göre değişmiştir. Çünkü peygamberlik yaptıkları dönem farklıdır, tebliğde bulundukları toplumlar farklıdır. O nedenle; İslam Şeriatı, Musevi Şeriatı, Hristiyan şeriatı birbirlerinden ayrıdır.

Sonuç olarak, şeriat, yani örf, adet, gelenek, kanun ve hükümler dinle eşitlenemez. Bunu savunmak, toplumsal gelişmenin ve ilerlemenin önüne barikat kurmaktır. Bunu savunmak, 7. yüzyılda donup kalmaktır.

Hamdullah Dedeoğlu

06.06.2026.

 

 

 

 

 

 

 

3 Haziran 2026 Çarşamba

ALEVİ GENÇLER, NEDEN ASİMİLE OLMAKTADIR?

 

ALEVİ GENÇLER, NEDEN ASİMİLE OLMAKTADIR?

Alevilik ile ilgili yapılan etkinliklere gençlerin büyük bir kısmının ilgi göstermediğine şahit olmaktayız. Bunun üzerinde ciddi bir şekilde durmamız gerekmektedir.

Gençlerle yaptığımız sohbetlerden kısaca vardığımız sonuçlar şöyledir:

ilgisiz kalanların küçük bir kesiminin Alevi inancı dışındaki mezheplere yöneldiğine rastlamaktayız. Büyük çoğunluk ise, Alevi İslam inancını kabul etmekle birlikte kendisine pek yarar getirmediği, bu nedenle de zaman kaybetmek istemediklerini belirtmektedirler.

Bu cevaplardan edindiğimiz sonuç; en büyük etkenin Alevi gençlerin inançları konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları, bu nedenle de asimile oldukları şeklindedir.

Peki bunun nedeni nedir? Birinci neden; devletin izlediği mezhepçi din politikası ve buna paralel uygulamalarıdır. Gerek eğitimde gerek iş hayatında bu ayrımcı politikalar hala devam etmektedir. Alevi inancına mensup bir aileden gelen liyakatli kişilere devlet kademesinde üst düzey görevler verilmemektedir. Alevi inancına mensup birisi, bilgili ve yetenekli de olsa ona kuşku ile bakılmaktadır. Bu bakış açısının da Osmanlı bürokrasisinden beri devam ettiğini belirtmeliyiz.

Devlet, zor durumlara düştüğünde Alevilerden en önde yer almaları istenirken, ancak sıra devletin imkanlarından yararlanmaya geldiğinde, en arkada gelmektedirler. Böyle eşitlik ve adalet olur mu? Böyle birlik ve beraberlik sağlanır mı?

Son yıllarda Aleviler lehine bazı adımlar atılmış olsa da çok yetersizdir. Üstelik, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda görev alanların büyük bir kısmının  yeterli eğitim ve bilgiye sahip olmadıkları da görülmektedir. Yani, maddi yönden çok az bir bütçeye sahip olan kurum, aynı zamanda nitelikli kadrolardan da yoksundur. Burada görev alacak kadrolar, Alevi toplumunun sorunlarını analiz edebilecek ve çözüm yollarını sunabilecek kapasiteye sahip olmalıdırlar. 

Alevilerin talepleri, Cemevlerinin tadilat ve tamiratını yapmakla çözülebilecek sorunlar değildir. Bu konuda daha kapsayıcı faaliyetlere yer verilmelidir.

Alevi gençlerin asimile olmasından, Alevi dernek ve vakıfların da sorumluluğu bulunmaktadır. Büyük çoğunluğunun yönetimi seksen öncesinden kalma Solcuların denetiminde olduğu için; Alevi inancı ile bir bağları kalmamış bulunmaktadır. Yaptıkları tek faaliyet, politikada mevkii ve makam kapmak için dernek ve vakıfları siyasetin merkezinde tutmak olmuştur.

Bu eski solcuların Alevi gençlere inançlarını, kültürlerini, gelenek ve göreneklerini öğretmek gibi bir dertleri bulunmamaktadır. Bunu yapmadıkları gibi, tam tersine gençlere ya Ali’siz Aleviliği” empoze etmeye çalışmaktadırlar. Ya da Alevilik Anadolu’nun eski bir inancı olup Luviler’den gelmektedir şeklinde propaganda yapmaktadırlar. Yani, Alevi gençler hem içerden hem de dışardan asimile olmaya açık hale getirilmektedirler.

Ancak işin ilginç tarafı,  seksenden önce kalma bu "solcular” Alevi inancı ve kültürünü yaşatmak için çalışmalarda bulunan dernek ve vakıfları da “Asimilasyoncu” ve “iktidar işbirlikçisi” olmakla itham etmektedirler. Esas asimilasyonculuğu kendileri yapmaktadırlar. Ancak, kendilerini gizlemek için görevlerini yapan vakıf ve dernekleri “asimilasyoncu” olmakla itham etmektedirler.

Bu kısa özetten sonra, Alevi inancına mensup gençlere yönelik olarak ne yapılmalıdır?

Bu soruya şöyle cevap verebiliriz:

1-Cemevlerinde Alevi gençlere yönelik, Alevi İslam tarihi dersleri verilmelidir.

2-Kur’an’ı Kerim, Türkçe olarak Hz. Ali’nin Kur’an Mushafında olduğu gibi, sureler iniş sırasına göre öğretilmelidir.

3-Kur’an sureleri ve ayetleri iniş gerekçeleri ile birlikte anlatılmalıdır.

4-Alevi İslam önderlerinin, başta Hz. Ali ve Hacı Bektaş-ı Veli olmak üzere, mücadeleleri, fikirleri ve eylemleri ile ilgili paneller, konferanslar ve kurslar düzenlenmelidir.

5-Alevi-Bektaşi ozanların biyografileri ve eserlerinde yer alan sözlerin anlamları detaylı olarak öğretilmelidir.

6-Gençlere yönelik, Dede ve zakir yetiştirilmesi için kurslar açılmalıdır.  

7-Dinler tarihi hakkında bilimsel yöntemler kullanılarak gençlere yönelik eğitici kurslar verilmelidir.

8-Alevi-Bektaşi inancının anlatıldığı yazılı eserler başta buyruklar olmak üzere, günümüz şartlarına göre yeniden güncellenmelidir.

Bu önerileri daha da çoğaltıp, detaylandırabiliriz. Cemevlerinin, özellikle de şehirdekilerin fiziki koşulları yukarıdaki önerilerimizi gerçekleştirmek için uygun bulunmaktadır.

Gençlerimize yönelik eğitici ve öğretici çalışmalar yapılmadığı taktirde, ileride bunun çok acı sonuçlar vereceğinin bilinmesi gerekmektedir. Asimile olan Alevi gençlerden İŞİD, PKK, FETÖ benzeri terör örgütlerine katılanların bile olduğu göz önüne alınarak, bu çalışmalara biran önce başlanmalıdır.

Eğer; biz gençlerimize sahip çıkmazsak, birileri bu boşluktan yararlanarak gençlerimizi hiç de onay vermeyeceğimiz mecralara çekecektir. Bunun olumsuz sonuçlarını da yine Alevi aileleri yaşayacaktır.

Alevi-Bektaşi dernekler, vakıflar ve ailelerin bu durumu göz önünde bulundurarak, bir an önce Alevi gençlere yönelik eğitim ve öğretim seferberliğine destek vermeleri bir zorunluluktur. Aksi taktirde, gençlerimizi kaybetmekle karşı karşıya bulunmaktayız.

Hamdullah Dedeoğlu

03.06.2026.

 

Popular