14 Ocak 2022 Cuma

BADILLI, RİŞVANLI VE MİLLİ AŞİRETİNİN RAKKA EYALETİNDE İSKAN EDİLDİĞİ BÖLGELER



RAKKA'YA İSKAN EDİLEN AŞİRETLERİN LİSTESİ




BADILLI, RİŞVANLI VE MİLLİ AŞİRETİNİN RAKKA EYALETİNDE İSKAN EDİLDİĞİ BÖLGELER

Bugünkü makalemizin konusu Rakka eyaletine iskan edilen aşiretler olacaktır. Konu çok geniş ve çok sayıda aşireti kapsadığı için biz sadece Badıllı, Rişvanlı, Milli aşireti ve bağlı obaları ele alacağız. 

Araştırmalarımız sonunda bu konuda en kapsamlı çalışmanın Gaziantep Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Murat Çelikdemir’in 2001 yılında Fırat üniversitesinde görevliyken Osmanlı arşivlerine dayanarak yazdığı " OSMANLI DÖNEMİNDE AŞİRETLERİN RAKKA'YA İSKANI 1690-1840" adlı doktora tezi olduğunu öğrendik. Hocamıza bu çalışmasından dolayı çok teşekkür ediyoruz. Biz de bugünkü makalemizde ana kaynak olarak hocamızın doktora tezini kullanacağız. 

Osmanlı devleti, 1691 yılında Rakka eyaletine konar-göçer aşiretlerin iskan edilmesi yönünde bir karar aldı. Padişahin imzasını taşıyan bu kararda, bölgeye iskan ettirilecek cemaatler arasında Halep Türkmenleri, Sivas sancağına bağlı Yeni İl Türkmenleri, Diyarbakır bölgesindeki Bozulus aşiretleri, Konya sancağındaki Lekvanik obaları ve Ankara-Keskin bölgesindeki konar-göçer aşiretleri bulunuyordu. Aşiret ve cemaatlerin Rakka’ya iskan edilmesinin nedeni; Orta Arabistan çöllerinde yaşayan Arap asıllı Eneze ve Şammar aşiretlerinin Rakka’nın batı ve güney bölgelerini işgal ederek, buradaki yerleşik halkı göç ettirmesi ve bölgeden geçen ticaret ve hac kervanlarını soymasıydı. Osmanlı yönetimi, bu iskanla konar-göçerleri yerleşik hayata geçirmeyi, Arap aşiretlerin saldırılarını önlemeyi ve bölgedeki tarım arazilerinin yeniden üretime geçirilmesini amaçlıyordu. 

Rakka’ya iskan edilmesi istenen aşiret ve cemaatler arasında Badıllı, Rişvanlı, Milli aşireti ve bağlı cemaatler de bulunuyordu. Bu aşiretlerin büyük çoğunluğu “Bozulus” olarak adlandırılan cemaatlerdi. Diyarbakır-Erzurum-Kars-Çıldır ile Ankara-Çankırı bölgesinde konar-göçer hayatı yaşıyorlardı. Bunların dışında Sivas sancağına bağlı Yeni İl kazasında bulunan “Beğdili taifesinden Badıllı” aşireti de Rakka’ya iskan edilecek aşiretler arasında yer alıyordu. İskan bölgesi, Akçakale ve Ayn-ı Zir’den Rakka’ya kadar olan bölgeydi. Bu bölgede Fırat nehrinin bir kolu olan Belih ırmağı bulunuyordu. Sulak arazisi bulunan bölge tarım ürünlerinin yetişmesine uygundu. Rakka Beylerbeyi Kadızade Hüseyin Paşa, nehrin batı ve doğu taraflarını parsellere ayırarak, cemaatlerin yerleşmesini kolaylaştırmıştı. Haklarında iskan kararı çıkarılan aşiretler 1692 yılından itibaren bölgeye gelmeye başladılar. Bunlar arasında Badıllı, Rişvanlı, Milli aşireti ve bağlı cemaatlerde vardı. Osmanlı kayıtlarına göre, Badıllı ve Milli aşiretine bağlı olarak iskan edilen cemaatler şunlardı:

Badıllı’ya bağlı olanlar: Rişvanlı, Üsttürkanlı, Otmanlı, Osmanlı, Hacı Kırlı, Kürdikanlı, Kürdikanlı Şedid, Mamavi, Modanlı, Cemokanlı, Birvanlı,Zeyveli, Parçikanlı, Memokanlı, Kaskanlı, Urusatlı, Sühranlı, Acırlı, Gündeşli, Küçüklü, Çoğunlu, Tecirli.

Üstürkanlı’ya bağlı olan Obalar: Türkanlı, Delikanlı.

Milli aşiretine bağlı cemaatler: Bahaddinli (Pezkuri), Bendanlı, Cemaleddinli, Hasenanlı. 

Kayıtlarda Badıllı, Milli ve Rişvanlı aşiretlerine bağlı olup da haklarında bilgi verilen cemaatler şunlar:











 






 







 





 

 


 









































Murat hocanın kayıt ve sayım defterlerine dayanarak yaptığı tablolarda cemaatlerin haneleri, tahmini nüfusları ve iskan edildikleri bölgeler şöyle:

















Rakka iskanından firar eden  aşiretlerden tespit edilenlerin listesi.



Yeni İl Aşiretlerinden Badıllı'nın (Batılı) Rakka'ya iskan edileceğini gösteren iskan listesi. (15. sıra)






Osmanlı yöneticilerinin tüm çabalarına rağmen Rakka iskanının başarılı olmadığı yazılan şikayet ve taleplerden anlaşılmaktadır. Bunun nedenlerinin başında, Rakka bölgesinin ikliminin yaylak ve kışlaklara alışkın olan konar-göçerler için uygun olmamasını ve Arap aşiretlerinin saldırganlıklarını sayabiliriz.  Bunun sonucunda, kayıtlardan da görüldüğü gibi, Rakka’ya iskan edilen aşiret ve cemaatlerin büyük bir kısmının ilk yirmi yıl içinde küçük parçalar halinde Anadolu’ya firar ettikleri anlaşılmaktadır. Geriye çok az bir kısmının kaldığı görülmektedir. 
 Badıllı, Rişvanlı, Milli ve Musacalı aşiretini ele almamızın nedeni; Rakka iskandan firar eden bu aşiret ve cemaatlere bağlı obaların 18. Yüzyılda Yozgat, Amasya ve Çorum bölgesine gelerek çok sayıda köy kurmuş olmalarıdır. Bununla ilgili makalelerimizi daha önce yazmıştık. Örneğin ÇULPARA KÖYÜNÜN KISA TARİHÇESI, Musa Hacılı aşireti, Yeni İl Türkmenleri ve RAKKA SÜRGÜNÜ gibi. Bugünkü makalemizle bölgemizin tarihinde eksik olan bir parçayı daha tamamlamış olduk. 

Murat Çelikdemir hocamız çok emek harcayarak ortaya değerli bir eser çıkartmış. Kendisini tebrik ediyorum. Rakka İskanını bütün detayları ile herkesin anlayacağı bir dille yazmış. Bütün  akademisyenlere çalışmalarında bu yöntemi uygulamalarını öneriyorum. Kendisine tekrar çok teşekkür ediyorum.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

14.01.2022.

×××Çift Ölçüsü:  Torağın verimine göre, bir çift 40 ile 120 dönüm arasinda değişiyordu.


13 Ocak 2022 Perşembe

SİVAS SANCAĞI YENİ İL KAZASINA BAĞLI GÜRÜN VE MANCILIK NAHİYESİNİN KÖY VE MEZRALARI (2)

 














Tablodaki sayılar hanedir. Bir haneyi ortalama beş nüfus olarak hesaplamak gerekir. 

SİVAS SANCAĞI YENİ İL KAZASINA BAĞLI GÜRÜN VE MANCILIK NAHİYESİNİN KÖY VE MEZRALARI (2)

 Daha önceki makalemizde Yeni il kazasının Aşudiye (Aşudlu) nahiyesine bağlı köy ve mezralarını yazmıştık. Bugünkü makalemizde Gürün ve Mancılık nahiyelerine bağlı köy ve mezraları ele alacağız. Kaynağımız, Prof. Dr. İlhan Şahin’in 1980 yılında yazdığı “YENİ İL KAZASI VE YENİ İL TÜRKMENLERİ (1548-1653) adlı doktora tezi olacaktır. Yeni il Türkmenlerini ele almamızın nedeni; Amasya, Çorum, Yozgat bölgesindeki bazı köylerin bu aşiret mensupları tarafından kurulması ve mevcut olanların da büyümesine katkı yapmalarından gelmektedir.

GÜRÜN NAHİYESİNE BAĞLI KÖY VE MEZRALAR:

Ak-Koç (Et Yemez): 1630-31’de 8 evli erkek nüfus bulunuyordu. Bugün Kangal ilçesine bağlı bir köydür.

Göricek: 1630-31’de 14 evli erkek nüfusu vardı.

Gübin: 1630-31’de 77 evli erkek nüfus yaşıyordu. Bugün Gürün ilçesine bağlı bir köydür.

Gürün: 1630-31’de 155 evli, 42 bekar Müslüman, 115 evli Hıristiyan nüfusa sahipti. Bugün Sivas ilçesine bağlı bir ilçedir.

Hamal: 1630-31’de 7 evli erkek nüfusu bulunuyordu. Bugün Gürün ilçesine bağlı bir köydür.

İnaç: 1630-31’de 10 evli erkek nüfusu vardı.

İncesu: 1630-31’de 1 bekar, 2 evli erkek nüfusa sahipti. Bugün Gürün ilçesine bağlı bir köydür.

Kara-Hisar: 1630-31’de 3 bekar, 10 evli erkek nüfusu bulunuyordu. Bugün Gürün ilçesine bağlı bir köydür.

Kavak: Hıristiyanlarla meskun olan köyün 1583’de 17 bekar, 31 evli erkek, 1630-31’de 5 bekar, 12 evli nüfusu vardı. Bugün Gürün ilçesine bağlı bir köydür.

Koyuncalu: 163-31’de 47 evli erkek nüfusa sahipti.

Sarıca: 1583’de 110 evli, 1630-31’de 37 hane bulunuyordu. Bugün Gürün ilçesine bağlı bir köydür.

Sazcığaz-ı Sufla: 1583’de 14 evli erkek Müslüman ile 34 bekar, 53 evli erkek Hıristiyan nüfusu vardı. 1630-31’de, 18 evli erkek Müslüman ile 6 bekar, 22 evli erkek Hıristiyan nüfusu bulunuyordu. Bugün Sular Başı köyü olarak Gürün ilçesine bağlıdır.

Sazciğazı Ulya: 1583’de 6 bekar, 28 evli erkek nüfusa sahipti. Yukarı Sazcığaz köyü bugün Gürün ilçesine bağlıdır.

Telin: 1583’de 10 bekar, 68 evli nüfus yaşıyordu. Bugünkü adı Su Çatı köyü olup, Gürün ilçesine bağlıdır.

 MANCILIK (MANCINIK) NAHİYESİNE BAĞLI MEZRALAR:

1548 Yılında yeni il kazasını oluşturan bir nahiye olan Mancılık, 1583 yılındaki sayımlarda nahiye merkezi olmaktan çıkarılmış görünmektedir. Bu nedenle, 1548 yılında Mancılık’a bağlı mezraları vermekle yetineceğiz.

Ağca Pınar: 1548’de 9 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Basmalu: 1548’de 15 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Çoraklu: 1548’de 4 evli erkek nüfusa sahipti.

Gök Pınar: 1548’de 3 evli erkek nüfusu vardı.

Gökçe Viran: 1548’de 11 evli erkek nüfusu bulunuyordu.

Gözenden Pınarı: 1548’de 7 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Karaca Viran: 1548’de 2 bekar, 10 evli erkek nüfusa sahipti.

Korkut Hisarı: 1548’de 1 sipahi, 17 evli erkek nüfusu vardı.

Yar Hisar: 1548’de 4 evli erkek nüfusu bulunuyordu.

Yassı Hisar: 1548’de 4 sipahi, 22 evli erkek nüfusa sahipti.

Yence: 1548’de 2 evli erkek nüfusu vardı.

Yoğun Viran: 1548’de 10 evli erkek nüfusu bulunuyordu.

Yumru Kaya: 1548’de 9 evli erkek nüfusa sahipti.

Kayıtlarda evli erkek olarak belirtilenleri hane olarak ele almak gerekir. Zira Osmanlı bürokrasisi, sayım ve kayıtları vergilendirme ve askere almak olarak ele alıyordu. Bu nedenle, “evli erkek” olarak kaydedilenleri hane olarak değerlendirip, en az beşle çarpmak gerekir. Böylece, yaklaşık olarak kadın-erkek nüfusun toplamını bulmuş oluruz.

Yeni İl kazasını oluşturan nahiyelere bağlı köy ve mezraları yazmaya devam edeceğiz.

Saygılarımla.

13.01.2022.

Ek: Yeni İl kazasına ait nüfus tabloları. (Tablolar, Prof. Dr. İlhan Şahin'in doktora tezinden alınmıştır.)

 ***Köy ve mezralar hakkında daha geniş bilgi edinmek isteyen arkadaşlar, Prof. Dr. İlhan Şahin hocanın doktora tezine internet üzerinden ulaşabilirler.

11 Ocak 2022 Salı

SİVAS SANCAĞI YENİ İL KAZASINA BAĞLI NAHİYE VE KÖYLER (1)



SİVAS SANCAĞI YENİ İL KAZASINA BAĞLI NAHİYE VE KÖYLER (1)

 Sivas sancağına bağlı Yeni İl kazası, Dulkadirli beyliğine ait toprakların 1522 yılında Osmanlı devletine katılmasından sonra 1548 yılında kuruldu. Bu kazayı meydana getiren bölge, daha önce Dulkadirli Türkmen aşiretlerinin yaylaklarıydı. Yeni İl kazası bugünkü Kangal, Gürün, Şarkışla, Ulaş ve Divriği’nin bir kısmını kapsıyordu.

 Yeni İ kazası ile ilgili en geniş bilgiler Prof. Dr. İlhan Şahin’in 1980 yılında Osmanlı arşivlerine dayanarak yazdığı doktora tezinde yer almaktadır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeniçağ Tarihi Kürsüsü tarafından kabul edilen tez, “YENİ İL KAZASI-YENİ İL TÜRKMENLERİ (1548-1653)” ismiyle yayınlanmıştır. Makalemizin ana kaynağı bu tez olacaktır. Yeni İl kazasını yazmamızın nedeni Amasya, Çorum ve Yozgat’a bağlı çok sayıda köyün Yeni il Türkmenleri tarafından kurulmuş olmasıdır.

 Yeni İl kazasının ilk Tahriri (Kayıt-Sayım) sayın İlhan Şahin’in verdiği bilgiye göre, 1548 yılında yapılmıştır. Yeni İl kazasının bu ilk tahririnde, Ağca Kal’a, Aşudi-Aşudlu, Gürün, Mancılık, Kara Tonus, Yeni İl ve Zamantu nahiyeleri bulunuyordu. 1583 yılına gelindiğinde ise, Aşudi, Gürün, Tonus (Kara Tonus), Yeni İl, Zamantu nahiye olarak devam ederken, Ağca Kal’a ve Mancılık’ın nahiyeliklerine son verildi. 1548 yılındaki kayıtlar bölgenin tüm verilerini karşılamadığı için; biz 1583 yılı ve daha sonrasındaki bilgileri esas alacağız. Makalemizde nahiyelere bağlı köyleri ve nüfuslarını yazacağız. Köyler fazla olduğu için bugünkü makalemizde sadece Aşudi nahiyesine bağlı olanları ele alacağız. İleriki makalelerimizde diğer nahiyelere bağlı köyleri de yazacağız. Köyler hakkında daha geniş bilgi edinmek isteyen arkadaşlar İlhan hocanın doktora tezine iternet üzerinden ulaşabilirler.

 AŞUDİ NAHİYESİNE BAĞLI KÖYLER:

 Afşarcık: İsminden de anlaşılacağı gibi Afşar Türkmenleri tarafından kurulmuştur. 1583 yılında 2 bekar, 30 evli erkek nüfusu bulunuyordu. Bu köy bugün Divriği ilçesine bağlıdır.

Ağca Kal’a: 1583 tarihinde 82 bekar, 136 evli erkek nüfusu vardı. Bugün Kangal ilçesine bağlıdır.

Ak Çardak: 1583’de 4 bekar, 14 evli erkek nüfusu bulunuyordu.

Ak İn: 1583’de 4 bekar, 56 evli erkek nüfusu vardı.

Ak Kaya: 1583’de 1 bekar, 26 evli erkek nüfusa sahipti.

Aktaş: 1583’de 2 bekar, 13 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Akviran: 1583’de 2 bekar, 47 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Alaca Atlu: 1583’de 12 evli erkek nüfusu vardı.

Alaca Hisar: 1583’de 1 bekar, 11 evli erkek nüfusa sahipti.

Alicikli: 11583’de 40 erkek nüfus yaşıyordu.

Anbarcık: 1583’de 21 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Bağluca Kal’a: 1583’de 32 evli erekek nüfusu vardı.

Bağrıncı: 1583’de 3 bekar, 35 evli erkek nüfusa sahipti.

Baş Viran: 1583’de 15 erkek nüfus yaşıyordu. Bugün Baş ören köyü olarak Divriği ilçesine bağlıdır.

Bayad: 1583 yılında 1 bekar, 18 evli nüfusu bulunuyordu.

Bektaş: 1583’de 1 hatip, 3 bekar, 33 evli erkek nüfusu vardı. Bugün Kangal ilçesine bağlıdır.

Bereti: 1583’de 3 bekar, 23 evli nüfusa sahipti.

Boğucak: 1583’de 27 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Bulak: 1583’de 30 evli erkek bulunuyordu. Bugün Kangal ilçesine bağlıdır.

Ceviz: 1630-31’ de 6 evli erkek nüfusu vardı. Bugün kangal ilçesine bağlıdır.

Çotet: 1583’de 6 evli erkek nüfusa sahipti.

Dikili: 1583’de 1 bekar, 12 evli erkek nüfus yaşıyordu. Bugün Deliktaş köyü olarak Kangal ilçesine bağlıdır.

Dilli Köy-Zilli Köy: 1583’de 1 bekar, 14 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Diş Budak: 1583’de 5 bekar, 15 evli erkek nüfusu vardı. Bugün Divriği ilçesine bağlı bir köydür.

Erteme: 1583’de 3 bekar, 15 evli erkek nüfusa sahipti.

Eşge: 1583’de 7 bekar, 42 evli erkek nüfus yaşıyordu. Bugün Divriği ilçesine bağlı Dikme Çay köyüdür.

Güneş: 1583’de 48 evli nüfusu bulunuyordu. Bugün Divriği ilçesine bağlı bir köydür.

Höbek: 1583’de 18 evli erkek nüfusu vardı. Bugün Divriği ilçesine bağlı bir köydür.

İğdeli: 1583’de 9 evli erkek nüfusa sahipti. Bugün Kangal ilçesine bağlı bir köydür.

İl-Düzen: 1583’de 3 bekar, 17 evli erkek nüfus yaşıyordu.

İnallu: 1630-31’de 11 evli erkek nüfus bulunuyordu. Bugün Divriği ilçesine bağlı İnanlı köyüdür.

Kabak-Çevliği: 1583’de 25 evli erkek nüfusu vardı. Bugün Kangal ilçesine bağlı bir köydür.

Kaldırım: 1583’de Kilisecik köyü ile birlikte 4 bekar, 24 evli erkek nüfusa sahipti.

Kandurga: 1630-31’de 25 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Kara Mehmetli: 1630-31’de 6 evli erkek nüfusu bulunuyordu. Bugün Kangal ilçesine bağlı bir köydür.

Karlu Kışla: 1630-31’de 13 evli erkek nüfusu vardı.

Kavak: 1583’de 26 evli erkek nüfusa sahipti. Bugün Kangal’a bağlı bir köydür.

Kızıl Kilise-(Kara Hanlu): 1583’de 13 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Kızılca Ziyaret:1583’de 9 bekar, 27 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Koç Köprülü: 1583’de 2 bekar, 3 evli erkek nüfusu vardı.

Koz Viranı: 1583’de 5 bekar, 25 evli erkek nüfusa sahipti.

Kürd Bayezidli: 1630-31’de 27 evli erkek nüfus yaşıyordu. Bugün Divriği ilçesine bağlı Soğucak köyüdür.

Kürdler: 1583’de 1 sipahi, 3 bekar, 23 evli nüfus bulunuyordu.

Kürk: 1583’de 5 bekar, 33 evli, erkek nüfusu vardı.

Mülk Köy: 1583’de 7 bekar, 26 evli erkek nüfusa sahipti.

Semini: 1630-31’de 3 bekar, 2 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Sıra Söğüd: 1583’de 9 bekar, 19 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Simati: 1583’de 4 bekar, 24 evli erkek nüfusu vardı.

Sülüklü: 1583’de 2 bekar, 8 evli erkek nüfusa sahipti.

Tavşan Damı: 1583’de 1 bekar, 34 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Taylu: 1630-31’de 8 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Turacılı: 1583’de 4 bekar, 18 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Ulu Köy: 1583’de 36 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Yalnız Söğüd: 1583’de 1 bekar, 22 evli erkek nüfusu vardı. Bugün Divriği ilçesine bağlıdır.

Yıvalu: 1583 yılında 3 bekar, 14 evli erkek nüfusa sahipti.

 Kayıtlarda “evli” olarak belirtilen erkek sayısını hane olarak ele almak gerekir. Zira, Osmanlı bürokrasisi sayım ve kayıtları, vergilendirme ve askere alma olarak ele alıyordu. O yüzden sayım ve kayıtlarda sadece erkekler yazılıyordu. Bu nedenle, “evli” hanelerin nüfusunu ortalama beşle çarpmak gerekir.

 Dikkati çeken diğer bir konu da kayıtlarda görülen  çok sayıdaki köyün, bugün bulunmamasıdır. Bunun da nedenini şöyle açıklamak mümkün olacaktır. Köylerde yer alan oba ve cemaatlerin bazıları güney illerine dağılırken, bazıları da kuzeye, batıya ve doğuya yerleştiler. Bu göçlerin içinde Yeni İl Türkmenlerinin 1691 yılında Padişah fermanıyla Rakka’ya zorunlu iskanları önemli yer tutar. Zira, Rakka’daki çöl iklimine ve Arap aşiretlerinin saldırılarına dayanamayan çok sayıda oba ve cemaat Anadolu’ya firar etmişlerdi. Bu zorunlu iskan, Yeni İl Türkmenlerinin dağılmasına ve perişan olmasına sebep olmuştu. Bunu anlatan çok sayıda şiir, türkü bulunmaktadır.

 Saygılarımla.

11.01.2022.

Ek: Yeni İl Kazasının nahiye, köy ve mezralarını gösteren harita.

***İlhan ŞAHİN hocamıza bu çalışmasından dolayı çok teşekkür ediyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

8 Ocak 2022 Cumartesi

MUSACALI (MUSA HACILI) AŞİRETİ, YENİ İL TÜRKMENLERİ VE RAKKA SÜRGÜNÜ


MUSACALI (MUSA HACILI) AŞİRETİ, YENİ İL TÜRKMENLERİ VE RAKKA SÜRGÜNÜ

 Dulkadirli Beyliğini meydana getiren aşiretlerden olan Musacalı (Musa Hacılı) aşiretini yazmamızın nedeni; bölgemizdeki bazı köylerin bu aşirete bağlı obalar tarafından kurulmuş olmasından gelmektedir. Bu aşirete bağlı obalar tarafından kurulan köylerin başında Tencirli, Çulpara, Koyuncu ve Şıhoğlu köyleri gelmektedir. Bu köylerin dışında Göynücek, Sungurlu, Alaca ve Çorum merkeze bağlı köyleri oluşturanların içinde de bu aşiretlere mensup aileler yer almaktadırlar. Makalemizin içinde buna da değineceğiz.   

 Aşiretin Anadolu’da ilk yerleştiği yerler Malatya, Maraş, Çemişgezek, Tercan-Erzincan bölgesiydi. 1530-1536 yıllarına ait defterlerde Musacalı aşiretine bağlı obaların isimlerini taşıyan köylerin kayıtları da bu bölgelerde yer almaktadır. Örneğin; Çemişgezek sancağının Keban nahiyesine bağlı Mişelli (Meşeli), Ribat nahiyesine bağlı Kaçar köyü bu köylerdendir. Ancak aşiret daha çok konar-göçer hayatı yaşıyordu. Kış mevsimini Maraş, Şam ve Urfa bölgesinde, yazı ise, Sivas, Çemişgezek, Tercan, Erzurum yaylalarında geçiriyordu. Dulkadirli Beyliğine ait toprakların 1522 yılında Osmanlı devletine katılmasından sonra, aşiretlerin örgütlü yapısında bozulmalar oldu. Beyliği oluşturan aşiretlerin bir kısmı doğu Anadolu’ya yerleşirken, diğer bir kısmı da Sivas-Bozok sancaklarındaki yaylak ve kışlakları seçti. Bu aşiretlerin içinde Musacalı aşireti de bulunuyordu. Bugünkü makalemizde Bozok-Sivas sancaklarındaki yaylakları seçen Musacalı aşiretini ve bağlı obalarını ele alacağız. Bölgenin  Osmanlı’ya katıldıktan sonra ilk tahriri (kayıt-sayım) 1548 yılında yapıldı. Osmanlı bürokrasisi Sivas-Bozok bölgesindeki aşiretleri yeniden örgütlemek için bölgeye “Yeni İl” adını verdi. Yeni il kazasına bir kaymakam atayarak tüm resmi kurumlarını oluşturdu. Yeni il’in toprakları bugünkü Divriği-Şarkışla-Gürün-Kangal-Ulaş ilçelerini kapsıyordu.

 Bugünkü makalemizin kaynağı, Prof. Dr. İlhan Şahin’in 1980 yılında doktora tezi olarak yazdığı “YENİ İL KAZASI VE YENİ İL TÜRKMENLERİ” (1548-1653) adlı eseri ile Osmanlı arşiv uzmanı Cevdet Türkay’ın yazdığı “Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatler” adlı eseri olacaktır. Önce İlhan hocanın doktora tezinde Musacalı (Musa Hacılı) aşireti ve bağlı obalar hakkında verdiği bilgileri paylaşalım.

 Ağca koyunlu kabilesinin bir aşireti olan Musacalı aşireti, 1548 yılındaki sayımda Yeni İl’in Yellüce köyü yakınlarındaki Kızılca Pınar Mezrasında 79 erkek nüfusu ile yaylakçılık yapmaktadır. 1583 yılındaki sayımda ise, çeşitli kollara ayrılan aşiretin genişlediği görülmektedir. Aşiretin, Durmuş Kethuda (Kahya) yönetimindeki kolunun bir imam, 55 evli, 74 bekar nüfusu bulunmaktadır. Abdül Feyyaz kethuda yönetiminde 124 bekar, 149 evli erkek, Kasım Kethuda yönetiminde bir imam, 35 bekar, 47 evli erkek, Sultan kethüda yönetiminde 65 bekar, 68 evli erkek, Durak kethüda yönetiminde 63 bekar, 75 evli erkek, Gülabi kethüda yönetiminde 4 bekar, 19 evli erkek, Hüdabenda kethüda yönetiminde 4 bekar, 13 evli erkek ve 17 sipahi askeri bulunuyordu.

 1631 tarihli sayımda ise, aşiretin daha da büyüdüğü ve başka obaları da himayesine aldığı görülmektedir. Bu oba ve cemaatlerin arasında MEŞELİ, TACİRLİ VE ANAMASLU da yer almaktadır. Bu tarihte, aşiretin ve bağlı oba ve cemaatlerin nüfusu, sahip oldukları koyun sayısının dağılımı şöyledir:

 --Polat kethüda yönetiminde 140 erkek nüfus, 25.548 koyunu,

--İbrahim-Feyyaz kethüda yönetimindeki Topuzculu obasının 77 erkek nüfus, 25.560 adet koyunu,

--Veli- Pirli kethüda yönetiminde 68 erkek nüfus, 3.688 koyunu,

--Kaya kethüda yönetiminde 72 erkek nüfus,

--İlhan kethüda yönetimindeki MEŞELİ obasının 23 erkek nüfus, 1490 koyunu,

--TACİRLİ obasının 21 erkek nüfus, 2.253 koyunu,

--Demircili obasının 20 erkek nüfus, 1.539 koyunu,

--Darıcılar obasının 20 erkek nüfus, 5.651 koyunu,

--Eyerciler obasının 40 erkek nüfus, 8.522 koyunu,

--Kürekçiler obasının 8 erkek nüfus, 319 koyunu,

--Bey Timurlu obasının 14 erkek, 3.618 koyunu,

--Dündarlı obasının 24 erkek nüfus, 2.638 koyunu,

--Kaçanlu (Kaçarlu olması gerekir) obasının 25 erkek, 3.319 koyunu,

--İbrahim Hacılı obasının 31 erkek nüfus, 3.328 koyunu,

--ANAMASLU obasının 58 erkek nüfus, 5.815 koyunu,

--Hallu obasının 40 erkek nüfus, 4.471 koyunu,

--Göbellü obasının 22 erkek nüfus, 862 koyunu,

--Kara Bıyıklı obasının 22 erkek nüfus, 1.228 koyunu,

--Beğmişlü obasının 41 erkek nüfus, 3.212 koyunu,

--Kürtün obasının 21 erkek nüfus, 3.212 koyunu,

--Kara Keseklü obasının 12 erkek nüfus, 1.245 koyunu,

--Demir Hanlu obasının 34 erkek nüfus, 3.678 koyunu,

--Karamanlu obasının 75 erkek nüfus, 6.708 koyunu,

--Tur Hasanlu obasının 27 erkek nüfus, 1.652 koyunu bulunuyordu.

 1691 yılına gelindiğinde, aşiret için kara günlerin başladığı yıl oldu. Zira, Osmanlı yönetimi Orta Arabistan çöllerinde yaşayan Eneze ve Şammar isimli Arap aşiretlerinin Rakka bölgesini istila ettiğine ilişkin raporlar alınca, Yeni il kazasındaki konar-Göçer Türkmen aşiretlerini bölgeye iskan etme kararı aldı. İskanın amacı, Arap aşiretlerinin saldırı, talan ve kervan soygunlarını önlemekti. Ancak bölge Türkmen aşiretlerinin yaşamasına ve geçimlerini sürdürmek için yeterli olanaklara sahip değildi. Bir tarafta çöl iklimi, bir tarafta çok kurak topraklar, bir diğer tarafta da Arap aşiretlerinin saldırıları ile mücadele etmek zordu.

Tüm bu olumsuz şartlara rağmen aşiretlerin Rakka’ya gitmeleri zorunluydu. Zira, bu göç kararının altında padişahın fermanı bulunuyordu. Yeni il’deki aşiretler mecburen bu iskan kararına uymak zorunda kaldılar. Bu aşiretlerin içinde Musa Hacılı aşireti ve ona bağlı obalar da bulunuyordu. Rakka’ya ulaşan aşiretler sancak beyinin gösterdiği bölgelere yerleşmeye başladılar. Musacalu aşireti Fırat nehrinin bir kolu olan Belih çayı civarına yerleştiler. Yayla havasına alışık olan konar-göçerler bölgenin aşırı sıcak iklimine dayanamadılar. Buna bir de Arap aşiretlerinin bitmek bilmeyen saldırı, talan ve soygunları eklenince, iskan yerleri çekilmez hale geldi. Bütün tedbirlere rağmen aşireteler ve obalar küçük parçalar halinde Anadolu’ya firar etmeye başladılar. Bunların arasında yedi yüz hanesi ile Musa Hacılı aşireti de bulunuyordu. Yedi yüz hanenin kaçak olarak bir bölgeye yerleşmesi zordu. O nedenle küçük obalara ayrılarak Anadolu’nun bütün bölgelerine dağıldılar. Osmanlı arşiv uzmanı Cevdet Türkay, aşiretin dağıldığı bölgeler hakkında şu bilgileri vermektedir:

 “Musacalı-Musacalı Türkmeni: Beğpazar, Mihaliç kazası (Hüdavendigar sancağı), Yeni il kazası (Sivas sancağı), Haleb, Rakka, Bozok, Aydın, kayseriye, Saruhan, Akşehir, Erzzurum, Kars, Aksaray, Karahisar-ı Şarki-(Şebinkarahisar), Diyarbekir, Çıldır, Karaman, Şam, İçel, Adana, Karahisar-ı Sahip sancağı-(Afyon), Kavak kazası (Canik sancağı), Hüsrev Paşa hanı ve Barçın kazaları (Karahisar-ı Sahip sancağı), Arabsun kazası (Niğde sancağı),  Ordu kazası (Karahisar-ı Şarki sancağı), Evreşe kazası (Gelibolu sancağı), Uzuncaabad Hasköy kazasına (Çirmen sancağı) iskan oldular.”

 “700 hane olan Musacalu cemaati, kendi sakin oldukları yerlerinden kalkub, ahar (başka) mahallelerde perakende ve müteferrik olanlar, hala bulundukları mahallerde sakin olalı on sene mürür etmeyüb, yahud avarız hanesine kaydolmuş değiller ise, kaldırılub, kadimi sakin oldukları yerlerine asıl cemaatları derununa nakl ve iskan etdirilir. Ve eğer oturdukları yerlerde sakin olalı on sene geçüb ve yahud avarız hanesine kayd olmuşlar ise, ol makuleler kaldırılmak teklifi ile rencide etdirilmeyüb, oturdukları yerlerde üzerlerine edası lazım gelen rüsüm-u raiyetlerini kanun ve defter mücebince asıl raiyet kayd olundukları zabitlerine eda etmeleri, iskan şurutundandır. Cemaatı mezbure, yedi kabileden mürekkebdir. Kabile-i Kaçarlu, Oşilli, Tanburacalı, Çilli, Hacıfakılı, Cabarlı ve incili.”

 “Musacalı cemaati 1146 (M. 1733) senesinde Rakka’dan ifraz ve malikane füruht olunmağla, mukataya kayd olunmuşdur. Musacalı cemaati Bozulus aşiretindendir.” (C. Türkay, Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatler, İşaret yayınları, 3. Baskı, sayfa, 506-507)

 Kayıtdaki bilgi notunda kısaca şöyle deniliyor: Rakka’dan firar edenler eğer vergi defterine kayıtlı olmuşlarsa ve üzerinde on yıldan fazla bir süre geçmişse dokunulmamasını, ancak vergi defterine kayıt yaptırmayan ve bulundukları yerde on yıldan az bir süre kalanların ise, iskan bölgesine gönderilmesi istenmektedir.

Rakka’dan firar eden Musa Hacılı aşiretlerinden Kaçaroğlu obasının Çemişgezek sancağındaki akrabalarından olan Meşeli obasının kurduğu Mişellü (Meşeli) köyüne sığındığı anlaşılmaktadır. 1830 ve 1840 yılındaki nüfus kayıtları da bunu doğrulamaktadır. Bu kayıtlarda Mişellü köyünün ikinci muhtarının Kaçaroğlu Kaçar olduğu belirtilmektedir. (Prof. Dr. Enver çakar, Keban köylerinin Demografik Yapısı adlı Makalesi)

 Çemişgezek bölgesinin Milli aşiretlerine bağlı cemaatlerin yaylakları olması nedeniyle, buraya yerleşen ya da yaylaya çıkan obalar Milli aşiretinin denetimine girdiler. Bu aşiret ve obalar, bölgenin gittikçe kalabalıklaşması ve aralarında çatışmaların çıkması üzerine bir kısmı on yedinci yüzyılın sonu, 18. Yüzyılın başlarında batı Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı. Bunların arasında Çulpara, Koyuncu ve Şıhoğlu köylerin meydana getiren Mişellü köyündeki  Hasan Odabaşı obası da bulunuyordu. (Dr. Sabit Genç, 19. yüzyılda Aşiretlerin iskanı ve sorunlar adlı makalesi) Yine aynı şekilde Rakka bölgesinden kaçıp batı Anadolu’ya gelenler arasında Tacirli ve Alamaslı-Anamaslı aşiretleri de bulunuyordu. Tacirli obası Tencirli ve Gafarlı köylerine yerleşirken, Alamaslı aşireti Göynücek ilçesine bağlı Kertme, Çorum ili Sungurlu ilçesine bağlı Orta kışla, Hacı Osman, Kara kocalı, Akdere, Murat kolu, Karakaya'ya, Çorum merkeze bağlı Narlık, Karadona'ya, Alaca ilçesine bağlı Harhar, İbrahim köy ve Keşlik köylerine yerleştiler. (Hacı Haldun Şahin, Osmanlı Döneminde Çorum’da Aşiretler, Çorum Belediyesi yayınları)

 Bu makalemizde Musa Hacılı aşiretinin yaklaşık beş yüz yıllık geçmişini özetledik. Bu beş yüz yıl içinde çok acılar, yokluklar, sıkıntılar yaşadılar. Çok uzun yollar kat ettiler. Buna rağmen yılmadılar. Anadolu’yu bize vatan yapmak için çok kan ve ter döktüler. Hepsini tekrar saygı ve hürmetle anıyoruz. Mekanları cennet, ruhları şad olsun.

 Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu.

08.01.2022.

EK: 

--Yeni İl Kazasının Haritası, Nahiyeleri, Mezraları ve Köyleri (Prof. Dr. İlhan Şahin'in doktora tezinden alınmıştır.)

--RAKKA İSKANINDAN FİRAR EDEN AŞİRETLERİN LİSTESİ.

 


 Rakka İskanından firar eden aşiretlerin listesi. (Doç. Dr. Murat Çelikdemir'in "OSMANLILAR DÖNEMİNDE AŞİRETLERİN RAKKA'YA İSKANI, 1690-1840" adlı doktora tezinden alınmıştır.)

 


 

6 Kasım 2021 Cumartesi

Hz. MUHAMMED, HACI BEKTAŞ VELİ VE ŞEYH BEDRETTİN


Hz. MUHAMMED, HACI BEKTAŞ VELİ VE ŞEYH BEDRETTİN

Kendilerini 'sol' da gören bazı çevreler İslam dinine ve onun peygamberi Hz. Muhammed’e  ilgisiz dururlar. Hatta bunlar İslam dini ile ilgili tartışmaları da gereksiz ve “gericilik” olarak değerlendirirler. Bu tür tartışmalara ben de şahit olmuşumdur. Bugünkü makalemizde konu ile ilgili görüşümüzü açıklayacağız.

Öncelikle şunu hemen belirtmeliyim; kendisini “sol” da görüp, İslam dinine toptan “gericilik”  gözüyle bakan bu çevrelerin İslam dini konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları gibi, olaylara çok savundukları “tarihsel materyalizm” ilkesiyle bakmaktan da uzaktırlar. Bu değerlendirmemizi biraz daha açacak olursak; İslam dini konusunda yüzeysel görüşlere sahiptirler. Araştırma gereği bile duymadan genellikle batılı oryantalistlerin (doğu bilimci) İslam dini konusundaki yanlış değerlendirmelerini tekrar etmekten kendilerini alamamışlardır. Halbuki batılılar İslam dini konusunda yeterli araştırmalara 19. Yüzyıldan sonra başlamışlardır. Bu tarihe kadarki bilgileri ön yargılı ve taraflıdır. İşte bu bizim sözde “sol” çevrelerin İslam dini konusunda savundukları görüşler de batılıların bu ön yargılı ve taraflı görüşlerin tekrarından başka bir şey değildir. Oysa, İslam dinini çok savundukları “tarihsel materyalizm” yöntemi ile kaynaklarından araştırsalardı bu değerlendirmeleri yapmayacaklardı. Hz. Muhammed’in yedinci yüzyılda yaptıklarını daha önceki toplumsal düzene göre ilerici olduğunu görebileceklerdi. Bunu örnekler ile açıklarsak konumuz daha iyi anlaşılacaktır. İslam şeriatının (Hukukunun) getirdiği yeniliklerin en önemlileri şunlardı:

1-Köleliğe karşı çıkılmıştır. (Beled suresi 12. Ayet) Bu tarihte insanlar köle ve hür olarak ikiye ayrılmışlardı. Köleler birer mal gibi alınıp, satılıyordu.

2-Kadına mirastan pay verilmesi sağlanmıştır. (Nisa suresi 7. Ayet) Daha önce kadına mirasta pay verilmezdi. İslam şeriatı (Hukuku) ile kadına erkeğin yarı hissesi kadar mal verilmesi kabul edilmiştir.

3-Kadının şahitliği kabul edilmiştir. (Bakara Suresi 282. Ayet.) Daha önce kadınların şahitliği kabul edilmezdi. Bu ayetle bir erkeğin yanında iki kadının şahitliği geçerli kabul ediliyordu.

4-Çok kadınla evliliği, dört kadınla sınırlandırmıştır.

5-Küçük esnaf ve köylüyü ezen  aşırı faiz (tefecilik) yasaklanmıştır. (Bakara Suresi 275, 276, 278, Ali İmran Suresi 130. Ayet, Rum Suresi 39. Ayet) Köylüyü üretimden koparan ve esnafı mülksüzleştiren faiz haram kılınmıştır.

6-Yetim ve yoksullara haklar getirilmiştir. (İnsan Suresi 8. Ayet, Fecr Suresi 17. Ayet, Beled Suresi 15. Ayet. Mearic Suresi 25. Ayet)

7-Gelir dağılımını sağlamak için servetin kırkta biri oranında zekat şartı getirilmiştir. (Meryem Suresi 31,55, Enbiya 73, Hac 78, Mümin 4 ve Nur suresinin 37. Ayetleri)

Toplumu yeniden düzenleyen bu ayetler yakından incelendiğinde, bir önceki düzene göre, daha eşitlikçi bir düzeni amaçladığı anlaşılmaktadır. İşte dünyaya “sol” pencereden baktıklarını söyleyen bu çevreler bunu görememektedirler. Yedinci yüzyılda yapılan bu değişiklikleri bugün ile kıyaslamaktadırlar.  Bin dört yüzyıl önceki hukuku (Şeriatı) bugün aynen  uygulamak isteyenler gibi, onlar da o tarihte donup kalmışlardır. İşte esas gericilik budur. Dinlerin getirdiği şeriat değişmez olsaydı, o zaman tek peygamber, tek şeriat olurdu. Oysa, dinlerin özü olan iman ve inançlar aynı kalırken, dinlerin getirdiği şeriatlar sürekli değişmiştir. Çünkü toplumlar değişmiştir, üretim ilişkileri değişmiştir. Hukuk da bu değişimlere uygun olarak yeni kurallar getirmiştir. Büyük İslam bilgini İmam Ebu Hanife de eserlerinde aynı düşünceleri savunmuştur. 

Hz. Muhammed ile peygamberler dönemi son bulurken, değişen şartlara göre bugün kanun yapma görevini, halkın seçtiği vekiller üstlenmiştir. Bu yönetim şekli de bir öncekine göre daha ileri bir modeldir. Ancak zamanla bugünkü yönetim şekli de yerini daha modern bir yönetime devredecektir. İnsanlık tarihinin ilerlemesi hep böyle olmuştur. İnsanlık köleci toplumdan feodal topluma, oradan kapitalist topluma devrimlerle geçmiştir. Yine kapitalist toplumdan, sosyalist topluma devrimle geçen ülkeler olmuştur. Olaya bu şekilde bakacak olursak burjuva devrimlerini gericilikle suçlayabilir miyiz? Bu sözde "solcu" arkadaşların gözüyle bakacak olursak, cevap "evet" olacaktır. Bu arkadaşlara konuyu daha iyi anlatabilmek için devrimci ve ilerici olarak gördükleri Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Şeyh Bedrettin, Pir Sultan Abdal’ı örnek vermek istiyorum. Bu şahsiyetlerin savundukları görüşlerin esas kaynağı İslam’ın kutsal kitabı olan Kur’an’ı Kerim’dir. Ancak onlar Kur’an’da yer alan İslam hukukunu günün şartlarına uyarlayarak yeni yorumlar ve görüşler sunmuşlardır. İlerici olarak görülmelerinin nedeni de budur. O yüzden onlar İslam dini ile barışık yaşamışlardır. Aklı  ve hümanizmi  ilkelerinin başına koymalarını da yine buradan almışlardır. Bu arkadaşlara İslam dinine bu açıdan bakmalarını öneriyorum. Aksi taktirde, daha ileride kurulacak sistemde ve düzende kendileri "gerici" durumuna düşeceklerdir. 

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

06.11. 2021.






 



13 Ekim 2021 Çarşamba

ÇULPARA KÖYÜNÜN İSMİ NEREDEN GELİYOR?

Aşağı Çulpara Köyü, 2017

Aşağı Çulpara Köyü 2023


 ÇULPARA KÖYÜNÜN İSMİ NEREDEN GELİYOŔ?

Köyümüzün isminin nereden geldiğini merak etmiştik. Bu sorunun cevabına akademisyen Oktay Özel'in "AMASYA SANCAĞI 1520-1643" adlı yüksek lisans tezinde ulaştık. 2015 yılında yayınlanan tezde yer alan bilgilere göre, Geldiklanabad (Doğantepe) nahiyesine bağlı "ÇALAN" isminde bir mezra bulunmaktadır. Mezrayı 1520 yılında 6 kişi, 1576 da ise, 8 kişi ekip, biçmektedir. Makalede ÇALAN ismini okuyunca,  bize çocukluğumuzdaki "Çolon" tepelerini hatirlattı. 1960'lı ve 70'li yıllarda Aşağı Çulpara'nın siğır çobanı hayvanlararin gideceği yeri belirtmek için her sabah yüksek sesle bağırirdı. Bunlardan bir tanesi de kurmanc diliyle "HO HO, Barve ÇOLON"du. Bu çağri hayvanlarin GENCE PINAR'ın bitişiğindeki Çalan mezrasına ya da  tepelerine gideceğini belirtiyordu.  Buradaki "ÇOLON" kelimesi ÇALAN kelimesinin değişime uğramış ve Kurmanç dilindeki soylenişidir. " ÇALAN" Osmanlica ve Farsça da "KIRKLAR" anlamina gelmektedir. ÇAL hem Osmanlica"da hem de Farsça da kırk sayısını belirtir. An eki ise, Farsça da çoğul eki olup, Türkçedeki "Ler-Lar" gibidir. Birleştirildiğinde "KIRKLAR" anlamına gelmektedir. Osmanlı kayıtlarında bu dağ-tepe silsilesi "KIRKLAR" bölgesi olarak geçmektedir. Köyümüz de Kırklar mezrası ya da Kırklar tepesine yakın bir mevkide bulunmasından dolayı ÇULPARA ismini almıştır. Ancak, ismin doğrusu kırk parça anlamına gelen ÇAL PARE'dir. Söyleniş ve yazılıştan gelen farktan dolayı 1570 yılına ait kayıtlarda ÇUL PARE, 1830 tarihli Osmanlı kayıtlarinda ise, ÇULPARA ismini almıştır. Köyümüzun ismi kısaca böyle oluştu.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

13.10.2021.



Popular