Hamdullah Dede'nin Amasya Şehir Merkezindeki Türbesi.
HAMDULLAH DEDEYİ YARGILAYAN ŞERİAT
MAHKEMESİ: “ DUALARI NEDEN TÜRKÇE OKUYORSUNUZ ? "
Osmanlı ordusunun bel kemiğini oluşturan Yeniçeri ocağı, 1826’da ikinci Mahmut
döneminde kapatılmış, Ocağın inanç olarak bağlı bulunduğu Hacı Bektaş Dergahı postnişini
Hamdullah dede İstanbul’da meydana gelen olaylardan sorumlu tutulmuştu.
Kırşehir’deki Şeriat mahkemesinde yapılan duruşmalar on gün sürmüş, mahkeme
Hamdullah dede ve sekiz Dergah görevlisi hakkında idam kararı vermişti.
Mahkemenin idam kararı Hamdullah Dede’nin soyunun Ehli Beyt’e dayanması
nedeniyle, padişah tarafından bozularak Amasya’ya sürgüne çevrilmişti. Padişah,
Ehlibeyt katliamcısı olarak tarihe geçmekten çekinmişti. Bu kararı almasında,
mahkeme heyetinde yer alan miralay Abdullah Hüseyin efendinin katkısının da
bulunduğu anlaşılmaktadır. Abdullah Hüseyin efendinin duruşmaları bilinçli
olarak uzatmasının nedeninin, padişahı uyarmak için zaman kazanmaya yönelik
olduğu anlaşılmaktadır. Zira, o dönemde Kırşehir-İstanbul arası gidip gelmek
takriben bir haftalık zamandan az değildi.
Mahkemedeki soruları ve suçlamaları okuduğumda hayretler içinde kaldım. Bir
kadının ya da müftünün ithamları bu kadar basit, mantık dışı ve cahilce
olabileceğini tahmin edememiştim. İmparatorluk yaşamış bir devletin din
adamlarına bunu yakıştıramadığımı tekrar tekrar belirtmeliyim. Bu örnek,
Osmanlı devletinin kuruluşundaki değerlerden ne kadar uzaklaştığını ve bilimden
ne kadar koptuğunu gösteren en büyük delildir. Osmanlı’nın neden sanayi
devrimini atladığını, neden Avrupa’daki Reform ve Rönesans hareketlerini
yaşamadığını daha iyi anladım. Bu yargılamada da görüleceği gibi, sözde din
adamlarının toplum yaşamında ne kadar etkili olduğu açıkça görülmektedir. Bu
sözde din adamları, Osmanlı’da yeni bir sınıf ve tabaka oluşturmuşlar ve bütün
yenilikleri kendi “din” anlayışlarına aykırı bulmuşlar.
Mahkemede önemli
bulduğum beş suç iddiasını ele alıp, İslam’ın esas kaynağı olan Kur’an’ı Kerim’de yer alan ayetlerle cevap vermek istiyorum. Önce mahkeme heyetini tanıyalim. Hamdullah Dedeyi yargılayan Kırşehir’deki Şeriat mahkemesi şu
üyelerden oluşuyordu..
Baş Kadı: Hacı Müfit Efendi
KATİP: Mevlana İsmail Efendi.
MÜFTÜ: Hacı İlmullah Halim Efendi.
Konya Kadısı: Aksaraylı Abdul Kayyum Efendi
Müşavir Miri Alay Kaymakam: Abdullah Hüseyin Efendi.
“ EHLİ SÜNNET DIŞINDAKİLERİN KATLİ VACİP, KANI HELALDİR “
1- Baş kadı Hacı Müfit Efendi Şeriat mahkemesinde ilk sorusuna şöyle başlıyor:
“Kanı helal Şeyh Senin ve mensubunun kanı helaldir. Sapkın bidat (İslam dışı)
mezhebinden tövbe et. Sonra cevap ver. Şu anda birkaç saat, birkaç dakikalık
zamanın var. Ehli sünnet yolundan ayrıldığına tövbe et”
İlk sorusu böyle olan birisi için ne denilir. "Ön yargılı, daha yargılamadan
idam kararını önceden vermiş, içinde büyük bir kin ve öfke taşıdığı açıkça
görülüyor" denmez mi?. Kelime-i şahadet getiren, yani, Allah’ın birliğine inanan, Hz.
Muhammed’i peygamber olarak gören bir din adamına böyle hitap edilir mi? Kaldı
ki, farklı bir inanca mensup olsalar bile, böyle bir suçlama yapılır mı? Üstelik
Ehli-Sünnet mezhepleri dediği Abbasi halifesi Kadir Billah'ın 1029
yılında aldığı bir karara dayanmaktadır. Yani Abbasi halifesi kendi hanedanlığının devamıni sağlamak için İslam coğrafyasinda yer alan dort mezhebi yasal saymış, kendi iktidarina destek vermeyenleri de islam dışı goren bir karar almış olmasıdır. Kadı Efendinin "dört Hak mezhebi" dediği de buna dayanmaktadır. Şimdi Halifenin aldiğı bu kararı Kur’an’da yer alan ayetlere göre değerlendirelim.
BAKARA SURESİ, 256. Ayet: “Dinde BASKI, ZORLAMA yoktur”
ŞUARA SURESİ: 48. Ayet : “ .... Biz seni
onlar üzerine BEKÇİ göndermemişiz. Sana düşen, tebliğden başka bir şey
değildir.”
GAŞİYE SURESİ : 21. 22. Ayet: “Artık Kur’an ile uyar. Çünkü sen, Kur’an ile
uyaran-düşündüren birisin. Üzerlerine musallat bir DESPOT değilsin. Başlarına
dikilip, satır, satır bir şeyler dikte ettiren bir zorba değilsin.”
Kur’an’daki ayetler gayet açık, ancak sözde din adamının Kur’an’dan bi haber (habersiz) olduğu anlaşılıyor. Sonuç olarak kadının bu iddiasi Kur'an'a aykırıdır.
KADI: Sen şu mezhebini anlat.
HAMDULLAH DEDE: El Hamdülillah Müslümanım. Ehli İslam, Cemaati Ali Resul mezhebindenim.
KADI: Sus be densiz, EHLİ SÜNNET dışındaki olanlar İslam dışı, kendileri kafir,
kanları helaldir, Katli vaciptir.
Hamdullah Dede Hazreti Muhammed’in ve onun ehli beytinin yolundan olduğunu
söylüyor. Fakat, kadı efendi bunun ne anlama geldiğinden de bi haber olduğu
anlaşılıyor. Ehli Beyt ile ilgili olan Kur’an ayeti de şöyledir:
ŞURA SURESİ : 23. Ayet: “ Allah’ın, iman edip, barışa-hayra yönelik işler
yapanlara müjdelediği, işte budur. De ki, ben buna karşılık sizden, yakın
akrabamı-Ehlibeytimi sevmeniz dışında bir ücret istemiyorum. Kim bir
iyilik-güzellik üretirse onun için, o ürettiğine bir güzellik daha ekleriz.
Çünkü, Allah Gafur’dur, Çok affeder, Şekur’dur, iyiliğe karşılık verir. “
Ayrıca, peygamber efendimiz Hz. Muhammed, bırakalım Müslümanları farklı dinde
olanların inanç ve ibadet özgürlüğünü savunmuştur. Konuyla ilgili hadis
şöyledir:
“ Medine sözleşmesi, Müslümanlarla birlikte, Medine’li Yahudilerin din ve
vicdan hürriyeti gibi temel haklarını da güvence altına almıştır. Yemen’e vali
olarak gönderdiği Muaz B. Cebel’e Yahudilere dinleri konusunda problem
çıkarmaması talimatını vermiştir. (Belazuri, Sayfa 71, Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi)
“ HAYIR VE ŞER ALLAH’TANDIR “
2-KADI: Hayrın, Şer’in Allah’tan geldiğine niçin inanmıyorsun? Bu sapıklık
değil mi? Bu küfür değil mi?
HAMDULLAH DEDE: Allah hayrı yaratır. Allah’ın adı ve sıfatları içinde acıyan,
bağışlayan, esirgeyen, seven, affeden, nimet veren adları olduğu halde, ŞER ADI
yoktur. Suçlu, o fiili işleyendir.
Hamdullah dede, bunu söylerken, aslında yine Kuran’a
dayanmaktadır. Ancak, kadının buna da bilgisi cevap vermiyor. Kur’an’daki
ilgili ayet şöyledir:
NİSA SURESİ: 79. Ayet: “İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah’tandır.
Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindedir.”
ŞURA SURESİ 30 Ayet: "Size gelen çatan her felaket ellerinizle
işlediklerinizden dolayıdır."
3- KADI: Gayrı Müslümleri dergahta misafir etmişsiniz. Onlarla dost olmuş,
sohbet etmişsiniz. Bu işlediğiniz cürüm katlinizi gerektirir.
HAMDULLAH DEDE: Biz, misafirperveriz. Misafirlerimiz arasında din, mezhep
ayırımı yapmayız. Bu dinimizde de vardır.
Kadı efendi misafir kabul edip, ağırlamayı da büyük bir suç sayıyor. Bunun için
bile öldürülmeleri gerektiğini söylüyor. Meğerse, İŞİD kafası on dokuzuncu
yüzyılda da varmış. Kökleri bayağı eskiymiş. Konuyla ilgili olarak, Hazreti
Muhammed’in bir hadisini aktarmak yerinde olacaktır.
“Peygamberimiz kendileriyle görüşmek üzere Medine’ye gelen NECRAN Hristiyanlarının
Mescidi Nebeviye’de AYİN yapmalarına Müsaade etti. (İbni Hişam Cilt 2. sayfa
206, Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi)
4-KADI: Şeyh Efendi, Allah Arapça konuşuyor, Kur'an'ı Kerim Arapça'dır.
Peygamber Arapça konuşuyor. Siz neden duaları Türkçe okuyorsunuz?
HAMDULLAH DEDE: Ahalimiz Arapça bilmiyor. Türkçe konuşuyor. Dualarımızın
anlaşılması için, kendi dilimiz olan Türkçe ile okuyoruz.
MÜFTÜ: Ayetin manası sizi ilgilendirmez. MANASINI anlamadan okunan daha
sevaptır.
Şimdi bu kadıya ne demeli? Rahmetli Aşık Mahzuni Şerif’in
sözleri gelip yerini buluyor. “ Hey Arapça okuyup, yazanlar Allah Türkçe
bilmiyor mu? ” Böyle bağnaz ve tutucu birine nasıl cevap
verilebilir? Her şeyi yaratan, bilen Allah, neden kendisine TÜRKÇE dua eden
kulunu anlamasın. Bu kadı efendi herhalde bundan da habersiz. Cehaletin bu
kadarına da pes doğrusu. Kur'an Arap kavmine indiği için, daha kolay anlaşılsın
diye onların diliyle yazılmıştır. Arapça bilmeyenlere de Kur’an’ı kendi
dillerinde öğrenmesi Kur'an'a uygun değil mi? Bre cahil. Konu ile ilgili ayetler
şöyledir:
ZUHRUF SURESİ 23. Ayet: " Apaçık kitaba and ederim ki, biz onu anlayasınız
diye Arap'ça bir Kur'an yaptık. "
FUSUSULET SURESİ: 44. Ayet: " Biz bu Kur'an’ı yabancı bir dille meydana
koysaydık, ... Bir Arap'a yabancı bir dille söylenir mi?
diyeceklerdi."
5-MÜFTÜ: Dinimiz akıl dinidir dermiş sin? Dinimiz, akıl dini olsaydı inanmayı
imanın şartı olarak kabul etmezdik.
HAMDULLAH DEDE: Allah kitabında “Aklınızı kullanın” buyurur. Kur’an’daki
ayetler bunu emrediyor.
Konuyla ilgili ayetler şunlardır:
ENAM SURESİ: 151. Ayet : “ De ki onlara, hadi gelin, Rabbinizin size neleri
haram kıldığını yüzünüze karşı okuyayım: Hiçbir şeyi O’na ortak koşmayın.
Ana-babaya çok iyi davranın. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin.
Biz sizi de onları da rızıklandırırız. Kötülüklerin görünenine de gizli
kalanına da yaklaşmayın. Allah’ın saygın ve aziz kıldığı cana, bir hakkı
savunmak dışında kıymayın. Allah size bunları önerdi ki, AKLINIZI
işletebilesiniz. “
BAKARA SURESİ: 44. Ayet: “İnsanlara hayırda erginliği-dürüstlüğü emredip de öz
benliklerinizi unutuyor musunuz? Üstelik de kitabı okuyup, durmaktasınız. Hala
AKLINIZI kullanmayacak mısınız? “
KASAS SURESİ: 60.Ayet: “ Nasiplendirildiğiniz şeyler şu iğreti hayatın
yararından ve süsünden ibarettir. Allah’ın katındaki ise, daha hayırlı ve daha
süreklidir. Hala AKLINIZI işletmeyecek misiniz? “
NAHL SURESİ: 12. Ayet: " ...Şüphe yok ki, bunlarda akıl eden kimseler için
dersler vardır."
ZÜMER SURESİ: 9. Ayet: " ....Ey Muhammed! de ki, bilenlerle bilmeyenler
bir olur mu ? Ancak AKIL sahipleri bundan öğüt alırlar."
ZÜMER SURESİ: 17 ve 18. Ayetler: "...Ey Muhammed! Dinleyip de en iyi söze uyan kullarımı
müjdele. İşte Allah'ın doğru yola eriştirdikleri bunlardır. İşte onlar AKLI
başında bulunanlardır. "
SAD SURESİ: 29. Ayet: " Ey Muhammed! Sana indirdiğimiz bu kitap kutludur.
Ayetleri düşünsünler. AKLI olanlar ibret alsınlar. "
RUM SURESİ: 28. Ayet: “ Size öz benliklerinizden bir örnek verdi: Ellerinizin
altında bulunanlardan, size verdiğimiz rızıklarda, sizinle aynı haklara sahip,
birbirinizden çekindiğiniz gibi, kendilerinden çekineceğiniz ortaklarınız olur
mu? İşte biz, AKLINI işletebilecek bir topluluk için ayetleri böyle fasıllara
ayırarak açıklıyoruz. “
Ayetlerden de anlaşılacağı gibi, Hamdullah dedenin
bütün savunmaları ve konuşmaları Kur’an’a dayanmaktadır. Kur’an’ı çok iyi
bildiği anlaşılmaktadır. Ancak, karşısındakilerin bundan mahrum oldukları
açıkça görülmektedir. Şeriat mahkemesinde kadılık yapanların bilgi, kültür ve
din eğitiminden ne kadar yoksun olduğu, çok kaba, yüzeysel, ön yargılı bir
bakış açısına sahip oldukları görülmektedir. Eğitimde Arap alfabesinin yerine
Latin alfabesine geçilmesine karşı çıkan Şeyhülislam’ın gerekçesi “ Şeriat’a
aykırıdır “ kararı olmuştu. Şeyhülislam’ı bu düşüncede olan bir devletin kadısından
ve müftüsünden daha ne beklenir ki? Osmanlı’daki adaleti bu düşüncedekiler mi
sağlayacak? Buna adalet denilir mi? Bu düşüncedeki bir devlet ayakta kalabilir
mi? Bilime, akla kapalı olan bir toplum düzeni dünyadaki gelişmeleri yakalayabilir
mi?
Çürümüş ve kokuşmuş bu sistemi yıkıp, yerine
cumhuriyeti ve modern hukuk mahkemelerini kuran büyük önder Mustafa Kemal
ATATÜRK'ü saygı ve minnetle anıyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
Saygılarımla.
Hamdullah DEDEOĞLU
14.10.2017
KAYNAK: Hamdullah Çelebi'nin Savunması, İsmail Özmen-Yunus Koçak,
* Kur’an’daki ayetler, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk ve
Milliyet Gazetesinin yayınladığı Kur'an'ı Kerim çevirisinden alınmıştır.