25 Şubat 2019 Pazartesi
GÖNÜLLER BİR OLDU BAHÇEMİZDE
4 Şubat 2019 Pazartesi
KUR’AN’DA KADERE İMAN VAR MI ?
KUR’AN’DA KADERE İMAN VAR MI ?
8 Ocak 2019 Salı
BAŞ ÖRTÜSÜ İSLAMİYET’DEN ÖNCE VAR MIYDI ?
BAŞ ÖRTÜSÜ İSLAMİYET’DEN ÖNCE VAR MIYDI?
Bu soruya verilecek cevap; evet vardı, hem de İslamiyet’ten iki bin yıl önce, Sümerler de, Asurlar da, Hititler de, Urartular da, Akadlar da benzer uygulamalar bulunuyordu. Hatta meşhur Babil İmparatoru “Hammurabi Kanunları” arasında “Hür kadınlar sokağa çıkarlarken başlarını kapatacaklar” maddesi bile vardı.
Kanunun amacı, hür kadınlar ile köle kadınları birbirinden ayırmaktı. Çünkü, köle kadınlar birer mal-emtia gibi alınıp satılabiliyordu. Dolayısıyla, köle kadınların örtünmesi yasaktı. Örtündükleri zaman cezası vardı. Hür kadının örtünmesi ise, zorunluydu. Sümerlerde ise, tapınak rahibelerinin örtünmeleri zorunluydu. Diğer kadınların başı açıktı.
İlk çarşaflı kadına da Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde yer alan pişmiş tablet üzerindeki bir resimde rastlanılmıştır. Hititler döneminden kalma toprak tablet de kadının üzerindeki elbise, bugünkü çarşafla birebir aynıdır. Bu da şunu gösteriyor ki, Çarşafın ana vatanı da Arabistan değil, Anadolu imiş. Zira, Anadolu dünya medeniyetinin merkezi konumundaydı. İlk yerleşik düzene bu bölgede geçilmiş, ilk tarım da bu topraklarda yapılmıştı.
İslam’daki örtünmeye gelince; Kur’an’ı Kerim’de konu ile ilgili en açık ayetler Nur suresinin 31. ayeti ile Ahzab suresinin 59. ayetleridir. İlgili ayetler şöyledir:
NUR SURESİ 31. Ayet: “İnanan kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar. Irzlarını korusunlar. Süslerini kendiliğinden görünen kısım hariç açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üstüne çıkarsınlar. Süs yerlerini kocaları yahut babaları yahut kayın pederleri, yahut oğulları, yahut kocalarının üvey oğulları, yahut kardeşleri, yahut erkek kardeşlerinin oğulları, yahut kız kardeşlerinin oğulları, yahut kendi kadınları, yahut cariyeleri, yahut erkekliği kalmamış hizmetçiler veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını vurmasınlar. Ey inananlar! Saadete ermeniz için hepiniz tövbe ederek Allah’ın hükmüne dönün. “
* Burada kastedilen süslerin, yani sürme, kına gibi şeylerin bulunduğu baş, kulak, boyun, kol ve ayaklardır. (Milliyet Gazetesi Yayınları, Kuran’ı Kerim’in Türkçe okunuşu ve Anlamı, 1982)
AHZAB SURESİ 59. AYET: “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına dışarı çıkacakları vakit dış elbiselerini giymelerini söyle. Bu onların tanınmasını ve bundan dolayı incitilmemelerini temin eder. Allah suçları bağışlar ve merhamet eder. “
Ayetlerden de görüleceği gibi, köle ve cariyelere örtünme zorunluluğu yoktur. Örtünme, sadece hür kadınları korumak amacını taşımaktadır. Cinsellikle bir bağlantısı bulunmamaktadır. "Bu onların tanınmasını ve incinmemelerini temin eder" denilerek hür kadın güvence altına alınmaktadır.
Bizim yaptığımız bu tespiti İlahiyatçı-yazar Salih Suruç da yapmaktadır. Sayın Salih Suruç "KAİNATIN EFENDİSİ PEYGAMBERİMİZİN HAYATI" adlı eserinde şunları yazmaktadır:
"Bir kısım edepsiz münafıklar, köle kadınlara sataşırlardı. Zaman zaman sair (diğer) kadınları da köle zannıyla rahatsız ederlerdi. Bunların müminlerin hanımlarını da rahatsız ettikleri olurdu. Neden böyle yaptıkları sorulduğunda ise, "BİZ ONLARI KÖLE SANMIŞTIK" diyerek mazeret uydururlardı.
Bu hadiseler üzerine, Müslüman kadınların örtünmelerini emreden şu ayeti kerime nazil oldu:
"Ey peygamber!.. Zevcelerine (eşlerine), kızlarına, müminlerin kadınlarına iç elbiselerinin üzerlerine cilbaplarını (örtülerini) giymelerini söyle! Bu onların tanınıp eza (eziyet) edilmemelerine daha uygundur. AHZAB SURESİ 59. AYET. " (SALİH SURUÇ, PEYGAMBERİMİZİN HAYATI, SAYFA,722, NESİL YAYINLARI)
Aynı konuda Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Hoca da şunları yazmaktadır:
"Bu ayetteki emir şartlı bir emirdir. Mümin kadınların tanınıp eza görmemelerini sağlamak için üzerlerine "Cilbab" (sokağa çıkıldığında kullanılan ve vücudu baştan aşağı örten dış giysi) almaları emrediliyor. Yani cilbab emri tanınmayı sağlamak ve tasallutu önlemek içindir. ...Demek oluyor ki, "Cilbab " örfi bir düzenlemedir. Belli şartların varlığına bağlıdır." (Kur'an'daki İslam, sayfa, 529)
Örtünmeyle ilgili Prof. Dr. Hayrettin Karaman da şunları belirtmektedir:
"O devirde henüz köle ve cariyeler bulunduğu için çarşıda pazarda bunlara sataşılır, el ve dil ile rahatsız edildikleri olurdu. İslam bir yandan bu gibi davranışları önlemeye çalışırken, diğer yandan, cariye sanılarak hür kadınların da rahatsız edilmelerini önlemek üzere tedbir almıştır." (İslami Araştırmalar Dergisi, Ekim 1991)
Konuyu bugüne göre değerlendirirsek, hür-köle kadın ayırımı olmadığına göre, kanunlar önünde bütün kadınlar eşit tutulduğuna göre, örtünme tamamen kadınların tercihine bırakılmalı ve kesinlikle müdahale edilmemelidir. Ne giyilmesi için ne de çıkarılması için. Zira baş örtüsünün din ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Kadının örtünmesi gerek Yahudilik (Musevilik), gerekse de Hristiyanlıkta da yer almaktadır. O da yukarıda anlattığımız nedenlere dayanmaktadır.
08. 01. 2019.
Hamdullah Dedeoğlu
23 Aralık 2018 Pazar
GÖYNÜCEK İLÇESİ VE KÖYLERİNE İSKAN EDİLEN AŞİRETLER
22 Aralık 2018 Cumartesi
OSMANLI DÖNEMİNDE AMASYA SANCAĞI'NA BAĞLI KAZA VE NAHİYELER
İNÖZ: 1889-1902 yılları arasında Ladik kazasına bağlı bir nahiyeydi.
İSKİLİP: 1889-1902 yılları arasında Amasya'ya bağlı bir kazaydı. 1895'de Çorum sancağına bağlandı. İskilip kalesinin eski adı ZENGİBAR'dı.
KANLICI-KAĞNICI: 1889-1902 yılları arasında Gümüşhacıköy'e bağlı bir nahiyeydi. Şimdiki adı Saraycık olup, Gümüşhacıköy'e bağlıdır.
KARAABDAL: 1903-1023 Yılları arasında Ladik kazasına bağlı bir nahiyeydi. Şimdiki adı Şeyhli olup, Ladik'e bağlı bir köydür.
KARAHALİL: 1903-1918 yıllaraı arasında Havza'ya bağlı bir nahiyeydi. Şmdiki adı Çakıralan olup, Havza ilçesine bağlı bir köydür.
KARAYAKA: 1880'DE Erbaa'ya bağlı bir nahiyeydi.
MÖREK: 1902-1912 yılları arasında nahiyeydi. Şimdiki ismi Ormanözü olup, Amasya'ya bağlı bir köydür.
ORTAKLAR: 1889-1902 yılları arasında Vezirköprü'ye bağlı bir nahiyeydi. Şimdi Havza'ya bağlı bir köydür.
OYMAAĞAÇ: 1889-1902 yılları arasında Vezirköprü'ye bağlı bir nahiyeydi.
PAŞA: 1889-1902 yılları arasında Vezirköprü'ye bağlı bir nahiyeydi.
SALLAR: 1889-1902 yılları arasında Gümüşhacoköy'e bağlı bir nahiyeydi.
SARAYCIK: 1905-1923 yılları arasında nahiyeydi. Şimdiki adı Bacakoğlu olup, Gümüşhacıköy'e bağlıdır.
SEPETLİ: 1889-1891 yılları arasında Erbaa'ya bağlı bir nahiyeydi. Şimdiki ismi Destek olup, Taşova ilçesine bağlıdır.
SİVRİKESE: 1889-1902 yılları arasında Havza kazasına bağlı bir nahiyeydi.
SONİSA: 1530-1924 yılları arasında Erbaa'a kazasına bağlı bir nahiyeydi. Şimdiki ismi Uluköy olup, Taşova ilçesine bağlıdır.
TEKKE: 1911-1953 yılları arasında nahiyeydi. Şimdi Taşova ilçesine bağlıdır.
TURHAL: 1454-1868 yılları arasında Amasya sancağına bağlı bir kazaydı. Diğer adı Keşan'dır. 1889'da Tokat sancağına bağlanmıştır.
YEMİŞENBÜKÜ: Taşova ilçesinin merkezi olmuştur.
YENİCE: 1889-1902 yılları arasında Havza kazasına bağlı bir nahiyeydi. Şimdi Havza'ya bağlı bir köydür.
Osmanlı belgelerine göre, Amasya sancağına bağlı kaza ve nahiyelerin kısa tarihçelerini belirttik. Eksik kalanlar da olabilir. Biz geçmişe kısa bir yolculuk yapmak istedik.
18 Aralık 2018 Salı
ZİLE KAZASINA İSKAN EDİLEN AŞİRETLER
16 Aralık 2018 Pazar
İBADETLER İMANI ARTIRIR MI?
İBADETLER İMANI ARTIRIR MI?
Daha önceki makalelerimizde Ehli Sünnet mezheplerinden “Hanefi” mezhebinin kurucusu olan İmam Ebu Hanife’nin hayatını ve bazı görüşlerini yazmıştık. Bugünkü yazımızda, Ebu Hanife’nin öncülük ettiği Mürcie fırkasının (Ekolün-mezhebin) İslam anlayışını ele alacağız. Ayrıca, İmam-ı Azamın bu fırkanın hangi koluna mensup olduğunu belirteceğiz.
Fırkanın düşüncelerine gelmeden önce, Mürcie’nin kelime anlamını belirtmekte fayda görüyorum. Mürcie, Arapça bir kelime olup, “beklemek” “tehir etmek” “ümit etmek” anlamlarını kapsamaktadır.
Mürcie fıkrası ile ilgili bu makalemizde, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk ve Prof. Dr. Sönmez Kutlu hocalarımızın MÜRCİE fırkası hakkındaki yayınlarını ana kaynağımız olarak kullanacağız.
Mürcie fırkasının doğuş yeri Küfe’dir. Ortaya çıkmasının esas nedeni EMEVİLER’in Arap kavmi dışındaki Müslüman halkları MEVALİ-KÖLE olarak görmesidir. Emeviler, Mevali olarak nitelendirdikleri halkı Müslüman görmüyor ve onlardan cizye-vergi alıyordu.
Mürcie fırkası mensupları bu anlayışa karşı çıkıp, bütün Müslüman halkların eşit ve aynı haklara sahip olduğunu savunuyordu. Bu fırkanın görüşleri yayılarak, Horasan, Maveraünehir ve Suriye coğrafyasında çok sayıda taraftar buldu. Fırkanın temsilcilerine de bölgelerin isimleri olarak, “Horasan Mürciesi”, “Suriye Mürciesi”, Küfe Mürciesi” deniliyordu.
Fırkanın önemli ikinci düşüncesi ise, İslam dininde esas olanın Allah’a iman olduğunu belirterek, amellerin (ibadetlerin) imanı artırıp ya da eksiltmeyeceğini savunmasıdır. Mürcie’nin Küfe’deki en önemli temsilcisi Ebu Hanife, Horasan’da Haris bin Süreyc, Suriye’de ise, Geylan bin Mervan’dı.
İBADETLER İMANI ARTIRMAZ
Mürcie fırkası Kur’an’daki ayetlerin farklı yorumlanmasını fikir özgürlüğü olarak görüyordu. Dini yorumlarında ise, akılcılığı esas alıyordu.
Bu fıkranın diğer görüşlerini şöyle özetleyebiliriz:
-İman amelle (ibadetle) artmaz.
-Bütün müminler iman konusunda aynıdır. Birinin diğerine üstünlüğü yoktur.
-Amelleri terk etmek veya günah işlemek imanı azaltmaz. Ya da mümin olmaktan çıkartmaz.
-Günah işleyenlerin affedilip, affedilmeyeceğini Allah bilir. O dilerse, affeder, dilemezse cezalandırır.
-Ameller (İbadetler) iman değildir.
-İman kalple gerçekleşen bir tasdiktir.
Mürcie fırkasının bazı temsilci ve taraftarlarının hem Emeviler hem de Abbasiler devrinde kadılık ve imamlık yapmasına rağmen, İmam ebu Hanife bu görevleri kabul etmemiştir. Yani bu konuda fırka içinde farklılıklar bulunmaktaydı.
Örneğin; İmam ebu Hanife, Hz. Ali’nin torunlarından Zeyd’in Emevilere karşı miladi 739 yılındaki isyanını maddi ve manevi olarak desteklemiştir. Yine Mürcie’nin Horasan’daki temsilcilerinden olan Haris bin Sureyç, Emevilere karşı on üç yıl süren isyanlarda bulunmuştur. Sureyc’in bu isyanlarına bazı Türk Hakanları da destek vermiştir.
Tarihi kaynaklar, Horasan ve Maveraünnehir bölgesinde tanınan Türk asıllı Ebu Mansur Maturidi ile Hoca Ahmet Yesevi’nin İslam’ın tasavvufi yorumunda, Mürcie’nin etkisi altında kaldıklarını belirtmektedirler.
İmam ebu Hanife’nın Mürcie fırkasının Küfe temsilcisi olduğunu belirtmiştik. Ancak, Mürcie fırkası kendi içinde farklı gurupları barındırıyordu.
Makalemizi, İmam-ı Azam’ın Mürcie’nin hangi kolundan olduğunu Yaşar Nuri Öztürk hocamızın yazmış olduğu İMAMA-I AZAM SAVUNMASI” adlı eserindeki bölümüyle tamamlayalım.
“ Mürcie’nin bazı kolları, ibadeti tamamen gereksiz gibi gösterdikleri için bir takım deist felsefe şubeleri gibi düşünülebilir. İmam-ı Azam, Mürcie’nin kollarından hangisine mensuptur? Bu soruya net bir cevap vermek çok zordur. Ebul Hasan El Eşar’i, İmam-ı Azam ve mezhebine uyanların esas aldığı Mürcie’liği, Mürcie mezhebinin dokuzuncu kolu olarak gösteriyor ve onları şöyle tanıtıyor:”
“ “Ebu Hanife ve arkadaşlarının bağlı olduğu bu kola göre iman, peygamberi ve onun getirdiklerini dil ile ikrar etmektir. Ancak, bunların ayrıntılarını, açılımlarını imanın içine dahil etmez.” (Yaşar Nuri Öztürk, İmamı Azam Savunması, Sayfa,188)
Hamdullah Dedeoğlu
16.12.2018.
Kaynaklar:
--Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk, İmamı Azam Savunması
--Prof.Dr. Sönmez Kutlu, Mürcie Mezhebinin doğuşu
Popular
-
KÜRDLER KÖYÜ- ALAKADI 1840 NÜFUS KAYITLARI KÜRDLER KÖYÜ-ARDIÇLAR KÖYÜ 1840 NÜFUS KAYITLARI KÜRDLER KÖYÜ -AKDAĞ 1840 NÜFUS KAYITLARI KÜRDLE...
-
KERBELA’NIN İNTİKAMINI ALAN MUHTAR SEKAFİ KİMDİR ? Emevi halifesi Yezid’in ordusu tarafından Miladi 680 yılında Kerbela’da şehi...
-
ÇULPARA KÖYÜNÜN KISA TARİHÇESİ ÖNSÖZ Köyümüzün tarihini yazmamızın nedeni nedir? Bu sorunun cevabını herkes merak edecektir. B...
-
OSMANLI BELGELERİNDE TÜRKMAN EKRADI- (TÜRKMEN KÜRDÜ) AŞİRETLER Daha önceki yazılarımızda Osmanlı belgelerinde yer alan “EKRAD” kelimes...
-
ALEVİLER NEDEN TAVŞAN ETİ YEMEZ ? Alevilerin tavşan eti yemediğni herkes bilir. Alevilere en çok sorulan sorulardan biri de buydu. Klas...



