10 Mart 2018 Cumartesi

AMASYA’YA İSKAN EDİLEN (YERLEŞEN) AŞİRETLER VE CEMAATLER

Amasya, 2020.

AMASYA’YA İSKAN EDİLEN (YERLEŞEN) AŞİRETLER  VE CEMAATLER

Osmanlı devleti döneminde yer alan aşiret ve cemaatleri ele alan ve neredeyse, bu konuda tek kaynak olan Cevdet Türkay’ın yazdığı “ Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatler” isimli eserini inceleme fırsatı buldum. İlk ele aldığım konu, Amasya Sancağına ve kazalarına yerleştirilen cemaat ve aşiretler oldu. Elde ettiğim bilgi ve belgeleri sizinle paylaşmak istedim.

İlgili kitapta, aşiretler ve cemaatler alfabetik sıraya göre yazılmış. Biz de aynı yöntemi kullanarak, her hangi bir ilave yapmadan Amasya'ya iskan edilen aşiret ve cemaatleri ve bilgilerini bu sıralamaya göre yazacağız.

--Afşarlı-Afşar Manlu Cemaati: Konar-göçer Türkman yörükan taifesinden.
--Ahsen Hacı Cemaati: -
--Ak Keçili Cemaati : Milli aşiretindendir.
--Aşodlu Cemaati: Türkman Yörükan taifesinden.
--Ballı-Ballu Cemaati : Mecitözü kazasına iskan.
--Bariçkan Cemaati : Bozulus Tabanlı aşiretine mensuptur
--Baduki Cemaati : Ekrad. (Ekrad kelimesi, Osmanlı da hem “ Kürt” hem de konar göçer anlamında kullanılmıştır )
--Canbeyli Cemaati : Göçebe Türkman Ekradı. Beğdilli Aşiretine mensuptur.
--Cihanbeyli Cemaati : Konar göçer Türkman. Diğer adı, Yedi boy aşiretidir.
--Çepni Cemaati : Bozulus Aşiretindendir.
--Çavundur Cemaati : Gedegera kazası. (Şu anda Samsun’a bağlı olan Vezirköprü ilçesi)
--Danişmendli Cemaati : Konar göçer Türkman. Bozulus Aşiretine mensuptur.
--Gigilli- Gigi Cemaati : -
--Gürün-Güranlı Cemaati : -
--Halikanlı Cemaati : Rişvan Aşiretine mensuptur.
--Hamidiler Cemaati : Yörükan taifesinden.
--Herdi-Herdili Cemaati : Zünnunabad kazası ( Bugün Mecitözü ilçesine bağlı olan Söğütyolu köyü) Cihanbeyli Aşiretine mensupturlar.
--Hüseyinli Cemaati : Türkman Yörükan taifesindendir.
--İladı Cemaati : Gedegera ( Vezirköprü)
--İnallı Cemaati : Merzifon kazası. Türkman Yörükan Taifesi.
--Kabaklı Cemaati : Gedegera Kazası. Konar-Göçer Türkman Taifesi.
--Karalar Cemaati : Zeytun kazası.(Osmancık'a bağlı Kamil köyü)  Türkman Yörükan Taifesi.
--Kara Sakallar Cemaati : Yörükan.
--Kasanlu Cemaati : Ekrad taifesindendir.
--Kavilli Cemaati : Ekrad, Ulus taifesindendir,
--Keçili Cemaati : Gedegera kazası. (Vezirköprü) Konar-Göçer Türkman taifesi.
--Kemerli Cemaati : Yörükan.
--Kıroğlu Cemaati : Ladik kazası. Türkman taifesi.
--Kömürlü Cemaati : Yörükan.
--Kuduzlu Cemaati : Mecitözü kazası.
--Kula sadık Cemaati : Yörükan taifesi.
--Kurdikanlı Cemaati : Konar göçer, Türkman.
--KÜRTLER- KÜRT Cemaati : Türkman yörükan Ekradı. ( Bugün, Amasya Merkeze bağlı Ardıçlar, Alakadı köyleri ve Merzifon'a bağlı Yeşiltepe Köyüne yerleşenler)
--Lalacık Cemaati : Gedegera kazası.
--Mamalı Kızıl koca Cemaati : Türkman Yörükanı.
--Milli Cemaati : Mecitözü, Varay Kazaları. Konar- Göçer Ekrad. Bozulus taifesindendir.
--Milli Kavili Cemaati : Ekrad taifesinden.
--Milli oğulları Cemaati : Ekrad. Bozulus taifesindendir.
--Narinceli Cemaati : Merzifon kazası. Türkman Yörükan.
--Oruçgazili Cemaati : Merzifon kazası. Yörükan taifesi.
--Rumiyanlı Cemaati : Konar- Göçer Türkman.
--Salur- Salurca Cemaati : Türkman Yörükanı.
--Sarı Cemaati : Merzifon kazası. Türkman Yörükan taifesi.
--Sarı Süleyman Cemaati : Mecitözü kazası. Yörükan.
--Savalar Cemaati : Yörükan.
--Sungurlar Cemaati : Yörükan taifesi.
--Şeyh Aziz Cemaati : Gedegera kazası. Yörükan taifesi.
--Tumluca Cemaati : Ekrad taifesinden.
--Turacalı Cemaati : --
--Uğurlu Cemaati : Gedegera kazası. Türkman Yörükan.
--Yavacak Cemaati : Ladik kazası.
--Yira Badanlı Cemaati : Yörükan.
--Yere Badilli Cemaati : -
--Yörükan Çapan Cemaati : -
--Zaralar Cemaati : Konar-Göçer ekrad taifesi.
--Zeyveli Cemaati : Mecitözü kazası. Ekrad taifesinden.

Bu aşiret ve cemaatlerin dışında, Amasya sancağına, özellikle Kırım ve Balkan savaşlarından sonra da, iskan edilen aşiret ve cemaatler oldu. Amasya Belediyesinin yayınladığı “Amasya Nüfus Defterleri 1840” isimli belgesel kitapta, Kırım ve Kafkasya’dan Çerkez, Gürcü, Rumeli bölgesinin Selanik ve Manastır vilayetlerinden Türkmenler de iskan edilmiştir. Örnek olması açısından, köylerimize komşu olan Tuzsuz köyü, tamamen Selanik göçmenlerinin iskan edildiği bir köydür.

İskan edilen Cemaat ve aşiretlerin çeşitliliğinden de görüleceği gibi, Amasya sancağı, bütün kavim ve toplulukları içinde barındıran bir hüviyet kazanmıştır. Osmanlı imparatorluğunu yöneten kadrolar, bunu bazı bölgelerde çok iyi uygulamışlar ve başarılı da olmuşlar. Konar-göçerleri yönetmek zor olduğundan, onları sabit bir yere iskan edip, denetim altına alınması gerekiyordu. Bu, hem vergileri toplamada gerekliydi, hem de askere almada ve denetlemede kolaylıklar sağlıyordu. En başarılı oldukları bölgenin başında da Amasya sancağı gelmektedir. Amasya sancağındaki uygulama, diğer bölgelere örnek gösterilmektedir. Bunu, Osmanlı belgelerinden de öğrenebiliyoruz.

Alt-üst soylarını merak eden arkadaşların, Cemaat ve Aşiret isimlerinden yola çıkarak, bir sonuca varabileceklerini sanıyorum.

Saygılarımla.
Hamdullah Dedeoğlu
10.03.2018












9 Mart 2018 Cuma

İSLAM'DA AKIL VE TOPLUMCULUK

İSLAM'DA   AKIL VE  TOPLUMCULUK

Kur'an'ı Kerim'de “Aklınızı kullanın” “Aklınızı neden kullanmıyorsunuz” sözleri çok sayıda ayette yer almaktadır. Kur'an'ı okuyanlar bu sözleri hatırlayacaktır. Hatta aklını kullanmayanlar uyarılır. BAKARA suresi 44. ayetinde şöyle denilmektedir:

“ İnsanlara hayırda erginliği/dürüstlüğü emredip de benliklerinizi unutuyor musunuz ? Üstelik de kitabı okuyup durmaktasınız. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız ? “

Aklı kullanmakla ilgili diğer ayetlerden bazıları şunlardır:

ENAM SURESİ 151. ayet de aklı kullanmayı belirtir:

“ De ki onlara hadi gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını yüzünüze karşı okuyayım: Hiçbir şeyi O'na ortak koşmayın. Ana-babaya çok iyi davranın. Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Biz sizi de onları da rızıklandırırız. Kötülüklerin görünenine de gizli kalanınna da yaklaşmayın. ALLAH'ın saygın ve aziaz kıldığı cana, bir hakkı savunmak dışında kıymayın. ALLAH size bunları önerdi ki, aklınızı işletebilesiniz.”

ZÜMER SURESİ: 9. Ayet: " ...Bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu ? Ancak akıl sahipleri bundan öğüt alırlar."

17 ve 18. Ayetler: " ...Ey Muhammed! Dinleyip de en iyi söze uyan kullarımı müjdele. İşte Allah'ın doğru yola eriştirdikleri bunlardır. İşte onlar AKLI başında bulunanlardır."

SAD SURESİ : 29. Ayet: " Ey Muhammed! Sana indirdiğimiz bu kitap kutludur. Ayetlerini düşünsünler, AKLI olanlar ibret alsınlar."

MEKKE VE MEDİNE’DEKİ TEFECİ BEZİRGAN SINIFI

Hazreti Muhammed, Mekke'deki tefeci bezirganlara karşı, aklıyla hareket ederek mücadele ediyordu. Bu Kur'an'daki ayetlerle de uyumludur . Mekke'deki şartları çok iyi analiz ediyordu. Kırk yaşına kadar ticaret yaptığı için, Çin ve Hindistan'dan, Umman ve Kızıldeniz üzerinden gelen güney ticaret yolunun Mekke'deki tefeci bezirganların barikatı nedeniyle, gelişemediğini görebiliyordu. Buradaki sermaye ve mallar  sayılı bir kaç ailenin elinde toplanmıştı.

Medine'de de durum aynıydı. Orada da sermaye ve mal bir kaç tefeci bezirgan Yahudi kabilenin elinde toplanmıştı. Bu tefeci bezirganlar küçük esnaf ve üreticinin mal ve topraklarına el koymuştu. Hazreti Muhammed'in mal-mülk yığanların, biriktirenlerin aleyhindeki ayetleri söylemesi, özellikle Medine'de taraftar bulması, bu ekonomik koşullara dayanıyordu. Bununla ilgili bazı ayetler şunlardır:

Bakara suresi 267, 271, 273, 274, ALİ İmran 14, Enfal 28, Muhammed 36, Fetih 11, Fecr 17-21. Bu ayetlerde “mallarınızı fakirlerle paylaşın” “ yetimlere yardım edin “ “adaletli olun” sözleri yer alıyordu. Bu ayetlerde Şöyle deniliyordu:

BELED SURESİ: 12-17. Ayetler: " Sarp yokuş nedir, sen bilir misin ? Bir köle azat etmek, Açlık yahut kıtlık gününde akrabalardan bir öksüzü, yahut yerlere serilmiş bir yoksulu doyurmak, sonra inanıp birbirlerine sabır ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır."

İSRA SURESİ: 31. Ayet: " Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin. Biz onları da rızıklandırırız."
34. Ayet: " Yetimin malına yaklaşmayın."

FECR SURESİ: 17-21. Ayetler: " Hayır, siz ne yetimi doyuruyorsunuz, ne de yoksulu beslemek için birbirinizi teşvik ediyorsunuz. Mirası hak gözetmeden, helal haram demeden yiyorsunuz."

İslam dini sadece tek tanrı inancını getirmemiştir. Toplumsal dayanışmayı da öne çıkarmıştır. Zekaatın zorunlı kılınması, ihtiyaç fazlası malların infak, yani dağıtılmasının istenmesi, insanlar arasındaki dayanışmayı güçlendirmeyi amaçlamıştır. Mekke'deki tefeci bezirganlarla, Medine'deki yahudi tefeci bezirganların Hazreti Muhammed'e karşı ittifak yapmasının nedeni de budur. Onlar ellerindeki malları paylaşmak istemiyordu.

İslam dini akılcılığı ve toplumsal dayanışmayı benimsemesine rağmen, bugün İslam ülkeleri neden dünyadaki en fakir ve en geri ülkeler arasında olmuştur. İşte cevaplanması gereken soru budur. Cevabımız yukarıda saydığımız akılcılık ve toplumsal dayanışmadan uzaklaşmasıdır. Bu ülkelerde akıl yerine nakli bigiler, bilim yerine hurafeler ve şekilcilik hakim olmuştur. Türkiye bu ülkelerden ayrı bir yere sahipse, bunu da Mustafa kemal Atatürk'e borçludur. Türkiye’de, Cumhurriyetle birlikte, akılcılığı esas alması, laiklik ilkesini benimsemesi ile olmuştur. Bunun kıymetini bilmeyenler tarihi ters yöne çevirerek, toplumu geriye götürmek isteyenlerdir. Ancak, tarih kısa bir süreliğine geri gider gibi görünse de, toplumlar sürekli ileriye gidecektir. Doğanın bu kanununa kimse engel olamayacaktır. Tıpkı MEKKE VE MEDİNE'deki tefeci bezirganların, Hazreti Muhammed'in devrimlerini engelleyemediği gibi.

Saygılarımla.
Hamdullah Dedeoğlu.
02.02.2016


HANEFİ MEZHEBİN KURUCUSU EBU HANİFE (İMAMI AZAM) “ ŞARAP DIŞINDAKİ İÇKİ, SARHOŞ OLMAYACAK KADAR İÇİLEBİLİR “

HANEFİ MEZHEBİN KURUCUSU EBU HANİFE (İMAMI AZAM) :

“ ŞARAP DIŞINDAKİ İÇKİ, SARHOŞ OLMAYACAK KADAR İÇİLEBİLİR “

İlahiyatçı-yazar-din bilgini Prof. Dr. Yaşar Nuri öztürk’ün kaleme aldığı “ İMAMI AZAM SAVUNMASI “ isimli kitabı ile ilgili incelememizin bu bölümünde, "Ehli Sünnet" imamlarından ve Hanefi mezhibinin kurucusu olarak kabul edilen İmam Azam’ın (Ebu Hanife ) görüşlerini özetlemeye devam edeceğiz. Bu yazımızda başlıklarını aşağıya aldığımız konuları ele alacağız.

Yukarıdaki başlığı okuyanların şaşırdıklarını tahmin edebiliyorum. Zira, aynı şaşkınlığı ben de yaşadım. Kitabın ilgili bölümlerini iki, hatta üç kez okuduğumu belirtmeliyim. Herhangi bir yanlış yapmamk için, notlar alıp, tekrar tekrar okudum. Ancak, okuduklarım doğruydu. Bunları okuduktan sonra, din adamlarının bize gerçeği anlatmadıklarını tespit ettim. O halde, halkımıza anlatılan ve ezberletilen neydi ? Bunu ne amaçla yapmışlardı ? Halkımızı karanlıktan, aydınlığa çıkarmak, bu din adamlarının görevi değil mi ? Devletin bütçesinden, bir kaç bakanlıktan daha fazla ödenek alan Diyanet işleri başkanlığı yıllarca ne iş yaptı ? Namuslu ve vicdanlı aydınlarımızdan Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk hocamız bunları yazmasaydı nereden öğrenecektik ? Tek cümleyle “ yazıklar olsun “ diyorum.

AKILCILIK VE GERÇEKÇİLİK

İslam’da akılcılık ekolün en büyük temsilcilerinden olan İmam Azam hakkında çok geniş araştırma ve incelemeleri bulunan Yaşar hocanın, akılcılık ve gerçekçilik başlığında yer alan
değerlendirmesiyle başlayalım:

“ Ebu Hanifi’ye saldıranların istismar ettikleri en önemli olgulardan biri, onun re’y ehli oluşu, yani geleneğin kabullerini esas almaktan çok, ihtiyaçları ve şartları tahlil ederek, kendi AKLIYLA karar vermeyi esas almasıdır.

... Çünkü re’yde, kıyas da son tahlilde aklın işletilmesinin ürünüdür. Bu ürün, AKLI  bir yandan hadis adlı rivayetlere karşı öne çıkartırken, öte yandan Kur’an ayetlerini yorumlayıcı olarak da devreye sokmaktadır. “

“ ... Fıkıhtaki kullanımıyla kıyas, “”niçin”” sorusunu sorma sistem ve yöntemini işletmektir. Bu yöntem, sahabe başta olmak üzere, bütün bilginler tarafından işletilmiştir. Çünkü, aklın işletilmesi Kur’an’ın açık ve ısrarlı emridir. Hiç kimse, buna tamamen ve açıkça karşı çıkamaz. İmamı Azam’ın buradaki farkı, bu yöntemi, alışılmıştan çok ileri bir boyuta işletmesidir. Yani, Ragıp’ın dediği gibi. “”AKLI  komutan yapması””dır. “

Yaşar hoca, İmamı Azam’ın ayrıca, “Şeriatın delilleri” (Hukuki deliller) diye bilinen kaynaklara Kur’an ve sünnete, kıyas’ı ilave etmekle kalmamış, “ İstihsanı ve örfi de ilave etmiştir. İstihsan, dinsel delil üzerinden değil, kamu yararı göz önüne alınarak karar vermektir. Örf, bir beldeye, bir topluluğa mahsus olan gelenek ve göreneklerdir. Ancak, örf, insanların ortak evrensel kabulleri olmalıdır. Bir ülkenin veya bir bölgenin örfü, o ülkeye veya bölge halkına uygulanır. Bir meslek erbabının örfü de, o meslek grubuna uygulanır. Ancak, İmamı Azam ibadet alanlarıını, aklın işletilmesi ve içtihadların dışında tutmuştur. “ açıklamasını getirmektedir.

NE DEDİĞİNİ ANLAMADAN KILINAN NAMAZ GEÇERLİ  DEĞİLDİR

Hocanın kitabından alıntılara devam edelim :
“ Kur’an’ın verileri esas alınırsa, ne dediğini anlamadan kılanan namaz geçerli değildir. Neden ? Çünkü, dua da tıpkı Kur’an gibi, lafızdan ibaret değildir, manadır. Anlamını bilmeden okumak ise, sadece lafız tekrarıdır, telaffuzdur. Oysaki Kur’an, kendisini okumanın telaffuz olmasını değil, anlamını iyice düşünerek okunmasını istiyor. Hem de ısrarlı bir biçimde. ... Aksi halde, Kur’an ve dua olmazlar. Kur’an ne dediğini anlamayanların namaz kılmalarını yasaklamış ve “” Namazlarından gafil olanlara lanet olsun “ demiştir. Maun suresi, 4 ) “”

“ ... Kur’an, anlamını bilerek okumayı kutsarken, anlamını bilmeden okumak olan ümniyeyi bir şeytan olarak kötülemektedir. .... Şeytan, tüm vaatlerinde ümniye kullanır. “
“ ...Yemin olsun, onları hurafelere, yalanlara-anlamını bilmeden okuma tutkusuna iteceğim. (Nisa, 119) “

“..... Özetlersek, ümniye üç başlı bir belayı aynı anda barındıran şeytani bir hastalıktır.
1-Anlamını bilmeden, ne dediğini anlamadan okumak
2-Hurafelere bel bağlayıp, yapay kutsallıklardan, uydurma yasaklardan oluşan sahte bir din geliştirmek,
3-Uydurmaları din yapmak. Bu uydurmaların başında hadisler içine sokulan uydurulmuş sözler gelmektedir. “

“... Bütün bu açıklamalar dikkate alındığında, ne dediğini anlamadan okuyarak namaz kılanların o namazları iade etmeleri gerekir. “

“... İmamı Azam’ın Kur’an’ın tercümesiyle ibadet meselesindeki görüşü açık ve kesindir: Arap dilini bilen ve Kur’an’ı güzel bir teleffuzla okuyabilenler de dahil, namazda Fatiha’yı tercümesinden okuyan herkesin namazı geçerlidir. “

“ .... Müslüman fatih Kuteybe bin müslim, M. 712 yılında Buhara’da Cuma namazı için merkezi bir cami yaptırmış ve halk bu camide, alışa geldikleri şekilde, Farsça çevirisinden Kur’an okuyarak namaz kılmıştır. (Nerşahi, Tarihi Buhara, sayfa 78) “

EZAN TERCÜME İLE OKUNABİLİR 

“ İmamı Azam, ezanın tercümesinin okunabileceğini de fetvaya bağlamıştır. ... Hanefi Fıkıhının ana kaynaklarından biri olan Kasani’nin Bedai-üs Sanai adlı eserinde ezanın tercümesinin okunabileceğini gösteren şu satırları görüyoruz.”

“... Kıraatla ilgili ihtilaflar ezan için de geçerlidir. Eğer duyuru gerçekleşiyorsa, ezanın tercümesini okumakta da bir sakınca yoktur.  (Kasani, Beda-i üs Sanai, cilt 1, sayfa 516-532) “ Yani, ezan Türkçe ile okunabilir. 

KADIN TEK BAŞINA EVLENME KARARI VEREBİLİR

“ ... Kadının, malları üzerinde tam hak ve velayeti vardır. Malı üzerinde velayet hakkı olan bir kişinin kendi nefsi üzerinde velayetinin olmaması kabul edilemez. Velayetin tam olması, bülüğ ve reşit olmakla gerçekleşir. Malda tam velayet sahibi olanın, nikahında da olması kaçınılmazdır. .. “ “

...Kur’an’a baktığımızda, nikahın kadına isnat edildiğini görüyoruz. Akdin kadına izafe edilmesi, bunu kadının kendisinin yapabileceğine delildir. (Ebu Zehre, Ebu Hanife, sayfa, 345-347) “

“.... Kadına evlilik konusunda İmamı Azam’ın tanıdığı hak, Asrı saadet’te Hz. Peygamber’in tanıdığı bir haktır. Hz. Peygamber, kızını onun istemediği bir gence nikahlayan adamın kıydırdığı bu nikahı iptal etmiştir. (Nesai, Nikah, isti’zanu’l-bikr 6/71, Nikah: 3/232)

ŞARAP DIŞINDAKİ İÇKİ SARHOŞ OLMAYACAK KADAR İÇİLEBİLİR

“ İmamı Azam, Hamr kelimesinin örfi anlamı şarap olduğu için, mutlak haramlığı (yani ne miktarda içersen iç) haramdır hükmünü sadece şarap için işletmiştir. Diğer alkollülerin haramlığını Nisa suresi 43. ayetteki sarhoşluk kaydına bağlamıştır. Bunun içindir ki, İmamı Azam’a göre, Şarap dışındaki içkileri içen kişiye, sarhoş olmyacak kadar içmişse, hadd-i şirb (içki içme cezası) uygulanamaz. Osmanlı fetva makamı da bu yönde fetva vermiştir. “

“... Hanefi fıkhının en ünlü bilginlerinden Cassas, peygamberimizin, Veda haccı sırasında “ “Şarap, azı ve çoğu haramdır. Onun dışındaki içkiler ise, sarhoş olacak kadar içilmeleri halinde haramdır. “” dediğini aktarmıştır. “

“.... İbn Sa’d, Tabakaat adlı eserinde (6, 245) Hz. Ali ve Hz. Ömer’in de nebiz ( şarap dışındaki içki-hurma, elma, susam, arpa, buğday gibi tahıllardan yapılan içki) içtiklerini belirtmiştir. “ Yazar aynı adlı eserinde, Hz. Ayşe’nin “ Hurmayı kaplara koyup, pişirir, nebiz yaparız ve onu içeriz” dediğini de aktarmaktadır.

İmamı Azam’ın bu düşüncelerini bizlere aktaran Yaşar Nuri Öztürk hocamıza, Diyanet işleri başkanlığının cevap verip, vermediğini bilmiyoruz. Hoca, konuşmalarında, onları şiddetli bir şekilde eleştiriyordu. TV’deki konuşmalarında onlara meydan okuyordu. Ancak,  karşısıına çıkıp, cevap verildiğini hatırlamıyorum. Onların, kendi gelecekleri için susumayı tercih ettikleri kanaatindeyim. İnsanlar, bilgi sahibi olabilir, ancak bu bilgisini paylaşmıyorsa, bildiği doğruları açıklamıyorsa, ona aydın denmez. Aydın, adı üzerinde toplumu aydınlatırsa “ aydın” olur. Bunu yapmıyorsa, onun aydınlığı batsın.

Saygılarımla.
Haamdullah  Dedeoğlu
17.10.2017

8 Mart 2018 Perşembe

DİNİ KENDİLERİNE KALKAN YAPANLARLA NASIL MÜCADELE ETMELİYİZ ?

DİNİ KENDİLERİNE KALKAN YAPANLARLA

NASIL MÜCADELE ETMELİYİZ ?

Son yıllarda ülkemiz siyasetinin üzerinde din bezirganlarının ağırlığı hissediliyor. Hiç kimse, dini ve dine ait söylem ve ifadeleri kullanan bu din tüccarlarına itiraz etme cesareti gösterememektedir. Bunun nedenlerinden biri, karşı tarafın kendilerine “ dinsiz” diyecek olmasından korkulmasıdır. Diğeri de, dini konularda zayıf veya bilgi sahibi olmamalarından kaynaklanmaktadır. Bu makalemizde bu konuyu işleyeceğiz.

Öncelikle, bugün iktidarda olan siyasi parti, anayasanın laiklik ilkesini o kadar çiğnemiştir ki, tarafsız bir yargı olsaydı, bu partinin yöneticileri hakkında çoktan dava açması gerekirdi.Yine cumhurriyeti yıkma konusunda çok pervasız eylemlerin içindeler. Ama, Maalesef yargı bağımsız ve tarafsız olmadığı için, bu yapılamamaktadır. Parti yöneticilerinin, zaaten sicili de kabarıktır ve sabıkası bulunmaktadır. O halde, anayasa ve yasaları uygulamayan ve takmayan bu din satıcılarına karşı ne yapmalıyız ? Öncelikle ideolojik üstünlüğü ele geçirmeliyiz. Savunma değil, taarruza geçmeliyiz. Bütün halkımızı seferber etmeliyiz. Özellikle CHP'li arkadaşların tartışma ve propagandalarda, aşağda belirttiğimiz konuları işlemesinde fayda görüyorum.

CUMHURRİYETİ YIKMAK SUÇTUR

1-)Hukuki olarak suç işliyorsunuz. Dini ve kutsal değerleri kullanarak, anayasayı ve kanunları ihlal ediyorsunuz. Cumhurriyeti yıkma eylemleri içindesiniz. Sizin hakkınızda kayıtlara geçmesi için, suç duyurusunda bulunuyoruz.

2-)Kendinizi dindar göstererek, yaptıklarınızı gizliyorsunuz ve halkı kandırıyorsunuz. Eğer gerçekten samimi dindarsanız, yönetiminizdeki tüm kuruluşları denetime açın. Tarafsız ve bağımsız denetleme kuruluşları, tüm harcamaları ve ihaleleri denetlesin.

3-)Hak ve adalet diye iktidara geldiniz, “mağduruz” dediniz şimdi size muhalif olanlara karşı, devletin tüm imkanlarını gaddarca kullanıyorsunuz. (Burada fetö ve pkk terör örgütünden yargılananlar ayrı tutulmalı. Belgesiz ve delilsiz tutklanan ve görevinden ihraç edilenler var ise, sahip çıkılmalıdır.) Sözcü gazetesi ve Cumhurriyet gazetesi çalışanları davası örnek gösterilebilir.

4--) Cumhurriyetin nimetlerinden faydalanarak iktidara geldiniz. Geldiğiniz günden itibaren cumhurriyeti yıkmaya çalışıyorsunuz. Bu hem suçtur, hem de nankörlüktür. Savunduğunuz padişahlık rejimi olsaydı, belediye başkanı, milletvekili, başbakan ve cumhurbaşkanı olabilecekmiydiniz ? Padişahın kulu olurdunuz ve hayatınız padişahın iki dudağı arasında çıkacak bir kelimeye bağlıydı. Geldiğiniz yeri ne çabuk unuttunuz. Cumhurriyeti yıkmak da suçtur.

5-) Milli sanayii tamamen tasfiye ettiniz. Devletin ve halkın malları olan kitleri (Kamu İktisadi Teşekkülleri) yağmaladınız, yabancılara bedavadan sattınız. İç pazarı yabancıların kontrolüne verdiniz. Küçük esnaf ve zenaatkarları ezdiniz ve onları üretimden kopardınız. (AVM ve yüksek dükkan kiraları örnek gösterilebilir.)Bu satışlarla ilgili olarak iktidara geldiğimizde gerekli araştırmaları yapacağız, eğer suç bulunursa, hakkınızda devaların açılması için yetkili makamlara suç duyurusunda bulunacağız.
Ekonomiyi toz pembe gösteriyorsunuz. İç ve dış borçlar her geçen gün artmaktadır. İMF'ye borcu ödedik diyorsunuz ama, özel finans çevrelerinden ve bankalarından (tefecilerden) her gün borç para alıyorsunuz. (Burada halkın anlayacağı basit bir dil kullanılmalı, aile bütçesi örnek verilerek basitleştirilmelidir.)

TERÖR ÖRGÜTLERİNE DESTEK SUÇTUR

6-)PKK ve FETÖ terör örgütünü başımıza bela ettiniz. Siz iktidara geldiğinizde terör neredeyse sıfırlanmıştı. Onlarla “ çözüm süreci “ adı altında işbirliği yaparak her tarafın bomba ve silahlarla doldurulmasına yardım ettiniz. PKK terörü nedeniyle, şehitlerimizin ve ailelerinin iki elleri yakanızdadır.

Yine FETÖ terör örgütünü iktidar ortağı yaptınız ve devletin mahrem kurumlarını onlara teslim ettiniz. Üstelik devletin istihbarat kuruluşları sizi uyarmasına rağmen. Beslediğiniz ve büyüttüğünüz “ ne istediler de vermedik” dediğiniz FETÖ terör örgütünün 15 temmuz darbesini yapmasına zemin hazırladınız ve yüzlerce vatandaşımızın şehit olmasına, binlercesinin yaralanmasına neden oldunuz. Bunun vebalinden kaçamazsınız.

7)-Dış politikada Türkiye'yi uçurumun kenerına getirdiniz. “sıfır sorun” dediniz etrafımız adeta düşmanlarla sarıldı. “ Esat zulmünü yıkacağız” dediniz, güneyimizde PKK devletçiklerinin oluşmasına zemin hazırladınız. Binlerce masum insanın katledilmesine ve mülteci olmasına neden oldunuz. Hem ülkemize, hem de komşularımıza zarar verdiniz. Bu eylemler de kanunen suçtur.

İŞBİRLİKÇİLİK SUÇTUR

8) Sizin dindarlığınız Kurtuluş savaşına karşı bildiri yayınlayan ve işgalci emperyalistlerle işbirliği yapan sözde “İslam Teali Cemiyeti”nkine benzemektedir. Onlar da kutsal dinimizi kullanarak, halkımızın temiz ve saf inançlarını suistimal ederek, işbirlikçi olduklarını gizlemeye çalışmışlardı. Siz de aynı yoldan gidiyorsunuz. Örnek mi istiyorsunuz, Şimdiki cumhurbaşkanı, o zamanın başbakanı Amerika'nın “ Büyük Orta Doğu prejesinin eş başkanıyım” diyerek ABD'nin ve diğer emperyal güçlerin politikasına destek verdi. Hem de müslüman halklara karşı bunu yaptı. Irak işgali, Libya'nın parçalara ayrılması ve en son Suriye'nin iç savaşa götürülmesinde emperyalistlerle işbirliği yaptı. PKK'nın orada devlet kurmasına zemin yarattı. Bu savaş ve işgallerde binlerce müslüman katledildi. Ve binlerce müslüman kadın, ABD askerleri tarafından tecavüze uğradı. Müslüman ve dindar olan bir iktidar bunları yapar mı ? (Emperyal güçlerle işbirliğine örnek olarak, Tayyip Erdoğan'ın ABD savunma bakanı Paul Wolfitz'e mektup göndermesi, Wall Street Jurnal gazetesinde “ABD askerlerinin Irakta başarılı olması için duacıyız” yazıları, Irak işgali ve Libya saldırılarında Türkiyede'ki askeri üslerin, işgalcilerin kullanımına açılması bolca kullanılmalıdır.)

9-)) İslam dinin özü, hak ve adalettir. Bunu peygamber efendimiz söylemektedir. Siz, islamiyetten önceki Mekke'li müşriklerin yaptıklarını yapıyorsunuz. Maun suresindeki müşrikler gibi riya içindesiniz. Namazınız ve diğer ibadetleriniz gösteriş içindir. Oysa, ibadet gizlidir ve Allah ile kul arasındadır. Her cuma çıkışında basın mensuplarına gösteriş amaçlı demeçler ve açıklamalar yapıyorsunuz. Gerçek bir dindarın buna ihtiyacı olur mu ? Siz, dinin içini de boşalttınız. (onların din söylemlerine karşılık, emperyalizmin işbirlikçisi oldukları sık sık işlenmelidir.)

RÜŞVET VE YOLSUZLUK SUÇTUR

10-)-İktidarınız döneminde yandaş basın, yandaş iş adamı, yandaş ihaleci bir sınıf ve tabaka yarattınız. İhale kanununda onlarca kez değişiklik yaparak, bu kişi ve gruplara haksız kazanç sağladınız. Bunun hesabını mutlaka vereceksiniz. “Rüşveti ve yolsuzluğu kaldıracağız “ diye iktidara geldiniz, sayıştayın denetim yapmasını engelleyerek, yapılan usülsüzlükleri ve yolsuzlıkları kapatmaya çalışıyorsunuz. Eğer dürüstseniz, usulsüz ve yasa dışı bir uygulama yoksa, neden denetimi engelliyorsunuz ?

Konular detaylandırılarak, her biri için bröşür, bildiri basılmalı ve dağıtılmalıdır. Fırsat çıktığında tv ve radyolarda anlatılmalıdır. Bu eylemler ara verilmeden, her gün değişik şehir ve mahallelerde tekrarlanmalıdır. İnsanların olayları unutmasına izin verilmemelidir.

Bu mücadeleden sonra, iktidar, baskılarını artırma yoluna gidecektir. Buna karşı da, hazırlık yapılmalıdır. Onlara, cesaretle ve kararlı bir şekilde halkın örgütlü gücüyle cavap verilmelidir.
Onların anlayacağı yöntem budur. Yoksa, sadece TBMM'de açıklama yaparak, soru önergesi vererek, iktidarın yasa dışı eylemlerine engel olamazsınız. İktidardan da düşüremezsiniz.
Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu
07.09.2017
*Paul Wofiftz'e gönderilen mektubun tarihi 04.11. 2002'dir.
*Wal Street Journal Gazetesindeki yazının tarihi 31.03.2003'dür.
* Bu öneriler elektronik posta ile CHP Genel Başkanı sayın KEMAL KILIÇDAROĞLU’NA DA gönderilmiştir.

CEHENNEMLE KORKUTMA

CEHENNEMLE KORKUTMA

Be ey softa,
Namazınla övünürsün.
Dinin direğidir dersin.
Kılanlara cennette yer verirsin.
Kılmayanları da, cehenneme gönderirsin.

Be ey softa,
Binlerce nebi geldi.
Musa'ya da, İsa'ya da, gelende bellidir.
Bin nebi, bunu bilmez miydi ?

Be ey softa,
Dinin özü ahlaktır, adalettir.
Bunu söyleyen, Hz. Muhammedd'dir.
Ayetler buna delildir.
Öğütleri de bunun içindir.

Be ey softa,
Günahları, namazla kapatma.
İnsanları cehennemle korkutma.
Niyetin cennete gitmekse,
Hakk'ın, doğru yolundan ayrılma.

Yazan: Hamdullah Dedeoğlu
23.04.2017.




7 Mart 2018 Çarşamba

HABERİN OLSUN

HABERİN OLSUN

Yüz bin nebi gelmiş.
Hepsi de, doğru yolu göstermiş.
İnsanoğlu yine yanlış yola gitmiş.
Be ey Ademoğlu, niye yanlış yaparsın.?

Atı evcilleştirip, binersin.
Köpeği kendine bekçi yaparsın.
Kuşu, kuşla avlarsın.
Be ey Ademoğlu, niye yanlış yaparsın ?

Doğadaki varlıkları emrine alırsın.
Yaradanın bütün nimetlerini kullanırsın.
Kendin için en iyisini seçersin.
Be ey Ademoğlu, niye yanlış yaparsın ?

Bütün gün yer, içersin.
Her şey benim olsun istersin.
Paylaşmak yerine, savaşlar çıkartırsın.
Be ey Ademoğlu, niye yanlış yaparsın ?

Be ey Ademoğlu,
Bundan sonra, nebi gelmeyecek.
Bu son şansımız olacak.
Gözümüzü doyurmazsak,
Hepimizin sonu olacak.
Haberin olsun,
Bu kez, Nuh'un gemisi olmayacak.

Yazan: Hamdullah Dedeoğlu
24.03.2017

6 Mart 2018 Salı

16. YÜZ YILDA MİİLİ AŞİRETİ VE ÇEMİŞGEZEK SANCAĞI

16. YÜZ YILDA MİİLİ AŞİRETİ VE ÇEMİŞGEZEK SANCAĞI

18. yüz yılın sonlarına doğru, Osmanlı devletinin değişik bölgelerine dağıtılarak iskan edilen Milli aşireti mensuplarının esas yurtları neresiydi ? Hangi gruplardan meydana geliyordu ? Bütün bu soruların cevabını Doç. Dr. Mehmet Ali Ünal’ın, Osmanlı arşivlerine dayanarak yazdığı “ 16. yüz yılda Çemişgezek sancağında Aşiretler ve Cemaatler” adını taşıyan incelemesinde bulabiliriz. Sayın Ünal, incelemesinde, Milli aşiretine de ayrı bir yer açarak, önemli bilgiler vermektedir. Kendisine teşekkür ediyoruz. İlgili araştırmanın kısa bir özetini sizlere sunmak istiyorum.

Çemişgezek, 1518’de Diyarbakır vilayetine bağlı bir Sancak’dır. Sağman, Pertek, Gündüz, Mazgirt, Vasgird, Çemişgezek sancağına bağlı nahiyelerdir. Çemişgezek, Boz Ulus aşiretinin yaylaklarından biridir. İçinde, hem ETRAK ( TÜRK), hem de EKRAD (KÜRT) aşiretlerini barındırmaktadır. Kışın, Diyarbakır ve güneyinde, yazın ise, Muş, Bingöl, Çemişgezek ve Erzurum’un kuzeyinde yaşamaktadırlar.

1518 yılındaki tahrir defterlerinde, Çemişgezek sancağında, Boz Ulus aşiretlerine bağlı 1743 hane, 423 de yetişkin bekar evi bulunmaktadır. Tahrir defterinde “ Büyük Millili Cemaati” mensuplarının merkeze bağlı sekiz köyde yaşadıkları belirtilmektedir. Bunun dışında, Gündüz nahiyesinde “ Küçük Millili Cemaat” adının taşıyan bir köy de bulunmaktadır. Büyük Millili Cemaatine bağlı olarak, toplam 225 hane, 45 bekar, Küçük Millili olarak da, 46 hane, 15 bekar görülmektedir.

Şu anda Tunceli iline bağlı bir ilçe olan Çemişgezek, 1518’den, 1858’e kadar Diyarbakır Vilayetine bağlı bir sancak’tı. 1858’de kazaya dönüştürülerek, Harput’a bağlandı. 1880’de Keban’a bağlı bir nahiye’dir. 1881’de yeni kurulan Dersim vilayetinin merkezi olan Hozat’a bağlı bir kazadır.. 1925’de Dersim vilayetinin kaldırılmasıyla, Elazığ’a, 1935’de de Tunceli vilayetine bağlanmıştır.

Konuyla ilgilenenlere ve akademisyen olmak isteyen genç arkadaşlara, öncelikli olarak, Osmanlı arşivlerinde, Diyarbakır, Çemişgezek Tahrir ve nüfus sayım defterlerini incelemelerini öneriyorum.

Saygılarımla,
Hamdullah Dedeoğlu
05.03.2018.





Popular