25 Şubat 2019 Pazartesi

GÖNÜLLER BİR OLDU BAHÇEMİZDE

GÖNÜLLER BİR OLDU BAHÇEMİZDE

Bugün kırklar cemindeyiz.
Cemal cemale dizilmişiz.
Sorgu sualden geçmişiz.
Hak bir, Ya Muhammed, Ya Ali demişiz.

İkrar verdik pirimize.
Yolumuzdan dönmeyiz geriye.
Hak’tan yanadır sözümüz.
Kul hakkı kalmaz bizde mahşere.

Pür’ü pak geldik cemimize.
Lokmalarımızla girdik içeriye.
Hep birlikte vardık secdeye.
Oturduk selamla yerimize.

Hakkın adıyla başladık duaya.
Salavat getirdik Muhammed Mustafa’ya.
Hürmetlerimizi sunduk Ali’yel Murtaza’ya.
Selamlarımızı gönderdik on dört masumu pak'a

Eşitlendik hepimiz cemimizde.
Yiyeceğimizi paylaştık terazide.
Razı olduk birbirimizden.
Gönüller bir oldu bahçemizde.


Yazan: Aşık Dedeoğlu
25.02.2019

4 Şubat 2019 Pazartesi

KUR’AN’DA KADERE İMAN VAR MI ?


KUR’AN’DA KADERE İMAN VAR MI ?


Öğrenciliğimizde Din Bilgisi ve Ahlak derslerinde ilk öğrettikleri “İslam’ın şartı beş, İmanın şartı altıdır” olmuştu. Sınavlarda hep bu sorular sorulurdu. Biz de ezberlemek zorunda kalırdık. İçeriğini ve ne anlama geldiğini bilmezdik. Ancak, Kur’an’ı Kerim’i okuyup, inceledikten sonra “İmanın şartı altıdır” konusunda tereddüte düştüm. Ayetleri tek tek inceledikten sonra, imanın şartları konusunda en net cevabın Bakara suresinin 177. ayeti ile Nisa suresinin 136. ayetinde bulunduğunu gördüm. İlgili ayetler aynen şöyledir:

Bakara suresi 177. Ayet: “ Yüzlerinizi doğu’ya ve batı’ya çevirmeniz iyi olmak demek değildir. Doğru ve iyi olan, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba, peygamberlere inanan, Allah sevgisiyle yakınlarına, yetimlere, düşkünlere yolculara, yolda kalmışlara, isteyenlere ve esirlere mal veren, namaz kılan, zekat veren, söz verdiği zaman sözünü yerine getiren, darda ve savaş alanında sabrdenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır. Ve sakınanlar ancak onlardır. “

Nisa suresi 136. Ayet:” Ey inananlar! Allah’a, peygamberine ve peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba inanın. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse şüphe yok ki, tamamıyle sapıtmıştır. “

Ayetlerden de anlaşılacağı gibi, okulda bize öğretilen “imanın şartı altıdır” ı doğrulayan ve “kadere iman” ’ın, imanın şartları içinde yer aldığını belirten bir ayet bulunmamaktadır. Ayetlerde imanın şartları belirtilirken, “ Allah’a, Ahiret gününe, Meleklere, kitaba ve peygamberlere inananlar doğru olanlardır” denilmektedir. “kadere iman” imanın şartları arasında yer almamaktadır. Kaldı ki, “Kadere İman”ın Kur’an’daki ayetlerle çelişeceği kanaatindeyim. Zira, Allah Kur’an’ın bütününde insanlara iyiliği ve yardımlaşmayı öğütlemektedir. Kötülük ve fenalığı ise, men etmektedir. İlgili ayetlerden örnekler verirsek konunun daha iyi anlaşılacağı görüşündeyim.  Cuma hutbesinde tekrarlanan Nahl suresinin 90. ayetiyle başlayalım:

Muhakakki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”

Enfal suresi 51. ayet:” İşte bu ellerinizle yaptığınız yüzündendir. Yoksa Allah kullara zulumedici değildir.”

Kaf suresi 29. Ayet: “ Benim huzurumda söz değiştirilemez ve ben kullara asla zulmedici değilim.”

Nisa suresi 79. ayet: “ Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise, nefsindendir.”

Şura suresi 30. Ayet: “ Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. “

Ayetlerden görüldüğü gibi “kadere iman” ı özetleyen “hayır da şer de Allah’tandır” inancını teyit eden bir ayet bulunmadığı gibi, tam tersine “iyiliklerin Allah’tan, kötülüklerin ise, insanın kendisinden kaynaklandığı belirtilmektedir.

Saygılarımla.
Hamdullah Dedeoğlu
04.02.2019


8 Ocak 2019 Salı

BAŞ ÖRTÜSÜ İSLAMİYET’DEN ÖNCE VAR MIYDI ?

BAŞ ÖRTÜSÜ İSLAMİYET’DEN ÖNCE VAR MIYDI?

Bu soruya verilecek cevap; evet vardı, hem de İslamiyet’ten iki bin yıl önce, Sümerler de, Asurlar da, Hititler de, Urartular da, Akadlar da benzer uygulamalar bulunuyordu. Hatta meşhur Babil İmparatoru “Hammurabi Kanunları” arasında “Hür kadınlar sokağa çıkarlarken başlarını kapatacaklar” maddesi bile vardı.

Kanunun amacı, hür kadınlar ile köle kadınları birbirinden ayırmaktı. Çünkü, köle kadınlar birer mal-emtia gibi alınıp satılabiliyordu. Dolayısıyla, köle kadınların örtünmesi yasaktı. Örtündükleri zaman cezası vardı. Hür kadının örtünmesi ise, zorunluydu. Sümerlerde ise, tapınak rahibelerinin örtünmeleri zorunluydu. Diğer kadınların başı açıktı. 

İlk çarşaflı kadına da Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde yer alan pişmiş tablet üzerindeki bir resimde rastlanılmıştır. Hititler döneminden kalma toprak tablet de kadının üzerindeki elbise, bugünkü çarşafla birebir aynıdır. Bu da şunu gösteriyor ki, Çarşafın ana vatanı da Arabistan değil, Anadolu imiş. Zira, Anadolu dünya medeniyetinin merkezi konumundaydı. İlk yerleşik düzene bu bölgede geçilmiş, ilk tarım da bu topraklarda yapılmıştı.

İslam’daki örtünmeye gelince; Kur’an’ı Kerim’de konu ile ilgili en açık ayetler Nur suresinin 31. ayeti ile Ahzab suresinin 59. ayetleridir. İlgili ayetler şöyledir:

NUR SURESİ 31. Ayet: “İnanan kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar. Irzlarını korusunlar. Süslerini kendiliğinden görünen kısım hariç açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üstüne çıkarsınlar. Süs yerlerini kocaları yahut babaları yahut kayın pederleri, yahut oğulları, yahut kocalarının üvey oğulları, yahut kardeşleri, yahut erkek kardeşlerinin oğulları, yahut kız kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut cariyeleri, yahut erkekliği kalmamış hizmetçiler veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey inananlar! Saadete ermeniz için hepiniz tövbe ederek Allah’ın hükmüne dönün. “

* Burada kastedilen süslerin, yani sürme, kına gibi şeylerin bulunduğu baş, kulak, boyun, kol ve ayaklardır. (Milliyet Gazetesi Yayınları, Kuran’ı Kerim’in Türkçe okunuşu ve Anlamı, 1982)

AHZAB SURESİ 59. AYET: “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına dışarı çıkacakları vakit dış elbiselerini giymelerini söyle. Bu onların tanınmasını ve bundan dolayı incitilmemelerini temin eder. Allah suçları bağışlar ve merhamet eder. “

Ayetlerden de görüleceği gibi, köle ve cariyelere örtünme zorunluluğu yoktur. Örtünme, sadece hür kadınları korumak amacını taşımaktadır. Cinsellikle bir bağlantısı bulunmamaktadır. "Bu onların tanınmasını ve incinmemelerini temin eder" denilerek hür kadın güvence altına alınmaktadır. 

Bizim yaptığımız bu tespiti İlahiyatçı-yazar Salih Suruç da yapmaktadır. Sayın Salih Suruç "KAİNATIN EFENDİSİ PEYGAMBERİMİZİN HAYATI" adlı eserinde şunları yazmaktadır:

"Bir kısım edepsiz münafıklar, köle kadınlara sataşırlardı. Zaman zaman sair (diğer) kadınları da köle zannıyla rahatsız ederlerdi. Bunların müminlerin hanımlarını da rahatsız ettikleri olurdu. Neden böyle yaptıkları sorulduğunda ise, "BİZ ONLARI KÖLE SANMIŞTIK" diyerek mazeret uydururlardı.

Bu hadiseler üzerine, Müslüman kadınların örtünmelerini emreden şu ayeti kerime nazil oldu:

"Ey peygamber!.. Zevcelerine (eşlerine), kızlarına, müminlerin kadınlarına iç elbiselerinin üzerlerine cilbaplarını (örtülerini) giymelerini söyle! Bu onların tanınıp eza (eziyet) edilmemelerine daha uygundur. AHZAB SURESİ 59. AYET. " (SALİH SURUÇ, PEYGAMBERİMİZİN HAYATI, SAYFA,722, NESİL YAYINLARI)

Aynı konuda Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Hoca da şunları yazmaktadır:

"Bu ayetteki emir şartlı bir emirdir. Mümin kadınların tanınıp eza görmemelerini sağlamak için üzerlerine "Cilbab" (sokağa çıkıldığında kullanılan ve vücudu baştan aşağı örten dış giysi) almaları emrediliyor. Yani cilbab emri tanınmayı sağlamak ve tasallutu önlemek içindir. ...Demek oluyor ki, "Cilbab " örfi bir düzenlemedir. Belli şartların varlığına bağlıdır." (Kur'an'daki İslam, sayfa, 529)

Örtünmeyle ilgili Prof. Dr. Hayrettin Karaman da şunları belirtmektedir:

"O devirde henüz köle ve cariyeler bulunduğu için çarşıda pazarda bunlara sataşılır, el ve dil ile rahatsız edildikleri olurdu. İslam bir yandan bu gibi davranışları önlemeye çalışırken, diğer yandan, cariye sanılarak hür kadınların da rahatsız edilmelerini önlemek üzere tedbir almıştır."  (İslami Araştırmalar Dergisi, Ekim 1991)

Konuyu bugüne göre değerlendirirsek, hür-köle kadın ayırımı olmadığına göre, kanunlar önünde bütün kadınlar eşit tutulduğuna göre, örtünme tamamen kadınların tercihine bırakılmalı ve kesinlikle müdahale edilmemelidir. Ne giyilmesi için ne de çıkarılması için. Zira baş örtüsünün din ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Kadının örtünmesi gerek Yahudilik (Musevilik), gerekse de Hristiyanlıkta da yer almaktadır. O da yukarıda anlattığımız nedenlere dayanmaktadır.


08. 01. 2019.

Hamdullah Dedeoğlu

 

 

 


23 Aralık 2018 Pazar

GÖYNÜCEK İLÇESİ VE KÖYLERİNE İSKAN EDİLEN AŞİRETLER


GÖYNÜCEK İLÇESİ VE KÖYLERİNE İSKAN EDİLEN AŞİRETLER

Göynücek ilçesi ve köylerinin bulunduğu bölge Selçuklu sultanı Alparslan’ın komutanlarından Danişmend Gazi tarafından 1075-1080 yılları arasında fethedilmişti. Danişmend Gazi ile birlikte gelen aşiretlerin başında Mamalu ve Beğdilli aşiretleri bulunuyordu. Dolayısıyla bu bölgeye ilk yerleşenler, Danişmendli, Beğdilli ve Mamalu aşiretlerine bağlı obalardı. Ancak daha sonra, Osmanlılar döneminde Akkoyunlu, Karakoyunlu, Dulkadir beyliği ve Halep Türkmenlerinden de iskan edilen aşiretler oldu.Bu bölge, önce Bozok (Bugünkü Yozgat) eyaletine, Osmanlılar zamanında da Sivas eyaletinin Zile kazasına bağlıydı. Kayıtlarda iskan edilen aşiretlerin köyleri belirtilmediği için; hangi köyün hangi aşiretlerden meydana geldiğini kesin olarak tespit etmek mümkün olmamaktadır. Ancak, köylerin isimleri ve ailelerin soyadları bize ipucu verebilir. Biz de buradan yola çıkarak Göynücek, Mecitözü, Ortaköy, Çekerek, Aydıncık ilçelerine iskan edilen aşiretleri resmi kayıtlara göre tespit etmeye çalıştık. Bu kayıtlara göre, bölgeye iskan edilen aşiretler şunlardır:

GÖKÇELİ AŞİRETİ: Türkman yörükanı taifesindendir. Ziraatcı (çiftci) olup, Mamalu aşiretine bağlıdır.
ANAMASLI-ALAMASLI: Konar-Göçer Türkman Yörükanı taifesindendir. Diğer adı Karacalu’dur. Pehlivanlı aşiretine bağlıdır.
TATLU-TATALU: Türkman taifesindendir. Danişmendli aşiretine bağlıdır.
TECERLİ: Konar-Göçer Türkman tafesindendir. Beğdilli aşiretine bağlıdır.
HARBENDELU-HUDABENDLU: Konar-Göçer Türkman taifesindendir. Beğdilli aşiretine bağlıdır.
KÖSE KETHUDA: Türkman taifesindendir. Mamalu aşiretine bağlıdır.
GAFARLU: Türkman taifesindendir. Bozulus’a bağlıdır.
MİRZA CEMAATİ: Türkman taifesindendir. Beğdilli aşiretine bağlıdır.
MİLLİ -MİLLİ OĞULLARI: Türkman Ekradı Ulus taifesindendir. Badıllı aşiretine bağlıdır.
KILIÇLI CEMAATİ: Türkman Ekradı Yörükan taifesindendir. Boynuyoğunoğlu aşiretine bağlıdır.
CİHANBEYLİ-CANBEYLİ: Konar-Göçer Türkman Ekradı taifesindendir. Beğdilli aşiretine bağlıdır. Diğer adı Yediboy aşiretidir.
ÇEPNİ CEMAATİ: Konar-Göçer Türkman yörükanı taifesindendir. Çepni cemaati Bozulus’a bağlıdır.
ŞARKLI CEMAATİ: Türkman taifesindendir. Mamalu aşiretine bağlıdır.

Yukarıda ismini belirttiğimiz ilçelere bağlı köylere mensup olanlar, soylarının hangi aşiretlere dayandığını bu verilerden yararlanarak bulabilirler.

Saygılarımla.
Hamdullah Dedeoğlu
23.12.2018
Kaynaklar:
--Dr: Musa Sezer, 1695 Avarız (vergi) defterlerine göre, Zile kazası
--Dr. Murat Hanilçe, 1455-1575 Zile kazasında Türk yer adları.
--Dr. Ebubekir Güngör, 1838-1841 Kızılkümbed Nüfus defterleri
--Cevdet Türkay, Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatler.



22 Aralık 2018 Cumartesi

OSMANLI DÖNEMİNDE AMASYA SANCAĞI'NA BAĞLI KAZA VE NAHİYELER

    Amasya, 2020.

OSMANLI DÖNEMİNDE AMASYA SANCAĞI’NA BAĞLI KAZA  VE NAHİYELER 

Amasya vilayeti fethedildiği 1075 yılından, 1386 yılına kadar Danişmendli beyliği, Selçuklu devleti, Eratna beyliği hakimiyeti altında kalmıştı. Bu tarihten sonra, Osmanlı hakimiyetine geçti. Bir dönem (1490’a kadar) yeni kurulan Rum eyaletinin merekzi olarak kaldı. Rum eyaleti merkezi daha sonra Sivas’a taşınarak “ Sivas eyaleti “ adını aldı. Amasya da bu tarihten sonra, Sivas eyaletine bağlı bir sancak olarak kaldı. Ancak, Amasya Osmanlı döneminde önemli bir konumdaydı. Şehzadelerin yönetiminde olan şehirlerin başında geliyordu. Coğrafi olarak stratejik bir konumu vardı. O nedenle, önemini hiç bir zaman kaybetmemiştir.

Amasya Osmanlı hakimiyetine girdikten sonra, kendisine bağlı çok sayıda kaza ve nahiye bulunuyordu. Yazımızın bugünkü konusu Amasya sancağına bağlı bu kaza ve nahiyelerin geçmişi olacaktır. O kaza ve nahiyeler şunlardı:

ORTAKÖY: 1903’den, 1918’e kadar Amasya sancağı Mecitözü kazasına bağlı bir nahiyedir. 1918’den sonra, Mecitözü kazası ile birlikte Çorum sancağına bağlanmıştır. 1959 yılında Çorum’a bağlı bir ilçe olmuştur.
AŞTAVUL-AŞTAĞUL: 1465’den 1530’a kadar Amasya sancağına bağlı bir nahiyeydi. Bugün Çorum ili Ortaköy ilçesine bağlı bir köydür.
MECİTÖZÜ: 1868’den, 1918’e kadar Amasya’ya bağlı bir kazaydı. 1924’de Çurum ilinin bir ilçesi olmuştur. İlk çağlardaki adı, Eukatia, sonra Avkat, Avkat Hacıköy ve en son Mecitözü adını almıştır.
ZÜNNUNABAD: 1642’den, 1868’e kadar Amasya sancağına bağlı bir kazaydı. 1868-1880 arasında nahiye olarak kaldı. Şimdiki adı Söğütyolu köyü olup, Mecitözü ilçesine bağlıdır.
ELVAN ÇELEBİ: 1889-1902 arasında Amasya’ya bağlı bir nahiyeydi. Bugün Mecitözü ilçesine bağlı bir köydür.
GEDİKSARAY: 1855’den, 1878’e kadar kaza, 1954’e kadar nahiye, bugün Göynücek ilçesine bağlı bir köydür. Diğer adı Varay-Veray’dır.
GELİNKİRAZ-GELİNGİRAS: 1530’da nahiye, 1642’de kaza, 1880’de nahiye, şu anda Merzifon ilçesine bağlı bir köy olan Sarıbuğday köyüdür.
ILISU: 1920-1926 arasında kaza. 1926-1946 arası nahiye, bugün Göynücek ilçesine bağlı bir köydür.
KARAYAKUP: 1889-1918 arasında nahiye. Bugün Göynücek ilçesine bağlı bir köydür.
DOĞANTEPE: 15. Yüzyılda ismi Geldiklan-Abad, 1904’de Zara, 1960’dan sonra Doğantepe ismini almıştır. 1490-1889 arasında kaza, 1889-1923 arasında nahiye, bugün Amasya Merkeze bağlı bir beldedir.
SULUOVA: 1889’daki ismi Hakala, 1903’de Alevi, 1944’de Suluova (Suluca) adını almıştır. 1889-1957 arasında nahiyeydi. 1957’de ilçe olmuştur.
VEZİRKÖPRÜ: 15. Yüz yıldaki ismi Gedegara, 1870’de Köprü, 1926’da Vezirköprü adını almıştır. Bizans döneminde pisikoposluk merkeziydi. İsmi Andrepa olarak geçiyordu. 1855’den, 1926’ya kadar Amasya’ya bağlı bir kazaydı. Bu tarihten sonra Samsun ilinin bir ilçesi olmuştur.
HAVZA: 15. yüzyıldaki ismi Simre-i Ladik'tir. 1470-1867 arasında nahiyeydi. 1926’ya kadar Amasya ‘ya bağlı bir kazaydı. Bu tarihten sonra Samsun ilinin bir ilçesi olmuştur.
LADİK: Bizans dönemindeki adı LAODİKYA PONTİKA’dır. 1490-1517 arasında nahiyeydi. 1517-1923 arasında Amasya’ya bağlı bir kazaydı. 1926’da nahiye, sonra da kaza olarak Samsun iline bağlandı.
ARGOMA: 1490-1500 arası nahiyeydi. Bugün Merzifon merkezinde kalmıştır.
GÜMÜŞ: 1490- 1517 arasında nahiye, 1517-1884 arasında kaza, 1924’de nahiye olmuştur.
HACIHAMZA: 1855-1860 arasında Amasya’nın bir kazasıydı. Bugün Çorum ilinin bir ilçesi olmuştur.
ZEYTUN: 1880’den 1924’e kadar Amasya’ya bağlı bir nahiyeydi. 1924’de Osmancık ilçesine bağlandı. Bugünkü adı Kamil beldesidir.
KAYI: 1889-1902 arasında nahiyeydi. Bugün Mecitözü ilçesine bağlı bir köydür.
KIŞLACIK: 1889-1802 arasında nahiyeydi. Bugün Mecitözü ilçesine bağlıdır.
KIZILTEPE: 1889-1895 arasında nahiyeydi. Bugün Osmancık ilçesine bağlı bir köydür.
OSMANCIK: Pontus dönemindeki adı Aflanos’tur. 1855-1894 arasında Amasya’ya bağlı bir kazaydı. 1895’de Çorum sancağının bir kazası olmuştur.
SARI SÜLEYMAN: 1889-1902 arasında nahiyeydi. Bugün Alaca ilçesinin bir köyüdür.
SAZ: 1855-1866 arasında kazaydı. Bugün Çorum merkeze bağlı bir köydür.
ŞEYHMUSTAFA: 1903-1912 arasında nahiyeydi. Bugün Çorum’a bağlı bir köydür.
YENİKIŞLA: 1889-1902 arasında nahiyeydi. Bugün Çorum Cemilbey beldesine bağlı bir köydür.
MERZİFON: 1517’den beri Amasya’ya bağlı bir kazadır. İlk çağlardaki adı Phazemon, Ortaçağda, Marsivan, Bizans döneminde Neopololis, Osmanlı döneminde İsmi Merzifonabad’dı.
LOŞDİĞİN: Diğer adı Çaybaşı’dır. 1903-1912 arasında Amasya’ya bağlı bir nahiyeydi. Bugün Merzifon ilçesine bağlı olan Türnük köyüdür.
ZUĞU: Diğer adı Zük-ı Mikail’dir. 1881-1902 arasında Amasya’ya bağlı bir nahiyeydi. Bugün Merzifon ilçesine bağlı bir köydür.
EZİNEPAZAR: 1490’dan beri Amasya’ya bağlı bir nahiyedir.Diğer adı YAVAŞ'tır. Bugün Amasya merkeze bağlıdır.
ZİĞALA: 1855’de Amasya’ya bağlı bir nahiyeydi. Bugün Amasya merkeze bağlıdır. İsmi Aydınca olmuştur.
AKDAĞ: 1490’da Amasya’ya bağlı bir nahiyeydi. 1861’de kaza, 1889’da tekrar nahiye oldu. Bugün Amasya merkeze bağlı olup adı Çiğdemlik beldesi olmuştur.
ZİLE: 1868-1881 arasında Amasya'ya bağlı bir kazaydı. 1881'den sonra, Tokat sancağına bağlanmıştır.
İNÖZ: 1889-1902 yılları arasında Ladik kazasına bağlı bir nahiyeydi.
İSKİLİP: 1889-1902 yılları arasında Amasya'ya bağlı bir kazaydı. 1895'de Çorum sancağına bağlandı. İskilip kalesinin eski adı ZENGİBAR'dı.
KANLICI-KAĞNICI: 1889-1902 yılları arasında Gümüşhacıköy'e bağlı bir nahiyeydi. Şimdiki adı Saraycık olup, Gümüşhacıköy'e bağlıdır.
KARAABDAL: 1903-1023 Yılları arasında Ladik kazasına bağlı bir nahiyeydi. Şimdiki adı Şeyhli olup, Ladik'e bağlı bir köydür.
KARAHALİL: 1903-1918 yıllaraı arasında Havza'ya bağlı bir nahiyeydi. Şmdiki adı Çakıralan olup, Havza ilçesine bağlı bir köydür.
KARAYAKA: 1880'DE Erbaa'ya bağlı bir nahiyeydi.
MÖREK: 1902-1912 yılları arasında nahiyeydi. Şimdiki ismi Ormanözü olup, Amasya'ya bağlı bir köydür.
ORTAKLAR: 1889-1902 yılları arasında Vezirköprü'ye bağlı bir nahiyeydi. Şimdi Havza'ya bağlı bir köydür.
OYMAAĞAÇ: 1889-1902 yılları arasında Vezirköprü'ye bağlı bir nahiyeydi.
PAŞA: 1889-1902 yılları arasında Vezirköprü'ye bağlı bir nahiyeydi.
SALLAR: 1889-1902 yılları arasında Gümüşhacoköy'e bağlı bir nahiyeydi.
SARAYCIK: 1905-1923 yılları arasında nahiyeydi. Şimdiki adı Bacakoğlu olup, Gümüşhacıköy'e bağlıdır.
SEPETLİ: 1889-1891 yılları arasında Erbaa'ya bağlı bir nahiyeydi. Şimdiki ismi Destek olup, Taşova ilçesine bağlıdır.
SİVRİKESE: 1889-1902 yılları arasında Havza kazasına bağlı bir nahiyeydi.
SONİSA: 1530-1924 yılları arasında Erbaa'a kazasına bağlı bir nahiyeydi. Şimdiki ismi Uluköy olup, Taşova ilçesine bağlıdır.
TEKKE: 1911-1953 yılları arasında nahiyeydi. Şimdi Taşova ilçesine bağlıdır.
TURHAL: 1454-1868 yılları arasında Amasya sancağına bağlı bir kazaydı. Diğer adı Keşan'dır. 1889'da Tokat sancağına bağlanmıştır.
YEMİŞENBÜKÜ: Taşova ilçesinin merkezi olmuştur.
YENİCE: 1889-1902 yılları arasında Havza kazasına bağlı bir nahiyeydi. Şimdi Havza'ya bağlı bir köydür.

Osmanlı belgelerine göre, Amasya sancağına bağlı kaza ve nahiyelerin  kısa tarihçelerini belirttik. Eksik kalanlar da olabilir. Biz geçmişe kısa bir yolculuk yapmak istedik.

Saygılarımla.
Hamdullah Dedeoğlu
22.12.2018
Kaynaklar:
--Fevzi Gür, Salih Kahriman, Amasya Nüfus deftereleri, 1840, Amasya Belediyesi yayınları.
--Tahir Sezen, Osmanlı Yer adları, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü yayınları No: 26

EK: 1480-1643 AMASYA SANCAĞI HARİTASI, Oktay Özel'in Amasya Sancağı isimli doktora tezinden alınmıştır.












18 Aralık 2018 Salı

ZİLE KAZASINA İSKAN EDİLEN AŞİRETLER

ZİLE KAZASINA İSKAN EDİLEN AŞİRETLER

Bugün Tokat iline bağlı olan Zile ilçesinin ilk çağlardaki adı ZELA, Roma dönemindeki adı Firgaye’dir. Osmanlı döneminde ise, Zile adını almıştır. Zile kazasını ele almamızın nedeni, Göynücek ilçesi ve köylerinin daha önce Zile kazasına bağlı olmasındandır. Zile kazasına iskan edilen aşiretleri tespit ettiğimizde, bölgemizdeki aşiret yapılanmasını da çözmüş olacağız. Böylece, köylerin hangi aşiretlerden oluştuğunu bulmak daha kolay olacaktır. Bunu anlamak için, Zile kazasının 15. yüz yıldan başlayarak nereye bağlı olduğunu belirtmenin yararlı olacağı kanaatindeyim. Zile ilçesinin geçmişi kısaca şöyle:

-1454-1517: Sivas (Rum eyaleti) eyaletinin Tokat sancağına bağlı bir kaza.
-1520-1562: Tokat sancağına bağlı bir kaza.
-1600-1855 :Sivas eyaletine bağlı bir sancak.
-1855-1867 : Sivas eyaletine bağlı bir kaza.
1868-1871: Amasya sancağına bağlı bir kaza.
1872: Tokat sancağına bağlı bir kaza.
1873-1880 Amasya sancağına bağlı bir kaza.
1881-1923: Tokat sancağına bağlı bir kaza.
1923: Tokat iline bağlı bir ilçe.

Osmanlı imparatorluğu döneminde, Zile kazasına iskan edilen ve kayıtlara geçen aşiretler şunlardır:

--Cunkarlu: Yörükan (Moğol kökenli)
--Ağcakoyunlu: Konar-göçer Türkman taifesinden.
--Ballı-Balluca: Konar-Göçer Ekrad taifesinden.
--Çapan: Konar-göçer Türkman taifesinden.
--İlbeğli-Elbeğli: Türkman taifsinden.
--Zaharanlı: Konar-Göçer Ekrad taifesinden.
--Akçakoyunlu: Konar-göçer Türkman yörükanı taifesinden.
--Akkuzulu: Türkman taifesinden.
--Anamaslı: Konar-göçer Türkman taifesinden.
--Aygad:--
--Bağırganlı:-
--Ceridler: Konar-göçer Türkman Yörükanı taifesinden.
--Çallu: Türkman taifesinden.
--Çepni: Konar-göçer Türkman yörükanı taifesinden.
--Çokşuruk: Türkman yörükanı.
--Çonkar yörükleri: Yörükan taifesinden. (Moğol kökenli)
--Danişmendli: Konar-göçer Türkman Yörükanı taifesinden.
--Erkili: Yörükan taifesinden.
--Eyübasanlu: Konar-göçer Türkman taifesinden.
--Gevanlu: Ekrad Yörükanı taifesinden.
--Gökçeler: Türkman yörükanı taifesinden.
--Geven: Konar-göçer Türkman taifesinden.
--Hacılar: Yörükan taifesi.
--Hacıfakılı: Türkman yörükanı.
--İymirli: Türkman yörükanı.
--İsafakulu: Konar-göçer Türkman yörükanı.
--İzzeddinli: Konar-göçer Türkman taifesinden.
--Karafakihli: Yörükan taifesinden.
--Karamuklu: Yörükan taifesinden.
--Karasar: Yörükan taifesinden.
--Kethudalı: Türkman yörükanı.
--Kıllı-Kıllacalı: Yörükan taifesi.
--Kırıklı: Yörükan taifesi.
--Kurugöl: Yörükan taifesi.
--Mirhanoğlu: Yörükan taifesi.
--Muradlı: Türkman taifesinden.
--Nallu: Yörükan taifesinden.
--Rişvanlı: Konar-göçer Türkman Ekradı taifesinden.
--Sarıhamzalı: Yörükan taifesi.
--Sofular: Türkman yörükanı taifesinden.
--Şarkipare: Türkman taifesinden.
--Tatlu-Tatalu: Türkman taifesinden.
--Tirkanlı: Konar-göçer Ekrad yörükanı taifesinden.
--Uslu: Türkman yörükanı.

Zile ilçesi Osmanlı hakimiyetinden önce, Danişmendli beyliği sınırları içindeydi. O döneme ait kayıtlar elimizde olmadığı için, daha önce Zile kazasında iskan edilen aşiretleri bilemiyoruz.

Saygılarımla.
Hamdullah Dedeoğlu
17.12.2018

Kaynaklar:
--Cevdet Türkay, Osmanlı İmparatorluğu’nda Aşiret ve cemaatler.
--Tahir Sezen, Osmanlı yer adları.






16 Aralık 2018 Pazar

İBADETLER İMANI ARTIRIR MI?

İBADETLER İMANI ARTIRIR MI?

Daha önceki makalelerimizde Ehli Sünnet mezheplerinden “Hanefi” mezhebinin kurucusu olan İmam Ebu Hanife’nin hayatını ve bazı görüşlerini yazmıştık. Bugünkü yazımızda, Ebu Hanife’nin öncülük ettiği Mürcie fırkasının (Ekolün-mezhebin) İslam anlayışını ele alacağız. Ayrıca, İmam-ı Azamın bu fırkanın hangi koluna mensup olduğunu belirteceğiz.

Fırkanın düşüncelerine gelmeden önce, Mürcie’nin kelime anlamını belirtmekte fayda görüyorum. Mürcie, Arapça bir kelime olup, “beklemek” “tehir etmek” “ümit etmek” anlamlarını kapsamaktadır.

Mürcie fıkrası ile ilgili bu makalemizde, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk ve Prof. Dr. Sönmez Kutlu hocalarımızın MÜRCİE fırkası hakkındaki yayınlarını ana kaynağımız olarak kullanacağız.

Mürcie fırkasının doğuş yeri Küfe’dir. Ortaya çıkmasının esas nedeni EMEVİLER’in Arap kavmi dışındaki Müslüman halkları MEVALİ-KÖLE olarak görmesidir. Emeviler, Mevali olarak nitelendirdikleri halkı Müslüman görmüyor ve onlardan cizye-vergi alıyordu.

Mürcie fırkası mensupları bu anlayışa karşı çıkıp, bütün Müslüman halkların eşit ve aynı haklara sahip olduğunu savunuyordu. Bu fırkanın görüşleri yayılarak, Horasan, Maveraünehir ve Suriye coğrafyasında çok sayıda taraftar buldu. Fırkanın temsilcilerine de bölgelerin isimleri olarak, “Horasan Mürciesi”, “Suriye Mürciesi”, Küfe Mürciesi” deniliyordu.

Fırkanın önemli ikinci düşüncesi ise, İslam dininde esas olanın Allah’a iman olduğunu belirterek, amellerin (ibadetlerin) imanı artırıp ya da eksiltmeyeceğini savunmasıdır. Mürcie’nin Küfe’deki en önemli temsilcisi Ebu Hanife, Horasan’da Haris bin Süreyc, Suriye’de ise, Geylan bin Mervan’dı.

İBADETLER İMANI ARTIRMAZ

Mürcie fırkası Kur’an’daki ayetlerin farklı yorumlanmasını fikir özgürlüğü olarak görüyordu. Dini yorumlarında ise, akılcılığı esas alıyordu.

Bu fıkranın diğer görüşlerini şöyle özetleyebiliriz:

 -İman amelle (ibadetle) artmaz.

-Bütün müminler iman konusunda aynıdır. Birinin diğerine üstünlüğü yoktur.

-Amelleri terk etmek veya günah işlemek imanı azaltmaz. Ya da mümin olmaktan çıkartmaz.

-Günah işleyenlerin affedilip, affedilmeyeceğini Allah bilir. O dilerse, affeder, dilemezse cezalandırır.

-Ameller (İbadetler) iman değildir.

-İman kalple gerçekleşen bir tasdiktir.

Mürcie fırkasının bazı temsilci ve taraftarlarının hem Emeviler hem de Abbasiler devrinde kadılık ve imamlık yapmasına rağmen, İmam ebu Hanife bu görevleri kabul etmemiştir. Yani bu konuda fırka içinde farklılıklar bulunmaktaydı.

Örneğin; İmam ebu Hanife, Hz. Ali’nin torunlarından Zeyd’in Emevilere karşı miladi 739 yılındaki isyanını maddi ve manevi olarak desteklemiştir. Yine Mürcie’nin Horasan’daki temsilcilerinden olan Haris bin Sureyç, Emevilere karşı on üç yıl süren isyanlarda bulunmuştur. Sureyc’in bu isyanlarına bazı Türk Hakanları da destek vermiştir.

Tarihi kaynaklar, Horasan ve Maveraünnehir bölgesinde tanınan Türk asıllı Ebu Mansur Maturidi ile Hoca Ahmet Yesevi’nin İslam’ın tasavvufi yorumunda, Mürcie’nin etkisi altında kaldıklarını belirtmektedirler.

İmam ebu Hanife’nın Mürcie fırkasının Küfe temsilcisi olduğunu belirtmiştik. Ancak, Mürcie fırkası kendi içinde farklı gurupları barındırıyordu.

Makalemizi, İmam-ı Azam’ın Mürcie’nin hangi kolundan olduğunu Yaşar Nuri Öztürk hocamızın yazmış olduğu İMAMA-I AZAM SAVUNMASI” adlı eserindeki bölümüyle tamamlayalım.

“ Mürcie’nin bazı kolları, ibadeti tamamen gereksiz gibi gösterdikleri için bir takım deist felsefe şubeleri gibi düşünülebilir. İmam-ı Azam, Mürcie’nin kollarından hangisine mensuptur? Bu soruya net bir cevap vermek çok zordur. Ebul Hasan El Eşar’i, İmam-ı Azam ve mezhebine uyanların esas aldığı Mürcie’liği, Mürcie mezhebinin dokuzuncu kolu olarak gösteriyor ve onları şöyle tanıtıyor:”

“ “Ebu Hanife ve arkadaşlarının bağlı olduğu bu kola göre iman, peygamberi ve onun getirdiklerini dil ile ikrar etmektir. Ancak, bunların ayrıntılarını, açılımlarını imanın içine dahil etmez.”  (Yaşar Nuri Öztürk, İmamı Azam Savunması, Sayfa,188)

Hamdullah Dedeoğlu

16.12.2018.

Kaynaklar:

--Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk, İmamı Azam Savunması

--Prof.Dr. Sönmez Kutlu, Mürcie Mezhebinin doğuşu

 

 

 

 

 

 


Popular