13 Ocak 2022 Perşembe

SİVAS SANCAĞI YENİ İL KAZASINA BAĞLI GÜRÜN VE MANCILIK NAHİYESİNİN KÖY VE MEZRALARI (2)

 














Tablodaki sayılar hanedir. Bir haneyi ortalama beş nüfus olarak hesaplamak gerekir. 

SİVAS SANCAĞI YENİ İL KAZASINA BAĞLI GÜRÜN VE MANCILIK NAHİYESİNİN KÖY VE MEZRALARI (2)

 Daha önceki makalemizde Yeni il kazasının Aşudiye (Aşudlu) nahiyesine bağlı köy ve mezralarını yazmıştık. Bugünkü makalemizde Gürün ve Mancılık nahiyelerine bağlı köy ve mezraları ele alacağız. Kaynağımız, Prof. Dr. İlhan Şahin’in 1980 yılında yazdığı “YENİ İL KAZASI VE YENİ İL TÜRKMENLERİ (1548-1653) adlı doktora tezi olacaktır. Yeni il Türkmenlerini ele almamızın nedeni; Amasya, Çorum, Yozgat bölgesindeki bazı köylerin bu aşiret mensupları tarafından kurulması ve mevcut olanların da büyümesine katkı yapmalarından gelmektedir.

GÜRÜN NAHİYESİNE BAĞLI KÖY VE MEZRALAR:

Ak-Koç (Et Yemez): 1630-31’de 8 evli erkek nüfus bulunuyordu. Bugün Kangal ilçesine bağlı bir köydür.

Göricek: 1630-31’de 14 evli erkek nüfusu vardı.

Gübin: 1630-31’de 77 evli erkek nüfus yaşıyordu. Bugün Gürün ilçesine bağlı bir köydür.

Gürün: 1630-31’de 155 evli, 42 bekar Müslüman, 115 evli Hıristiyan nüfusa sahipti. Bugün Sivas ilçesine bağlı bir ilçedir.

Hamal: 1630-31’de 7 evli erkek nüfusu bulunuyordu. Bugün Gürün ilçesine bağlı bir köydür.

İnaç: 1630-31’de 10 evli erkek nüfusu vardı.

İncesu: 1630-31’de 1 bekar, 2 evli erkek nüfusa sahipti. Bugün Gürün ilçesine bağlı bir köydür.

Kara-Hisar: 1630-31’de 3 bekar, 10 evli erkek nüfusu bulunuyordu. Bugün Gürün ilçesine bağlı bir köydür.

Kavak: Hıristiyanlarla meskun olan köyün 1583’de 17 bekar, 31 evli erkek, 1630-31’de 5 bekar, 12 evli nüfusu vardı. Bugün Gürün ilçesine bağlı bir köydür.

Koyuncalu: 163-31’de 47 evli erkek nüfusa sahipti.

Sarıca: 1583’de 110 evli, 1630-31’de 37 hane bulunuyordu. Bugün Gürün ilçesine bağlı bir köydür.

Sazcığaz-ı Sufla: 1583’de 14 evli erkek Müslüman ile 34 bekar, 53 evli erkek Hıristiyan nüfusu vardı. 1630-31’de, 18 evli erkek Müslüman ile 6 bekar, 22 evli erkek Hıristiyan nüfusu bulunuyordu. Bugün Sular Başı köyü olarak Gürün ilçesine bağlıdır.

Sazciğazı Ulya: 1583’de 6 bekar, 28 evli erkek nüfusa sahipti. Yukarı Sazcığaz köyü bugün Gürün ilçesine bağlıdır.

Telin: 1583’de 10 bekar, 68 evli nüfus yaşıyordu. Bugünkü adı Su Çatı köyü olup, Gürün ilçesine bağlıdır.

 MANCILIK (MANCINIK) NAHİYESİNE BAĞLI MEZRALAR:

1548 Yılında yeni il kazasını oluşturan bir nahiye olan Mancılık, 1583 yılındaki sayımlarda nahiye merkezi olmaktan çıkarılmış görünmektedir. Bu nedenle, 1548 yılında Mancılık’a bağlı mezraları vermekle yetineceğiz.

Ağca Pınar: 1548’de 9 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Basmalu: 1548’de 15 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Çoraklu: 1548’de 4 evli erkek nüfusa sahipti.

Gök Pınar: 1548’de 3 evli erkek nüfusu vardı.

Gökçe Viran: 1548’de 11 evli erkek nüfusu bulunuyordu.

Gözenden Pınarı: 1548’de 7 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Karaca Viran: 1548’de 2 bekar, 10 evli erkek nüfusa sahipti.

Korkut Hisarı: 1548’de 1 sipahi, 17 evli erkek nüfusu vardı.

Yar Hisar: 1548’de 4 evli erkek nüfusu bulunuyordu.

Yassı Hisar: 1548’de 4 sipahi, 22 evli erkek nüfusa sahipti.

Yence: 1548’de 2 evli erkek nüfusu vardı.

Yoğun Viran: 1548’de 10 evli erkek nüfusu bulunuyordu.

Yumru Kaya: 1548’de 9 evli erkek nüfusa sahipti.

Kayıtlarda evli erkek olarak belirtilenleri hane olarak ele almak gerekir. Zira Osmanlı bürokrasisi, sayım ve kayıtları vergilendirme ve askere almak olarak ele alıyordu. Bu nedenle, “evli erkek” olarak kaydedilenleri hane olarak değerlendirip, en az beşle çarpmak gerekir. Böylece, yaklaşık olarak kadın-erkek nüfusun toplamını bulmuş oluruz.

Yeni İl kazasını oluşturan nahiyelere bağlı köy ve mezraları yazmaya devam edeceğiz.

Saygılarımla.

13.01.2022.

Ek: Yeni İl kazasına ait nüfus tabloları. (Tablolar, Prof. Dr. İlhan Şahin'in doktora tezinden alınmıştır.)

 ***Köy ve mezralar hakkında daha geniş bilgi edinmek isteyen arkadaşlar, Prof. Dr. İlhan Şahin hocanın doktora tezine internet üzerinden ulaşabilirler.

11 Ocak 2022 Salı

SİVAS SANCAĞI YENİ İL KAZASINA BAĞLI NAHİYE VE KÖYLER (1)



SİVAS SANCAĞI YENİ İL KAZASINA BAĞLI NAHİYE VE KÖYLER (1)

 Sivas sancağına bağlı Yeni İl kazası, Dulkadirli beyliğine ait toprakların 1522 yılında Osmanlı devletine katılmasından sonra 1548 yılında kuruldu. Bu kazayı meydana getiren bölge, daha önce Dulkadirli Türkmen aşiretlerinin yaylaklarıydı. Yeni İl kazası bugünkü Kangal, Gürün, Şarkışla, Ulaş ve Divriği’nin bir kısmını kapsıyordu.

 Yeni İ kazası ile ilgili en geniş bilgiler Prof. Dr. İlhan Şahin’in 1980 yılında Osmanlı arşivlerine dayanarak yazdığı doktora tezinde yer almaktadır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeniçağ Tarihi Kürsüsü tarafından kabul edilen tez, “YENİ İL KAZASI-YENİ İL TÜRKMENLERİ (1548-1653)” ismiyle yayınlanmıştır. Makalemizin ana kaynağı bu tez olacaktır. Yeni İl kazasını yazmamızın nedeni Amasya, Çorum ve Yozgat’a bağlı çok sayıda köyün Yeni il Türkmenleri tarafından kurulmuş olmasıdır.

 Yeni İl kazasının ilk Tahriri (Kayıt-Sayım) sayın İlhan Şahin’in verdiği bilgiye göre, 1548 yılında yapılmıştır. Yeni İl kazasının bu ilk tahririnde, Ağca Kal’a, Aşudi-Aşudlu, Gürün, Mancılık, Kara Tonus, Yeni İl ve Zamantu nahiyeleri bulunuyordu. 1583 yılına gelindiğinde ise, Aşudi, Gürün, Tonus (Kara Tonus), Yeni İl, Zamantu nahiye olarak devam ederken, Ağca Kal’a ve Mancılık’ın nahiyeliklerine son verildi. 1548 yılındaki kayıtlar bölgenin tüm verilerini karşılamadığı için; biz 1583 yılı ve daha sonrasındaki bilgileri esas alacağız. Makalemizde nahiyelere bağlı köyleri ve nüfuslarını yazacağız. Köyler fazla olduğu için bugünkü makalemizde sadece Aşudi nahiyesine bağlı olanları ele alacağız. İleriki makalelerimizde diğer nahiyelere bağlı köyleri de yazacağız. Köyler hakkında daha geniş bilgi edinmek isteyen arkadaşlar İlhan hocanın doktora tezine iternet üzerinden ulaşabilirler.

 AŞUDİ NAHİYESİNE BAĞLI KÖYLER:

 Afşarcık: İsminden de anlaşılacağı gibi Afşar Türkmenleri tarafından kurulmuştur. 1583 yılında 2 bekar, 30 evli erkek nüfusu bulunuyordu. Bu köy bugün Divriği ilçesine bağlıdır.

Ağca Kal’a: 1583 tarihinde 82 bekar, 136 evli erkek nüfusu vardı. Bugün Kangal ilçesine bağlıdır.

Ak Çardak: 1583’de 4 bekar, 14 evli erkek nüfusu bulunuyordu.

Ak İn: 1583’de 4 bekar, 56 evli erkek nüfusu vardı.

Ak Kaya: 1583’de 1 bekar, 26 evli erkek nüfusa sahipti.

Aktaş: 1583’de 2 bekar, 13 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Akviran: 1583’de 2 bekar, 47 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Alaca Atlu: 1583’de 12 evli erkek nüfusu vardı.

Alaca Hisar: 1583’de 1 bekar, 11 evli erkek nüfusa sahipti.

Alicikli: 11583’de 40 erkek nüfus yaşıyordu.

Anbarcık: 1583’de 21 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Bağluca Kal’a: 1583’de 32 evli erekek nüfusu vardı.

Bağrıncı: 1583’de 3 bekar, 35 evli erkek nüfusa sahipti.

Baş Viran: 1583’de 15 erkek nüfus yaşıyordu. Bugün Baş ören köyü olarak Divriği ilçesine bağlıdır.

Bayad: 1583 yılında 1 bekar, 18 evli nüfusu bulunuyordu.

Bektaş: 1583’de 1 hatip, 3 bekar, 33 evli erkek nüfusu vardı. Bugün Kangal ilçesine bağlıdır.

Bereti: 1583’de 3 bekar, 23 evli nüfusa sahipti.

Boğucak: 1583’de 27 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Bulak: 1583’de 30 evli erkek bulunuyordu. Bugün Kangal ilçesine bağlıdır.

Ceviz: 1630-31’ de 6 evli erkek nüfusu vardı. Bugün kangal ilçesine bağlıdır.

Çotet: 1583’de 6 evli erkek nüfusa sahipti.

Dikili: 1583’de 1 bekar, 12 evli erkek nüfus yaşıyordu. Bugün Deliktaş köyü olarak Kangal ilçesine bağlıdır.

Dilli Köy-Zilli Köy: 1583’de 1 bekar, 14 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Diş Budak: 1583’de 5 bekar, 15 evli erkek nüfusu vardı. Bugün Divriği ilçesine bağlı bir köydür.

Erteme: 1583’de 3 bekar, 15 evli erkek nüfusa sahipti.

Eşge: 1583’de 7 bekar, 42 evli erkek nüfus yaşıyordu. Bugün Divriği ilçesine bağlı Dikme Çay köyüdür.

Güneş: 1583’de 48 evli nüfusu bulunuyordu. Bugün Divriği ilçesine bağlı bir köydür.

Höbek: 1583’de 18 evli erkek nüfusu vardı. Bugün Divriği ilçesine bağlı bir köydür.

İğdeli: 1583’de 9 evli erkek nüfusa sahipti. Bugün Kangal ilçesine bağlı bir köydür.

İl-Düzen: 1583’de 3 bekar, 17 evli erkek nüfus yaşıyordu.

İnallu: 1630-31’de 11 evli erkek nüfus bulunuyordu. Bugün Divriği ilçesine bağlı İnanlı köyüdür.

Kabak-Çevliği: 1583’de 25 evli erkek nüfusu vardı. Bugün Kangal ilçesine bağlı bir köydür.

Kaldırım: 1583’de Kilisecik köyü ile birlikte 4 bekar, 24 evli erkek nüfusa sahipti.

Kandurga: 1630-31’de 25 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Kara Mehmetli: 1630-31’de 6 evli erkek nüfusu bulunuyordu. Bugün Kangal ilçesine bağlı bir köydür.

Karlu Kışla: 1630-31’de 13 evli erkek nüfusu vardı.

Kavak: 1583’de 26 evli erkek nüfusa sahipti. Bugün Kangal’a bağlı bir köydür.

Kızıl Kilise-(Kara Hanlu): 1583’de 13 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Kızılca Ziyaret:1583’de 9 bekar, 27 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Koç Köprülü: 1583’de 2 bekar, 3 evli erkek nüfusu vardı.

Koz Viranı: 1583’de 5 bekar, 25 evli erkek nüfusa sahipti.

Kürd Bayezidli: 1630-31’de 27 evli erkek nüfus yaşıyordu. Bugün Divriği ilçesine bağlı Soğucak köyüdür.

Kürdler: 1583’de 1 sipahi, 3 bekar, 23 evli nüfus bulunuyordu.

Kürk: 1583’de 5 bekar, 33 evli, erkek nüfusu vardı.

Mülk Köy: 1583’de 7 bekar, 26 evli erkek nüfusa sahipti.

Semini: 1630-31’de 3 bekar, 2 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Sıra Söğüd: 1583’de 9 bekar, 19 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Simati: 1583’de 4 bekar, 24 evli erkek nüfusu vardı.

Sülüklü: 1583’de 2 bekar, 8 evli erkek nüfusa sahipti.

Tavşan Damı: 1583’de 1 bekar, 34 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Taylu: 1630-31’de 8 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Turacılı: 1583’de 4 bekar, 18 evli erkek nüfus yaşıyordu.

Ulu Köy: 1583’de 36 evli erkek nüfus bulunuyordu.

Yalnız Söğüd: 1583’de 1 bekar, 22 evli erkek nüfusu vardı. Bugün Divriği ilçesine bağlıdır.

Yıvalu: 1583 yılında 3 bekar, 14 evli erkek nüfusa sahipti.

 Kayıtlarda “evli” olarak belirtilen erkek sayısını hane olarak ele almak gerekir. Zira, Osmanlı bürokrasisi sayım ve kayıtları, vergilendirme ve askere alma olarak ele alıyordu. O yüzden sayım ve kayıtlarda sadece erkekler yazılıyordu. Bu nedenle, “evli” hanelerin nüfusunu ortalama beşle çarpmak gerekir.

 Dikkati çeken diğer bir konu da kayıtlarda görülen  çok sayıdaki köyün, bugün bulunmamasıdır. Bunun da nedenini şöyle açıklamak mümkün olacaktır. Köylerde yer alan oba ve cemaatlerin bazıları güney illerine dağılırken, bazıları da kuzeye, batıya ve doğuya yerleştiler. Bu göçlerin içinde Yeni İl Türkmenlerinin 1691 yılında Padişah fermanıyla Rakka’ya zorunlu iskanları önemli yer tutar. Zira, Rakka’daki çöl iklimine ve Arap aşiretlerinin saldırılarına dayanamayan çok sayıda oba ve cemaat Anadolu’ya firar etmişlerdi. Bu zorunlu iskan, Yeni İl Türkmenlerinin dağılmasına ve perişan olmasına sebep olmuştu. Bunu anlatan çok sayıda şiir, türkü bulunmaktadır.

 Saygılarımla.

11.01.2022.

Ek: Yeni İl Kazasının nahiye, köy ve mezralarını gösteren harita.

***İlhan ŞAHİN hocamıza bu çalışmasından dolayı çok teşekkür ediyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

8 Ocak 2022 Cumartesi

MUSACALI (MUSA HACILI) AŞİRETİ, YENİ İL TÜRKMENLERİ VE RAKKA SÜRGÜNÜ


MUSACALI (MUSA HACILI) AŞİRETİ, YENİ İL TÜRKMENLERİ VE RAKKA SÜRGÜNÜ

 Dulkadirli Beyliğini meydana getiren aşiretlerden olan Musacalı (Musa Hacılı) aşiretini yazmamızın nedeni; bölgemizdeki bazı köylerin bu aşirete bağlı obalar tarafından kurulmuş olmasından gelmektedir. Bu aşirete bağlı obalar tarafından kurulan köylerin başında Tencirli, Çulpara, Koyuncu ve Şıhoğlu köyleri gelmektedir. Bu köylerin dışında Göynücek, Sungurlu, Alaca ve Çorum merkeze bağlı köyleri oluşturanların içinde de bu aşiretlere mensup aileler yer almaktadırlar. Makalemizin içinde buna da değineceğiz.   

 Aşiretin Anadolu’da ilk yerleştiği yerler Malatya, Maraş, Çemişgezek, Tercan-Erzincan bölgesiydi. 1530-1536 yıllarına ait defterlerde Musacalı aşiretine bağlı obaların isimlerini taşıyan köylerin kayıtları da bu bölgelerde yer almaktadır. Örneğin; Çemişgezek sancağının Keban nahiyesine bağlı Mişelli (Meşeli), Ribat nahiyesine bağlı Kaçar köyü bu köylerdendir. Ancak aşiret daha çok konar-göçer hayatı yaşıyordu. Kış mevsimini Maraş, Şam ve Urfa bölgesinde, yazı ise, Sivas, Çemişgezek, Tercan, Erzurum yaylalarında geçiriyordu. Dulkadirli Beyliğine ait toprakların 1522 yılında Osmanlı devletine katılmasından sonra, aşiretlerin örgütlü yapısında bozulmalar oldu. Beyliği oluşturan aşiretlerin bir kısmı doğu Anadolu’ya yerleşirken, diğer bir kısmı da Sivas-Bozok sancaklarındaki yaylak ve kışlakları seçti. Bu aşiretlerin içinde Musacalı aşireti de bulunuyordu. Bugünkü makalemizde Bozok-Sivas sancaklarındaki yaylakları seçen Musacalı aşiretini ve bağlı obalarını ele alacağız. Bölgenin  Osmanlı’ya katıldıktan sonra ilk tahriri (kayıt-sayım) 1548 yılında yapıldı. Osmanlı bürokrasisi Sivas-Bozok bölgesindeki aşiretleri yeniden örgütlemek için bölgeye “Yeni İl” adını verdi. Yeni il kazasına bir kaymakam atayarak tüm resmi kurumlarını oluşturdu. Yeni il’in toprakları bugünkü Divriği-Şarkışla-Gürün-Kangal-Ulaş ilçelerini kapsıyordu.

 Bugünkü makalemizin kaynağı, Prof. Dr. İlhan Şahin’in 1980 yılında doktora tezi olarak yazdığı “YENİ İL KAZASI VE YENİ İL TÜRKMENLERİ” (1548-1653) adlı eseri ile Osmanlı arşiv uzmanı Cevdet Türkay’ın yazdığı “Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatler” adlı eseri olacaktır. Önce İlhan hocanın doktora tezinde Musacalı (Musa Hacılı) aşireti ve bağlı obalar hakkında verdiği bilgileri paylaşalım.

 Ağca koyunlu kabilesinin bir aşireti olan Musacalı aşireti, 1548 yılındaki sayımda Yeni İl’in Yellüce köyü yakınlarındaki Kızılca Pınar Mezrasında 79 erkek nüfusu ile yaylakçılık yapmaktadır. 1583 yılındaki sayımda ise, çeşitli kollara ayrılan aşiretin genişlediği görülmektedir. Aşiretin, Durmuş Kethuda (Kahya) yönetimindeki kolunun bir imam, 55 evli, 74 bekar nüfusu bulunmaktadır. Abdül Feyyaz kethuda yönetiminde 124 bekar, 149 evli erkek, Kasım Kethuda yönetiminde bir imam, 35 bekar, 47 evli erkek, Sultan kethüda yönetiminde 65 bekar, 68 evli erkek, Durak kethüda yönetiminde 63 bekar, 75 evli erkek, Gülabi kethüda yönetiminde 4 bekar, 19 evli erkek, Hüdabenda kethüda yönetiminde 4 bekar, 13 evli erkek ve 17 sipahi askeri bulunuyordu.

 1631 tarihli sayımda ise, aşiretin daha da büyüdüğü ve başka obaları da himayesine aldığı görülmektedir. Bu oba ve cemaatlerin arasında MEŞELİ, TACİRLİ VE ANAMASLU da yer almaktadır. Bu tarihte, aşiretin ve bağlı oba ve cemaatlerin nüfusu, sahip oldukları koyun sayısının dağılımı şöyledir:

 --Polat kethüda yönetiminde 140 erkek nüfus, 25.548 koyunu,

--İbrahim-Feyyaz kethüda yönetimindeki Topuzculu obasının 77 erkek nüfus, 25.560 adet koyunu,

--Veli- Pirli kethüda yönetiminde 68 erkek nüfus, 3.688 koyunu,

--Kaya kethüda yönetiminde 72 erkek nüfus,

--İlhan kethüda yönetimindeki MEŞELİ obasının 23 erkek nüfus, 1490 koyunu,

--TACİRLİ obasının 21 erkek nüfus, 2.253 koyunu,

--Demircili obasının 20 erkek nüfus, 1.539 koyunu,

--Darıcılar obasının 20 erkek nüfus, 5.651 koyunu,

--Eyerciler obasının 40 erkek nüfus, 8.522 koyunu,

--Kürekçiler obasının 8 erkek nüfus, 319 koyunu,

--Bey Timurlu obasının 14 erkek, 3.618 koyunu,

--Dündarlı obasının 24 erkek nüfus, 2.638 koyunu,

--Kaçanlu (Kaçarlu olması gerekir) obasının 25 erkek, 3.319 koyunu,

--İbrahim Hacılı obasının 31 erkek nüfus, 3.328 koyunu,

--ANAMASLU obasının 58 erkek nüfus, 5.815 koyunu,

--Hallu obasının 40 erkek nüfus, 4.471 koyunu,

--Göbellü obasının 22 erkek nüfus, 862 koyunu,

--Kara Bıyıklı obasının 22 erkek nüfus, 1.228 koyunu,

--Beğmişlü obasının 41 erkek nüfus, 3.212 koyunu,

--Kürtün obasının 21 erkek nüfus, 3.212 koyunu,

--Kara Keseklü obasının 12 erkek nüfus, 1.245 koyunu,

--Demir Hanlu obasının 34 erkek nüfus, 3.678 koyunu,

--Karamanlu obasının 75 erkek nüfus, 6.708 koyunu,

--Tur Hasanlu obasının 27 erkek nüfus, 1.652 koyunu bulunuyordu.

 1691 yılına gelindiğinde, aşiret için kara günlerin başladığı yıl oldu. Zira, Osmanlı yönetimi Orta Arabistan çöllerinde yaşayan Eneze ve Şammar isimli Arap aşiretlerinin Rakka bölgesini istila ettiğine ilişkin raporlar alınca, Yeni il kazasındaki konar-Göçer Türkmen aşiretlerini bölgeye iskan etme kararı aldı. İskanın amacı, Arap aşiretlerinin saldırı, talan ve kervan soygunlarını önlemekti. Ancak bölge Türkmen aşiretlerinin yaşamasına ve geçimlerini sürdürmek için yeterli olanaklara sahip değildi. Bir tarafta çöl iklimi, bir tarafta çok kurak topraklar, bir diğer tarafta da Arap aşiretlerinin saldırıları ile mücadele etmek zordu.

Tüm bu olumsuz şartlara rağmen aşiretlerin Rakka’ya gitmeleri zorunluydu. Zira, bu göç kararının altında padişahın fermanı bulunuyordu. Yeni il’deki aşiretler mecburen bu iskan kararına uymak zorunda kaldılar. Bu aşiretlerin içinde Musa Hacılı aşireti ve ona bağlı obalar da bulunuyordu. Rakka’ya ulaşan aşiretler sancak beyinin gösterdiği bölgelere yerleşmeye başladılar. Musacalu aşireti Fırat nehrinin bir kolu olan Belih çayı civarına yerleştiler. Yayla havasına alışık olan konar-göçerler bölgenin aşırı sıcak iklimine dayanamadılar. Buna bir de Arap aşiretlerinin bitmek bilmeyen saldırı, talan ve soygunları eklenince, iskan yerleri çekilmez hale geldi. Bütün tedbirlere rağmen aşireteler ve obalar küçük parçalar halinde Anadolu’ya firar etmeye başladılar. Bunların arasında yedi yüz hanesi ile Musa Hacılı aşireti de bulunuyordu. Yedi yüz hanenin kaçak olarak bir bölgeye yerleşmesi zordu. O nedenle küçük obalara ayrılarak Anadolu’nun bütün bölgelerine dağıldılar. Osmanlı arşiv uzmanı Cevdet Türkay, aşiretin dağıldığı bölgeler hakkında şu bilgileri vermektedir:

 “Musacalı-Musacalı Türkmeni: Beğpazar, Mihaliç kazası (Hüdavendigar sancağı), Yeni il kazası (Sivas sancağı), Haleb, Rakka, Bozok, Aydın, kayseriye, Saruhan, Akşehir, Erzzurum, Kars, Aksaray, Karahisar-ı Şarki-(Şebinkarahisar), Diyarbekir, Çıldır, Karaman, Şam, İçel, Adana, Karahisar-ı Sahip sancağı-(Afyon), Kavak kazası (Canik sancağı), Hüsrev Paşa hanı ve Barçın kazaları (Karahisar-ı Sahip sancağı), Arabsun kazası (Niğde sancağı),  Ordu kazası (Karahisar-ı Şarki sancağı), Evreşe kazası (Gelibolu sancağı), Uzuncaabad Hasköy kazasına (Çirmen sancağı) iskan oldular.”

 “700 hane olan Musacalu cemaati, kendi sakin oldukları yerlerinden kalkub, ahar (başka) mahallelerde perakende ve müteferrik olanlar, hala bulundukları mahallerde sakin olalı on sene mürür etmeyüb, yahud avarız hanesine kaydolmuş değiller ise, kaldırılub, kadimi sakin oldukları yerlerine asıl cemaatları derununa nakl ve iskan etdirilir. Ve eğer oturdukları yerlerde sakin olalı on sene geçüb ve yahud avarız hanesine kayd olmuşlar ise, ol makuleler kaldırılmak teklifi ile rencide etdirilmeyüb, oturdukları yerlerde üzerlerine edası lazım gelen rüsüm-u raiyetlerini kanun ve defter mücebince asıl raiyet kayd olundukları zabitlerine eda etmeleri, iskan şurutundandır. Cemaatı mezbure, yedi kabileden mürekkebdir. Kabile-i Kaçarlu, Oşilli, Tanburacalı, Çilli, Hacıfakılı, Cabarlı ve incili.”

 “Musacalı cemaati 1146 (M. 1733) senesinde Rakka’dan ifraz ve malikane füruht olunmağla, mukataya kayd olunmuşdur. Musacalı cemaati Bozulus aşiretindendir.” (C. Türkay, Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatler, İşaret yayınları, 3. Baskı, sayfa, 506-507)

 Kayıtdaki bilgi notunda kısaca şöyle deniliyor: Rakka’dan firar edenler eğer vergi defterine kayıtlı olmuşlarsa ve üzerinde on yıldan fazla bir süre geçmişse dokunulmamasını, ancak vergi defterine kayıt yaptırmayan ve bulundukları yerde on yıldan az bir süre kalanların ise, iskan bölgesine gönderilmesi istenmektedir.

Rakka’dan firar eden Musa Hacılı aşiretlerinden Kaçaroğlu obasının Çemişgezek sancağındaki akrabalarından olan Meşeli obasının kurduğu Mişellü (Meşeli) köyüne sığındığı anlaşılmaktadır. 1830 ve 1840 yılındaki nüfus kayıtları da bunu doğrulamaktadır. Bu kayıtlarda Mişellü köyünün ikinci muhtarının Kaçaroğlu Kaçar olduğu belirtilmektedir. (Prof. Dr. Enver çakar, Keban köylerinin Demografik Yapısı adlı Makalesi)

 Çemişgezek bölgesinin Milli aşiretlerine bağlı cemaatlerin yaylakları olması nedeniyle, buraya yerleşen ya da yaylaya çıkan obalar Milli aşiretinin denetimine girdiler. Bu aşiret ve obalar, bölgenin gittikçe kalabalıklaşması ve aralarında çatışmaların çıkması üzerine bir kısmı on yedinci yüzyılın sonu, 18. Yüzyılın başlarında batı Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı. Bunların arasında Çulpara, Koyuncu ve Şıhoğlu köylerin meydana getiren Mişellü köyündeki  Hasan Odabaşı obası da bulunuyordu. (Dr. Sabit Genç, 19. yüzyılda Aşiretlerin iskanı ve sorunlar adlı makalesi) Yine aynı şekilde Rakka bölgesinden kaçıp batı Anadolu’ya gelenler arasında Tacirli ve Alamaslı-Anamaslı aşiretleri de bulunuyordu. Tacirli obası Tencirli ve Gafarlı köylerine yerleşirken, Alamaslı aşireti Göynücek ilçesine bağlı Kertme, Çorum ili Sungurlu ilçesine bağlı Orta kışla, Hacı Osman, Kara kocalı, Akdere, Murat kolu, Karakaya'ya, Çorum merkeze bağlı Narlık, Karadona'ya, Alaca ilçesine bağlı Harhar, İbrahim köy ve Keşlik köylerine yerleştiler. (Hacı Haldun Şahin, Osmanlı Döneminde Çorum’da Aşiretler, Çorum Belediyesi yayınları)

 Bu makalemizde Musa Hacılı aşiretinin yaklaşık beş yüz yıllık geçmişini özetledik. Bu beş yüz yıl içinde çok acılar, yokluklar, sıkıntılar yaşadılar. Çok uzun yollar kat ettiler. Buna rağmen yılmadılar. Anadolu’yu bize vatan yapmak için çok kan ve ter döktüler. Hepsini tekrar saygı ve hürmetle anıyoruz. Mekanları cennet, ruhları şad olsun.

 Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu.

08.01.2022.

EK: 

--Yeni İl Kazasının Haritası, Nahiyeleri, Mezraları ve Köyleri (Prof. Dr. İlhan Şahin'in doktora tezinden alınmıştır.)

--RAKKA İSKANINDAN FİRAR EDEN AŞİRETLERİN LİSTESİ.

 


 Rakka İskanından firar eden aşiretlerin listesi. (Doç. Dr. Murat Çelikdemir'in "OSMANLILAR DÖNEMİNDE AŞİRETLERİN RAKKA'YA İSKANI, 1690-1840" adlı doktora tezinden alınmıştır.)

 


 

6 Kasım 2021 Cumartesi

Hz. MUHAMMED, HACI BEKTAŞ VELİ VE ŞEYH BEDRETTİN


Hz. MUHAMMED, HACI BEKTAŞ VELİ VE ŞEYH BEDRETTİN

Kendilerini 'sol' da gören bazı çevreler İslam dinine ve onun peygamberi Hz. Muhammed’e  ilgisiz dururlar. Hatta bunlar İslam dini ile ilgili tartışmaları da gereksiz ve “gericilik” olarak değerlendirirler. Bu tür tartışmalara ben de şahit olmuşumdur. Bugünkü makalemizde konu ile ilgili görüşümüzü açıklayacağız.

Öncelikle şunu hemen belirtmeliyim; kendisini “sol” da görüp, İslam dinine toptan “gericilik”  gözüyle bakan bu çevrelerin İslam dini konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları gibi, olaylara çok savundukları “tarihsel materyalizm” ilkesiyle bakmaktan da uzaktırlar. Bu değerlendirmemizi biraz daha açacak olursak; İslam dini konusunda yüzeysel görüşlere sahiptirler. Araştırma gereği bile duymadan genellikle batılı oryantalistlerin (doğu bilimci) İslam dini konusundaki yanlış değerlendirmelerini tekrar etmekten kendilerini alamamışlardır. Halbuki batılılar İslam dini konusunda yeterli araştırmalara 19. Yüzyıldan sonra başlamışlardır. Bu tarihe kadarki bilgileri ön yargılı ve taraflıdır. İşte bu bizim sözde “sol” çevrelerin İslam dini konusunda savundukları görüşler de batılıların bu ön yargılı ve taraflı görüşlerin tekrarından başka bir şey değildir. Oysa, İslam dinini çok savundukları “tarihsel materyalizm” yöntemi ile kaynaklarından araştırsalardı bu değerlendirmeleri yapmayacaklardı. Hz. Muhammed’in yedinci yüzyılda yaptıklarını daha önceki toplumsal düzene göre ilerici olduğunu görebileceklerdi. Bunu örnekler ile açıklarsak konumuz daha iyi anlaşılacaktır. İslam şeriatının (Hukukunun) getirdiği yeniliklerin en önemlileri şunlardı:

1-Köleliğe karşı çıkılmıştır. (Beled suresi 12. Ayet) Bu tarihte insanlar köle ve hür olarak ikiye ayrılmışlardı. Köleler birer mal gibi alınıp, satılıyordu.

2-Kadına mirastan pay verilmesi sağlanmıştır. (Nisa suresi 7. Ayet) Daha önce kadına mirasta pay verilmezdi. İslam şeriatı (Hukuku) ile kadına erkeğin yarı hissesi kadar mal verilmesi kabul edilmiştir.

3-Kadının şahitliği kabul edilmiştir. (Bakara Suresi 282. Ayet.) Daha önce kadınların şahitliği kabul edilmezdi. Bu ayetle bir erkeğin yanında iki kadının şahitliği geçerli kabul ediliyordu.

4-Çok kadınla evliliği, dört kadınla sınırlandırmıştır.

5-Küçük esnaf ve köylüyü ezen  aşırı faiz (tefecilik) yasaklanmıştır. (Bakara Suresi 275, 276, 278, Ali İmran Suresi 130. Ayet, Rum Suresi 39. Ayet) Köylüyü üretimden koparan ve esnafı mülksüzleştiren faiz haram kılınmıştır.

6-Yetim ve yoksullara haklar getirilmiştir. (İnsan Suresi 8. Ayet, Fecr Suresi 17. Ayet, Beled Suresi 15. Ayet. Mearic Suresi 25. Ayet)

7-Gelir dağılımını sağlamak için servetin kırkta biri oranında zekat şartı getirilmiştir. (Meryem Suresi 31,55, Enbiya 73, Hac 78, Mümin 4 ve Nur suresinin 37. Ayetleri)

Toplumu yeniden düzenleyen bu ayetler yakından incelendiğinde, bir önceki düzene göre, daha eşitlikçi bir düzeni amaçladığı anlaşılmaktadır. İşte dünyaya “sol” pencereden baktıklarını söyleyen bu çevreler bunu görememektedirler. Yedinci yüzyılda yapılan bu değişiklikleri bugün ile kıyaslamaktadırlar.  Bin dört yüzyıl önceki hukuku (Şeriatı) bugün aynen  uygulamak isteyenler gibi, onlar da o tarihte donup kalmışlardır. İşte esas gericilik budur. Dinlerin getirdiği şeriat değişmez olsaydı, o zaman tek peygamber, tek şeriat olurdu. Oysa, dinlerin özü olan iman ve inançlar aynı kalırken, dinlerin getirdiği şeriatlar sürekli değişmiştir. Çünkü toplumlar değişmiştir, üretim ilişkileri değişmiştir. Hukuk da bu değişimlere uygun olarak yeni kurallar getirmiştir. Büyük İslam bilgini İmam Ebu Hanife de eserlerinde aynı düşünceleri savunmuştur. 

Hz. Muhammed ile peygamberler dönemi son bulurken, değişen şartlara göre bugün kanun yapma görevini, halkın seçtiği vekiller üstlenmiştir. Bu yönetim şekli de bir öncekine göre daha ileri bir modeldir. Ancak zamanla bugünkü yönetim şekli de yerini daha modern bir yönetime devredecektir. İnsanlık tarihinin ilerlemesi hep böyle olmuştur. İnsanlık köleci toplumdan feodal topluma, oradan kapitalist topluma devrimlerle geçmiştir. Yine kapitalist toplumdan, sosyalist topluma devrimle geçen ülkeler olmuştur. Olaya bu şekilde bakacak olursak burjuva devrimlerini gericilikle suçlayabilir miyiz? Bu sözde "solcu" arkadaşların gözüyle bakacak olursak, cevap "evet" olacaktır. Bu arkadaşlara konuyu daha iyi anlatabilmek için devrimci ve ilerici olarak gördükleri Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Şeyh Bedrettin, Pir Sultan Abdal’ı örnek vermek istiyorum. Bu şahsiyetlerin savundukları görüşlerin esas kaynağı İslam’ın kutsal kitabı olan Kur’an’ı Kerim’dir. Ancak onlar Kur’an’da yer alan İslam hukukunu günün şartlarına uyarlayarak yeni yorumlar ve görüşler sunmuşlardır. İlerici olarak görülmelerinin nedeni de budur. O yüzden onlar İslam dini ile barışık yaşamışlardır. Aklı  ve hümanizmi  ilkelerinin başına koymalarını da yine buradan almışlardır. Bu arkadaşlara İslam dinine bu açıdan bakmalarını öneriyorum. Aksi taktirde, daha ileride kurulacak sistemde ve düzende kendileri "gerici" durumuna düşeceklerdir. 

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

06.11. 2021.






 



13 Ekim 2021 Çarşamba

ÇULPARA KÖYÜNÜN İSMİ NEREDEN GELİYOR?

Aşağı Çulpara Köyü, 2017

Aşağı Çulpara Köyü 2023


 ÇULPARA KÖYÜNÜN İSMİ NEREDEN GELİYOŔ?

Köyümüzün isminin nereden geldiğini merak etmiştik. Bu sorunun cevabına akademisyen Oktay Özel'in "AMASYA SANCAĞI 1520-1643" adlı yüksek lisans tezinde ulaştık. 2015 yılında yayınlanan tezde yer alan bilgilere göre, Geldiklanabad (Doğantepe) nahiyesine bağlı "ÇALAN" isminde bir mezra bulunmaktadır. Mezrayı 1520 yılında 6 kişi, 1576 da ise, 8 kişi ekip, biçmektedir. Makalede ÇALAN ismini okuyunca,  bize çocukluğumuzdaki "Çolon" tepelerini hatirlattı. 1960'lı ve 70'li yıllarda Aşağı Çulpara'nın siğır çobanı hayvanlararin gideceği yeri belirtmek için her sabah yüksek sesle bağırirdı. Bunlardan bir tanesi de kurmanc diliyle "HO HO, Barve ÇOLON"du. Bu çağri hayvanlarin GENCE PINAR'ın bitişiğindeki Çalan mezrasına ya da  tepelerine gideceğini belirtiyordu.  Buradaki "ÇOLON" kelimesi ÇALAN kelimesinin değişime uğramış ve Kurmanç dilindeki soylenişidir. " ÇALAN" Osmanlica ve Farsça da "KIRKLAR" anlamina gelmektedir. ÇAL hem Osmanlica"da hem de Farsça da kırk sayısını belirtir. An eki ise, Farsça da çoğul eki olup, Türkçedeki "Ler-Lar" gibidir. Birleştirildiğinde "KIRKLAR" anlamına gelmektedir. Osmanlı kayıtlarında bu dağ-tepe silsilesi "KIRKLAR" bölgesi olarak geçmektedir. Köyümüz de Kırklar mezrası ya da Kırklar tepesine yakın bir mevkide bulunmasından dolayı ÇULPARA ismini almıştır. Ancak, ismin doğrusu kırk parça anlamına gelen ÇAL PARE'dir. Söyleniş ve yazılıştan gelen farktan dolayı 1570 yılına ait kayıtlarda ÇUL PARE, 1830 tarihli Osmanlı kayıtlarinda ise, ÇULPARA ismini almıştır. Köyümüzun ismi kısaca böyle oluştu.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

13.10.2021.



30 Ağustos 2021 Pazartesi

AMASYA SANCAĞINDA VERGİLERİ MEKKE VE MEDİNE’YE GÖNDERİLEN KÖY VE KASABALAR


AMASYA SANCAĞINDA VERGİLERİ MEKKE VE MEDİNE’YE GÖNDERİLEN KÖY VE KASABALAR

 Osmanlı devletinde Mekke ve Medine’ye her yıl para ve hediyeler gönderiliyordu. Bu uygulamanın Yıldırım Bayezıt döneminde başladığı belirtilmektedir. Muhafızlar eşliğinde gönderilen bu para ve hediyelere “Sürre” deniliyordu. “Kese” ya da “çıkın” anlamına gelen bu Sürreler her yıl hac mevsiminden önce, başında bir yöneticinin olduğu kervanla gönderiliyordu. Gönderilen bu para ve hediyeler şehrin yöneticilerine, Seyitlere, Şeriflere, cami imamlarına ve yoksullara dağıtılıyordu. Paranın miktarı yirmi bin ile seksen bin altın arasında değişiyordu. Akçe olarak ise, yedi-sekiz milyonu buluyordu. Mekke ve Medine’ye gönderilen bu paralar, Anadolu’nun köylerinden toplanan vergilerden karşılanıyordu. Vergileri Mekke ve Medine’ye gönderilenler arasında Amasya sancağına bağlı köy ve kasabalar da bulunuyordu. 1576 yılındaki Evkaf defterine göre, Amasya sancağında vergileri Mekke ve Medine’ye (Haremeyn-i Şerifiyen) gönderilen köy ve kasabalar şunlar:

 1-Arguma (Merzifon bölgesi) nahiyesine bağlı Aleviler (Suluca) köyü, vergi nüfusu 167, ödeyeceği vergi 9.000. Akçe.

2-Arguma’ya bağlı Bozbey köyü, vergi nüfusu 220, ödeyeceği vergi 30.648. Akçe.

3-Arguma’ya bağlı Firuz (Ortayazı) köyü, vergi nüfusu 91, ödeyeceği vergi 9.305. Akçe.

4-Arguma’ya bağlı Ban köyü, vergi nüfusu 156, ödeyeceği vergi 5.250. Akçe.

5-Arguma’ya bağlı Karatekin köyü, vergi nüfusu belirtilmemiş, ödeyeceği vergi 2.000 Akçe.

6- Arguma’ya bağlı Bulak köyü, vergi nüfusu 106, ödeyeceği vergi, 22.000. Akçe.

7-Gelingiras (Merzifon bölgesi) nahiyesine bağlı Kıran (Kıran Başalan) köyü, vergi nüfusu 58, ödeyeceği vergi 5.587. Akçe.

8-Gelingiras’a bağlı Alişar köyü, vergi nüfusu 229, ödeyeceği vergi 15.450. Akçe.

9- Türnük divanına bağlı Yenice köyü, vergi nüfusu 38, ödeyeceği vergi 6.458. Akçe.

10-Türnük divanına bağlı Yakup Hacı köyü, vergi nüfusu 77, ödeyeceği vergi 8.819. Akçe.

11-Türnük divanına bağlı Emirli köyü, vergi nüfusu 52, ödeyeceği vergi 7.615. Akçe.

12-Türnük divanına bağlı Akpınar köyü, vergi nüfusu 37, ödeyeceği vergi 8.188. Akçe.

13-Türnük divanına bağlı Geçit köyü, vergi nüfusu 58, ödeyeceği vergi 5.974. Akçe.

14-Semail (Kargı-Hacı Hamza bölgesi) divanına bağlı Elmalı köyü, vergi nüfusu 93, ödeyeceği vergi 9.713. Akçe.

15-Semail divanına bağlı Eski eken köyü, vergi nüfusu 120, ödeyeceği vergi 12.221. Akçe.

16-Semail divanına bağlı Karatekin köyü, vergi nüfusu 67, ödeyeceği vergi 7.298. Akçe.

17-Semail divanına bağlı Hamzalı (Hacı Hamza) köyü, vergi nüfusu 27, ödeyeceği vergi 4.398. Akçe.

18-Semail divanına bağlı Güney köyü, vergi nüfusu 204, ödeyeceği vergi 13.113. Akçe.

19-Semail divanına bağlı şehri köyü, vergi nüfusu 54, ödeyeceği vergi 5.578. Akçe.

20-Semail divanına bağlı Kuzsaray köyü, vergi nüfusu 99, ödeyeceği vergi 7.165. Akçe.

21-Semail divanına bağlı Boğacık köyü, vergi nüfusu 50, ödeyeceği vergi 3.606. Akçe.

22-Semail divanına bağlı Kultak köyü, vergi nüfusu 35, ödeyeceği vergi 1.920. Akçe.

23-Semail divanına bağlı Yenice köyü, vergi nüfusu 22, ödeyeceği vergi 2.126. Akçe.

24-Savcı Sungur divanına bağlı Korkut köyü, vergi nüfusu 93, ödeyeceği vergi 8.686. Akçe.

25-Gümüş (Gümüşhacıköy) kazasına bağlı Yemişen köyü, vergi nüfusu 30, ödeyeceği vergi 6.771. Akçe.

26-Gümüş kazasına bağlı Ömerce köyü, vergi nüfusu 24, ödeyeceği vergi 2.864. Akçe.

27-Gümüş kazasına bağlı Obruk köyü, vergi nüfusu 50, ödeyeceği vergi 1.756. Akçe.

28-Geldiklan (Doğantepe) nahiyesine bağlı Ağcaviran köyü, vergi nüfudu 75, ödeyeceği vergi 5.900. Akçe.

29-Aştakul (Aştağul) nahiyesine bağlı Hacı Halil mezrası, vergi nüfusu 5, ödeyeceği vergi 1.326 Akçe.

30-Aştakul nahiyesine bağlı Turgut mezrası, vergi nüfusu belirtilmemiş, ödeyeceği vergi 5.000. Akçe.

 Kaynak:

Adnan Gürbüz, Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Tarih İncelemeleri Dergisi, 1990.

Derleyen: Hamdullah Dedeoğlu

Saygılarımla.

30.08.2021.

 

 

 

 

2 Ağustos 2021 Pazartesi

İRAN'IN ŞİİLEŞMESİ VE ANADOLU'NUN SÜNNİLEŞMESİ NASIL OLDU?

İRAN'IN ŞİİLEŞMESİ VE ANADOLU'NUN SÜNNİLEŞMESİ NASIL OLDU?

Arap-İslam ordularının Miladi 651 yılında İran'da hüküm süren SASANİLER devletini yıkmasından sonra, karşılarında Çin sınırına kadar  durabilecek merkezi bir devlet bulunmuyordu. Bölgedeki beylikler ve Hanlıklar ise, dağınık halde ve birbirleriyle çatışma içindeydiler. Bu yüzden Arap orduları kısa bir sürede Horasan ve Maverünnehir bölgesine hakim olmuşlardı.

Arap ordularının yağma, talan ve istila hareketleri çok şiddetliydi. Boyun eğmeyen şehir ve kasabaları yakıp, yıkıyorlardı. Esir aldıkları genç kadın ve erkekleri köle pazarlarında satıyorlardı. 7. Yüzyılın ortasında başlayan istila hareketleri üç yüzyıl devam etti. Gerek Türkler gerek bölgedeki diğer halklar Arap ordularına karşı şiddetli bir mukavemet göstermişlerdi. Onuncu yüzyılın ortasına gelindiğinde, Mevereünnehir ve Orta Asya'daki Türklerin bir kısmı İslam dinini kabul etmeye başladı. Bu toplulukların İslamiyeti kabul etmelerinde bölgeye sığınmış olan Ehlibeyt mensuplarının payı büyüktü. Yine aynı şekilde Arap ordularına karşı büyük bir direniş gösteren Deylem-Gilan bölgesi halkı da Ehlibeyt mensupları aracıliğı ile İslamı benimsemişti. Ehlibeyt mensupları, baskı ve katliamlar karşısında sığındıkları bu topluluklara Emevi ve Abbasi saltanat rejimlerinin İSLAM'I  yozlaştırdıklarıni, dini talan ve yağma aracı olarak kullandıklarını, dinde zorlama olmadığını, İslamın özünün adalet ve hoş görüye dayandığını anlatıyorlardı. Bu tebliğde Emeviler dönemindeki Kerbela katliamı ile Abbasiler dönemindeki Fah katliamını örnek göstermeleri etkili olmuştu. 

11. Yüzyıldan sonra, HORASAN bölgesini ele geçiren Türkmen boyları burada GAZNELİLER, arkasından da BÜYÜK SELÇUKLU devletini kurdular. Yerli halk olan Fars ve Taciklilerle kaynaştılar. Bu devletlarin resmi ve yazışma dili ise, Farsça idi. 11. Yüzyıldaki Farsça klasik Farsça olarak bilinen PEHLEVİCE diliydi. Pehlevice dili, hem yıkılan SASANİLER'İN hem de İranlıların İslamiyetten önceki inançları olan ZERDÜŞTLUK dininin kutsal kitabı AVESTA'NIN yazı diliydi. Bugün Anadolu'nun bazı bölgelerinde konuşulmakta olan Zazaca ile Kurmanç dillerinin kökeni de Pehleviceydi.

Türkler Horasan ve İran'ı feth ettiğinde, nüfusun büyük çoğunluğu Ehli Sünnet mezheplerinden Henefiliği benimsemişti. Şiilik ise, daha çok Hazar denizinin güneyinde bulunan DEYLEM-GİLAN bölgesinde çoğunluktaydı. Bunun nedeni Emevi ve Abbasi halifelerinin baskı ve katliamlarından kaçan ve bölgeye sığınan EHLİBEYT mensuplarıydı. 9. Yüzyılın başlarında Ehlibeyt mensupları aynı bölgede ilk Alevi devleti olan Deylem Zeydi Devletini kurmuşlardı.

Oğuz Türkmenlerinin İran' feth ettikleri 11. Yüzyılda. ABBASİ halifesi Kaim Biemrillah , islam mezheplerini Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik olmak üzere dörtle sınırlandırmış, Şiilik dahil, tüm mezhepleri yasaklamış ve din dışı sayan kararlar almıştı. Bu kararın alındığı tarihte (Miladi 1029) başkenti KAHİRE'de olan Şİİ-İSMAİLİ FATİMİLER devleti bulunuyordu. Abbasi halifeliğine rakip olan bu devletin kurucuları İmam Cafer'in  Musa Kazım yerine diğer oğlu İSMAİL'İ  yasal imam olarak kabul etmişlerdi. Fatimi halifeliği, inançlarini yaymak amacıyla, İran, Irak, Horasan bölgelerine çok sayıda Dai'yi ( çağrıcı-davetçi)  göndermişti. Bu propagandacıların sayesinde hatırı sayılır oranda taraftar kazanmışlardı. Abbasi halifesinin dört mezhep dışındakileri yasaklamasınin ve din dışı kabul etmesinin altında da bu yatıyordu. 1055 yılına gelindiğinde Abbasi halifeliğinin başkenti olan BAĞDAT'da hutbeler Fatimi halifesi adına okunmaya başlandı. Bunun üzerine, Abbasi halifesi İran Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyden yardım istedi. Yardim teklifini kabul eden Tugrul Bey büyük bir orduyla Bagdat'a geldi. Fatimi devleti halifesi adina hutbeleri okutan Kardeşi Ibrahim Yinal ve Bağdat garnizon komutanı Türk asıllı Arslan Besasiri'ye bağlı birlikleri Bağdat'tan uzaklaştırdı. Hutbeler tekrar Abbasi halifesi adına okunmaya başlandı. İbrahim Yinal' ve Arslan Besasiri'yi destekleyen aşiretler ise, Musul, Kerkük ve Halep bölgesine çekildiler. Bu olaydan sonra, SÜNNI ABBASİ halifeliğinin koruyuculuğunu Selçuklu Sultanları üstlendi.

13. Yüzyılda Moğolların Horasan ve İran'ı istilasından kaçan Türkmen, Fars, Tacik ve Kürt aşiretleri Anadolu'ya göç etmek zorunda kaldılar. Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat bu yeni gelen göçerleri doğu ve güney doğu Anadolu'ya yerleştirdi. Sultan Alaaddin bu göçerlerin askeri gücünden yararlanmak istiyordu. Ancak onun bu politikası ölümünden sonra terk edildi. Yerine geçen oğlu Moğollara karşı dirayetli bir politika izleyemedi. 1243 yılında Kösedağı savaşında Moğollara yenilmesi, Selçuklu devletinin dağılmasına neden oldu. 

Moğolların Horasan ve İran'ı işgalinden kaçan halkla birlikte Anadolu'ya çok sayıda Ehlibeyt mensubu ile derviş ve şeyhler de gelmişti. Bunlar arasında Alamut kalesinde İsmaili bir devlet kuran Hasan Sabbah'a bağlı dailer de bulunuyordu. Bu dailer tarikat ve cemaatler içine girerek tekke ve zaviyelerde görevler aldılar. Bu dai, dervış ve şeyhler Ehlibeyt mensupları önderliğinde yüzlerce tekke ve zaviye kurdular. Konar-göçerlerlere Ehlibeyt'in temsil ettiği İslam'ı, yani Alevi-Bektaşiliği ögrettiler. Genellikle sözlü anlatıma dayanan bu öğreti konar-göçer kitleler tarafından daha kolay ve daha çabuk kabul görüyordu.

 Bu İslam yorumu o kadar etkiliydi ki, Osmanlı padişahı Orhan Bey, Yeniçeri ordusunu inanç yönünden Hacı Bektaş'taki dergaha bağlamıştı.Dergahın, Yeniçeri ordusunda  sürekli bir temsilcisi bulunuyordu. Anadolu'da hakim olan bu islam yorumu, Osmanlı'nın kuruluşundan 16. Yuzyıla kadar devam etti. Bu tarihten sonra,  dedeleri ERDEBİL Tekkesi Şeyhlerinden olan ŞAH İSMAİL doğu ve güneydoğu Anadolu'da hüküm süren Akkoyunlu devletini yıkıp, yerine başkenti TEBRİZ olan KIZILBAŞ-ALEVİ devletini kurdu. Şah İsmail'in kurduğu bu devlete Anadolu'daki kızılbaş-Alevi Türkmenler ve İran kökenli aşiretler de yoğun destek verdi. 

Osmanlı yönetimi gelişmeleri dikkatle izliyordu. Karşısına doğuda çok güçlü bir rakip devlet geliyordu. Üstelik kendi topraklarında yaşayan kitlelerden de yeni kurulan KIZILBAŞ devletine katılımlar oluyordu. Buna bir çözüm bulması gerekiyordu. Ancak, aynı kökten ve aynı inançtan gelenlere savaş açması da kolay değildi. Bunun için Seyhülislam'dan onay alması gerekiyordu. Bu sırada Osmanlı tahtına babası ikinci Bayazıd'ı devirip, padişah olan Yavuz Sultan Selim gelmişti. Yavuz Sultan Selim ilk iş olarak, Şeyhülislam'dan Sah İsmail'in Kızılbaş inancını din dışı sayan fetvalar aldı. Bundan sonra savaş hazırlıklarını başlattı. Cephe gerisini sağlama almak için Kızılbaş Safevi devletini destekleyebilecek kişi ve aşiretlere karşı ölüm listeleri hazırlattı. Tarihi kaynaklar katledilen KIZIBAŞ-ALEVİ  sayısının kırk bin civarında olduğunu yazmaktadır. 

Hazırlıklarını tamamlayan Osmanlı ordusu 1514 yılının Mayıs ayında Safevilere karşı harekete geçti. Osmanli topraklarını geçen ordu, Safevi topraklarında ilerlemeye başladı. Şah Ismail savaş taraftarı değildi. Ancak, o da savaşın kaçınılmaz olduğunu görünce hazırlıklara başladı. İki ordu Van yakınlarındaki ÇALDIRAN ovasında karşı karşıya geldi. Osmanlı ordusu top, tüfek ve ateşli silahlarla desteklenmişti. Safevi ordusu ise, klasik atlı süvarilerden, ok, mızrak ve kılıç kullanan piyadelerden oluşuyordu. Safevilerin süvarilerle başlattığı saldırı Osmanlı'nın topçu ve tüfekçileri tarafından püskürtüldü. Dört-beş saat süren çatışmalardan sonra SAFEVİ ordusu çok kayıp vermeye başlayınca geri çekilmek zorunda kaldı. Osmanlı ordusu başkent Tebriz'e kadar ilerlemeye devam etti. Başkent Tebriz'de bir süre kalan Osmanlı ordusu daha sonra geri döndü. 

Bu savaştan sonra, doğu ve güneydoğu Anadolu Osmanlı topraklarına dahil oldu. Bölgeyi boşaltan Kizilbaş Türkmen ve Kürtlerin yerine, SÜNNI inançtan KÜRT aşiretleri yerleştirildi. Osmanlı ile Safeviler arasındaki savaş ve çatışmalar 1639 yılındaki KASRİ-ŞİRİN  anlaşmasına kadar devam etti.

ÇALDIRAN savaşından sonra, her iki devlet arasındaki mezhep ayrılıkları da derinleşti. Osmanlı yönetimi SÜNNİ mezheplerinden HANEFİLİĞİ devletin resmi dini olarak görürken, Safeviler de KIZILBAŞLIĞI resmi mezhepleri olarak kabul ettiler. Ancak, zaman içinde Safevilerin Kızılbaşlığı tutucu bir Şiiliğe dönüşürken, Osmanlı'nın Hanefiliği de uygulamada şekilci ve katı bir dogmacılığı  savunan Hanbeliliğe evrildi. Böylece, Merkezi devlet idarelerin yönlendirmeleri ile İrandaki nüfusun çoğunluğu, Hanefilik'ten Şiiliğe, Anadolu'daki Alevi-Bektaşi nüfusun çoğunluğu da sünniliğe geçiş yaptı. İran'ın Şiileşmesi ve Anadolu'nun sünnileşmesi kısaca böyle oldu.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu.

03.08.2021.

KAYNAKLAR:

--Prof. Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar-Türkmenler.

--Prof. Dr. Bernard Levis, Alamut Kalesi ve Hasan Sabbah.

--Yrd. Doç. Dr. Ömer Tokuş, Arslan Besasiri ve İbrahim Yinal isyanları.

--Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, Babailer isyanı.

--Hüseyin Yalçın, Alevilik Tarihi.

--Prof. Dr. Erdoğan Merçil-Prof. Dr. Ali Sevim, Selçuklu Devletleri Tarihi.

--Doç. Dr. Hasan Yaşaroğlu, Taberistan Zeydileri.

--111 nolu Kerkük Sancağı Tahrir Defteri.

--Erdoğan Aydın, Nasıl Müslüman olduk.

--Zeynel Coşar, Kırk bin Alevi öldürüldü mü?

-'Ayşe Atıcı, Büyük Selçuklu Devletinde Batini Hareketler.

--Dr. Maşide Kamit, Halife Kaim Biemrillah Döneminde Şii-Sünni İktidar Mucadelesi.

--Hicabi Kırlangıç, Çaldıran Savaşı.

--İdrisi Bitlisi, Selimnane.


Popular