YENİ İDRİS-İ BİTLİSİ İTTİFAKI KİMİN PROJESİ?
“Şimdi devlet bize terörist gözüyle baksa da yarın en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız. Üç ay tartışalım göreceksiniz devlet kapısı ardına kadar açılacak. Çünkü, en stratejik bir halkı devletin müttefiki haline getiriyoruz. Yavuz, İdris-i Bitlisi’ye beyaz bir kağıt verir, “ne istersen yaz” der. Sonuç Ortadoğu kapısını aralar.”
Abdullah Öcalan’a ait yukarıdaki sözlerin basında yer almasından sonra Alevi kökenli 53 yazar ve aydın A. Öcalan’ın bu sözlerine tepki gösterdi. Alevi yazarların bu açıklaması üzerine, DEM Partisi eş genel Başkanı Tuncer Bakırhan, onları küçümseyerek, “Sokaktan alıp milletvekili yaptıklarımızın hangi aydın kimliği var” şeklinde açıklamalarda bulundu.
Bakırhan’ın bu sözlerinden sonra, Alevi aydınların tepkisi daha da arttı. Alevi kesimindeki tepkilerin artması üzerine, DEM Partisi, A. Öcalan’ın böyle bir açıklaması olmadığını ileri sürdü.
DEM Partisi yetkilileri A. Öcalan’ın böyle bir açıklaması olmadığını iddia etseler de aslında A. Öcalan, 1992’den beri buna benzer sözleri çok kez tekrarlamıştı. 1992’de Prof. Dr. Yalçın Küçük ile, 1997’de Mihri Belli ile yaptığı görüşmelerde, PKK’nın yayın organı olan “Serxwebun” adlı dergide, “Yavuz-İdris-Bitlisi ittifakının mükemmel bir ittifak” olduğunu belirtmiştir.
A. Öcalan, 2013-2015 çözüm sürecinde, HDP temsilcileri ile yaptığı görüşmelerde “Yavuz-İdris-i Bitlisi ittifakının Güncelleştirilmesi” gerektiğini de beyan etmişti. Bu nedenle, A. Öcalan’ın sözlerini yeni duyan ve HDP-DEM’i “Solcu” görüp peşinden giden ve destek olan Alevi aydınlara “Günaydın” dememiz gerekiyor.
Peki, bu sözler A. Öcalan’ın kendisine mi ait idi? Kesinlikle değildi. Bu projenin esas sahibi CİA’nin Türkiye masası şefi Paul Henze’dir. Paul Henze, 1992 yılında ABD yönetimi ve Rand Corporation için hazırladığı raporda, Türkiye’nin üniter-laik yapısının tasfiye edilerek, yerine, etnik ve dini yapılar temelinde yumuşak bir federasyona geçilmesini önermişti.
Paul Henze, “Yirmi Birinci Yüzyıla Doğru Türkiye” adlı raporunda Atatürkçü üniter devlet yapısının ve ulus-devlet modelinin ömrünü doldurduğunu, bunun yerine yeni dünya düzenine entegrasyon için federasyona dayalı bir yönetime geçilmesi gerektiğini ileri sürmüştü.
A. Öcalan’ın da aynı yıllarda Paul Henze’nin ileri sürdüğü tezlere benzer açıklamalar yapması dikkat çekmektedir.
Şöyle ki; 16. yüzyıl ile 20. ve 21. yüzyıldaki Ortadoğu koşulları çok çok farklıdır. O dönemde bölgenin süper gücü Osmanlı devletiydi. Ortadoğu’da tek başına hakimiyet kurma gücü ve potansiyeli vardı. Oysa bugün bölgenin hakim gücü ABD ve ona piyonluk görevi yapan İsrail’dir. Bölgedeki devletler ve örgütler tamamen ABD ve batılı emperyalistlerin kontrolü altında bulunmaktadır. Bu örgütlere A. Öcalan’ın PKK’sı ve Barzani ile Talabani de dahildir. Nitekim, Suriye’deki ve İran’daki PKK türevi örgütlere gerek silah gerek parasal destek ABD tarafından sağlanmaktadır.
Dolayısıyla, A. Öcalan 16. yüzyıldaki İdris-i Bitlisi olamaz. Kontrol tamamen ABD ve Siyonistlerin elinde bulunmaktadır. PKK’yı bugünlere getirenler de bu emperyalistlerdir. Arkasında bu kadar destek olmasaydı, PKK bugüne kadar ayakta kalabilir miydi?
Özetleyecek olursak, 21. yüzyıldaki “Yavuz-İdris-i Bitlisi İttifakı” tamamen emperyalist bir projedir. Emperyalistler, Türkiye’yi ABD yanlısı Kürt örgütlerin hamisi yaparak, kendilerine “Vekil güç” olarak tayin etmek amacını taşımaktadırlar. Emperyalistler, bir taraftan Türkiye Cumhuriyetini dağıtmayı, diğer taraftan da Türkiye’yi bölge ülkelerine, özellikle de İran’a karşı kullanmayı hedeflemektedirler.
Türkiye’yi büyütmeyi hayal edenler, tam tersine hizmet etmektedirler. Zira, ABD ve destekçisi emperyalistlerin esas hedefi Türkiye’nin üniter-ulus yapısını tasfiye etmek ve parçalara ayırmaktır.
Hamdullah Dedeoğlu
04.09.2026.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.