28 Eylül 2022 Çarşamba

16. YÜZYILDA ALEVİ KÖYLERİNDEKİ CAMİLER BİZE NEYİ ANLATIYOR?










1530 İLE 1576 YILLARINA AİT AMASYA TAHRİR DEFTERİNDE TERZİ KÖY VE SAZDOĞMUŞ KÖYLERİNİN KAYITLARI, NÜFUS DURUMU VE ÖDEYECEKLERİ VERGİ MİKTARI


ANADOLU RUM EYALETİ DEFTERİ-1530-

16. YÜZYILDA ALEVİ KÖYLERİNDEKİ CAMİLER BİZE NEYİ ANLATIYOR?

Osmanlı döneminde Amasya sancağının bağlı olduğu Anadolu Rum Eyaletinin 1530 tarihli 387 nolu defterlerini incelerken, alevi olarak bilinen iki köyde cami bulunması dikkatimizi çekti. Kayıtlarda bu iki köyün dışında, Amasya sancağının kaza ve nahiyelerine bağlı hiçbir köyde cami yer almıyordu. Camilerin bulunduğu iki köy ise, Geldiklanabad (Doğantepe-Zara) nahiyesine bağlı Sazdoğmuş ile Terziköy  köyleriydi. Terziköy aynı isimini korurken, Sazdoğmuş köyün bugünkü ismi Devletoğlanı’dır.  Devletoğlanı Çorum ilinin Mecitözü ilçesine, Terziköy ise, Amasya’nın Göynücek ilçesine bağlıdır.

1530 yılındaki bu iki köye ait kayıtları daha iyi anlayabilmemiz için o yıllardaki cami, mescit, zaviye-tekke sayılarını incelememizin yararlı olacağı kanaatindeyim. Bu bilgileri verdiğimizde bu iki  köyün önemi ortaya çıkacaktır. Zira iki köydeki hane ve nüfus sayısının 16. yüzyıldaki köylere oranla çok büyük köyler olduğu anlaşılmaktadır. Terzi köy 123 hane, Doğmuş-Sazdoğmuş (Devletoğlanı) 67 hane olduğu görülmektedir. Bir haneyi ortalama altı nüfus olarak kabul edersek, Terzi Köy'de 738, Sazdoğmuş köyünde 402 kişinin yaşadığını tespit edebiliriz. 

Anadolu Rum eyaleti, 1530 yılında Rum-i Kadim ve Rum-i Hadis olmak üzere iki ayrı bölgeden meydana geliyordu. Rum-i Kadim, Amasya, Çorumlu, Tokat, Sivas, Karahisar-ı Şarki (Şebinkarahisar) ve Canik (Samsun) sancaklarını, Rum-i Hadis ise, Trabzon, Kemah, Bayburt, Malatya, Gerger, Kahta, Divriği ve Darende’yi kapsıyordu. Rum-i Kadim eyaletinde 133. 331 hane, Rum-i hadis eyaletinde ise, 82.367 hane yaşıyordu. Bir haneyi ortalama altı kişi sayarsak, her iki bölgede toplam bir milyon iki yüz doksan dört bin yüz seksen sekiz kişinin yaşadığı ortaya çıkmaktadır. Her iki eyaletteki cami, mescit, zaviye-tekke dağılımı da şöyledir:

Vilayeti Rum-i Kadim:

--Cami: 49

--Mescit: 155

--Zaviye-tekke: 134

 Vilayeti Rum-i hadis:

--Cami: 44

--Mescit: 61

--Zaviye-Tekke: 141

 Amasya merkez:

--Cami: 9

--Mescit: 36

--Zaviye-Tekke: 17

Yukarıdaki tablo incelendiğinde; Mescit, Zaviye-Tekke sayısının cami sayısından oldukça fazla olduğu görülmektedir. Bu da dini ibadetlerin daha çok mescit ve zaviyelerde yapıldığını göstermektedir. Camilerin ise, bugünkü kadar yoğun olmadığı anlaşılmaktadır. O halde, alevi olarak bilinen  Terziköy ve Sazdoğmuş köylerindeki camilerin kayıtlarda yer almasını nasıl yorumlamalıyız? Bizim tahmin ve yorumumuza göre, Alevi-Bektaşiler 1514 yılında başlayan Osmanlı-Safevi çatışmasına kadar Cami, mescit, tekke ve zaviyelerde namaz kılıyorlardı. Ancak kıldıkları namaz bugün kılınan namazdan farklıydı. Günde üç vakit ve iki rekat olarak kılınıyordu. Bunu doğrulayan iki örnek verebiliriz: Birincisi Hacı Bektaş Veli’nın velayetname adlı eserinde iki rekat namaz kılmasıdır. İkincisi, Cem törenlerinde iki rekat namaza devam edilmesidir. Buradaki namazı biraz açmak lazım. Namazda Kıyam (ayakta durma), Rüku (öne doğru eğilme), Ka’de (oturma) ve secde (yere kapanma) ritüelleri bulunur. Bu ritüellerin hepsi Cem ibadetindeki namazda da yer alır. Alevilerin Cem ibadetlerini gizlilik içinde yerine getirmesinin nedeni ise, haklarında verilen fetvalardı. Zira bu fetvalarda “Kızılbaşların katli vacip, kanı ve malı helal” deniliyordu. Can telaşına düşen Kızılbaşlar (Aleviler) Cami ve mescitleri terk ederek, korunması kolay yüksek dağ ve tepelere yerleştiler. Bu şartlar altında günlük ibadetlerini yerine getiremeyen Aleviler, haftada bir gün yapılan (perşembeyi Cuma’ya bağlayan gece) Cem ibadetini esas aldılar. Cem ibadetinin dayanağı ise, Hz. Muhammed’in Mekke döneminde müşriklerin baskısı nedeniyle, ibadetlerini gece yerine getirmesinden geliyordu. Ebul Erkam’ın evinde yapılan bu ibadet, Cem ibadetine benziyordu. Kur’an’ı Kerim’deki Müzemmil Suresinin 20. ayeti ile Nur suresinin 35. ve 36. ayetlerinde anlatılanlar da bu görüşümüzü doğrulamaktadır.

Tarihe not düşülmesi amacıyla böyle bir makalenin yazılması gerektiğini düşündüm. Aynı zamanda bizden sonraki nesillere yazılı bir belgenin bırakılmasında da yarar gördüm. Yararlı olması dileği ile…

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

28.09.2022.

 

 

 

1 Ağustos 2022 Pazartesi

YEZİDİLER KİM? KURMANÇLARLA BAĞLANTILARI NEREDEN GELİYOR?

YEZİDİLER KİM?  KURMANÇLARLA BAĞLANTILARI NEREDEN GELİYOR?

Yukarıdaki başlığı okuyan arkadaşların büyük çoğunluğunun şaşırdığını şimdiden hissedebiliyorum. Zira aynı şaşkınlığı ben de yaşadım. Beni Yezidiler hakkında araştırmaya götüren YOU TUBE’da  izlediğim bir video oldu. O videoda Ezdi-Yezidi konuşmacıların bizim gibi Kurmanç dili ile konuştuklarını izleyince şaşırdım. Bu merakım üzerine konuyu araştırmaya karar verdim. Elde ettiğim bilgileri sizinle paylaşmak istedim. Bu bilgilerin bakış açınızı ve ufkunuzu açacağını tahmin ediyorum. Makaleyi okuduktan sonra kararı size bırakıyorum.

EZİDİ-YEZİDİLER KİM?

Dini bir cemaat olan Yezidiler; Türkiye’nin güneydoğusunda, Suriye’de, Irak’ta, İran’da, Ermenistan’da, Gürcistan’da yaşamaktadırlar. Ancak, son kırk yılda Türkiye ve Irak’taki Yezidilerin büyük çoğunluğu saldırı ve baskılar nedeniyle Avrupa ve Amerika’ya göç etmişlerdir. İnanç merkezleri Irak’ın Musul kentinde bulunan Laleş vadisindeki Şeyh Adi türbesidir. Burayı Hac merkezi olarak görürler. En büyük dini liderlerine Şeyh denir. Şeyhin yardımcısına Pir, dua ve ilahi okuyanlara da Kav denilir.

Yezdilerin isimleri bazı tarihçilerin yazdıkları gibi, Emevi halifesi Muaviye’nin oğlu Yezid’den değil, Farsça bir kelime olan Yezd’den gelmektedir. Kelimenin  anlamı ise, “Tanrı-Allah” demektir. Bu kelime bugün bile İran’da Kullanılan bir terimdir. Örneğin; Şii İranlılar Hz. Ali için “ŞİR-İ YEZDAN”  (ALLAH’IN ASLANI) sıfatını kullanırlar.  Yezd’den sonraki İ harfi bir aidiyeti belirtir. Yezd-i tanrıya ait olanlar-Tanrıdan gelenler anlamlarını içerir. Ancak yörede halk tarafından "Yezidi" olarak tanımlanmaktadırlar. Dolayısıyla, bizde makalemizde bu terimi kullanmak durumunda kaldık.

Yezidilerin Kurmanç dilini kullandıklarını yukarıda belirtmiştim.  Bazı tarihçiler Yezidilerin yaşadıkları bölgenin Sümer, Asur, Akad ve Babil devletlerinin denetiminde olması nedeniyle, Kurmanç dilinin 13. yüzyılda bölgeyi işgal eden Moğollar’dan sonra benimsendiğini ileri sürmektedir. Bizim tahminimize göre ise, bölgenin bin yıl Pers ve Sasanilerin egemenliğinde kalması sonucu bu dili öğrendikleri şeklindedir.  Dolayısıyla, Yezdilerin Kurmanç dilini en az iki bin yıldır konuştukları kanaatindeyiz. Zira bizim tespitlerimize göre Kurmanç dili Pers ve Sasanilerin konuştukları Pehlevi lehçesine çok benzemektedir. Kurmanç dili ile Pehlevice arasındaki benzerlikleri daha önceki makalelerimizde yazmıştık.

ŞEYH ADİ BİN MÜSAFİR KİMDİR?

Yezdilerin inanç önderi olarak kabul ettikleri Şeyh Adi Bin Müsafir kimdir?  Konu ile ilgili en güzel anlatımı Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinden  sayın Emine Erden Kaya yapmıştır. Emine hanımın “Yezidiler” adlı makalesindeki bölüm aynen şöyle:


Yukarıdaki bilgilerden Şey Adi Bin Müsafir’in Ehli-Sünnet inancında olduğu anlaşılmaktadır. Ancak kendisinden sonra gelen şeyhler bu inançta değişiklik yaparak Ehli-Sünnet inancından uzaklaşmışlardır.  Yeni inançların benimsenmesinde, 1259 -1260 yıllarındaki Moğol saldırısından sonra kendilerine sığınan Harran’lı Sabiilerin etkisinin büyük olduğu araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir. Yezdilerin Sabiilerden aldıkları ibadet ve inançlar şunlardı:

1-Güneş doğmadan önce, öğle ve güneş battıktan sonra, üç vakit dua etmek.

2-Güneş doğarken ve batarken namaz kılmak. Bu ibadetten önce el ve yüzü suyla yıkamak. Secdeden sonra toprağı üç kez öpmek.

3-Yedi gezegen yüce varlık tarafından yaratılmıştır. Yüce varlık adına dünya ve evreni Melek Tavus yönetmektedir.

4-Bütün insanların, nesnelerin, maddelerin ruhları vardır.

5-Beden ölür, ruh ölmez. Ruh başka bedenlerde yaşamaya devam eder.

6-Erkek ve kadın eşit haklara sahiptir.

7-Birden fazla kadınla evlenmek yasaktır.

8-Fasulye, kabak, domuz, köpek, tavşan ve eşek eti yemek yasaktır.

9-Çocukları doğduktan sonra suyla vaftiz etmek.

10-Saç ve sakalları tamamen kesmemek.

11-Yeni yılı Nisan ayının ilk Çarşamba günü kutlamak.

12-18-21 Temmuz arasını bayram olarak kutlamak. (Bu bayram Sabiilik’te “Ağlayan Kadınlar”, Yezidilerde ise, “Şeyh Adi” bayramı olarak kutlanır.)

13-Güneş’e kurban olarak öküz kesmek.

YEZİDİLİKTEKİ DİĞER İBADET VE İNANÇLAR

--Her insanda Tanrısal nurun bir parçası bulunur.

--Her insanın iyi ve kötü yanları vardır.

--Her insan aklı sayesinde yaptıklarından sorumludur.

--Akıl dünyayı şekillendirmeye ve anlamaya yarar.

--İyilik akıldan, kötülük nefisten gelir.

--İnsan, hayatını önceden belirleyemez.

--İyilik ve kötülük insanın kendi elindedir.

--Cennet de cehennem de bu dünyadadır.

--İnsan şekilci olamaz. Zamana ve koşullara göre hareket edilmeli.

--Mükemmel insan ancak irade ile olur.

--Ahiret kardeşleri her zaman birbirine yardım etmeli.

--Aralık ayının ilk Salı, Çarşamba ve Perşembe günlerinde oruç tutmak.

--Mushaf-ı Reş ve Kıtab-ı Cilve adlı kutsal kitaplara bağlı olmak.

--Yezidiler dışında kız- alıp-vermemek.

--Yalan söylememek, zina ve hırsızlık yapmamak. 

Yezidilerin ibadet ve inançlarını belirttikten sonra, Kurmançlarla olan bağlantısına geçebiliriz.

Alevi olsun Sünni olsun Kurmançlara nereden geldikleri sorulduğunda “Horasan” cevabını verirler. Bizce de verilen cevaplar tarihi olaylarla ve kayıtlarla uyumludur. Şöyle ki; Bizans İmparatorluğu’nun Malazgirt savaşında Selçuklulara yenilmesiyle Horasan ve İran’dan çok sayıda aşiret, cemaat, esnaf ve zanaatkar Anadolu’ya gelmişti. Ancak Anadolu’nun nüfus çoğunluğunu hala Bizanslı topluluklar meydana getiriyordu. 

Müslümanların Anadolu’da çoğunluğu sağlamaları 13. Yüzyılda Moğol saldırılarından kaçanların  gelmesiyle ancak gerçekleşebildi. Harzemşahların Moğollara yenilmesi ile  asker ve sivil vatandaşların sığınabilecekleri tek yer Anadolu olmuştu. Bunda 1230 yılındaki Yassı Çemen’de yapılan Harzemşahlar-Selçuklu savaşının da büyük payı vardı. Zira Moğollar karşısında tampon görevi yapan Harzemşahlar devleti yıkılmış, doğuda Moğolları durdurabilecek bir güç kalmamıştı.

Gerek 11. Yüzyılda, gerek 13. Yüzyılda yukarıda kısaca anlattığımız olaylar sonucunda Anadolu’nun doğu ve güneydoğu bölgesine çok sayıda konar-göçer aşireti yerleşmişti. Bu aşiretler İran ve Horasan’dan gelmişti. Horasan bölgesi bugünkü İran’ın Tahran şehrinden başlayarak, Afganistan, Pakistan’a kadar uzanan bölgeyi kapsıyordu. 

Kurmançların " Nereden geldiniz?" sorusuna verdikleri cevaplar bu nedenle doğruydu. Burada, Kurmançca konuşan Cihanbeyli aşiretini örnek olarak verebiliriz. Cihanbeyli aşireti Anadolu’ya Harzemşah Sultanı Celaleleddin Harzemşah ile birlikte gelmişti. Harzemşah ordusunun Erzincan yakınlarındaki Yassı Çemen bölgesinde Selçuklulara yenilmesi sonucunda, asker-sivil Harzemşahlılar Selçukluların hizmetine girdiler. Bunlar arasında Cihanbeyli aşireti de vardı. Erzurum meliki Rükneddin Cihanşah, Sultan Alaadin Keykubat’ın onayı ile Harput, Diyarbakır bölgesini Harzemşahlı aşiretlere verdi. Buradaki amaç, Harzemlileri kendi tarafına çekerek, ilerde tehlike olabilecek Moğollara karşı onların askeri gücünden faydalanmaktı.

Moğollar’dan kaçan aşiretlerden Eyyübilerin denetimindeki Cezire (Fırat ile Dicle nehirleri arası) ve Halep bölgesine gelenler de vardı. Halep Emiri Melik Nasır, Harezmlilere hizmetlerine  karşılık, Urfa Ve Harran'da yerleşmelerine izin verdi. Bu aşiretler içinde Kurmançca konuşanlar da bulunuyordu. İ

şte Yezidiler, Kurmançlarla esas olarak bu tarihte karşılaştılar. Onlarla aynı dili konuştukları için anlaşmaları daha kolay oldu. Bölgenin yerli halkı olan Harraniler, Sabiiler ve Yezidilerin bir kısmı bölgenin İslam orduları tarafından fethedilmesinden sonra Müslümanlığı kabul etmişti. Bir kısmı ise, eski inançlarını 13. Yüzyıla kadar korumayı başarmıştı. Bu kitlenin büyük kısmı Sünni İslam’ı benimserken, bir kısmı da şeyhler, dervişler ve babalar aracılığı ile Aleviliği seçti. Bunda alevi ocakların etkisi büyüktü. Örneğin; Cihanbeyli aşiretinin İmam Rıza Ocağına bağlı olması gibi. Zira, Harput bölgesinde hem Ağuçan hem İmam Rıza hem de Sinemilli ocakları bulunuyordu. Aşiretlerin farklı ocaklara bağlı olması da buradan geliyordu.

Kurmançca konuşan aşiretlerin Yezidilerle bağlantısını DNA sonuçları da doğrulamaktadır. YOU TUBE’ da  “ALEVİ DNA PROJESİ “  kanalında yer alan sonuçlar şöyle:

MALATYA, AKÇADAĞ, BALYAN AŞİRETİ:

DNA’nın en yakın olduğu gruplar:

1-Kurmanç, 2-Yezidi, 3-Zaza, 4- Kürt Sorani.

DNA’nın en yakın olduğu coğrafi bölgeler:  Kafkasya yüzde 38,60, Gedrosya- Belucistan (İran-Afganistan-Pakitan arasında bir bölge) yüzde 25.03, Güney Batı Asya yüzde 14.10.

ERZURUM ,HINIS, BUTİKAN AŞİRETİ

1-Kurmanç, 2-Yezidi, 3-Zaza, 4- Kürt -Sorani,

Coğrafi bölge: yüzde 38.77 Kafkasya, yüzde 24.07 Gedrosya (Belucistan), yüzde 13.41 Güney Batı Asya.

KARS, SELİM,  LOLAN AŞİRETİ

1-Yezidi, 2-Kurmanç, 3-Zaza, 4-İran-Lur

Coğrafi bölge, yüzde 40.66 Kafkasya, yüzde 27.07 Gedrosya, yüzde 14.46 Güney Batı Asya.

MARAŞ, AFŞİN, ATMİ AŞİRETİ

1-Kurmanç,2-Yezidi, 3-Azerbaycan-İran, 4-Zaza-Kürt, Türkey

Coğrafi bölge: yüzde 38.64 Kafkasya, yüzde 23.94 Gedrosya, yüzde 11.65 Güney Batı Asya.

TUNCELİ, NAZİMİYE, ARELİ AŞİRETİ

1-Kurmanç, 2-Zaza, 3-Yezidi,4-Azerbaycan-İran.

Coğrafi bölge: yüzde 39 Kafkasya, yüzde 22.88 Gedrosya, yüzde 13.84 Güney Batı Asya.

TUNCELİ , PÜLÜMÜR, SİLAN AŞİRETİ

1-Kürt-Sorani, 2-Yezidi, 3-Kurmanç, 4-İran

Coğrafi bölge: Yüzde 37.60 Kafkasya, yüzde 26.46 Gedrosya, 3- yüzde 15.07 Güney-Batı Asya.

DNA sonuçları yakından incelendiğinde 1. ve 2. Sırada Kurmanç ve Yezdilerin yer aldığı görülmektedir. Bu da Yezidilerle, Kurmançların akraba olduklarını ve birbirlerinden kız alıp, kız verdiklerini göstermektedir. Coğrafi dağılımda ise, 1. Sırada Kafkasya, 2. Sırada Gedrosya (Belucistan), 3. Sırada Güney Batı Asya gelmektedir. Genlerin ve haritaların bize gösterdiği Kurmançların yüzlerce yıl önce Horasan’dan, Kafkasya’ya, Oradan İran’a (Güney-Batı Asya’ya), oradan da Mezopotamya ve Anadolu’ya geldikleri şeklindedir.

Makalemizi Yezidiler hakkında  kitap, tez yazan akademisyenlerin görüşleri ile bitirelim.

Süheyla Nur Özdemir: Yüksek Lisans tezinden:

“Med halkı yaratıcı olarak inandıkları Ahura Mazda’yı kanatlı olarak Tavus kuşu şeklinde tasvir etmiş ve Bisitun dağındaki kaya kabartmasında göstermiştir. İyilik ve kötülüğü temsil eden Ahura Mazda ve Ehirmen Melek Tavus ile özdeşleşmiştir. “(Sayfa,33)

“Yezidiliğin Şekillenmesinde etkili olduğu düşünülen Mezopotamya halklarından Sümerler, Babiller, Akadlar ve Asurlulardır.” (Sayfa, 35)

Sayfa 92’de ise, gerçek adı Mehmet Kemal Işık olan “Tori” takma adıyla “Bir Kürt Düşüncesi, Yezidilik ve Yezidiler” adlı kitap yazan Mehmet Kemal Işık’ın görüşlerine  yer vererek, Yezidilere dağişik bir gözle bakılmasını sağlamaktadır.


Erol Sever ise, “Yezdilik ve Yezidilerin Kökeni” adlı kitabında şunları yazmaktadır:

 



 Doç. Dr. Sami Kılıç’ın görüşleri ise, şöyle:




(sayfa, 7-8)

Sayfa 11 de ise şöyle yazmaktadır:

“Yezidilik, bölgede yayılan dinlerin baskı ve etkisiyle, bu dinlerin bazı özelliklerini bünyesine alarak , eski inançlarını da koruyarak günümüze kadar ulaşmış senkretik dini bir grup olarak varlığını devam ettirmektedirler.” (Sayfa, 11)

Batman Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Muammer Gül, Harezmlilerin Urfa ve Harran'a yerleşmeleri hakkında  " Harezmli Türklerin Anadolu ve Yakındoğuda'ki Rolleri ve Tesirleri" adlı makalesinde şu bilgileri vermektedir:



(Sayfa,1-8,)

Araştırmalarım sonunda Yezidilik ve Kurmançlar hakkında elde ettiğim bilgilerin özeti böyleydi. Yorumunu size bırakıyorum. Yararlı olması dileğiyle.

Hamdullah Dedeoğlu

***Kurmanç dili ile ilgili blogdaki diğer makaleler;

--Kurmanç Dili Pers ve Sasanilerin Konuştuğu Dil miydi?

--Kurmanç Dilindeki Pehlevice Sözcükler

--Kurmanç Dili Pehlevicenin Lehçesi mi?

***İran'ın doğusunda, Afganistan ve Pakistan'ın bazı bölgelerinde, Farsça'nın Kurmançca'ya yakın bir lehçesi ile konuşulmaya devam edilmektedir.

31.07.2022

Kaynaklar:

--Yrd. Doç. Dr. Aşkın İnci Sökmen, "Suriye Kürtleri" adlı makalesi, Arel Üniversitesi.

--Doç. Dr. Sami Kılıç, Fırat Üniversitesi, "Yezidilik’te Harrani İzleri" adlı makalesi.

--Zehra Işık, İstanbul Üniversitesi, "Yezidilik" adlı Yüksek Lisans Tezi,

--Erol Sever, Yezidilik ve Yezidilerin Kökeni, Berfin yayınları, 1993,

--Emine Erden Kaya, Gazi Üniversitesi öğretim üyesi, Yezidilik, adlı makalesi.

--Doç. Dr. Davut Okçu, Batman Üniversitesi, "Yezidilik  ve Yezidiler" adlı makalesi.

--Yrd. Doç. Dr. Ahmet Turan, 19 Mayıs Üniversitesi, "Yezidiler" adlı makalesi.

--Süheyla Nur Özdemir, Uludağ Üniversitesi, "Yezidilik ve Temel inançları" adlı Yüksek Lisans Tezi,

--Buket Yaşa Şahin, Selçuk Üniversitesi, "Anadolu Selçuklu Devleti İle Harzemşahlar Devleti Münasebetleri" adlı Yüksek Lisans Tezi,

--Dr. Erol Keleş, İnönü Üniversitesi, "Moğol İşgali Sırasında Van Gölü Havzasına Gelen Türk-Moğol Boylar" adlı Makalesi.

--Doç. Dr. Muammer Gül, Batman Üniversitesi, "Harezmlilerin Anadolu ve Yakın doğudaki Rolleri ve Tesirleri" adlı Makalesi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

22 Haziran 2022 Çarşamba

16. YÜZYILDA HALEP EYALETİNDE TÜRKMEN AŞİRETLERİ VE ANADOLU'YA GÖÇ EDEN OBALAR

16. YÜZYILDA  HALEP EYALETİNDE TÜRKMEN AŞİRETLERİ VE ANADOLU'YA GOÇ EDEN OBALAR

Halep eyaleti 1516 yılında, Yavuz Sultan Selim  döneminde Osmanlı devletinin topraklarına katılmıştı. Daha önce beş yüz yıl Memluklar, Eyyubiler, Fatimiler'in idaresinde kalmıştı. Halep  eyaletinin sınırları bugünkü  Adana vilayetinden başlayıp Antep, Maraş, Malatya, Adıyaman ve Urfa'nın  büyük bir kısmını kapsıyordu. Halep Türkmenleri de bu bölgelerde çok sayıda köy ve kasabalar  kurdular. Bir kısmı da yazın yaylak olarak kullandıkları Sivas, Yozgat, Çorum, Amasya, Tokat, Samsun bölgesine yerleştiler. 

16.  yüzyılda Halep eyaletindeki Türkmen aşiretleri ile ilgili en geniş bilgiler Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğünün yayınladığı 1536 tarihli 397 nolu Tahrir defterinde yer almaktadır. Bu esere katkıda bulunan, emeği  geçen herkesi saygı ve hürmetle selamlıyoruz. Eserde, Türkmen aşiretlerinin kabile ve obaları tablolar halinde verilmiş. Biz de eserde yer alan tabloları aynen sunuyoruz. Tablolarda, 1518- 1584  yılları arasında aşiretlere bağlı cemaatlerin sahip oldukları erkek nüfus (hane) ile koyun sayıları yer almaktadır. Yararlı olması dileği ile.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu.

22.06.2022.

                      HALEP EYALETİNDEKİ KONAR-GÖÇER TÜRKMEN TAİFELER


                                        BEYDİLİ TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER





                                                 İNALLU TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER


                                        KÖPEKLÜ AVŞAR TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER


GÜNDÜZLÜ AVŞAR TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER

                                      BEYLİK AVŞAR TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER


                                       HARBENDELÜ TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER

                                             BAYAD TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER




                                               EYMİRLİ TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER



                          PEÇENEK VE ŞAH MELİKLÜ TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER


                     ORYATLU-OSMANLU-KÖSECELÜ TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER


                                                        MÜTEFERRİK CEMAATLER




Yukarıdaki tablolarda yer alan cemaatler yakından incelendiğinde, bazılarının daha sonra yapılan sayımlarda Halep eyaletinde yer almadıkları görülmektedir. Bu durum da yukarıda belirttiğimiz görüşümüzü doğrulamaktadır. Yani, Halep'teki sayımlarda yer almayan aşiret ve cemaatlerin yaylak olarak kullandıkları bölgelerde yerleşik düzene geçtiklerini göstermektedir. Bu aşiret ve cemaatlerden iç Anadolu, doğu Anadolu ve Kuzey Anadolu bölgelerine  yerleştiklerini  tespit ettiğimiz obalar şunlar:

BEYDİLİ TAİFESİNE  BAĞLI OLAN CEMAATLER:

--ATGÜDENLER-BOY BEYLERİ: 129 hane, sahip oldukları koyun sayısı 11.443. 1550'den sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--BALABANLI:  100 hane, 1526 'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--BEKİRLÜ: 9 hane, 1526 'dan sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--BEYDİLİ: 260 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--ÇAVUNDUR: 15 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--KÜRTLER: 226 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--KÜÇÜK KARACALU: 22 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--TATALU: 129 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda yoklar.

İNALLU TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER:

--ALAYUNDLU: 52 hane, sahip oldukları koyun sayısı 4292, 1536'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--AYKUDLU: 7 hane, 1536'dan sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--BOZCA DUMANLU: 15 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--YENİ KARALI: 14 hane, 1536'dan sonra yoklar.
--İNALLU: 50 hane, sahip oldukları koyun sayısı 8282. 1536'dan sonra görünmüyorlar.
--SEVİNDİK OBASI: 18 hane, sahip oldukları koyun sayısı 1500. 1536'dan sonraki sayımlarda yoklar.
--SAD LEBENLÜ: 30 hane, 1550'den sonraki sayımlarda yer almıyorlar.

KÖPEKLÜ AVŞAR TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER:

--AYDOĞMUŞ BEYLÜ: 49 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--GÖKÇELÜ: 40 hane, 1536'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--ALPLU: 81 hane,1536'dan sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--BALABANLU: 38 hane, 1536'dan sonraki sayımlarda yoklar.
--DELİLER CEMAATİ: 24 hane, 1536'dan sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--DOYRANLU : 101 hane, sahip oldukları koyun sayısı 18.218. 1536'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--KUYUMCU: 12 hane, 1536'dan sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--KÖPEKLÜ: 72 hane, 1536'dan sonraki sayımlarda yoklar.

GÜNDÜZLÜ AVŞAR TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER:

--BEKMEZLÜ: 11 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda yer  almıyorlar.
--ÇORABOĞLU: 29 hane, sahip oldukları koyun sayısı 3542. 1536'dan sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--DÖNGELLÜ-DELİLER: 36 hane, 1526'dan sonra yoklar.
--KARA YUVALU: 156 hane, 1536'dan sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.

BEYLİKLİ AVŞAR TAİFESİNEBAĞLI CEMAATLER:

--KEÇEBEYLÜ: 92 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--BEYLİKLÜ: 183 hane, 1536'dan sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--HABİLLİ: 19 hane, 1536'dan sonraki sayımlarda yoklar.
--İSLAMLU: 24 hane, sahip oldukları koyun sayısı 2500. 1536'dan sonraki kayıtlarda bulunmuyorlar.

HARBENDELÜ TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER:

--BAYRAKLU: 11 hane, sahip oldukları koyun sayısı 1344. 1550'den sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--DİŞİRCİ CEMAATİ: 17 hane, sahip oldukları koyun sayısı 470. 1536'dan sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--HARBENDELÜ: 220 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda yoklar.
--KARAHİSARLU (KARASARLU): 29 hane, sahip oldukları koyun sayısı 191. 1536'dan sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--KASIM HACILI: 18 HANE, 1536'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--MISIR HOCALI: 19 hane, sahip oldukları koyun sayısı 1970. 1536'dan sonra görünmüyorlar.
--SOYLADI CEMAATİ: 34 hane, sahip oldukları koyun sayısı 1362. 1536'dan sonraki kayıtlarda yoklar.

BAYAD TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER:

--ALİ HAN HACILI: 51 hane,sahipoldukları koyun sayısı 2.403. 1536'dan sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--BAYAD CEMAATİ: 23 hane,1526'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--BEÇİLİ: 11 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--BELÜKLÜ: 31  hane, 1518'den sonraki sayımlarda yoklar.
--BUDAKLAR: 36 hane, 1518'den sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--ÇALIŞLU: 75 hane, sahip oldukları koyun sayısı, 10.400. 1550'den sonraki kayıtlarda yer almıyorlar.
--ÇEÇELÜ: 8 hane, sahip oldukları koyun sayısı 1.900. 1550'den sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--DÜZGÜNLÜ: 16 hane, sahipoldukları koyun sayısı 2.266. 1536'dan sonraki sayımlarda yoklar.
--GEDİKLER: 9 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--GENÇLÜ: 20 hane, sahip oldukları koyun sayısı 2.899. 1536'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--GÖKÇELÜ: 7 hane, sahipoldukları koyun sayısı 250. 1536'dan sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--İLİKBEY HACILI: 24 hane, sahip oldukları koyun sayısı 1775. 1536'dan sonraki sayımlarda yoklar.
--KARKIN: 139 hane,sahip oldukları koyun sayısı, 24.576. 1526'dan sonraki kayıtlarda bulunmuyorlar.
--MAHMUDLU: 39 hane, sahipoldukları koyun sayısı, 8.333. 1536'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--MELİK HACILI: 76 hane, sahip oldukları koyun sayısı 12.300. 1518'den sonraki sayımlarda görünmüyorlar.  
--ÖDEMİŞLİ: 36 hane,  sahip oldukları koyun sayısı 6.239. 1550'den sonraki sayımlarda yoklar.
--PEHLİVANLI: 220 hane,sahipoldukları koyun sayısı 30.215. 1550'den sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--ŞARKLULAR: 28 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.

EYMİRLİ TAİFESİNE BAĞLI CEMAATLER:

--ABUREZZAK BİN BİN EBU BEKİR KETHUDA: 121 hane, 1518'den sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--ACIRLI: 4 hane, 1518'den sonraki sayımlarda yoklar.
--ASAF KETHUDA: 80 hane, 1518'den sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--BEĞMİŞLÜ: 35 hane, 1518'den sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--DÜNDARLU: 11 hane,1518'den sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--KARAGÖZLÜ: 55 Hane, sahip oldukları koyun sayısı 16.609. 1536'dan sonraki kayıtlarda görünmüyorlar.
--KILLU: 107 hane,sahip oldukları koyun sayısı 23.085. 1536'dan sonra yoklar.
--KORKMAZ KETHUDA: 121 hane, 1518 yılından sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--SEVİNDİK-KAYALU: 90 hane, 1518 yılından sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--HIZIR  İLYASLI: 19 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.


PEÇENEK-ŞAH MELİKLÜ TAİFESİNE  BAĞLI CEMAATLER :

--AHMET KETHUDA: 57 hane, 1526'dan sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--ALİ KETHUDA: 109 hane, 1526 yılından sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--PEÇENEK: 48 HANE, 1536 yılından sonraki sayımlarda yer almıyorlar.

MÜTEFERRİK  CEMAATLER:

--ACURLU : 52 hane, sahip olduğu koyun sayısı 7.900. 1536  yılından sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--ŞAM ACURLUSU. 90 hane, sahip olduğu koyun sayısı 15.923. 1536'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--ŞARK ACURLUSU: 118  hane, sahip oldukları koyun sayısı 15.345. 1536 yılından sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--AŞIKLU: 32 hane, sahip oldukları koyun sayısı 2.399. 1536'dan sonraki sayımlarda yoklar.
--ARABLAR:7 hane, sahip oldukları koyun sayısı 854. 1550'den sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--BAHADIRLU: 112 hane, sahip oldukları koyun sayısı 6.621. 1536 yılından sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--ACURLU: 51 hane, sahip oldukları koyun sayısı 8.257. 1536'dan sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--ÇALIŞLU: 169 hane, sahip oldukları koyun sayısı 10.221. Bir kısmı 1526, diğer kısmı 1536'dan sonraki sayımlarda yoklar.
--ÇOMAKLU-KARA KOYUNLU: 75 hane,1526 yılından sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--DIMIŞKLI: 9 hane, 1550 yılından sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--İSLAMLU: 5 Hane, sahip oldukları koyun sayısı 610. 1536'dan sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--EYMİR: 293 hane, 102 hanesi 1526, 191 hanesi 1550'den sonraki sayımlarda yer almıyorlar.
--EYMİR KAYSARLU: 155 Hane,sahip oldukları koyun sayısı 15.560. 1536 yılından sonraki sayımlarda bulunmuyorlar.
--KARAGÖZLÜ EYMİR: 45 hane, 1550 yılından sonraki sayımlarda yoklar.
--KARA YUVALU: 156 hane, 1550 yılından sonraki sayımlarda görünmüyorlar.
--KURTBEYLİ: 5 hane, 1525'dan sonraki sayımlarda yer almıyorlar.

Obaları ile birlikte başka yerlere göç edenlerin dışında, bağlı oldukları aşiret ve cemaatten ayrılıp Anadolu'nun her tarafına dağılan çok sayıda konar-göçer bulunmaktadır. Bunları takip etmek zor olduğundan, onları makalemizin dışında tuttuk. Bunun bilinmesinde yarar görüyoruz.

Saygılarımla.
 
NOT: Tablolarda nefer olarak belirtilen hanenin sorumlusu olan erkektir. Bir hanenin nüfusunu ortalama beş yada altı kişi olarak görmek gerekir. 













23 Nisan 2022 Cumartesi

İMAM RIZA OCAĞININ CİHANBEYLİ AŞİRETİ İLE BAĞLANTISI NEREDEN GELİYOR?


İRAN EYALETLER HARİTASI (1979'DAN ÖNCEKİ)

İRAN EYALETLERİ HARİTASI (1979 'DAN SONRAKİ )


HAREZMŞAHLAR DEVLETİ HARİTASI

İMAM RIZA OCAĞININ CİHANBEYLİ AŞİRETİ İLE BAĞLANTISI NEREDEN GELİYOR?

İmam Rıza Ocağına mensup dedelerin ikamet etiği bölgeler ve köyler yakından incelendiğinde, Cihanbeyli aşireti ile bağlantılı olduğu açıkça görülebilmektedir. Ancak bu ilişki çok daha öncelere gitmektedir. Bunu daha iyi anlatabilmemiz için aşiretin isminin nereden geldiğine bakmamız gerekmektedir. Aşiretin bu ismi İran’ın Mazenderan ya da diğer adıyla Taberistan eyaletinde bulunan Elburuz dağlarının devamı olan Cihan isimli dağdan aldığı tahmin edilmektedir. Zira aşiret bu bölgeden Anadolu’ya gelmiştir. Aşiretlerin bulunduğu bölgenin coğrafi isimlerini almaları ya da yayla, mezra isimleri ile anılmaları çok sık görülen bir adlandırmadır. Örneğin; Anadolu’ya İran’ın eski adı Taberistan (Mazenderan) bölgesinden ayrılan şimdiki Gülüstan eyaletine bağlı Ramyan kasabasından gelen aşiretin “ Rumiyan” ismini alması gibi.  (Cihan dağı bölgesinde bugün Geray Türkleri yaşamaktadır ve Alevi inancına sahiptirler.) 

Cihanbeyli aşiretinin Mazenderan bölgesinden geldiğini doğrulayan kanıtlardan biri de Prof. Dr. Faruk Sümer’in “ OĞUZLAR-TÜRKMENLER” adlı eserinde yer alan bilgidir. İlgili eserde, “İran’da yaşayan Türkmen asıllı oymaklar” bölümünde İngiliz asıllı gezgin bayan Lady Shell’in “Mazenderan Oymakları” listesinde “Can Beğlü” aşireti elli hane olarak yer almaktadır. 1850’li yıllarda yapılan bu geziye ait notlarda “Can Beğlü” aşiretinin Türkçe konuştuğu ifade edilmektedir. (F. Sümer Oğuzlar-Türkmenler, 6. Baskı, Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yayınları, 2016)

Cihanbeyli aşireti ile İmam Rıza Ocağının arasındaki ilişki, bize göre Mazenderan bölgesinde başlamaktadır. Zira Mazenderan eyaleti eski Horasan bölgesi içinde yer almakta olup, 8. İmam İmam Rıza'nın türbesinin bulunduğu Meşhed’e çok yakındır. Cihanbeyli aşiretinin Anadolu’ya gelmesi ise, Horasan ve İran’ın Moğol işgaline uğramasından sonra olmuştur. 13. Yüzyılın başında, Mazenderan bölgesi Harezm Türkmenlerinin denetimi altında bulunuyordu. Herezmlilerin 1221’de Moğollara yenilmesinden sonra, şehzade Celaleddin kendisini destekleyen aşiretlerle birlikte Anadolu’ya kadar çekilmişti. Burada Anadolu’ya girebilmek için, Selçuklu devleti ile karşı karşıya geldi. Erzincan yakınlarında Yassı Çemen bölgesinde yapılan savaşta Selçuklulara yenildi. Bu yenilgiden sonra Dersim dağlarına sığınan şehzade Celaleleddin burada hayatını kaybetti.  İşte şehzade Celaleddin ile birlikte Anadolu’ya gelen aşiretlerden biri de Cihanbeyli aşiretiydi. Bu aşiret Harput, Malatya ve Diyarbakır’ın güneyini kendisine mekan yaptı. Erzurum meliki Rükneddin Şah, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat'ın onayı ile Harput ve Diyarbakır bölgesini Harzemşahlı aşiretlerin kullanımına vermişti. Buradaki amaç, Moğollara karşı Harezmlilerden yararlanmaktı. Bölge Karakoyunlu, Akkoyunlu ve kısa bir süre de Safevilerin denetiminde kaldı. 1514 yılında Çaldıran’da yapılan Osmanlı-Safevi savaşından sonra, doğu Anadolu bölgesi ile birlikte Osmanlı devletinin topraklarına katıldı. 998 NUMARALI, 1530 TARİHLİ  “MUHASEBEY-İ VİLAYET-İ DİYAR-İ BEKR VE ARAB VE ZÜLKADRİY-E  DEFTERİ” inde Cihanbeyli aşiretinin Harput’da olduğu kayıtlarda yer almaktadır. (Sayfa, 59)

Osmanlı devleti 1691 yılında Rakka, Harran ve Urfa bölgelerini istila eden ve güvenlik sorunu haline gelen Arap kökenli Aneze ve Şemmar aşiretlerini dengelemek için bölgeye konar-Göçer aşiretleri iskan etme kararı aldı. Bu aşiretlerin arasında Cihanbeyli’ye bağlı yerleşiklerin dışında kalan konar-göçer hayatı yaşayan cemaat ve obalar da bulunuyordu. Kayıtlarda yer alan bilgilere göre, Rakka eyaletine iskan edilen Cihanbeyli obaları ve hane sayıları şöyleydi;

--Zeyveli Aşireti, 70 hane,

--Parçikanlı Aşireti, 314 hane,

--Diricanlı (Dırejanlı) Aşireti, 138 hane,

--Herdili Aşireti, 274 hane,

--Koyunoğlu Aşireti, 200 hane. ( Doç. Dr. Murat Çelikdemir, “Osmanlı Döneminde Aşiretlerin Rakka’ya İskanı- 1690-1840)

Rakka’ya iskan edilen bu obalar, gerek bölgenin çöl iklimine gerek Arap Aneze ve Şemmar aşiretlerinin silahlı saldırılarına dayanamayarak tekrar Anadolu’ya firar ettiler. Çok az bir kısmı Urfa-Rakka bölgesinde kaldı. Rakka bölgesinden firar eden aşiretler eski bölgeleri olan Harput-Malatya-Arapkir bölgesine dönemediler. Zira, döndüklerinde devletin askeri gücü ile tekrar Rakka’ya iskan ediliyorlardı. İşte, bu zorunlu iskandan kaçan aşiretler iç Anadolu’ya sığındılar. Yani, Konya, Sivas, Ankara, Bozok (Yozgat-Çorum-Amasya’nın güneyi) bölgesini yaylak ve kışlak olarak kullanmaya başladılar. Aşiretlerin bu kaçak yaşamı 18. ve 19. Yüzyıla kadar devam etti. Bu tarihten sonra, Osmanlı devleti bu kaçak aşiretleri bulundukları bölgede iskan etme politikası izlemeye başladı. Aşiretin İç Anadolu'daki bugün ki dağılımı bu iskandan sonra oluştu.

İmam Rıza Ocağı ile Cihanbeyli aşireti arasındaki ilişkiye tekrar dönecek olursak, aşiretin yaşadığı bölgenin Osmanlı devletinin denetimine girdiği 16. Yüzyılda yapılan sayım ve kayıt defterlerinde bölgede çok sayıda tekke ve zaviyenin bulunduğu görülmektedir. Bunların hemen hemen hepsinin Ehlibeyt taraftarı olduğu ve Alevi-Bektaşi inancında oldukları anlaşılmaktadır. Örneğin; bugün bir alevi köyü olan Ulupınar’ın bulunduğu yerde 16. Yüzyılda Şeyh Sadi zaviyesi bulunuyordu. Adı “Pirvan” ya da “Birvan” olarak kayıtlara geçmişti. Yine aynı tarihlerde Herdi tekkesi de bölgede yaşayanlara din hizmeti veriyordu. Cihanbeyli aşiretine bağlı Zeyveli ve Herdili obalarının isimleri bu tekke ve zaviyelerden gelmektedir. 16. Yüzyılda bunların dışında, Harput sancağında Ankuzu, Mansuriye, Mevlana Ahmet Peykerci, Seyyid Kasım, Şeyh Kainat zaviyeleri bulunuyordu. Cihanbeyli aşiretine bağlı oba ve oymakların bulunduğu bölgede çok sayıda tekke ve zaviyenin bulunması, Şeyh ve Seyyidlerin Horasan’dan Anadolu’ya Cihanbeyli Aşireti ile birlikte geldiklerini göstermektedir. İmam Rıza ocağına mensup dedelerin Cihanbeyli aşiretinin kurduğu köylerde bulunmaları da bu görüşümüzü doğrulamaktadır. Örneğin; Malatya’nın Pötürge ilçesine bağlı olan GÜNDEĞER köyünde, Yozgat’ın Çekerek ilçesine bağlı KIRKDİLİM köyünde İmam Rıza Ocağına mensup dedeler bugün de yaşamaya devam etmektedirler. Kayıtlarda, her iki köyün Cihanbeyli aşireti mensupları tarafından kurulduğu belirtilmektedir. (Sevan Nişanyan, Yer Adları Sözlüğü, Ebubekir Güngör, Kızılkünbed-Aydıncık Nüfus defterleri, 1838 -1841, Aydıncık Belediyesi Yayınları ) Bu da aşiret ile derviş ve Seyyidler arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bu ilişki olmadan, bir tekke ve zaviyenin barınma ve yaşama şansı olamazdı. Bölgedeki tekke ve zaviyelere en başta aşiret yöneticilerinin de destek verdiği anlaşılmaktadır. Zira, karar merciinde onlar bulunuyordu. Onların onayı olmadan, aşiret mensuplarının o tekke ve zaviyelere bağlanmaları sağlanamazdı.  Aynı ilişkiyi Sivas-Kangal ilçesindeki Cihanbeyli aşireti ile İmam Rıza Ocağı dedeleri arasında da görmekteyiz. Bu da, Cihanbeyli aşireti ile İmam Rıza Ocağı arasındaki ilişkinin Horasan’dan beri devam ettiğini doğrulayan diğer bir örnektir. 

Cihanbeyli aşiretinin Kurmanç dili ile konuşmasını da ele alacak olursak, Mazenderan bölgesinde yerli halkın konuştuğu dil, Farsça'nın bir lehçesiydi. Tarihçi-yazar Biruni, bölgenin konuştuğu bu dilin Soğdça'dan farklı bir dil olduğunu ve "Pers ağacının bir dalı" olarak nitelemiştir. (Osman Karatay, Türklerin İslam'ı Kabulü. Sayfa, 41, Kripto Yayınları) Cihanbeyli aşiretinin de Horasan bölgesine gelen Türkmen aşiretleri ile yerli halkın kaynaşması sonucunda oluştuğu anlaşılmaktadır. Osmanlı kayıtlarında "Türkman Ekradı" "Türkmen Kürdü" denilmesinin de buradan kaynaklandığı akla gelmektedir. Zira, Osmanlı yönetimi İran dillerini konuşan bütün aşiretleri "Ekrad"-Kürd olarak kaydetmiştir. Oysa, 13. yüzyılda Horasan bölgesinde "Kürd" bulunmuyordu. Kürt aşiretlerinin Horasan'a iskanı 16. yüzyılda Safeviler Devleti- Şah İsmail döneminde olmuştur.

Sonuç olarak, Cihanbeyli aşireti ile İmam Rıza Ocağı arasındaki ilişki en az bin yıllık bir ilişkidir. Bu bin yıllık zamanda aşiretin büyük bir kısmının merkezi devletin izlediği politikalar sonucunda İmam Rıza Ocağı ile olan bağlarının koptuğu ve Sünnileştiği anlaşılmaktadır. İlişkisini devam ettirmeyi başaran obalara bakıldığında, orada ehlibeyt mensuplarının bulunmasının etkili olduğu  görülmektedir. Yani, İmam Rıza Ocağına mensup dedelerin o obalarla birlikte yaşaması bu inancın devam ettirilmesinde belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda verdiğimiz Gündeğer ve Kırkdilim köyü örnekleri de bu tezimizi doğrulamaktadır. İnancımızı bugünlere taşıyanları tekrar saygı ve hürmetle anıyoruz. Mekanları cennet, ruhları Şad olsun.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

22.04.2022.

EKLER:

--Harezmşahlar Devleti haritası,

--İran Eyaletleri Haritası,

KAYNAKLAR:

--998 nolu Diyarbakır Eyalet defteri, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları.

--387 Nolu Rum Eyaleti Defteri, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları.

--Doç. Dr. Muammer Gül, "Harezmlilerin Anadolu ve Yakın doğudaki Rolleri ve Tesirleri" adlı makalesi.

--Dr. Erol Keleş, "Moğol işgali sırasında Van gölü havzasına gelen Türk-moğol boyları" adlı makalesi.

--Buket Yaşa Şahin, "Anadolu Selçuklu Devleti ile Harzemşahlar Devleti Münasebetleri"adlı Yüksek lisans tezi.

--Babak Javanshir, İran’daki Türk Boyları, Doktora Tezi, 2007.

--Dr. Recep Albayrak, Türklerin İranı, 2012.

--Doç. Dr. Murat Çelikdemir, Osmanlı Döneminde Aşiretlerin Rakka’ya İskanı, Doktora tezi, 2001.

--Dr. Ebubekir Güngör, Kızılkünbed-Aydıncık Nüfus defterleri, 1838-1841,  Aydıncık Belediyesi Yayınları. 

--Prof. Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar-Türkmenler, 6. Baskı,    

--Sevan Nişanyan, Yer Adları Sözlüğü.

                              






29 Mart 2022 Salı

OSMANLI’YA İSYAN EDEN VARAY’LI ZÜNNUN BABA VE HUBYAR SULTAN KİMDİR?


OSMANLI’YA İSYAN EDEN VARAY’LI ZÜNNUN BABA VE HUBYAR SULTAN KİMDİR?

Amasya’li tarihçi Hüseyin Hüsameddin Efendinin “Amasya Tarihi” adlı on iki ciltlik eserini incelerken Baba Zünnun ve Hubyar Sultan hakkındaki bilgiler dikkatimi çekti. Baba Zünnun’un ve Hubyar Sultan’ın komşu köylerimizden Göynücek ilçesine bağlı Varay köyünden olması ilgimi daha da artırmıştı. Bu nedenle, Baba Zünnun ve Hubyar Sultan hakkında kısa bir biyografi yazmam gerektiğine inandım. Bu makaledeki tüm bilgiler ilgili eserden alınmıştır. Buradan hemşehrimiz tarihçi ve yazar Abdizade Hüseyin Hüsameddin Efendiyi bu eserinden dolayı saygı ve hürmetle anıyoruz. 

Baba Zünnun’un asıl ismi Nasreddin’dir. Amasya’nın Varay nahiyesinde tımar sahibi olup, sipahi asker yetiştirmektedir. Yani, Varay bölgesinde çok geniş arazileri bulunmaktadır. Bu araziler babası Kubat oğlu Halil Bey’den kalmıştır. Halil Bey 1488 yılında Memluklularla yapılan bir savaşta şehit olmuştur. Halil Bey, Mamalu aşiretine bağlı Caferli cemaatine mensup bir beydir. Ancak, oğlu Baba Zünnun, kendisini Cengiz Han torunlarından Olcaytu Han’ın oğlu Ece Sultan’ın soyuna bağlamaktadır. Bunun dayanağı da Varay nahiyesinin Moğol işgali sırasında bir dönem Moğolların yönetim merkezi olarak kullanılmasından gelmektedir. Dolayısıyla, Zünnun Baba’nın bu iddiasının anne tarafından Ece Sultan’la akraba olabileceğini akla getirmektedir.

Baba Zünnun, babasının yerine geçtiğinde, Amasya valisi Sultan İkinci Bayezıt’ın oğlu Şehzade Ahmet’ti. Şehzade ile yakın ilişkiler kurdu. Daha sonra da şehzadenin desteği ile Varay nahiyesinin Beyi olarak atandı. Şehzadenin hocası, veziri ve yakınında bulunan kadrosunun büyük çoğunluğu Kızılbaş-Alevilerden meydana geliyordu. Bunlardan en tanınmışları Nakib-ül Eşraf (Ehli Beyt mensuplarını temsil eden kurul) başkanı Seyyid Mir Gıyaseddin Şirazi, Amasya kadısı Tebrizli Kudbeddin, Nişancı Başı Acem Hubbetullah Çelebi ile Amasya’nın yerli beylerinden Yahşi Beyzade Ahmet Bey ve amcası İskender Beydi. 

Sultan Bayezıt’ın vefatından sonra, Şehzade Ahmet ile Şehzade Selim arasında taht mücadelesi başladı. Bu mücadelede yeniçeriler şehzade Selim’i, Baba Zünnun ve taraftarları ise, Şehzade Ahmet’i desteklediler. Sipahi ordusu da Şehzade Ahmet’ten yanaydı. İki şehzadenin orduları arasında Bursa yakınlarında yapılan savaşta galip gelen şehzade Selim oldu. Esir alınan şehzade Ahmet boğularak idam edildi. (Miladi 1512) 

Şehzade Ahmet’in idam edilmesinden sonra, taraftarları oğlu Şehzade Murat’a destek verdiler. Bunlar arasında toprakları elinden alınan tımar sahiplerinden Baba Zünnun da vardı. Kanuni Sultan Süleyman zamanında 1526 yılında Şehzade Murat önderliğinde ayaklandılar. Sivas, Kayseri ve Tokat bölgelerini ele geçirdiler. Ancak Amasya, Canik ve merkezden gönderilen ordularla yaptıkları savaşları kaybedip, İran’a doğru çekildiler. Baba Zünnun bu savaşlarda hayatını kaybetti. Askerleri cenazesini Amasya’ya bağlı Elvan Çelebi nahiyesi yakınlarında toprağa verdiler. Üstüne de bir türbe yaptılar. Burası Tanun özü nahiyesine de çok yakın bir yerdi. Bu nahiye daha sonra “Zünunabad” nahiyesi (şimdi Mecitözü ilçesine bağlı olan Söğüt Yolu Köyü) olarak anılmaya başlandı. 

Hüseyin Hüsameddin’in on iki ciltlik Amasya Tarihinde Baba Zünnun hakkında verilen bilgilerin özeti kısaca böyleydi. Peki Hubyar Sultan kimdi? Hüseyin Hüsameddin’in verdiği bilgiye göre, Baba Zünnun’un damadı olan Hubyar Sultan da Amasya’nın Varay nahiyesinde ikamet ediyordu. Babasının ismi Şah Kulu’dur. Baba Zünnun’un halifelerinden olan Hubyar Sultan hakkında 9. Cilt, sayfa 211 ve 212’de verilen bilgiler aynen şöyle:

Hüseyin Hüsameddin’in verdiği bilgilerden sonra, Hubyar Sultan taraftarlarına neden “Sıraç” denildiğinin, bu ismin halifelerinden Siraceddin Baba’nın adından geldiği anlaşılmaktadır. 

Zünnun Baba ve Hubyar Sultan hakkında bu bilgileri verdikten sonra, gerek, Şehzade Ahmet-Şehzade Selim arasındaki taht mücadelesinde, gerekse Şehzade Murat’ın Kanuni Sultan Süleyman’a isyanında esas meselenin Alevi-Sünni, Kızılbaş-Sünni çatışması olmadığı tarafları destekleyen gruplardan da anlaşılmaktadır. Örneğin, Hacıbektaş dergahına bağlı olan Yeniçeri ocağı, Şehzade Selim-Şehzade Ahmet mücadelesinde taraftarlarının çoğu alevi ve Kızılbaş olan şehzade Ahmet’i değil, Ehli-Sünnet temsilciliğini üstlenen şehzade Selim’i desteklemişlerdir. Yine aynı şekilde, herhangi bir mezhep taraftarı olmayan sipahiler de Şehzade Ahmet’e destek vermişlerdir. Ancak buna rağmen, sayın Hüseyin Hüsameddin Efendi “Amasya Tarihi” adlı eserinde, taht ve iktidar olma mücadelesine mezhep gözlüğü ile bakmıştır. Aynı bakış açısı maalesef cumhuriyet dönemi tarihçilerinde de görülmektedir. Bu bakış açısı olayları analiz etmekten uzaktır. Bu nedenle de yüzeysel bir tarihçiliktir. Bu bakış açısı aynı zamanda insanlar arasında mezhep düşmanlığını da körüklemektedir. Zira, bir tarafı dost, diğer tarafı düşman gibi göstermektedir. Bu anlayış, kime ne fayda verecektir? Oysa, gerçek tarihçi olayların gerçek nedenini ve sonuçlarını analiz edip okuyucuya geniş bir bakış açısı vermelidir. İyi bir tarihçi kim galip geldiyse ondan yana olmak değildir. Tam tersine, tarihsel olayları bütünsel olarak ele alıp, analiz eden, okuyucuya bilgi veren, yol gösteren tarihçi iyi bir tarihçidir. Bütün tarihçilere de olaylara bu gözle bakmalarını öneriyorum.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

29.03.2022.

Kaynak:

Abdizade Hüseyin Hüsameddin Efendi, Amasya Tarihi, Cilt, 1,2,3,4,9 ve 10


Popular