11 Mayıs 2021 Salı

16. YÜZYILDA ÇEMİŞGEZEK SANCAĞINDA NAHİYELER, KÖYLER VE AŞİRETLER



     16. YÜZYILDA ÇEMİŞGEZEK SANCAĞI HARİTASI (Doç. Dr. Mehmet Ali Ünal'ın'ın "16. yüzyılda Çemişgezek" adlı makalesinden alınmıştır.)


 16. YÜZYILDA ÇEMİŞGEZEK SANCAĞINDA NAHİYELER, KÖYLER VE AŞİRETLER

Çemişgezek sancağı ile ilgili daha önce de makaleler yazmıştık. Bugünkü makalemizin konusu 16. Yüzyılda Çemişgezek sancağında bulunan köyler ve aşiretler olacaktır. Makalemizin ana kaynağı Doç. Dr. Mehmet Ali Ünal’ın yazdığı “XV1. YÜZYILDA ÇEMİŞGEZEK SANCAĞINDA AŞİRETLER VE CEMAATLER” adlı eseri olacaktır. Çemişgezek sancağını ele almamızın nedeni, Göynücek, Mecitözü ve Ortaköy ilçesine bağlı bir kısım köyleri meydana getiren obaların bu bölgeden gelmesidir. Konu ile ilgili makalelerimiz sitemizde yer almaktadır. 

Çemişgezek sancağı, Mehmet Ali Ünal hocamızın da belirttiği gibi, “BOZULUS” aşiretlerinin yaylaklarından biriydi. Osmanlı yönetiminin “Bozulus” demesinin nedeni, bu cemaatlerin daha önce Akkoyunlu, Safevi devleti ve Dulkadirli beyliğine bağlı olmalarıydı. Bozulus aşiretleri, Türkmenlerden ve “Kara Ulus” olarak adlandırılan cemaatlerden meydana geliyordu. “Kara Ulus” “Ekrad”-Kürt olarak adlandırılan aşiretlere verilen bir isimdi. Kara Ulus içerisinde 9. Ve 10. Yüzyıllarda Abbasiler döneminde Bizans İmparatorluğunun doğu ve güney doğu sınırlarına yerleştirilen İran (Fars) kökenli aşiretler de bulunuyordu. Ancak bu aşiretler de Osmanlı kayıtlarında “Ekrad-Kürt” olarak yer aldılar. Safevi devleti ile çatışma içinde olan Osmanlı yönetimi, ittifak yaptığı Sünni mezhebine bağlı Kürt ve Fars kökenli aşiretleri, Safevi sınır hattında tampon olarak kullanmak istiyordu. Böylece, hem Alevi-Bektaşi aşiretlerin Anadolu’dan İran’a (Safevi devletine) geçişini   engellemiş hem de bölgenin "Sünni"leşmesini sağlamış oluyordu.  Osmanlı devleti bölgenin yönetimini de Kürt beylerine bırakmıştı. Yönetim babadan oğula geçiyordu. Bir nevi özerklik verilmişti. Doğu ve güney doğu Anadolu’nun bugünkü demografik yapısı izlenen bu politika sonucunda oluştu.  

Diyarbakır eyaletine bağlı olan Çemişgezek sancağının Bozulus aşiretlerinin yaylaklarından biri olduğunu yukarıda belirtmiştik. Sayın Mehmet Ali Ünal’ın Osmanlı arşivlerinde yer alan 1518, 1523, 1541, 1566 tarihli Tahrir defterlerine (kayıt-sayım defterleri) dayanarak hazırladığı köyler ve aşiretler tablosu da Bozulus aşiretlerinin bileşenlerini bize göstermektedir. İlgili tablolarda, Amasya-Göynücek ilçesine bağlı Çulpara, Koyuncu ve Şıhoğlu köylerinde ikamet edenlerin atalarının yaylak olarak kullandıkları Mişellü-Meşelü (Taşkesen köyü-Keban) köyü de Çemişgezek sancağına bağlı Keban nahiyesinin köyleri arasında yer almaktadır. Mehmet Ali hocamızın hazırladığı tablo da yer alan nahiye ve köylerin bazıları bugün bulunmamaktadır. Bazılarının da isimleri değişikliğe uğramıştır. İsimlerini tespit ettiğimiz nahiyeler şunlardır:

--Belde: Çemişgezek’in güneyinde yer alıyordu.

--Gündüz: Karakoç ve Sütlüce bölgesini kapsıyordu.

--Sağman: Sağman köyü, Pertek.

--Ulupınar: Ulupınar köyü, Pertek.

--Ribat: Çiçekli bucağı.

--Vasgird: Pınarlar nahiyesi, Pertek.

--Havik: Havikpah köyü.

--Kızuçan: Pülümür.

Nahiye, köy ve cemaatlerin bulunduğu tablolar ise şöyle:







Tablolar incelendiğinde bazı cemaatlerin önüne “Ekrad”(-Kürt), bazılarına da “Etrak"-(Türk) yazıldığı, ancak büyük çoğunluğunun etnik kimliklerinin belirtilmediği görülmektedir. Biz de bazı cemaatlerin bilgilerine Cevdet Türkay’ın Osmanlı arşivlerine dayanarak yazdığı “Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve cemaatler” eserinde ulaştık. Tespit ettiğimiz aşiretler şunlar: 

KADILU: Yörükan taifesindendir. 

KARA SAKALLU: Yörükan taifesindendir. 

MEŞELÜ (MİŞELLÜ): Yörükan taifesindendir. 

SÜRGÜCÜ: Konar-Göçer Ekrad taifesindendir. 

ŞAMLU: Konar-Göçer yörükan taifesindendir. 

ORMANLU: Konar-Göçer Türkman Ekradı (Türkmen Kürdü) taifesindendir.

URGANLU: Yörükan taifesindendir.

ZAHARANLU: Haymenişin (çadırda yaşayan) Türkman Ekradı taifesindendir.

KÜÇÜKLÜ-ÇANAKLU: Konar-Göçer Türkman taifesindendir.

ŞEYH OSMANLU: Türkman yörükanı taifesindendir. 

KUHPİNİKLÜ: Ekrad (Kürt) taifesindendir.

ŞAKAKLU(ŞAVAKLU): Konar-Göçer Ekrad taifesindendir.

METALÜBLÜ: Ekrad taifesindendir.

MİLLİLİ: Türkman Ekradı taifesindendir.

KAVİLLİ: Konar-Göçer Ekrad Ulus taifesindendir. 

DİSİMLİ: Konar-Göçer Ekrad taifesindendir.

CABERLÜ: Şarkpare, Konar-göçer Türkman yörükanı taifesindendir.

Osmanlı yönetimi Ümmetçiliği esas aldığı için, sayımlarda etnik kimliklerin belirtilmesinde sakınca görmüyordu. Kayıt ve sayımlarda Kürtler için Arapça kökten gelen Ekrad,  Türkmenler için Yörükan, Etrak kelimeleri kullanılıyordu. Aşiretlerin etnik kimliklerinden de anlaşılacağı gibi, Çemişgezek sancağındaki yaylaklarda Türkmen, Kürt ve Fars kökenli aşiretlerin birlikte yaşadıklarını görmekteyiz. Bu da Bozulus aşiretlerinin yapısını doğrulamaktadır. Mehmet Ali hocamıza bu çalışmasından dolayı çok teşekkür ediyoruz. 

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu.

11.05.2021.

*Müc.(Mücerred): Bekar









3 Mayıs 2021 Pazartesi

16. YÜZYILDA ÇORUM’DA AŞİRET VE CEMAATLER




 16. YÜZYILDA ÇORUM’DA AŞİRET VE CEMAATLER

--Abacı cemaati, Katar Nahiyesi (Beydilli köyü, Bayat)

--Adil cemaati, İskilip.

--Ala gözlü cemaati, Katar.

--Ali beyli cemaati, Budak özü (Sungurlu)

--Artuk şah-Uluşah cemaati, Katar.

--Atabey cemaati, İskilip.

--Ayan Otağı cemaati, Katar.

--Ballu cemaati, Karahisar-ı Demirli (Kalehisar köyü, Alaca)

--Çavundur cemaati, İskilip.

--Çınar cemaati, Ulu Bük köyü, Osmancık.

--Çiçekli cemaati, Budaközü.

--Çoban otağı cemaati, Katar.

--Eminlik cemaati, Katar.

--Gedikli cemaati, Çaybaşı köyü, Osmancık.

--Habil cemaati, İskilip.

--Hacı Bayramlı cemaati, Katar.

--Hindiler cemaati, Katar.

--Hisar Çayı cemaati, Kızıl pelit köyü, İskilip.

--İnebeyler cemaati, Çaybaşı köyü, Osmancık.

--Karahisar cemaati, Karahisar-ı Demirli.

--Karakeçili cemaati (Kazancılar cemaati) Karahisar-ı Demirli.

--Kara keçili cemaati, Budaközü.

--Karaca Taş cemaati, Çaybaşı köyü, Osmancık.

--Kerameettin yüzlü cemaati, Katar.

--Kızılbük cemaati, Yavı köyü, Osmancık.

--Kızıl kilise cemaati, Kızıl Pelit köyü, İskilip.

--Kuyucak cemaati, Ulupınar köyü, Osmancık.

--Tatar Moğol cemaati, 

--Nurettinli cemaati, Katar.

--Orta cemaati, Çaybaşı köyü Osmancık.

--Öküz Otağı cemaati, Katar.

--Satı yüzlü cemaati, Katar.

--Şam Bayatı cemaati, Budaközü.

--Şarkluyan cemaati, Budaközü.

--Topaç cemaati, Budaközü.

--Ulu Otak cemaati, Katar.

--Uluyörük cemaati, Karahisar-ı Demirli.

--Yar Özü cemaati, Ulubük köyü, Osmancık.

--Harbendelü cemaati, Mecitözü.

--Ağcalı cemaati, Hüseyinabad (Alaca)

--Kısır cemaati, Hüseyinabad.

--Toramanlı cemaati, Hüseyinabad.

--Süleymanlı cemaati, Hüseyinabad.

--Türkmen cemaati, Hüseyinabad.


Kaynak:

--387 numaralı Muhasebey-i Vilayet-i Karaman ve Rum Defteri, 937-1530, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 1997.

Derleyen: Hamdullah Dedeoğlu.

03.05.2021



25 Nisan 2021 Pazar

HOŞ BİR SEDA

 HOŞ BİR SEDA

Hepimiz bir nurla Hak'tan geldik.

Bu dünyada biraz vakit geçirdik.

Bütün insanları yaratandan bildik.

Ne dilini sorduk, ne dinini ayırdık.


Kalplerimizi iyilikle doldurduk.

Kin ve nefretten uzak durduk.

Yaratılana, yaratandan dolayı saygı duyduk.

Hakk'ın sevgili bir kulu olduk.


Bütün insanlara gönül verdik. 

Kırılan kalplere şifa olduk.

Erenlerin yolundan ayrılmadık.

Hak, Muhammed, Ali'yi yolumuz bildik.


Bir dünyanın artık sonuna geldik.

Sırtımızdaki yükleri indirdik.

Hoş bir seda ile eyvallah dedik.

Geride kalanlara sefalar diledik.


Aşık Dedeoğluyum,

Bu dünyadan gelip, geçer insanoğlu.

Koşturma içinde olur bir ömür boyu.

Bir gün bedeni konur musalla taşına.

O zaman anlar, bir ömrün son bulduğunu.


Yazan: Dedeoğlu.

20.04.2021.

AMASYA.

27 Mart 2021 Cumartesi

KUR'AN'DAKİ AYETLERİN HEPSİ DİN Mİ?


 KUR'AN'DAKİ AYETLERİN HEPSİ DİN Mİ?

Bugünkü makalemizde Kur'an'da yer alan ayetlerin hepsi din mi? Sorusuna cevaplar vermeye çalışacağız.

Öncelikle din nedir? Sorusuna cevap vermemiz gerekecektir. Bütün dinler bir inanç sistemidir. Yani Tanrıya iman etmeyi ve imanın gereği olarak ibadetlerin nasıl yapılacağıni kapsar. Tanrıya iman etmeden, ibadet olmaz. Önce iman etmek, daha sonra da inancın getirdiği ibadetleri yerine getirmek gerekir. O halde, Kur'an'daki iman ve ibadetler dışındaki ayetler nedir?  Bu ayetlerin bir kısmı peygamberlerin yaşadıkları ve o dönemde meydana gelen olaylar anlatılarak dersler alınması amacını taşır. Diğer bir kısmı da, İslam şeriatını, yani islam hukukunu, gelenek ve goreneklerini kapsamaktadır. Bugünkü anlatımla kanunlar, örf ve adetlerdir. Bu görüşün zıddı olarak, eğer bütün ayetleri din olarak kabul edersek, yüce yaradanın tek din, tek peygamber göndermesi gerekmez miydi? Tanrının binlerce peygamer göndermesinin nedeni, değisen üretim ilişkileri ve buna bağli olarak değişen toplumsal ilişkilerdir. Büyük İslam bilgini Ebu Hanife'nin (İmamı Azam) ifadesiyle, "Dinler değişmez. Şeriatler (hukuk-kanun-yasa) değişir. Bu nedenle, her peygamberin Şeriatı farklı farklıdır. Ancak din tektir." İmamı Azam'ın bu sözlerini açacak olursak, iman ve ibadet dışındakiler toplumların gelişim ve değişim surecinde şartlara uygun hale gelir. Nitekim peygamber efendimiz de Mekke ve Medine'de ortya çıkan sorunlar karşısında, günün şartlarına uyan uygulamalara gitmiştir. Peygamber efendimize inen ayetler de bu uygulamalarla uyumludur. Mekke ve Medineli müslümanların kardeş ilan edilmesi, kadının boşanması durumunda haklarının verilmesi, kölelerin azat edilmesi ile ilgili ayetler buna örnek gösterilebilir.

İslamiyetten önce bu uygulamaların hiç birisi yoktu. Bu uygulamalar ve kararlar zorunluluktan geliyordu. Yani değişen şartlardan, değişen toplumsal ilişkilerden kaynaklanıyordu. Bir diğer örnek ise, Kur'an'da yer alan Yahudi, Hıristiyan ve Çöl Arapları (Bedevi) ile ilgili ayetlerdir. Bu ayetlerde Yahudi, Hıristiyan ve Bedevi kabilelerin İslama karşı aldıkları tutum ve eylemleri ile ilgilidir. Bu ayetlerin 21. Yüzyılda da geçerli olduğunu söyleyebilir miyiz? Elbette ki söyleyemeyiz. Çünkü tarihsel şartlar değişmiştir. Bugünkü dünyada Yahudi, Hıristiyan ve müslüman topluluklar ortak sorunlar için birlikte çözüm üretmektedirler. İman ve ibadetler dışındaki ayetlerin değişmez olduğunu savunmak, bugünkü dünyayı anlamamak, bin dört yüz yil önceki toplumsal düzenin devam ettiğini söylemekle eş anlamlıdır. Yine konumuza devam edecek olursak, bugünkü buluş ve icatların büyük çoğunluğu Hiristiyan ve yahudiler tarafindan yapılmıştır. Müslümanların bunu reddedip, kullanmaması mı gerekir? Cevabımız elbette ki hayırdır. 

Sonuç olarak, dinin esaslarını iman ve ibadetler oluşturur. Ancak toplumları düzenleyen kanun ve yasalar değişiklige uğrar. Aksini savunmak değişim ve gelişmeyi reddetmektir. Bu değişim ve gelişmenin motoru akıl olmuştur. Kur'an'da aklın kullanılmasi ile ilgili onlarca ayet bulunmaktadır. İnsanlardaki akıl olmasaydı, bugünkü değişim ve gelişim de olmazdı. Değişim ve gelişim tüm hızıyla devam ediyor. İslam dünyasıninda bir an önce bunu yakalaması gerekiyor. Aksi taktirde,  sömürülmeye ve ezilmeye devam edecektir.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

27.03.2021.

28 Şubat 2021 Pazar

OSMANLI KAYITLARINDA İRAN (FARS) KÖKENLİ AŞİRETLERE NEDEN "EKRAD-KÜRD"DENİLDİ ?


 Leklerin takip ettikleri yol guzergahları haritası (Ahmet Küçükkalfa'nın makalesinden alınmıştır.)

OSMANLI KAYITLARINDA İRAN (FARS) KÖKENLİ AŞİRETLERE NEDEN "EKRAD-KÜRD" DENİLDİ?

Oğuz Türklerinin İran'ı feth etmesinden önce, Abbasi İmpratorluğu döneminde 8. 9. ve 10. Yüzyıllarda Bizans imparatorluğu sınır hattına İran'ın Deylem-Taberistan-Horasan bölgesinden Fars kökenli ve Yemen - Hicaz bölgesinden Arap kökenli çok sayıda savaşçı aşiret iskan edildi. Bu iskanlar tarihi kayıtlarda yer almaktadır. Bugünkü coğrafyaya göre izah edecek olursak, bu iskanlar Anadolu'nun doğu ve güneyine yapılmıştı. Aynı iskan politikası İran Selçuklu devleti döneminde de devam etti. Bu kez iskan edilenlerin büyük çoğunluğunu Türkmenler meydana getiriyordu.

16. Yüzyılda doğu Anadolu bölgesinin Osmanlı devletine katılmasından sonra yapılan ilk sayımda (1518 tarihli Tahrir Defteri) bölgenin nüfüs yapısı hakkında önemli bilgiler verilmektedir. Örneğin; bölgede bulunan Kızılbaş-Alevi Türkmen aşiretlerinin Safevi topraklarına (İran'a) göç etmesinden sonra, şehirler, kasabalar, köyler boşalmış ve harabeye dönmüştü. Sayım defterlerinde, Erzurum şehrinin boş ve harabe olduğu yer almaktadır. Yine aynı şekilde, Diyarbakır eyaletine bağlı üç yüz köyün boşaldıgı ve sahipsiz olduğu belirtilmektedir. Yani kızılbaş Türkmenlerin bölgeyi boşaltmasından önce, bölgedeki nüfusun çoğunluğunu Türkmenler meydana getiriyordu. Bölgede kalan İran kökenli aşiretler ise, (alevi-sünni) Osmanlı kayıtlarında "EKRAD-KÜRD" olarak yer almışlardır. Oysa, Kürt aşiretleri daha henüz bölgeye iskan edilmemişlerdi. Zira, Kürt aşiretleri esas olarak o dönemde Süleymaniye, Şehrizor ve Kırmanşah şehirlerinde bulunuyorlardı. Şafi mezhebindeki Kürt aşiretlerinin bölgeye iskanları 1520'den sonra olmuştu. Kürt aşiretleri, Safevi-Osmanlı çatışmalarında Osmanlı devletinin yanında yer almışlardı. Bu destek sayesinde alevi-kızılbaş Türkmen ve Kurmançların  boşalttığı yerlere yerleştirilmişlerdi.

Bölgenin 16. Yüzyıldaki demografik yapısını özetledikten sonra, esas konumuza geçebiliriz. Osmanlı devleti Farsça ve Farsça'nın lehçelerini (Zazaca ve Kurmançca) konuşan halkları neden "Ekrad-Kürd" olarak tanımladı? Bize göre, bunun nedeni bölgenin Kürtleşmesini istemesindendir. Zira, Osmanlı yönetimi Şafi Kürt aşiretlerini Safevilere karşı tampon olarak kullanmak istiyordu. Bu yolla bölgeyi hem sünnileştirmek hem de Anadolu'daki Kızilbaş Türkmenlerin İran'a geçişini engellemeyi amaçlıyordu. Osmanlı ile Kürt beyleri arasında yapılan anlaşma da bunu doğrulamaktadır. Anlaşmayla Kürt beyleri sınırları koruyacak, savaş zamaninda Osmanlı ordusuna katılacaklar, Osmanlı devleti de Kürt aşiretleri dış saldırılara karşı koruyacaktı. Anlaşmanın diğer bir maddesi ise, Kürt beylerine bir nevi özerklik verilmesiydi. Osmanlı Kürt beylerinin yönetimine karışmayacak, Yönetim babadan oğula geçecekti. Bu politikanin sonucu olarak bölgenin Kürtleşmesi sağlanmış olacaktı. Osmanlı yönetimi, etnik kimlik yerine, Ümmetçi-Sünni kimliği esas aldığı için uyguladığı bu politika kendi içinde tutarlı görünüyordu. Üstelik Osmanlı yönetimi Türkmenleri "Etrak-ı Bi İdrak" yani, "anlaması kıt" bir toplum olarak görüyordu.

Osmanlı kayıtlarında "EKRAD"  "TÜRKMAN EKRADI" olarak geçen aşiretlerin geçmişine baktığımızda ise, hepsinin Sivas ilinin doğusunda ve Anadolu'nun güneyinde konar-göçer yaşayan aşiretler olduğu görülmektedir. Bu gôrüşümüzü doğrulamak için bazı aşiretleri örnek vereceğiz.

Birinci aşiret BALABANLI aşiretidir. Balabanlı aşireti 16. Yüzyıldaki Halep eyaleti defterlerinde Beydilli aşiretine bağlı görünmektedir. Osmanlı kayitlarinda ise, "İran Ekradı" olarak yer almaktadır. Oysa, bu aşiret Kürt kökenli değildir. 

2.Aşiret Türkmen İnallu aşiretine bağlı LEK aşiretidir. Bu aşiret İran'ın güney batısinda yer alan LEK-DELFAN bölgesinden gelmiştir. Kürt aşireti değildir. Fars kökenlidir.

3. Örnek, BADILLI, RİŞVANLI, CİHANBEYLİ aşiretleridir. Bu aşiretler Horasan'dan gelmişlerdir. Turkmen ve Fars kökenli aşiretlerin karışımıdır. Türkman Ekradı denilmesinin nedeni Farsça'nın değişik lehçelerini konuşmalarindan gelmektedir. Dolayısıyla Kürt değildirler. Zira, bu aşiretlerin  Anadolu'ya geliş tarihleri olan 11. Ve 13. Yüzyılda Horasan bölgesinde Kürt aşireti bulunmuyordu. Bugün "Horasan Kürtleri " olarak bilinenler Safeviler döneminde Özbek akınlarını önlemek için iskan edilen alevi-kızılbaş Kurmançlardir.

Sonuç olarak, şunu soyleyebiliriz:

Osmanlı yönetimi doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesinin yönetimini Kürt beylerine bıraktığı için, bölge etnik bakımdan Kürt, inanç yönünden Sünnileşmiştir. Öyle ki; Osmanli devletinin kurucu aşireti Karakeçilinin Urfa'daki kolu, hem Kürtleşmiş hem de Sünnileşmiştir. Aşiretin bir kolu Hanefi mezhebini benimsemişken, diğer bir kolu da Şafii mezhebini seçmiştir. Yine aynı şekilde, Türkmen kökenli Akkeçili aşiretinin batı Anadolu'daki obaları Türkçe konuşmaya devam ederken,  Mardin'deki obaları Kürtleşmiş ve kayıtlarda "Ekrad" olarak yer almışlardır. 

Özetleyecek olursak, bugünkü "KÜRT SORUNU" Osmanlınin yukarıda belirttiğimiz politikalarınin sonucunda oluştu. Bunun, Olaylara din ve mezhep gözlüğü ile bakmanın ve ona göre politika belirlemenin sonuçlarını görmemiz açısından bize ders olmasıni dilerim.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

28.02.2021

KAYNAKLAR:

--397 nolu Halep eyaleti defteri, 1536

--998 nolu Diyarbakır eyaleti defteri, 1530

--387 nolu Rum eyaleti defteri, 1530

--Prof.dr. Faruk Sümer, Oğuzlar-Türkmenler

--Cevdet Türkay, Osmanlı İmparatorluğunda aşiretler ve cemaatler

--Prof. Dr. Erdoğan Merçil-Prof.dr. Ali Sevim, Selçuklu devletleri Tarihi

--Prof. Dr. Bahriye Üçok, İslam Tarihi, Emeviler, Abbasiler

--Aşiretler Raporu, Kaynak yayinları.

--Hicabi Kırlangıç, İdrisi Bitlisi, Selim Şahname.

--Ahmet Küçükkalfa, Lekler, Zendler, Lurlar adlı Makalesi


19 Şubat 2021 Cuma

AH ZAVALLI HALKIM

 AH ZAVALLI HALKIM,

Nasıl da kandırdılar seni.

Din ile, Kur'an ile.

Emellerini  senden gizlediler.

Temiz duygularını alıp gittiler.


Ah zavallı halkım,

Fabrikada, tarlada üreten sensin.

Vatan için göğsünü siper eden sensin.

Savaşta, çatışmada hep en öndesin.

Şehit de gazi de hep sensin.


Ah zavallı halkım,

Bu ülkeyi kuran da,

Bu toprakları vatan yapan da sensin.

Kışın soğukta, yazın sıcakta,

Bu vatanı bekleyen de yine sensin.


Ey zavallı halkım,

Artık uyanmayacak mısın?

Dümeni eline almak için,

suyun başına geçmeyecek misin?


Yazan: Hamdullah Dedeoğlu

19.02.2021.

Amasya.


13 Şubat 2021 Cumartesi

CUMHURİYETİ SAHİPSİZ Mİ SANDIN?

CUMHURİYETİ SAHİPSİZ Mİ SANDIN?

Yüzyıl pusuya yattın.

Karanlıklarda gizlendin

Zehirini etrafa bulaştırdın.

Örümcek gibi ağlar ördün.


Dini kendine maske yaptın.

İşbirlikçiliğini onunla gizledin.

Cumhuriyeti hedefe koydun.

Aydınlık yerine, karanlığı seçtin.


Be ey  dindar görünümlü softa,

Cumhuriyeti sahipsiz mi sandin?

Onu kuranları yok mu saydın?

Meydanları dolduranları ne çabuk unuttun.

Eserini sana yıktıracaklarını mı sandın?


Yazan: Hamdullah Dedeoğlu

10.02.2021.

Amasya.

Popular