30 Ağustos 2026 Pazar

ANADOLU İRFANI VE KÜLTÜRÜNÜ KİMLER OLUŞTURDU?


ANADOLU İRFANI VE KÜLTÜRÜNÜ KİMLER OLUŞTURDU?

Anadolu irfanı deyince, ne anlıyoruz ? Önce onu belirtmemiz gerekiyor.

Anadolu irfanı, sevgi, hoşgörü, ahlak, adalet, yardımlaşma, dayanışma ve barış içinde bir arada yaşamayı kapsamaktadır. Kısaca insana, insan olmayı sağlayan tüm manevi değerleri ve kültürleri içine almaktadır.

Bu manevi değerler yüzlerce, binlerce yılda oluşan değerlerdir. Yani, bu değerler bir günde, bir gecede oluşmadı.

Anadolu’daki irfanı, ne Avrupa’da ne de Amerika’da bulamazsınız. Bu değerlerin kökleri Asya kıtasındadır. Özellikle de Horasan bölgesindendir. Bu bölge, bugünkü İran, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Afganistan, Kırgızistan, Tacikistan ülkelerini kapsamaktadır.

İşte; Anadolu irfanını Horasan’dan gelenler meydana getirmişlerdir. Bunlar, şeyhler, dervişler, babalar ve dedelerdir. Anadolu’yu, Savaşlarda, işgallerde, kıtlıkta, yoklukta ayakta tutan bu önderlerdir. Bu önderlerin kurmuş olduğu tekkeler, zaviyeler, dergahlar ve medreselerdir.

Bu kuruluşlar, günümüzün okulları ve üniversiteleriydiler. Burada yetişen bilge insanlar, hiçbir ücret almadan, hiçbir çıkar elde etmeden hiçbir karşılık beklemeden Anadolu’yu bir güneş gibi aydınlatmışlardır. Bugün bile baktığımızda, Anadolu’nun en ücra köşelerinde, en yüksek noktalarında, kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerde bu bilge insanların anıtlarına, türbelerine ve mezarlarına rastlamaktayız.

Bu vatansever bilge insanlar, yetiştikleri ocak merkezlerinde yeterli eğitim, görgü ve inancı öğrendikten sonra Anadolu’dan Rumeli’ye, oradan Balkanlara ve orta Avrupa’ya dağılmışlardı. Bunlar, ayırım gözetmeksizin bütün isanları eşit görmüşlerdir. Yunus Emre, bu anlayışı tek cümlede özetlemiştir:

“Yaradılanı Severiz, Yaradandan Ötürü”

İşte Anadolu bu hümanist felsefe ile bir olmuştur, diri kalmıştır. Anadolu, kıtlık zamanında ırk ve din ayırım yapmadan yöredeki bütün insanlara yardım elini uzatan tekke ve dergahlar sayesinde ayakta kalmıştır.

Hacı Bektaş Veli, kıtlıktan ve kuraklıkta ekecek tohumu olmayan Hristiyanları boş göndermediği için kabul ve övgü görmüştür. Ahi Evran, iyi ahlaklı ve dürüst bir esnaf olduğu için herkes tarafından sevilmiş ve taktir görmüştür.

Tekke ve zaviyeler, konaklayan yolculara dinini, dilini, ırkını sormadan ücretsiz hizmet verdikleri için saygınlık kazanmışlardır. Anadolu irfanı tüm bu değerler üzerine inşa edildiği için bugüne kadar sağlam kalmıştır.

Anadolu’daki kültür, edebiyat ve sanata baktığımızda yine bu tekke ve zaviyeleri görürüz. Yunus Emre, Taptuk Emre’nin tekkesinde yetişmiştir. Kaygusuz Abdal, Abdal Musa tekkesinde, Teslim Baba (Teslim Abdal), Hacı Bektaş Veli tekkesinde, Pir Sultan Abdal Seyyid Ali Dede tekkesinde yetişmişlerdir. Kısaca bütün ozanların, şairlerin ve yazarların yetiştikleri yer tekke ve zaviyelerdir. Dünyada ilk askeri marş olan Mehter marşını, yazıp besteleyen de Abdal Musa tekkesinde yetişen Teslim Abdal, diğer adıyla Teslim Babadır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Tekke ve zaviyelerde yetişen Baba, Dede ve dervişlerin eserleri Türkçe ile yazılıp söylenmiştir. Hem de halkın anladığı sade bir dille söylenmiştir. Bugüne kadar gelmesinin nedeni de budur. Halk, Mevlana’nın dilini anlamazdı. Çünkü; O, Farsça yazıyordu. Ama, Yunus Emre’nin, Pir Sultan Abdal’ın ve nice ozan ve şairin sözlerini anlıyordu. Çünkü onlar halkın anladığı dilde yazıp söylüyorlardı. Bu ozanların ilgi görmesinin nedeni de buradan geliyordu.

Peki bu kısa bilgilendirme özetini neden yaptık?

Alevilere, Bektaşilere geçmişte ve bugün kem gözle bakan, onları dışlayan, küçümseyenlere bir hatırlatma yapmak istedik.

Vatanseverlik, milliyetçilik, dindarlık lafla olmaz. Yapılan işle, eylemle olur. Ülke işgal edildiğinde en önde olanlar Aleviler, Bektaşiler olmuştur. Türkçe’nin yaşatılmasında ilk sırada gelenler Aleviler-Bektaşiler olmuştur. Sanat da, edebiyat da, müzik de ilk sırada gelenler Aleviler-Bektaşiler olmuştur. Ülkeye ilk yeniliklerin gelmesinde Aleviler-Bektaşiler katkı vermiştir. Yani hem aydınlatıcı, hem birleştirici hem de ilerici olmuşlardır.

Bunun tersini yapanlar da her daim gerici olmuşlardır, işgalcilerle işbirliği içinde olmuşlardır, bağnaz olmuşlardır, bölücü olmuşlardır. Kısaca her kim Alevi-Bektaşilere olumsuz bakıyorsa gideceği yer hep karşı taraf olmuştur. Hep ülkemiz aleyhine olmuştur. Yönleri, emperyalistlerin, işgalcilerin, sömürgecilerin yanı olmuştur. Tarih bunu hep böyle yazmıştır.   

Hamdullah Dedeoğlu

30.08.2026.

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Popular