7 Haziran 2019 Cuma

SAFEVİ KIZILBAŞ DEVLETİNİN KURULUŞUNA ANADOLU'DAN KATILAN AŞİRET VE OBALAR

SAFEVİ KIZILBAŞ DEVLETİNİN KURULUŞUNA ANADOLU’DAN KATILAN AŞİRET VE OBALAR

Tarihteki resmi adı “ SAFEVİ KIZILBAŞ DEVLETİ “ olan Safevi devletinin kuruluşunda Anadolu’daki Türkmen aşiret ve obalarının katkısı büyük olmuştur. Hatta, devletin kurulmasında “Belirleyici olmuşlardır “ demek yanlış olmaz. Eğer, Anadoluda’ki Türkmenler Şah İsmail’e destek vermeselerdi, Safevi Kızılbaş devleti kurulamazdı. Tarafsız bütün tarihçiler de bu görüştedir. Türkmenlerin-Oğuzların tarihini yazan Prof. Dr. Faruk Sümer de aynı görüştedir. Bu görüşe sadece olaylara mezhepçi ve “Osmanlıcı” gözüyle bakanlar katılmamıştır.

Azerbaycan devletinin yöneticileri ve tarihçileri geçmişlerini Safevi Kızılbaş devletine dayandırmaktadırlar. Devletlerinin kurucusu olarak da Şah ismail’i kabul ederler. Ve çok severler. Bugünkü Azerbeycan ve İran’daki Türkmen nüfusunun esasını da Anadolu’dan gidenler oluşturmaktadır. Oraya giden Türkmen aşiretlerinin bir kısmı da Anadolu’da kalmış ve Osmanlı’nın gelişmesine ve büyümesine katkıda bulunmuşlardır. Yani, Safevi devletine düşman gözüyle bakmamışlardır. Hatta, Yeniçeri ordusu gerek, Yavuz Sultan Selim, gerekse de Kanuni Sultan Süleyman devrinde, Safevilerle yapılan mücadele ve savaşlara karşı çıkmışlardır. Buna en güzel örnek; Yavuz Sultan Selim’in otağına, Çaldıran savaşı (1514) sonrasında İran topraklarında ok atılmasıdır. Bu olay üzerine, Y. S. Selim ordusuyla birlikte Amasya’ya dönmek zorunda kalmıştı.

Burada şu soruyu sorabiliriz. Anadolu’daki Türkmenler Safevi devletine neden destek verdiler ? Elbette önemli desteklerden biri inançlarıydı. Ancak diğer bir nedeni de Osmanlı devlet yöneticilerinin Türkmenlere ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapması ve onları yönetimden dışlamasıdır. Oysa, Safevi devletinin kuruluşuna katılan Türkmenler orada el üstünde tutulmuş, eyalet yöneticileri, ordu komutanları, kale komutanları olmuş ve kendilerine işleyebilecekleri yaylak ve kışlaklar verilmişti.

Şah İsmail’in devlet kurmak için çağrı yaptığı Türkmenlerin başında Akkoyunlu, Karakoyunlu, Dulkadirli ve Halep'teki oymaklar geliyordu. Ancak Anadolu’nun orta, güney ve batı bölgelerinde de çok sayıda aşiret ve obalar da vardı. Bu bölgelerden de katılımlar bir hayli fazlaydı. Osmanlı bu katılımları önlemek için idam fermanları bile çıkarmıştı. Ancak çok etkili olduğu söylenemezdi. Anadolu’dan Şah İsmail’in çağrısına destek veren aşiret ve obalar şunlardı:

RUMLU: Sivas, Amasya ve Tokat bölgesinden Şah İsmail’in çağrısına bu bölgede katılanlara “ Rumlu” deniliyordu. O dönemde Sivas’ın ismi Osmanlı’da “Rum eyaleti” diye geçiyordu. Gidenlerin büyük çoğunluğunu “ Ulu Yörük” ler oluşturuyordu. Safeviler’deki en ünlü bey ve emirlerin başında Karaca İlyas bey, Rum’lu Ali bey (Div sultan), Muhammed bey, Nur Ali halife geliyordu.

USTACLU (USTA HACILI) : Ustaclular, Şah İsmail’in ortaya çıkışının başlarında Erzincan çevresinde ona katılanlardır. Ustaclular’ın obaları şunlardı: Çavuşlu, Şeyhler, Kengerli, Şereflü, Kerempa, Koçulu, Sofulu, Mahi Fakili, Karahisarlı (karasarlu), Kızıllı, Damlı ve Gözüböyüklü. Ustaclu’ların en ünlü emir ve beyleri de şunlardı: Hamza bey, Çavuşlu Ümmet, Sarı Pire ustaclu, Kara han, Çayan sultan, Menteşe sultan, Şah Ali Sultan.

TEKELÜ: Tekeliler Menteşe, Aydın, Antalya, Muğla, Isparta ve Burdur bölgesinde Safevilere katılanlara verilen isimdi. Tekelüler iki ayrı gruptan oluşuyordu. Teke Yahya ve Tekermüşlü. En ünlü bey ve komutanları şunlardı: Hasan halife, Karabıyıkoğlu, Saru Ali, Karaca sultan, Burun sultan, Çirkin Hasan, Gazi Han, Kuduz sultan, Pervane bey ve Tekelü sultan.

ŞAMLU: Şamlular, Selçuklulardan beri Halep ve Antep’te kışlayan, Sivas’ta yaylayan oymaklardan oluşuyordu. Safevilere katılan obalar şunlardı: Beğdilli, Afşar, İnallu, Harbendelu (Hudabendlu), Bayad, Avcı, Biçerlü, Arabgirlü, Kerametlü ve Ecirlü. Şamlu obaları Safevi devletinin kurulması ve gelişmesinde önemli hizmetlerde bulundular. Safevi padişahı Şah Abbas bu oymaklara çok yakınlık gösterrmişti. Horasan’da, Rey’de ve Azerbeycan’da yaşıyorlardı. Şamluların en ünlü bey ve emirleri şunlardı: Lala Hüseyin bey, Şeyh Kasım, Abidin bey, Durmuş Han Şamlu, Zeynel Han, Demir Sultan, Ağzıvar Han, Bayezid Sultan ve Şamlu yüzbaşı Mikayil bey.

DULKADİRLİ: Dulkadirli beyliğini oğuzların Bozok kolundan Bayad boyuna mensup Ağca koyunlular kurmuşlardı. Maraş, Elbistan ve Bozok bölgesinde yurt tutmuşlardı. Safevilere katılan obalar şunlardı: Kavurgalu, Söklenlü, Şemseddünlü, Eymür, Hacılar, Ağcalu, Sarı Şeyhlü, Çiçeklü, Camuslu ve Şadi beğli. En ünlü komutanları ise şunlardı: Dulkadir Celil Sultan, Halil Sultan, Dulkadir Ali bey, Alaüdevle paşa Dulkadir, Şehsuvaroğlu Ali bey, Hamza Sultan, Koç halife, İbrahim Han ve Dulkadir Hacı bey.

KAÇARLAR: Kaçarlar’dan bazı obalar eskiden beri Gence, Berde, İrevan’da yaşıyorlardı. Şah İsmail’in çağrısından sonra Şam civarında yaşayan Kaçarlar da Safevi devletnin kuruluşuna katıldılar. Azerbeycan’daki obalar da Safevi devletine destek vermişlerdir. En ünlü komutan ve emirler şunlardı: Kara Piri bey, Şahverdi sultan, Yusuf halife, Kubad bey, Mirza Ali sultan, Süleyman bey ve Kaçar Toygun bey.

AFŞARLAR: Anadolu’daki Afşarlardan daha çok Halep ve Şam civarında oturan obalardan katılımlar olmuştu. Afşarlar bu bölgede Bayad ve Yıva bıyundan oymaklarla birlikteydiler. Safevi devletinin kuruluşuna da birlikte destek verdiler. Destek veren obalar Şunlardı: Gündüzlü, Araşlu, usalu, Eberlu, Alplu ve İmanlı afşarı.

KARAKOYUNLU: Doğu Anadolu bölgesinde yurt tutmuşlardı. Karakoyunlu bey boyunun mensup olduğu Baharlu, Sadlu, Alpağut, Duharlu, Döğer, obaları da Safevi devletinin kuruluşuna destek vermişlerdi. En ünlü bey emirleri şunlardı: Kara Yusuf, Kara Muhammed, Pir Budak, Emir Said, Emir İsfahan, Kara İskender, Cihanşah Mirza ve Hasan Ali bin Cihanşah.

AKKOYUNLU: Akkoyunlu obaları daha çok güneydoğu Anadolu ve bugünkü Irak’ın kuzeyinde yurt tutmuşlardı. Obaları şunlardı: Bayındır, Pürnek Musullu ve Hamza Haculu. Şah İsmail’in eşlerinden Taclu sultan, Musullu obasının beyinin kızıydı. Akkoyunluların en ünlü beyleri Pürnek obasından Cagir bey, Barik bey, Hasan bey ve İsfahan Sultan’dı.

Safevi devletinin kuruluşuna katılan büyük boy ve obalar bunlardı. Ancak, daha küçük obalar da Safevi devletine destek vermişlerdi. Bunlar şunlardı:

-Varsaklar: Çukorova bölgesinden gelmişlerdi. En ünlü beyleri Varsak Yusuf bey, Varsak Musa bey ve Dür Hasan bey’di.

-Çepniler: Trabzon, Canik, bölgesinden katılmışladı. Çepnilerin en ünlü beyleri Şah Ali Sultan, Çepni Süleyman bey ve Celaloğlu Muhammed bey’di.

-Karamanlu: Adlarından da anlaşışacağı gibi Karaman’ı yurt tutmuşlardı. Karamanlıların bir kısmı Safevi devletine destek varmişti. En ünlü beyleri Karamanlu Rüstem bey ve Karamanlu Bayram bey’di.

Bunların dışında, Bayburtlu, İspirli, Hınıslı, Bozcalu, Silsüpür, Çakırlı oba ve cemaatleri de Safevi devletine destek vermişlerdi.

Safevi devletine destek veren aşiret ve obaları tanıttıktan sonra, onların Safevi devletinde yöneticilik, beylik ve komutanlık yaptıkları bölge ve şehirleri de belirtmeden geçmeyelim.

ŞAMLULAR: Herat başta olmak üzere, İsferein, Kum, Yezd, Eberkuh, Astrabad, Şirvan.
TEKELÜLER: Kelhor, Kazvin, Ürmiye, Azerbeycan, Mahmudabad, Meşhed.
RUMLULAR: ÇukuRsad, Erdebil ve Hoy.
USTACLULAR: Diyarbakır, Şirvan, Kerman Lahican, Horasan, Nişabur.
AFŞARLAR: Ferah, Fars, Yezd, Fur, Şuşter.
DULKADİRLER: Erzurum, Şiraz.
KAÇARLAR: Van, Gence, Kazvin.
MUSULLULAR: Bağdat, Tebriz, Kaşan, Kum, Save.
PÜRNEKLER: Şiraz, Irak-ı Arap, Muğan, Merv, Hezar Cerbin.
BAHARLULAR: Kandahar, Belh.
HACILULAR: Firuzkuh.
VARSAKLAR: Haf.

Makalemizi Şah İsmail’in bir şiiriyle tamamlayalım:

Ezelden Şah bizim sultanımızdır.
Pirimiz, mürşidimiz canumuzdır.
Şah adını deyüben girdik bu yola.
Hüseyniyüz bugün devranımızdır.
Biz iman kullarıyız sadıkane.
Şehidlik, gazilik nişanımızdır.
Yolumuz incedür inceden ince.
Bu yol baş vermeğe erkanımızdır.
Hatayi’yem ezelden sırr-ı Hayder.
Munı hak bilmeyen biganemizdür.

Saygılarımla.
Hamdullah Dedeoğlu
07.06. 2019

kAYNAKLAR:

--Dr. Zülfiye Veliyeva, Safeviler döneminde Türkmenlerin yayıldıkları bölgeler isimli makalesi.
--Prof. Dr Faruk Sümer, Safevi devletinin kuruluşunda Anadolu Türkmenlerinin rolü, Güven matbaası,  1976, Ankara.
--Babek Savanşir, İran'da Türk boyları-Doktora tezi. 




ÇEMİŞGEZEK SANCAĞINA İSKAN EDİLEN AŞİRETLER


ÇEMİŞGEZEK SANCAĞINA İSKAN EDİLEN AŞİRETLER

Bugün Tünceli ilinin bir ilçesi olan Çemişgezek, Osmanlı topraklarına Safevi devletinin 1514’de Çaldıran savaşında yenilmesinden sonra katılmıştı. Çemizgezek Osmanlı döneminde doğu Anadolu’nun önemli sancakların başında geliyordu. Osmanlı’ya geçtikten sonra, sancak yapılarak Diyarbakır eyaletine bağlandı. Çemişgezek sancağına iskan edilen aşiretlere geçmeden önce, Çemişgezek’in Osmanlı’dan başlayarak bugüne kadar olan idari yapısını ele alalım.

-1515-1565 Diyarbakır eyaletine bağlı bir sancak.
-1565-1588 Erzurum eyaletine bağlı bir sancak.
-1632-1856 Diyarbakır eyaletine bağlı bir sancak.
-1856-1865 Harput eyaletinin sancağı olan Malatya’ya bağlı bir kaza.
-1865-1872 Harput eyaletine bağlı bir kaza.
-1873-1878 Mamüretülaziz (Elazığ) eyaletine bağlı olan Keban kazasının bir nahiyesi.
-1881-1883 Mamüretülaziz eyaletinin Çarşancak sancağına bağlı bir nahiyesi.
-1883-1923 Dersim sancağına bağlı bir kaza.
-1935 Tunceli iline bağlı bir ilçe.

(Kaynak: Tahir Sezen, Osmanlı Yer Adları, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü. )

Osmanlı devleti döneminde Çemişgezek’e iskan edilen aşiretler ise, şunlar:

--Disimli-Dirsimli: Okçu İzzeddinli aşiretindendir. Disimli aşiretinin ekserisi çift dam ve bina, zer (altın), hars (kültür) ile meşguldür. Ekrad taifesindendir.
--Duzik: Ekrad (Kürt) taifesinden.
--Karabali:Ekrad taifesinden.
--Kavilli: Göçer evli, Ekrad taifesinden.
--Keliçorlu: Ekrad taifesinden.
--Koyunoğlu: Ekrad taifesinden.
--Milli: Göçer Ekrad Ulus taifesinden.
--Ocanlu: Ekrad taifesinden.
--Şeyhhasanlı: Ekrad taifesinden.
--Açanlu: Ekrad taifesinden.
--Behramlu: Ekrad taifesinden.
--Birinci yörükleri: Yörükan taifesinden.
--Döğer: Türkman taifesinden.
--Döğerli: Türkman ekradı taifesinden.
--Ebu Seyf:Konar-göçer Ekrad taifesinden.
--Gevanlu: Ekrad yörükanı taifesinden.
--Güranlu: Ekrad taifesinden.
--Karizi: ---
--Kevanlu: Yörükan taifesinden.
--Kalanlu: Yörükan taifesinden.
--Metalibli: Ekrad taifesinden.
--Milli, Milli Kebir, Milli Türkmanı: Türkman ekradı taifesinden.
--Palçanlu: Ekrad taifesinden.
--Rağvatlu: Ekrad yörükanı taifesinden.
--Savalu: Yörükan taifesinden.
--Şah Hasanlu: Ekrad taifesinden.
--Tağarlu: Yörükan taifesinden.
--Yazıklu: Milli aşiretinden, yörükan taifesinden.

(Kaynak: Cevdet Türkay, Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler, İşaret yayınları)

Saygılarımla.
Hamdullah Dedeoğlu
07.06.2019


4 Haziran 2019 Salı

ÇORUM'A İSKAN EDİLEN HALEP VE DULKADİR OBALARI OĞUZLARIN HANGİ BOYUNA MENSUPLAR ?

ÇORUM’A İSKAN EDİLEN HALEP VE DULKADİR OBALARI OĞUZLARIN HANGİ BOYUNA MENSUPLAR ?

Daha önceki yazılarımızda Çorum’a iskan edilen aşiretleri ve geldikleri bölgeleri yazmıştık. Bugünkü yazımızda ise, Halep ve Dulkadirli bölgesinden Çorum’a iskan edilen aşiret ve obaların Oğuzların (Türkmen) hangi boyuna mensup olduklarını yazacağız. Kaynaklarımız Prof.Dr. Faruk Sümer’in yazdığı “Oğuzlar-Türkmenler” adlı eseri, Marmara üniversitesi öğretim üyelerinden Ahmet Emin Dağ’ın doktora tezi olan “ Halep Türkmenleri” adlı makalesi ve Selçuk Üniversitesi öğretim üyelerinden Dr. İbrahim Solak’ın  “ XV1. Yüz yılda Maraş ve çevresindeki Dulkadirli Türkmenleri” isimli yazıları olacaktır.

Çorum’a Halep bölgesinden gelen aşiretler:

1- Pehlivanlı aşireti: Oğuzların Bayat boyuna mensuptur.

2- Hatal cemaati: Oğuzların Bayat boyunun en büyük aşiretlerinden olan Pehlivanlı’nın bir obasıdır.

3-Tatar Ellezi: Pehlivanlı aşiretinin bir obasıdır. Oğuzların Bayat boyundandır.

4-İnallu cemaati: Oğuzların Beydilli boyuna mensuptur.

5- Akceceli : Beydilli boyundan olan İnallı aşiretinin bir obasıdır.

6- Karkın Cemaati: Oğuzların Karkın boyuna mensuptur.

7- Kuyumcu aşireti: Osmanlı kayıtlarında Oğuzların Peçenek boyunun bir obası olarak görünmektedir. Bazı kaynaklar da Afşar boyuna mensup olduğunu ifade etmektedir.

Dulkadirli (Maraş- Elbistan- Kadirli) bölgesinden gelen aşiretler:

1- Abdal aşireti: Oğuzların Çavuldur-Çavundur boyuna mensuptur.

2- Ağcakoyunlu aşireti: Oğuzların Bayat boyundandır.

3-Dedesli aşireti: Oğuzların Eymür boyundan olan Gündeşli aşiretinin bir obasıdır. 

4-Selmanlı : Oğuzların Eymür boyundan olan Gündeşli aşiretinin bir obasıdır.

5- Avcı: Oğuzların Beydilli boyunun bir obasıdır.

6-Anamaslı-Alamaslu: Oğuzların Yazır boyuna mensuptur.

7-Karacalu: Anamaslı aşiretinin bir obasıdır. Yazır boyuna mensuptur.

8-Karamanlu: Oğuzların Karkın boyuna mensup olan Dokuzlu, diğer adıyla Beşanlu aşiretinin bir obasıdır. Ancak Karaman beyliğinden dolayı Afşar olduğunu belirtenler de vardır.

9-Çakallu: Beşanlu aşiretinin bir obası olup, Karkın boyundandır.

10-Kuyumcu: Osmanlı belgelerinde Peçenek boyunun bir obası olarak görünmektedir.

11-Sarıcalar: Bayat boyuna bağlı olan Reyhanlı aşiretinin bir obasıdır.

Saygılarımla.
Hamdullah Dedeoğlu
04.06.2019

25 Mayıs 2019 Cumartesi

MACARİSTAN’DA TÜRBESİ OLAN MERZİFON'LU “GÜL BABA” KİMDİR ?


MACARİSTAN’DA TÜRBESİ OLAN MERZİFON'LU “GÜL BABA” KİMDİR ?

Macaristan’nın başkenti Budapeşte’de türbesi bulunan “ Gül Baba” kimdi ? Merak etmiştim. İsminden Bektaşi babası olduğunu tahmin etmiştim. Ancak Merzifon doğumlu olduğunu öğrenince merakım iyice arttı. Araştırmalarım sonunda en ciddi bilgilere Amasya’lı hemşehrim ve gazeteci meslektaşım Hüseyin Menç’in kaleme aldığı “ TARİH İÇİNDE AMASYA” isimli eserinde ulaştım. Amasya’nın tarihi hafızasını kayda almasından dolayı kendisine teşekkürlerimi iletiyorum. Sayın Menç’in kitabında yer alan bilgiler kısaca şöyle:

Evliya Çelebi’nin babasından naklettiğine göre, Gül Baba Merzifon’lu bir Bektaşi (Alevi) dervişidir. Veli Baba dergahında bulunan secereye göre, soyu Hz. Hasan'a dayanmaktadır. Başlığına sürekli sarı-kırmızı  gül takması ndeniyle “ Gül Baba “ ismiyle anılmıştır. Fatih Sultan Mehmet, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde savaşlara katılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’nın emriyle 1531-1541 yılları arasında Budin'de kalmıştır. Gül Baba  Macar ve Türk halklarının dostluğunu geliştirmek için çalışmış, 1541'de Budin'de vefat etmiştir.  Mezarı Budapeşte’nin Tuna nehri yakınlarındaki bir tepenin üzerindedir.  Budin valisi Mehmet paşa tarafından mezarın üzerine türbe yaptırılmıştır. Türbe II. Abdülhamit tarafından 1885’de kendi parası ile onarılmıştır. 1916 yılında Prof. Dr. İstvan Müller türbeyi yeniden restore ettirmiştir. Gül Baba türbesi 2. dünya savaşında zarar gördü. Bunun üzerine, Macar hükümeti türbeyi yeniden onardı. Türbenin Sandukasının örtüsü de 1973 yılında Türkiye tarafından gönderildi.

Evliya Çelebi Gül Baba için şu beyitleri yazmıştır:

Aşık ve sadıkınım, ettim ziyaret ben geda.
Bülbül-i güya gibi efgan idem ey Gülbaba.

Gül-i gülzar-ı hakikat ve Hüda.
Kutb-u aktab-ı Budin ey Gülbaba.

Baba bir kan-ı kerem sultandır,
Değil elbette tehi pir-u geda.

Merzifon’dan gelerek tuttu vatan.
Şeh Süleyman zamanı Güllübaba.

*Geda: yoksul-fakir
**Efgan : feryat-figan
***Gülzar: gül yanaklı- pembe yanaklı
**** Aktab: Aziz-efendi

Gül Baba’nın hayat hikayesi Macar besteci Hurszka Jenno tarafından 1982 yılında opera haline getirildi. Opera ayrıca plak olarak da satışa sunuldu ve çok ilgi gördü.

Gül Baba türbesi 2018 yılında TİKA  ve Macaristan Ulusal Varlık Yönetimi  tarafından yeniden restore edildi. Türk-Macar dostluğunun geliştirilmesi için  "Gül Baba Vakfı" kuruldu. Vakıf başkanlığına da iş adamı Adnan Polat seçildi. Gül  Baba türbesine Macaristan hükümeti tarafından  ayrıca müze statüsü de verildi. 

Bektaşi Babası hemşehrimiz Gül Babayı 478 yıl sonra biz de tekrar saygı ve minnetle anıyoruz. Mekanı cennet olsun diyoruz.

*İşadamı Sayın Adnan Polat'a Gül Baba türbesinin yenilenmesi için yaptığı katkılardan dolayı teşekkür ediyoruz.


Saygılarımla.
Hamdullah Dedeoğlu.
25.05.2019



24 Mayıs 2019 Cuma

RAMAZAN ORUCU İSLAMİYET’DEN ÖNCE VAR MIYDI ?

RAMAZAN ORUCU İSLAMİYET’DEN ÖNCE VAR MIYDI?

Ramazan ayının İslam coğrafyasında ayrı bir yeri bulunmaktadır. Hem oruç ayı olması hem de Kur’an’ı Kerim’in bu ayda Hz. Muhammed’e Cebrail aracılığı ile inmesi nedeniyle kutsal bir ay olarak kabul edilmiştir.

Ancak tarihi kaynaklarda, Ramazan ayının İslamiyet’ten önce de Arabistan’da kutsandığı ve bu ayda oruç tutulduğu belirtilmektedir. Konu hakkında en kapsamlı çalışmanın Sinop Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Emrah Dindi tarafından yapıldığını tespit ettim. S

Sayın Emrah Dindi’nin Yakın Doğu üniversitesi İslam Tetkikleri Merkezi Dergisinin Güz-2017 sayısında yayınlanan makalesi, yazımızın ana kaynağı olacaktır. Sayın Emrah Dindi hocamıza emeklerinden dolayı teşekkürlerimi ve saygılarımı iletiyorum.

İSLAMİYET’DEN ÖNCEKİ RAMAZAN ORUCU

Ramazan kelimesi, “çok sıcak gün”güneşte yanmış toprak”, “yanmış taş “ anlamlarını içermektedir. Bu aya neden “Ramazan” isminin verildiği hakkında farklı yorumlar getirilmiştir. Aşırı sıcakta oruç tutulduğundan, açlığın insana verdiği yanma duygusundan dolayı bu ismin verildiği ileri sürenler olmuştur. Ramazan ayının yaz sıcağına rast gelmesinden dolayı bu ismi aldığını ileri sürenler olduğu gibi, kalplerin günahlardan temizlenmesinden dolayı bu ismi aldığını ileri sürenler de vardır.

Ramazan ismi, Muharrem, Safer, Rabiul Evvel, Rabiul Ahir, Cumadiyel Ula, Cumadiyel Ahir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zil kadde, Zil Hicce gibi ay isimleri olarak İslamiyet’ten önceki Hicaz Arapları tarafından kullanılmaktaydı.

Güney Arabistan Arapları Ramazan ayını bereket ayı olarak da kutluyorlardı. Zira, bu ayda Aden ve Sana şehirlerinde panayırlar düzenleniyor, Hint, Çin, Afrika, Roma ve Habeşistan’dan gelen mallar burada satışa çıkıyor ve bol kazançlar elde ediliyordu.

Tarihi kaynaklara göre, Cahiliye döneminde, Ramazan ayı kutsal bir ay olarak da görüldüğünden bu ayda, oruç tutmak, ibadet etmek ve fakir-fukarayı doyurmak da bir gelenekti. Ramazan ayı aynı zamanda “haram” ay olarak görüldüğünden bu ayda savaşılmaz, barış hakim olurdu.

Ramazan ayında Hira mağarasında inzivaya-itikafa çekilen çok sayıda Kureyşli vardı. Hz. Muhammed’in İslamiyet’ten önce her yıl Ramazan ayında Hira dağında yer alan mağarada inzivaya-itikafa çekildiği ve bu ayda fakirleri doyurduğu rivayet edilmiştir. Tarihi kaynaklarda, Hz. Muhammed’in dedesi Abdulmuttalib’in de ayın hilal durumu ortaya çıkınca, Hira dağında inzivaya çekildiği, oruç tuttuğu, fakir fukarayı doyurduğu belirtilmektedir. Haşim oğulları gençlerinin de bunu devam ettirdiği, Arafat, Müzdelife, Safa ve Merve tepelerinde ayinler yaptıkları, eve gitmeden önce de Kabe’yi ziyaret ettikleri tarihçi İbn İshak’ın eserinde yer almaktadır.

 TEVRAT VE İNCİL’DE ORUÇ

Ramazan ayında oruç ibadeti, İslamiyet öncesi toplumlarda yer alıyordu. Başlarına bir musibet geldiğinde, kıtlığa maruz kaldıklarında, ya da tanrının öfkesine maruz kalacaklarını düşündüklerinde, günahlarını affettirmek, isteklerine kavuşmak için oruç tutuyorlardı. Arap yarımadasında bulunan Yahudi ve Hristiyanlar da oruç tutuyorlardı.

Oruç, İbranilerin en temel ritüelleri arasında yer alıyordu. Tevrat da, Hz. Musa’nın Tur dağında kırk gün oruç tuttuğu belirtilmektedir. Yine aynı şekilde İncil’de de Hz. Yahya’nın, Hz. İsa’nın ve Pavlus’un kırk gün oruç tuttukları ifade edilmektedir. Bu durum Kur’an’ı Kerim’de, Bakara suresinin 183. ayetinde “Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı” denilerek daha önceden de oruç tutulduğunu teyit etmektedir.

Ramazan orucunu ilk tutan kişinin Hz. Nuh kavmi olduğu, hatta Hz. Adem’den beri farz olduğu da yazılı kaynaklarda yer almaktadır. Ancak Ramazan orucunun Yahudi ve Hristiyanlıkta sonradan değişikliğe uğradığı da belirtilmektedir.

Yazımızı özetleyecek olursak, Ramazan orucunun geçmişi çok eskilere dayanmaktadır. İnsanlar, isteklerinin kabulü, günahlarından arınmak, nefislerini kontrol için oruç tutmuşlardır ve tutmaya devam ediyorlar.

 Bütün insanların Oruçları kabul, günahları af, sofraları bereketli ola.

Hamdullah Dedeoğlu

24.05.2019.




8 Mayıs 2019 Çarşamba

KILIÇDAROĞLU’NA LİNÇ GİRİŞİMİ ULU YÖRÜK KÖYÜ AKKUZULU’YA YAKIŞMADI


KILIÇDAROĞLU’NA LİNÇ GİRİŞİMİ ULU YÖRÜK KÖYÜ AKKUZULU’YA YAKIŞMADI

Hakkari’de PKK’lı teröristlerin şehit ettiği sözleşmeli er Yener Çıkrıkçı’nın memleketi olan Ankara’ya bağlı Çubuk ilçesi Akkuzulu mahallesindeki cenaze töreninde CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve yöneticilerine bir linç girişiminde bulunuldu. Saldrının örgütlü ve planlı olduğu apaçık ortadaydı. Bunu ayrıca değerlendirmek gerekir.

Sayın Kılılçdaroğlu’na yapılan saldırının meydana geldiği Akkuzulu köyün geçmişini okuyunca üzüntüm bir kat daha arttı. Çünkü, Akkuzulu köyü Uluyörüklerden Akkuzulu obasının kurduğu bir Türkmen köyüydü.

Akkuzulu mahallesi Orta Anadolu’nun en eski köylerinden biriydi. Köyün yerleştiği yer Romalılar’dan beri bir yerleşim yeriydi. Ulu yörükler orta Anadolu’ya gelip yerleşen ilk Türkmenlerin (Oğuzlar) bir obasıydı. Anadolu Türkmenleri, misafirperverlikleriyle tanınıyordu. Yiyeceğinin ve barınacak yerinin en iyisini misafirlerine sunmaktan mutlu olan bir anlayışa sahipti. CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve yöneticilerine yapılan saldırı ve linç girişimi bu gelenek ve göreneklere aykırı bir eylemdi. Ancak, siyasiler kendi çıkarları için Akkuzulu’ları öyle provake etmişlerdi ki, gözleri kin ve nefretle dolmuştu. Bir kadının “ Bu evi yakın yakın” seslerini işitince kin ve nefret duygularının ne kadar kışkırtıldığı ortadaydı. Bu öyle bir noktaya varmıştı ki, yüzlerce yıllık gelenek ve görenekleri yerle bir etmişti.

Akkuzulu köyün bağlı olduğu Uluyörükler hakkınada Prof. Dr. Faruk Sümer “OĞUZLAR” (TÜRKMENLER) adlı eserinde şöyle yazmaktadır:

Uluyörük, başlıca Sivas, Amasya ve Tokat bölgelerinde yaşamakta olup, bu topluluğun bazı oymakları batıda, Kırşehir ve Ankara bölgelerine kadar yayılmışlardı. ..... Uluyörük, başlıca üç kümeye ayrılır: Yüzdepare, Ortapare, Şarkipare. Bu kümeleri teşkil eden oymaklar bölük adını taşıyordu. Bölüklerden her biri muayyen kışlaklara sahip bulunmakta ve onun üzerinde çiftçilik yapıyordu. ... Bu topluluğu meydana getiren başlıca bölükler şunlardır: İlbeyli, Çepni, Kulağuzlu, AKKUZULU, Tatlu, Gerampa, Gökçelü, Şerefeddinlü, Çungar, Ballı, Çapanlu, İkizlü, Çavurçı, Ustacalu, Dodurga, Özlü, Kırıklu, Kara Fakihlu, Turgudlu, Ağçakoyunlu, Ali beğli, Kuzu güllü, Kara keçili, İnallu.” ( Prof. Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar -Türkmenler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları 2016, Sayfa, 192-193)

Prof. Dr. Faruk Sümer hoca aynı eserinde, Uluyörüklerin Oğuzların (Türkmenlerin) Bayat, Eymir, Dodurga, Çepni, Salur, Kayı, Afşar, Kınık ve Beydilli boylarından meydana geldiğini belirtmektedir.

Osmanlı kayıtlarında Uluyörük “Akkuzulu “ obasının (aşireti) iskan edildiği yerler hakkında Osmanlı arşiv uzmanı Cevdet Türkay ise, şunları yazmaktadır:

Akkuzulu cemaati (obası), Türkman taifesinden olup, Ankara sancağı, Keskin kazası (Kengiri -Çankırı sancağı), Zile kazası (Sivas sancağı), Ortapare kazası (Sivas sancağı), Yeni il kazası (Sivas sancağı), Malatya sancağı, Kaş kazası (Teke sancağı), Alacahan mevkii (Kengiri sancağı), Halep, Sivas, Kangal kazası (Sivas sancağı). “ (Cevdet Türkay, Osmanlı İmparatorluğu’nda OYMAK, AŞİRET VE CEMAATLER, İşaret yayınları sayfa, 165)

Akkuzulu köyü sakinlerinin köklü bir geçmişe sahip oldukları yukarıdaki tarihi kayıtlardan da anlaşılmaktadır. Ancak, kışkırtıcıların Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan linç girişiminde ,Uluyörüklerden Akkuzulu’ları nasıl bir duruma getirdiklerine şahit olduk. Kabahati, Uluyörüklerde değil, onları bu duruma getirenlerde aramalıyız.

Saygılarımla.
Hamdullah Dedeoğlu
08.05.2019.
*Bu yazı elektronik posta ile CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na da gönderilmiştir.

*** CHP Genel başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu 18 Mayıs tarihinde gönderdiği elektronik posta ile teşekkürlerini iletmiştir.  Cevap verme nezaketinde bulundukları için kendilerine tekrar selam ve saygılarımı iletiyorum.

30 Nisan 2019 Salı

ALEVİLİK VE BEKTAŞİLİK’DE KADININ TOPLUMDAKİ YERİ


ALEVİLİK VE BEKTAŞİLİK’DE KADININ TOPLUMDAKİ YERİ

Bugünkü makalemizde Alevi-Bektaşi toplumunda kadının önemini ele alacağız. Makalemizde, araştırmacı-yazar Mustafa Şişman’ın “HACI BEKTAŞ VELİ” isismli kitabını kaynak olarak kullanacağız. Yazar, eserini Hacı Bektaşı Veli’nin görüşlerini  MAKALAT, VELAYETNAME, FEVAİT, BESMELE TEFSİRİ ve FATİHA SURESİ TEFSİRİ isimli eserlere dayandırmaktadır. Bu nedenle, yazdığı kitap değerli bir kaynaktır. Kendisine böyle bir eseri meydana getirdiği için teşekkürlerimi iletiyorum. Alevilik-Bektaşilik konularını öğrenmek isteyenlere de bu kitabı okumalarını öneriyorum.

Alievilik-Bektaşilik’de kadının yeri önemlidir. İslam şeriatındaki (İslam hukuku) kadın anlayışını kabul etmez. Kadına “odalık” “cariye” gözüyle bakmaz. Kadını erkekle eşit görür. Erkek, kadın istemedikçe eşini boşayamaz, tek eşliliği savunur. Kadın, mirasta erkekle aynı haklara sahiptir. Giyim-kuşamda, kılık-kıyafette, sert ve katı kurallara itibar etmez. Sosyal yaşamda, dini ibadetlerde kadın- erkek yan yanadır. Bu anlayışı yansıtan şu beyitler buna örnektir.

Bektaşi kimsenin malını çalmaz”
Bir kadın üstüne bir daha almaz”
x x x x x x x x
Arifler namusunu, ırzını vermez.
Tesettür ne demek, akıl ermez.”
x x x x x x
Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde.
Hakk’ın yarattığı herşey yerli yerinde.”

Alevi ve Bektaşilik’de kadının eğitimine de öenem verilir. Hacı Bektaşı Veli’nin bu konudaki veciz sözleri şöyledir:
Kızlarınızı okutunuz, çünkü onlar geleceğin anneleridir.” Bu anlayışın ürünü olarak, orta çağ’da çok sayıda Alevi-Bektaşi kadın şair-ozan yetişmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır; Leyla Hatun, Lamia Hatun, Havva Hatun, Sakine Hatun, Latife Hatun, Nazmiye Hatun, Şerife Bacı, Afife Bacı ve Kadıncık Hatun.

Alevilik-Bektaşilik’de Mürşitlerin eşlerine “Anabacı”, dedelerin eşlerine ise, “Anabacı sultan” denir. Cemevlerindeki yemek pişirme ve dağıtım işlerini kadın-erkek ortaklaşa yapar. Alevilik- Bektaşilik’ de kadınlar da dervişlik yapabilirler. Dervişliğe yükselen “Bacı”lara on iki dilimli taç ve kive giydirilir.

Alevilik ve Bektaşilik’de kadının toplumdaki yeri kısaca bu şekildedir. Erkek hangi haklara sahipse, kadın da aynı haklara sahiptir. Yüzlerce yıl önce kadının erkekle eşitliğini savunan bu düşüncenin ne kadar ilerici ve devrimci olduğu aşikardır. Bugün bile kadın-erkek eşitliğine karşı çıkanların ne kadar geri bir düşünce yapısına sahip olduğu da meydandadır. Kalkınmış ve demokrasilerini kurmuş ülkeler, Hacı Bektaş Veli’nin savunduğu bu düşenceye, ondan yedi yüz yıl sonra ancak ulaşabilmişlerdir. Darısı, Hacı Bektaş Veli’den sekiz yüz yıl sonra ülkemizi yönetenlere olsun.

Saygılarımla.
Hamdullah Dedeoğlu
30.04.2019


Popular