21 Şubat 2023 Salı

DİNLER TARİHİNDE AKILCILARLA-NASCILARIN MÜCADELESİ





DİNLER TARİHİNDE AKILCILARLA-NASCILARIN MÜCADELESİ

Bütün dinler insanlara doğru yolu göstermeyi, onları kötülüklerden uzaklaştırmayı, iyilik yapmayı, aklı kullanmayı ve barış içinde bir arada yaşamayı öğütlemiştir. Kutsal kitaplarda bu öğütlerin yanında, toplumların içinde bulundukları dönemde uyulması gereken hukuk kuralları, örf ve adetler de yer almaktadır. Peygamberler hayattayken uygulamada problemler yaşanmıyordu. Ancak peygamberlerin vefatından sonra bütün dinlerde farklı mezhepler ve tarikatlar ortaya çıkmıştır. Fakat, öyle mezhepler ortaya çıktı ki bunlar aklı kullanmayı reddediyordu. Bunlara Nascılar (nakilciler) deniyordu.  Bu makalemizde tarih boyunca nascılarla, akılcılar arasındaki mücadeleyi kısaca açıklamaya çalışacağız. 

Dinlerde ayrı mezhep ve tarikatların ortaya çıkmasının nedeni, kutsal kitaplarda yer alan hüküm ve uygulamaların farklı yorumlanmasından kaynaklanıyordu. Bu konuda iki görüş çarpışıyordu; birinci görüş nakilciler, ikinci görüş akılcılardı. Nakilciler (Nascılar) kutsal kitaptaki ayetlerin ve hadislerde yer alan tüm uygulamaların değiştirilmeksizin aynen tatbikini savunurken, akılcılar akla uygun olanların kabul edilmesini, aykırı olanların içinde bulunulan duruma göre yorumlanmasını savunuyordu. Dinler tarihi yakından incelendiğinde, kutsal kitaplarda aklın kullanılması sık sık tekrarlanırken, nascılar her şeyin Allah’tan geldiğini ileri sürerek bunu reddediyordu. Nascıların bu görüşü giderek İslam coğrafyasında baskın bir anlayış oldu. Bu görüşün etkisiyle insanların eleştiri, sorgulama ve araştırma yapmaları adeta yasaklanmış oluyordu. Bunun yerine her şeye itaat eden ve boyun eğen kitleler istendi. Maalesef İslam coğrafyasındaki kitlelerin büyük çoğunluğu böyle de yetiştirildiler. İşte bunun sonucunda, diğer dinlerin başına gelen dogmatizm İslam dininin de başına gelmişti. Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği dinin içi boşaltılarak, bağnaz, şekilci, otoriter, baskıcı bir din anlayışı haline getirildi. Aynı durumu Hz. İsa’nın tebliğ ettiği Hıristiyanlık dini de yaşamıştı. Dördüncü yüzyılın başında Hıristiyanlığı devletin resmi dini kabul eden Roma İmparatorluğu barış içinde bir arada yaşamayı öğütleyen bir dini, savaşların, işgallerin, katliamların bir aracı haline getirmişti. 

Avrupa ülkeleri, bu katı taassubu ve tahakkümü ancak 16. yüzyılda akılcı düşünmeyi öne alan Rönesans ve reform hareketleri ile aşabildi. Yani Avrupa bin iki yüz yıl din adı altında insanların kazanlarda kaynatıldığı, aforoz edildiği, yargısız infazlarla katledildiği uzun bir dönemi yaşamıştı. Avrupa’nın bu karanlık dönemi atlamasında akılcıların yanında yer alan Protestan kiliselerinin desteği de önemli olmuştu. İncilin, Protestan kilisesine mensup Almanyalı teolog Martin Lüther (1483-1576) tarafından  Latinceden, Almancaya çevrilmesi ile insanlar kutsal kitapta yer alan öğütleri kendi dillerinde aracısız ve doğru bir şekilde anlamaya başladı. Bu yenileşme hareketlerinden sonra Avrupa’da nascıların (nakilcilerin) toplum üzerindeki hakimiyeti kaybolmaya başladı. 

Hıristiyanlık dininde akılcılığı savunan BOGOMİLİZM VE PROTESTAN mezhebi ile ilgili iki akademisyenimizin makalelerinden bölümler verirsek konuyu daha iyi açıklamış olacağız:

"Orta Çağ Katolik kilisesinde ayin dili Latinceydi. Bundan dolayı İncili yalnızca Rahipler ve Papazlar okuyabiliyordu. İşte Rönesanstan itibaren İncil çeşitli dillere çevrilmeye başlandı. Bu reformasyon için önemliydi. Bunun başını Luther çekmişti. Bunun sonucunda Protestanlık akımı ortaya çıkmıştı." (Prof. Dr. Kadir Albayrak, Bogomilizm ve Bosna Kilisesi (Dinlerin Rengi, Renklerin Dili), Çukurova Üniversitesi)

"Bogomilizm, tenkitci, akılcı, hümanist ve mücadeleci karakteri ile Orta çağ Avrupa'sının siyasi, Felsefi ve sosyal tarihine yön verecek kadar etkili olmuştur." (Yrd. Doç. Dr. Mehmet Çoğ, Pavlikanlar ve Bizans, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi)

İşte İslam ülkeleri de Avrupa'nın yaşadığı bu süreci yaşamaktadır. Avrupa ülkeleri bin iki yüz yıl sonra aklı ve bilimi öne alan bir anlayışı hakim kılarken, İslam ülkeleri aradan bin dört yüz yıl geçmesine rağmen bunu hala başaramadılar. Bunun başlıca sebeplerinden biri nakilcilerin (nascıların) devlet yönetimine hakim olmasından gelmektedir. Bunun en son örneği Kahramanmaraş merkezli depremde binlerce binanın yıkılmasının ve on binlerce insanın hayatının kaybedilmesinin “kadere” bağlanmasıdır. yöneticilerin bu tutucu ve bağnaz din anlayışı değişmeden İslam ülkelerinin modernleşmesi mümkün olabilir mi? Bu soruya vereceğimiz cevap elbette ki hayır olacaktır. Oysa, İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’ı Kerim’de aklın kullanılması ile ilgili çok sayıda ayet bulunmaktadır. Bu ayetlerden bazıları şunlardır:

Zümer Suresi 9. Ayet:

“Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri bundan öğüt alır.”

Nisa Suresi 79. Ayet:

“Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Ne kötülük gelirse kendindendir.”

Yukarıdaki ayetler gayet açık ve nettir. Ancak kendilerine nakilciler ya da nascılar denilen kesim bunu anlamamaktadır. Bunu şöyle yorumlayabiliriz ya gerçekten okuduklarını anlamaktan uzaklar ya da anladıkları halde çıkarları gereği öyle hareket etmektedirler. Sonuçta her iki durum da toplumların aydınlanmasına ve bilimin ışığında ilerlemesine engel olmaktadır. O halde,  İslam ülkelerinde egemen olan nakilcilerin şekilci ve bağnaz din anlayışından kurtulmak için NE YAPILMALIDIR?

1- Nakilcilerin savuna geldikleri din anlayışının gerçek din ile ilgisinin bulunmadığı, dinin akıldan ve bilimden koparılamayacağı, toplumun tüm kesimlerine ısrarla anlatılmalıdır.

2-İslam ülkelerindeki Diyanet İşleri Başkanlıklarının nakilcilerden arındırılarak, bunların yerine İslam dininin yorumlanmasında akılcılığın temsilcileri olan Ebu Hanife, İmam Mansur Maturidi ve Hacı Bektaş Veli’nin din anlayışları hakim kılınmalıdır.

3-Holdingleşen ve din üzerinden nemalanan tarikatların derhal kapatılarak, denetimde tuttukları yurtlara el konularak, Kredi Yurtlar Kurumuna devri sağlanmalıdır.

4-Din eğitiminin devletin kurumları dışında verilmesi yasaklanmalıdır.

5-Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kur’an kursları ve Orta eğitimdeki din dersleri akılcılık temelinde yeniden ele alınmalıdır.

Yukarıdaki önerilerimizin hayata geçirilmesinden sonra nakilcilerin (nascıların) toplum üzerinde kurdukları hakimiyet son bulacaktır. İşte o zaman İslam coğrafyasındaki mücadele akılcıların lehine sonuçlanacaktır. Bunlar yapılmadığı taktirde, İslam ülkelerinin dünyadaki konumu değişmeyecektir. Bu ülkelerin sömürülmesi, doğal kaynaklarının batılılar tarafından yağmalanması ve insanlarının yoksulluk içinde yaşaması devam edecektir.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

21.02.2023

KAYNAKLAR:

--Yrd. Doç. Dr. Mehmet Çoğ, Pavlikanlar ve Bizans adlı makalesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi.

--Adem Arıkan, Selçukluların Hanefiliği, İstanbul Üniversitesi İlahiyat fakültesi.

--Prof. Dr. Yusuf Yörükan, Maturidilik adlı makalesi.

--Doç.Dr. Cafer Karadağ, Maturidilik adlı makalesi, Uludağ Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi.

--Prof. Dr. Kadir Albayrak, Bogomilizm ve Bosna Kilisesi (Dinlerin Rengi, Renklerin Dili) adlı makalesi.

--Janet-Bernard Hamilton, Bizanslı Heretiklerin Tarihi, Kalkedon Yayınları.

--Mustafa Şişman Hacı Bektaş Veli, Sepya yayınları.





10 Şubat 2023 Cuma

AMASYA SANCAĞINDAKİ EHLİBEYT MENSUPLARI NEREDEN GELDİ?

 







Ehli Beyt mensubu Şeyh Seyyid Sadreddin Mehmed bin Hüseyin El Horasanı hazretlerinin YENİCE KÖYÜNDEKİ  " MEHMET EFENDİ" TÜRBESİ ve kardeşi Sadreddin Muhammed bin Seyyid Hüseyin Bin Ali El Horasani'nin Amasya merkeze bağlı Yenice Köyündeki "HACI DEDE"  TÜRBESİ VE KİTABESİ (Resimler Yenice Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinin sitesinden alınmıştır.)


AMASYA SANCAĞINDAKİ  EHLİBEYT MENSUPLARI NEREDEN GELDİ?

Amasya'lı tarihçi Abdizade Hüseyin Hüsameddin Efendinin yazdığı on iki ciltlik "AMASYA TARİHİ" adlı eseri incelerken Amasya sancağında yaşayan ehlibeyt mensubu aileler dikkatimizi çekti. Eserin dördüncü cildinde yer alan bilgilere göre, Amasya'da on hane ehlibeyt aile bulunmaktadır. Bu  aileler şunlar:

"Birinci sülale, Ladik'te medfun (gömülü) olan Seyyid Ahmed Kebirü-r Rufai sülalesidir. Bu zatın silsile namesi pek meşhurdur. Bunlardan on iki kadarını gördüm."

"İkincisi, Seydi Hüsam dimekle meşhur olan es-Seyyid Hüsameddin Hüseyin el Kubavi el Fergani sülalesidir. Bunun torunu "KUBA EVLİYASI" dimekle meşhur olan es-Şeyh es Seyyid Hüsameddin Hüseyin el Halveti'dir. "

"Üçüncüsü, Amasya civarında YENİCE karyesinde (köyünde) medfun (gömülü) olan es Şeyh Seyyid Sadreddin Mehmed bin Hüseyin el Horasani sülalesidir. "

"Dördüncüsü, Celaleddin Ebu Talib es Sivasi sülalesidir. Bunun sülalesine Amasya'da Al-i Mutahhir sülalesi dinmiştir."

"Beşincisi, Amasya'da medfun (gömülü) olan es-Seyyid Şemseddin Ebu Haşim Muhammed Bin Abdullah es Semarkandi sülalesidir. Bunun mahdumu (oğlu) es Seyyid Ahmed Çelebi ikinci Sultan Bayazid'in Amasya valiliğinde pek maruf (tanınmış-ünlü) idi."

"Altıncısı, Mir Gıyaseddin Abdülkerim bin Mansur es Şirazi sülalesidir. Amasya'da yedilerin birincisi sayılan bu zatın nesebini de müşkilat (güçlükle-zorlukla) ile buldum."

"Yedincisi Niksar'da medfun (gömülü) olan es Seyyid Şemseddin Mehmed eş Şirazi sülalesidir."

"Sekizincisi, es Seyyid Muhyiddin Muhammed el Huzevi sülalesidir. "

"Dokuzuncusu, es Seyyid Nureddin Hamza-i Karahisar-i sülalesidir."

"Onuncusu, Amasya'da medfun (gömülü) olan Mir Nigari Hamza Karabağ-i sülalesidir."

(Abdizade Hüseyin Hüsameddin Efendi, Amasya Tarihi, Cilt 4, sayfa 7-8)

Ehlibeyt mensuplarının isimlerinin sonundaki eklere bakıldığında Orta Asya'dan, Horasan'dan, İran'dan ve Karabağ- Azerbaycan tarafından geldikleri görülmektedir. Zira isimlerin sonuna konulan Horasani, Şirazi gibi ekler o tarihte nereli olduklarını ya da nereden geldiklerini gösteriyordu. Amasya'daki ehlibeyt mensuplarının bu isim eklerinden onların Horasan, Karabağ bölgeleri ile İran'ın bir kenti olan Şiraz'dan geldikleri anlaşılmaktadır. Bu da şunu göstermektedir; ehlibeyt mensuplarının Anadolu'ya Türkmen aşiretleri ile birlikte geldiklerini teyit etmektedir. Zira, ehlibeyt mensupları gerek Emevilerin gerek Abbasilerin baskı ve zulüm politikalarından kurtulmak için, Horasan ve Orta Asya'ya  sığınmışlardı. Bu bölgeye giden ehlibeyt mensupları daha sonra batıya göç eden Türkmen ve İran kökenli aşiretlerle birlikte Anadolu'ya gelmişlerdi. Osmanlı vergi defterlerindeki kayıtlar ve İstanbul'daki Nakib-ül Eşraf kurulunun ehlibeyt mensupları ile ilgili tuttuğu defterler de bunu doğrulamaktadır. Ehlibeyt mensupları gerek Selçuklu gerek Osmanlı devletinde askerlikten ve vergiden muaftılar. Sultanlar ve padişahlar tarafından kendilerine tahsis edilen arazilerden elde ettikleri gelirlerle yaşamlarını sürdürüyorlardı. Davalarına da Nakib-ül Eşraf kurulu bakıyordu. Yerel mahkemelerin ve yöneticilerin ehlibeyt mensuplarını gözaltına alma ya da yargılama yetkileri bulunmuyordu. 

Tarihçi-yazar Hüseyin Hüsameddin Efendinin verdiği bilgilerden Amasya sancağında kalabalık bir ehlibeyt ailesinin yaşadığı anlaşılmaktadır. Aynı eserde, bu ailelere mensup şeyhlerin zaviye, tekke ve medreseler açarak Anadolu'nun aydınlanmasına katkıda bulundukları ve din eğitimi verdikleri de görülmektedir. Bu katkılarından dolayı ehlibeyt mensuplarına tekrar teşekkür ediyor, onları saygı ve hürmetle anıyoruz.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu.

10.02.2023.




3 Ocak 2023 Salı

ÖBÜR DÜNYA BİRAZ DA SİZİN OLSUN

ÖBÜR DÜNYA BİRAZ DA SİZİN OLSUN

Padişahın kuluydun.

Kaderin iki dudağın arasındaydı.

Malın, mülkün yoktu.

Hepsi, efendinindi.

 

Sabah akşam çalışırdın,

Güneşin altında pişerdin.

Bir tas çorbaya razıydın.

Sofrada yarı aç, yarı tok kalkardın.

 

Savaşlarda ölen sendin.

Babasız kalan çocuklarındı.

Kadının bile sahipsizdi.

Kimse yardım etmezdi.

 

Mavi gözlü, sarı paşa geldi.

Ağalığı, beyliği kaldırdı.

Mal, mülk sahibi oldun.

Çocukların okuyup, adam oldu.

 

Seni yine eski düzene götürüyorlar,

Kendilerine han, hamam yapıyorlar,

Durmadan gökdelen dikiyorlar,

Seni de cehennemle korkutuyorlar.

 

Bu dünyadakileri kendilerine alıyorlar

Sana da sadece ahireti veriyorlar.

Kendi çocuklarını ağa, bey yapıyorlar.

Seni de hep maraba olarak kullanıyorlar.

 

 Bundan sonra, artık yeter de,

“Hep size, hep size, olmaz” de.

“Öbür dünya biraz sizin olsun.

Bu dünya da biraz bizim olsun” de.

Yok derlerse,

“ Ben de sırtımı dönüyorum size” de.

 

14.01.2017.

Yazan: Aşık DEDEOĞLU

2 Ocak 2023 Pazartesi

KOKUN GELİYORDU YEL ESİNCE

 

KOKUN GELİYORDU YEL ESİNCE

 

Bırakıp gittim,

Sana zarar gelmesin diye.

Beni korumak içinmiş,

Artık bu iş bitti diye.

Her gün seni soruyorum,

Senden habersizce.

Zülüflerin kokusu geliyordu,

Yel esince.

 

Üç yıl önce karşılaşmalıydık seninle.

Seni göndermezdim, istemediğine.

Kaçırırdım seni bizim köye.

Kimse de gelemezdi üzerimize.

 

El sallıyorum,

Köyünüzün altından  geçince.

Söğüt dalları eğiliyor,

Sana selam verdikçe.

 

Siyah saçlarını görüyorum,

Çavuşlu tepeye gelince.

Gülücükler atıyorsun,

Buluştuğumuz yere gelince.

 

Aşkımızı kalbimde saklıyorum.

Hatıralarımızı her gün anıyorum.

Rüyalarımda hep seni görüyorum,

Tepenin başında, bana el sallıyorsun.

 

Yazan: Aşık DEDEOĞLU

10.05.2017.

Gündüz Hasan'ın Aşkına ithaf edilmiştir.

 

 

 

DEĞER Mİ?

 DEĞER Mİ?

 

Hepimiz Adem'den gelmedik mi?

O zaman nedir bu dini, şu mezhebi,

Ayırmayın insanın inancını, rengini

Yaradan bilmiyor mu seni, beni.

 

Ben üstünüm senden deme.

Hak'tan ayırma kendi, kendini.

Cennet, cehennem var diyor isen,

Nasıl olsa geçerim, o köprüden deme.

 

Bugün var, yarın yoksun.

Öyle bir iz bırak ki,

Her kes seni ansın.

Yok, eğer niyetin bu dünya ise,

Al, hepsi senin olsun.

 

Yazan: Hamdullah  DEDEOĞLU

27.12.2016

 

 

 

 

30 Kasım 2022 Çarşamba

ATATÜRK’ÜN HAZIRLATTIĞI KİTAPTA ALEVİLİK VE ŞAMANİZM

 


ATATÜRK’ÜN HAZIRLATTIĞI KİTAPTA ALEVİLİK VE ŞAMANİZM 

Anadolu'ya Horasan bölgesi ve Orta Asya'dan gelenlerin  İslam dininden önceki inançları Şamanist-Budist, Zerdüşt-Mecusi’idi.  Bu dinlerle  ilgili olarak bugüne kadar yüzeysel bilgilerle yetinmek zorunda kaldık. Oysa,  Anadolu’da aydınlanma devrimini başlatan büyük önder Mustafa Kemal Atatürk bu eksikliği daha 1930'lu yıllarda tespit etmiş, Türklerin İslamiyet’ten önce hangi inançlara  sahip olduğunun araştırılmasını istemiş.Yaptırdığı araştırmalar sonucunda bu  görevi İlahiyatçı  Prof. Dr. Yusuf Ziya Yörükan'a verilmesini uygun bulmuş.

Yusuf Ziya Hoca uzun çalışmalardan sonra, 1932 yılının Ocak ayında, el yazması ile iki nüsha  olarak hazırladığı kitabı  Dolmabahçe sarayında  ATATÜRK'E takdim ediyor.  Eserin adı “MÜSLÜMANLIKTAN EVVEL TÜRK DİNLERİ- ŞAMANİZM”

Yusuf Ziya Hoca, 1950 yılına kadar kitabın yayınlanmasını bekliyor. Ancak yayınlanmıyor.  Bu tarihten sonra Çankaya köşkü kitaplığında  kitabın akıbetini araştırıyor, fakat bulamıyor. Tekrar yayınlamayı düşünüyor. Ancak, 1954 yılında vefat ediyor. Kitabın yayına hazırlanması görevi oğlu Dr. Turhan Yörükan'a düşüyor. Kitabın ilk basımı 2005, son basımı ise 2014'de yapılmış.

AVM içinde bulunan bir kitap evinde gezerken kitabın başlığı dikkatimi çekti. Başlıklarına ve içeriğine baktıktan sonra, satın almaya karar verdim. Okudukça kitaba olan ilgim de artmaya başladı. İçinde eski Türkçe, Arapça ve Farsça çok sözcük geçmesine rağmen anlaşılır bir dille yazıldığını söyleyebilirim.

Yusuf Ziya Hoca,  Şamanizmi incelerken, Aleviliğin İslam anlayışı ile karşılaştırmalar yapıyor ve şu sonuca varıyor. “ALEVİLİK BİR TÜRK MEZHEBİDİR” diyor. Bu tespitini,  Alevilerin ibadet dilinin Türkçe olması ile de destekliyor. Ayrıca, Aleviliğin ibadetlerini, gelenek ve göreneklerini Şamanizm ile olan benzerliklerini ele alıp tezini güçlendiriyor.

Yusuf Ziya hoca, Şamanizmde ve Alevilik'de  yer alan ortak uygulamaları şöyle sıralıyor;

-Dini törenlerde ve ibadetlerde kurban kesmek.

--Ölümden sonra aş-yemek pişirmek.

--Yatırlara ve evliyalara önem vermek ve ziyaret etmek.

--Dini törenlerde saz çalmak,

--Nazara karşı mavi boncuk takmak, kurşun dökmek.

--Lohusa kadınlara al basmasına karşı kırmızı kurdele takmak,

--Sinsin oyunu oynamak,

Şüphesiz, bu adet ve inançların büyük bir kısmı Anadolu'da Sünni halk tarafından da uygulanmaktadır. Bu da adet ve inançların Orta Asya ve Horasan kökenli olduğunu göstermesi bakımından  önemlidir.

Yazar, Şamanizmden,  Aleviliğe geçen başka inanç ve adetler olduğunu da belirtiyor. Bunlardan en önemlileri, Alevilikdeki Müsahiplik ve CEM ibadetinde bulunan on iki hizmetin altısını yerine getiren makamların Şamanizmde de yer almasını gösteriyor. Bunlar, Dede, Zakir (saz çalan),  Meydancı, Çerağcı (kandil), Saki (su ve içki dağıtan) ve Kurbancı. Yazar, Şaman törenlerinde Kımız ve Araga( Rakı)  içildiğini, semah yapıldığını da ayrıca  belirtiyor.

1932 yılında yazılan ancak,  “kayıp” olan bu eseri yetmiş üç yıl sonra yayına hazırlayan Dr. TURHAN YÖRÜKAN'A  teşekkürlerimi ve saygılarımı iletiyorum.

Atatürk’ün hazırlattığı kitapta yer alan Alevilk ile ilgili bilgileri ve Şamanizmle olan benzerliklerini sizinle paylaşmak istedim. Yararlı olması dileği ile…   

Saygılarımla.           

Yazan: Hamdullah DEDEOĞLU

14.01.2015

11 Kasım 2022 Cuma

YOUTUBE'DA ALEVİLİK ALEYHİNDE KONUŞANLARA VERİLEN CEVAPLAR: SİZ MEYDANI BOŞ MU ZANNEDİYORSUNUZ?







YOUTUBE'DA  ALEVİLİK ALEYHİNDE KONUŞANLARA VERİLEN CEVAPLAR:

SİZ MEYDANI BOŞ MU ZANNEDİYORSUNUZ?

Son zamanlarda YOUTUBE'DA tarikat destekli bazı sitelerin aleviliği yeren, İslam dışı gösteren yayınların fazlalığı dikkatimi çekti. Bunlara cevap verilmesi gerektiğini düşündüm. Zira bunu yapanlar meydanı boş bularak istedikleri gibi at koşturacaklarını zannediyorlar. Kulaktan dolma, yüzeysel bilgileri ile aleviliği İslam ve din dışı göstererek, yer yer hakarete varan ifadeler kullanmaktalar. İşte bu sitelere kendi sayfalarında verdiğim cevapları bir makale şeklinde yayınlamanın faydalı olacağına kanaat getirdim. Yararlı olması dileği ile...

Birinci cevap: İHRAMCIZADE KEREM ÖNDER'E: "ALEVİLER NEDEN HZ. ALİ'YE BENZEMİYOR" BAŞLIKLI KONUŞMAYA

Sayın konuşmacı,

 Herkes inancını istediği şekilde yaşayabilir. Bütün inançlar kutsaldır. Allah ile kul arasına ne hakla giriyorsunuz? Bu yetkiyi nereden alıyorsunuz? Başkası da sizin inancınıza aynı şekilde müdahale etse ne diyeceksiniz merak ediyorum. Alevilerle uğraşmayı da bırakın. Halk arasında kışkırtıcılık yapmayın. Ayrıca namaz bütün dinlerde vardır. Yahudilikte, Hıristiyanlıkta ve Zerdüştilikte de namaz ibadeti bulunur. Namaz İslamiyetin direği değildir. İslam'ın özü iyi ahlak ve adalettir. Bunu söyleyen de Hz. Muhammed'dir. 

Sayın konuşmacı,

Aleviler Cem ibadetinde namaz kılarlar. Ancak sizin kıldığınız şekilde değildir. Cem ibadeti, NUR suresinin 35. ve 36. ayetlerine uygundur. Zira bu ibadet peygamber efendimizin Mekke'de yaptığı ibadetin aynısıdır. Namazın anlamı Allah'a yakarmak, niyaz etmek, dua etmektir. Bunların hepsi Cem ibadetinde vardır. 

Sayın konuşmacı,

Ehli Sünnet mezhepleri diye Kur'an'da bir ayet yoktur. Ehli Sünnet mezhepleri peygamber efendimizin vefatından dört yüz yıl sonra ABBASİ halifesi KADİR BİLLAH tarafından alınan bir kararla ortaya çıkmıştır.  Tamamen siyasi bir karardır. Kendi iktidarını korumak içindir.

İKİNCİ CEVAP: İLİM VE DAVET ADLI SİTEYEDİR. "ALEVİLERİN AHLAKLARI GÜZEL FAKAT YOLLARI YANLIŞ"  BAŞLIKLI KONUŞMAYA

Bu sitedeki konuşmalar, daha önce alevi olduğu ileri sürülen Emrah Tekin adlı şahsın ağzından yine alevi inancını küçümseyen, İslam dışı gösteren bir yayındır. Tarikat destekli olduğu anlaşılmaktadır. Bu siteye verilen cevap da şöyledir:

"Beyfendi İslamiyetin özü iyi ahlak ve adalettir. Bunu söyleyen Hz. Muhammed'dir. Bununla ilgili çok sayıda hadis vardır. Namaz ibadeti Yahudilikte, Hıristiyanlıkta ve Zedrdüştilikte de vardır. Aleviler de Cem'lerde iki rekat namaz kılarlar. İslam'da şekilcilik olmaz. Öz önemlidir. Bu düşünceyi İslam'a sokan VAHHABİLİK'tir. Onun kurucusu da İngilizlerdir. Osmanlı'yı yıkmak için kullanmışlardır. Bazı bireysel olayları anlatıp, aleviliği karalamayın. Kimse bu yetkiyi size vermedi. İnançlara saygılı olun. Tarikatçılık yapacaksanız kendi inancınızı anlatın. Olur mu?  Ehli Sünnet imamlarından İmam-ı Azam-ı okumanızı öneriyorum. Selamlarımla."

Alevilik aleyhine yayın yapan sitelerin oldukça yoğun bir faaliyet içerisinde oldukları görülmektedir. Bunların bir merkez tarafından yönetildiği anlaşılmaktadır. Arkasında örgütlü bir gücün olduğu belli olmaktadır. O nedenle kurumsal olan Alevi vakıfların, derneklerin ve Cemevlerinin bu tür yayınlara karşı uyanık olmaları ve gerekli önlemleri almalarını öneriyorum.  

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu.

11.11.2022.






Popular