13 Ekim 2021 Çarşamba

ÇULPARA KÖYÜNÜN İSMİ NEREDEN GELİYOR?

Aşağı Çulpara Köyü, 2017

Aşağı Çulpara Köyü 2023


 ÇULPARA KÖYÜNÜN İSMİ NEREDEN GELİYOŔ?

Köyümüzün isminin nereden geldiğini merak etmiştik. Bu sorunun cevabına akademisyen Oktay Özel'in "AMASYA SANCAĞI 1520-1643" adlı yüksek lisans tezinde ulaştık. 2015 yılında yayınlanan tezde yer alan bilgilere göre, Geldiklanabad (Doğantepe) nahiyesine bağlı "ÇALAN" isminde bir mezra bulunmaktadır. Mezrayı 1520 yılında 6 kişi, 1576 da ise, 8 kişi ekip, biçmektedir. Makalede ÇALAN ismini okuyunca,  bize çocukluğumuzdaki "Çolon" tepelerini hatirlattı. 1960'lı ve 70'li yıllarda Aşağı Çulpara'nın siğır çobanı hayvanlararin gideceği yeri belirtmek için her sabah yüksek sesle bağırirdı. Bunlardan bir tanesi de kurmanc diliyle "HO HO, Barve ÇOLON"du. Bu çağri hayvanlarin GENCE PINAR'ın bitişiğindeki Çalan mezrasına ya da  tepelerine gideceğini belirtiyordu.  Buradaki "ÇOLON" kelimesi ÇALAN kelimesinin değişime uğramış ve Kurmanç dilindeki soylenişidir. " ÇALAN" Osmanlica ve Farsça da "KIRKLAR" anlamina gelmektedir. ÇAL hem Osmanlica"da hem de Farsça da kırk sayısını belirtir. An eki ise, Farsça da çoğul eki olup, Türkçedeki "Ler-Lar" gibidir. Birleştirildiğinde "KIRKLAR" anlamına gelmektedir. Osmanlı kayıtlarında bu dağ-tepe silsilesi "KIRKLAR" bölgesi olarak geçmektedir. Köyümüz de Kırklar mezrası ya da Kırklar tepesine yakın bir mevkide bulunmasından dolayı ÇULPARA ismini almıştır. Ancak, ismin doğrusu kırk parça anlamına gelen ÇAL PARE'dir. Söyleniş ve yazılıştan gelen farktan dolayı 1570 yılına ait kayıtlarda ÇUL PARE, 1830 tarihli Osmanlı kayıtlarinda ise, ÇULPARA ismini almıştır. Köyümüzun ismi kısaca böyle oluştu.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

13.10.2021.



30 Ağustos 2021 Pazartesi

AMASYA SANCAĞINDA VERGİLERİ MEKKE VE MEDİNE’YE GÖNDERİLEN KÖY VE KASABALAR


AMASYA SANCAĞINDA VERGİLERİ MEKKE VE MEDİNE’YE GÖNDERİLEN KÖY VE KASABALAR

 Osmanlı devletinde Mekke ve Medine’ye her yıl para ve hediyeler gönderiliyordu. Bu uygulamanın Yıldırım Bayezıt döneminde başladığı belirtilmektedir. Muhafızlar eşliğinde gönderilen bu para ve hediyelere “Sürre” deniliyordu. “Kese” ya da “çıkın” anlamına gelen bu Sürreler her yıl hac mevsiminden önce, başında bir yöneticinin olduğu kervanla gönderiliyordu. Gönderilen bu para ve hediyeler şehrin yöneticilerine, Seyitlere, Şeriflere, cami imamlarına ve yoksullara dağıtılıyordu. Paranın miktarı yirmi bin ile seksen bin altın arasında değişiyordu. Akçe olarak ise, yedi-sekiz milyonu buluyordu. Mekke ve Medine’ye gönderilen bu paralar, Anadolu’nun köylerinden toplanan vergilerden karşılanıyordu. Vergileri Mekke ve Medine’ye gönderilenler arasında Amasya sancağına bağlı köy ve kasabalar da bulunuyordu. 1576 yılındaki Evkaf defterine göre, Amasya sancağında vergileri Mekke ve Medine’ye (Haremeyn-i Şerifiyen) gönderilen köy ve kasabalar şunlar:

 1-Arguma (Merzifon bölgesi) nahiyesine bağlı Aleviler (Suluca) köyü, vergi nüfusu 167, ödeyeceği vergi 9.000. Akçe.

2-Arguma’ya bağlı Bozbey köyü, vergi nüfusu 220, ödeyeceği vergi 30.648. Akçe.

3-Arguma’ya bağlı Firuz (Ortayazı) köyü, vergi nüfusu 91, ödeyeceği vergi 9.305. Akçe.

4-Arguma’ya bağlı Ban köyü, vergi nüfusu 156, ödeyeceği vergi 5.250. Akçe.

5-Arguma’ya bağlı Karatekin köyü, vergi nüfusu belirtilmemiş, ödeyeceği vergi 2.000 Akçe.

6- Arguma’ya bağlı Bulak köyü, vergi nüfusu 106, ödeyeceği vergi, 22.000. Akçe.

7-Gelingiras (Merzifon bölgesi) nahiyesine bağlı Kıran (Kıran Başalan) köyü, vergi nüfusu 58, ödeyeceği vergi 5.587. Akçe.

8-Gelingiras’a bağlı Alişar köyü, vergi nüfusu 229, ödeyeceği vergi 15.450. Akçe.

9- Türnük divanına bağlı Yenice köyü, vergi nüfusu 38, ödeyeceği vergi 6.458. Akçe.

10-Türnük divanına bağlı Yakup Hacı köyü, vergi nüfusu 77, ödeyeceği vergi 8.819. Akçe.

11-Türnük divanına bağlı Emirli köyü, vergi nüfusu 52, ödeyeceği vergi 7.615. Akçe.

12-Türnük divanına bağlı Akpınar köyü, vergi nüfusu 37, ödeyeceği vergi 8.188. Akçe.

13-Türnük divanına bağlı Geçit köyü, vergi nüfusu 58, ödeyeceği vergi 5.974. Akçe.

14-Semail (Kargı-Hacı Hamza bölgesi) divanına bağlı Elmalı köyü, vergi nüfusu 93, ödeyeceği vergi 9.713. Akçe.

15-Semail divanına bağlı Eski eken köyü, vergi nüfusu 120, ödeyeceği vergi 12.221. Akçe.

16-Semail divanına bağlı Karatekin köyü, vergi nüfusu 67, ödeyeceği vergi 7.298. Akçe.

17-Semail divanına bağlı Hamzalı (Hacı Hamza) köyü, vergi nüfusu 27, ödeyeceği vergi 4.398. Akçe.

18-Semail divanına bağlı Güney köyü, vergi nüfusu 204, ödeyeceği vergi 13.113. Akçe.

19-Semail divanına bağlı şehri köyü, vergi nüfusu 54, ödeyeceği vergi 5.578. Akçe.

20-Semail divanına bağlı Kuzsaray köyü, vergi nüfusu 99, ödeyeceği vergi 7.165. Akçe.

21-Semail divanına bağlı Boğacık köyü, vergi nüfusu 50, ödeyeceği vergi 3.606. Akçe.

22-Semail divanına bağlı Kultak köyü, vergi nüfusu 35, ödeyeceği vergi 1.920. Akçe.

23-Semail divanına bağlı Yenice köyü, vergi nüfusu 22, ödeyeceği vergi 2.126. Akçe.

24-Savcı Sungur divanına bağlı Korkut köyü, vergi nüfusu 93, ödeyeceği vergi 8.686. Akçe.

25-Gümüş (Gümüşhacıköy) kazasına bağlı Yemişen köyü, vergi nüfusu 30, ödeyeceği vergi 6.771. Akçe.

26-Gümüş kazasına bağlı Ömerce köyü, vergi nüfusu 24, ödeyeceği vergi 2.864. Akçe.

27-Gümüş kazasına bağlı Obruk köyü, vergi nüfusu 50, ödeyeceği vergi 1.756. Akçe.

28-Geldiklan (Doğantepe) nahiyesine bağlı Ağcaviran köyü, vergi nüfudu 75, ödeyeceği vergi 5.900. Akçe.

29-Aştakul (Aştağul) nahiyesine bağlı Hacı Halil mezrası, vergi nüfusu 5, ödeyeceği vergi 1.326 Akçe.

30-Aştakul nahiyesine bağlı Turgut mezrası, vergi nüfusu belirtilmemiş, ödeyeceği vergi 5.000. Akçe.

 Kaynak:

Adnan Gürbüz, Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Tarih İncelemeleri Dergisi, 1990.

Derleyen: Hamdullah Dedeoğlu

Saygılarımla.

30.08.2021.

 

 

 

 

2 Ağustos 2021 Pazartesi

İRAN'IN ŞİİLEŞMESİ VE ANADOLU'NUN SÜNNİLEŞMESİ NASIL OLDU?

İRAN'IN ŞİİLEŞMESİ VE ANADOLU'NUN SÜNNİLEŞMESİ NASIL OLDU?

Arap-İslam ordularının Miladi 651 yılında İran'da hüküm süren SASANİLER devletini yıkmasından sonra, karşılarında Çin sınırına kadar  durabilecek merkezi bir devlet bulunmuyordu. Bölgedeki beylikler ve Hanlıklar ise, dağınık halde ve birbirleriyle çatışma içindeydiler. Bu yüzden Arap orduları kısa bir sürede Horasan ve Maverünnehir bölgesine hakim olmuşlardı.

Arap ordularının yağma, talan ve istila hareketleri çok şiddetliydi. Boyun eğmeyen şehir ve kasabaları yakıp, yıkıyorlardı. Esir aldıkları genç kadın ve erkekleri köle pazarlarında satıyorlardı. 7. Yüzyılın ortasında başlayan istila hareketleri üç yüzyıl devam etti. Gerek Türkler gerek bölgedeki diğer halklar Arap ordularına karşı şiddetli bir mukavemet göstermişlerdi. Onuncu yüzyılın ortasına gelindiğinde, Mevereünnehir ve Orta Asya'daki Türklerin bir kısmı İslam dinini kabul etmeye başladı. Bu toplulukların İslamiyeti kabul etmelerinde bölgeye sığınmış olan Ehlibeyt mensuplarının payı büyüktü. Yine aynı şekilde Arap ordularına karşı büyük bir direniş gösteren Deylem-Gilan bölgesi halkı da Ehlibeyt mensupları aracıliğı ile İslamı benimsemişti. Ehlibeyt mensupları, baskı ve katliamlar karşısında sığındıkları bu topluluklara Emevi ve Abbasi saltanat rejimlerinin İSLAM'I  yozlaştırdıklarıni, dini talan ve yağma aracı olarak kullandıklarını, dinde zorlama olmadığını, İslamın özünün adalet ve hoş görüye dayandığını anlatıyorlardı. Bu tebliğde Emeviler dönemindeki Kerbela katliamı ile Abbasiler dönemindeki Fah katliamını örnek göstermeleri etkili olmuştu. 

11. Yüzyıldan sonra, HORASAN bölgesini ele geçiren Türkmen boyları burada GAZNELİLER, arkasından da BÜYÜK SELÇUKLU devletini kurdular. Yerli halk olan Fars ve Taciklilerle kaynaştılar. Bu devletlarin resmi ve yazışma dili ise, Farsça idi. 11. Yüzyıldaki Farsça klasik Farsça olarak bilinen PEHLEVİCE diliydi. Pehlevice dili, hem yıkılan SASANİLER'İN hem de İranlıların İslamiyetten önceki inançları olan ZERDÜŞTLUK dininin kutsal kitabı AVESTA'NIN yazı diliydi. Bugün Anadolu'nun bazı bölgelerinde konuşulmakta olan Zazaca ile Kurmanç dillerinin kökeni de Pehleviceydi.

Türkler Horasan ve İran'ı feth ettiğinde, nüfusun büyük çoğunluğu Ehli Sünnet mezheplerinden Henefiliği benimsemişti. Şiilik ise, daha çok Hazar denizinin güneyinde bulunan DEYLEM-GİLAN bölgesinde çoğunluktaydı. Bunun nedeni Emevi ve Abbasi halifelerinin baskı ve katliamlarından kaçan ve bölgeye sığınan EHLİBEYT mensuplarıydı. 9. Yüzyılın başlarında Ehlibeyt mensupları aynı bölgede ilk Alevi devleti olan Deylem Zeydi Devletini kurmuşlardı.

Oğuz Türkmenlerinin İran' feth ettikleri 11. Yüzyılda. ABBASİ halifesi Kaim Biemrillah , islam mezheplerini Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik olmak üzere dörtle sınırlandırmış, Şiilik dahil, tüm mezhepleri yasaklamış ve din dışı sayan kararlar almıştı. Bu kararın alındığı tarihte (Miladi 1029) başkenti KAHİRE'de olan Şİİ-İSMAİLİ FATİMİLER devleti bulunuyordu. Abbasi halifeliğine rakip olan bu devletin kurucuları İmam Cafer'in  Musa Kazım yerine diğer oğlu İSMAİL'İ  yasal imam olarak kabul etmişlerdi. Fatimi halifeliği, inançlarini yaymak amacıyla, İran, Irak, Horasan bölgelerine çok sayıda Dai'yi ( çağrıcı-davetçi)  göndermişti. Bu propagandacıların sayesinde hatırı sayılır oranda taraftar kazanmışlardı. Abbasi halifesinin dört mezhep dışındakileri yasaklamasınin ve din dışı kabul etmesinin altında da bu yatıyordu. 1055 yılına gelindiğinde Abbasi halifeliğinin başkenti olan BAĞDAT'da hutbeler Fatimi halifesi adına okunmaya başlandı. Bunun üzerine, Abbasi halifesi İran Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyden yardım istedi. Yardim teklifini kabul eden Tugrul Bey büyük bir orduyla Bagdat'a geldi. Fatimi devleti halifesi adina hutbeleri okutan Kardeşi Ibrahim Yinal ve Bağdat garnizon komutanı Türk asıllı Arslan Besasiri'ye bağlı birlikleri Bağdat'tan uzaklaştırdı. Hutbeler tekrar Abbasi halifesi adına okunmaya başlandı. İbrahim Yinal' ve Arslan Besasiri'yi destekleyen aşiretler ise, Musul, Kerkük ve Halep bölgesine çekildiler. Bu olaydan sonra, SÜNNI ABBASİ halifeliğinin koruyuculuğunu Selçuklu Sultanları üstlendi.

13. Yüzyılda Moğolların Horasan ve İran'ı istilasından kaçan Türkmen, Fars, Tacik ve Kürt aşiretleri Anadolu'ya göç etmek zorunda kaldılar. Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat bu yeni gelen göçerleri doğu ve güney doğu Anadolu'ya yerleştirdi. Sultan Alaaddin bu göçerlerin askeri gücünden yararlanmak istiyordu. Ancak onun bu politikası ölümünden sonra terk edildi. Yerine geçen oğlu Moğollara karşı dirayetli bir politika izleyemedi. 1243 yılında Kösedağı savaşında Moğollara yenilmesi, Selçuklu devletinin dağılmasına neden oldu. 

Moğolların Horasan ve İran'ı işgalinden kaçan halkla birlikte Anadolu'ya çok sayıda Ehlibeyt mensubu ile derviş ve şeyhler de gelmişti. Bunlar arasında Alamut kalesinde İsmaili bir devlet kuran Hasan Sabbah'a bağlı dailer de bulunuyordu. Bu dailer tarikat ve cemaatler içine girerek tekke ve zaviyelerde görevler aldılar. Bu dai, dervış ve şeyhler Ehlibeyt mensupları önderliğinde yüzlerce tekke ve zaviye kurdular. Konar-göçerlerlere Ehlibeyt'in temsil ettiği İslam'ı, yani Alevi-Bektaşiliği ögrettiler. Genellikle sözlü anlatıma dayanan bu öğreti konar-göçer kitleler tarafından daha kolay ve daha çabuk kabul görüyordu.

 Bu İslam yorumu o kadar etkiliydi ki, Osmanlı padişahı Orhan Bey, Yeniçeri ordusunu inanç yönünden Hacı Bektaş'taki dergaha bağlamıştı.Dergahın, Yeniçeri ordusunda  sürekli bir temsilcisi bulunuyordu. Anadolu'da hakim olan bu islam yorumu, Osmanlı'nın kuruluşundan 16. Yuzyıla kadar devam etti. Bu tarihten sonra,  dedeleri ERDEBİL Tekkesi Şeyhlerinden olan ŞAH İSMAİL doğu ve güneydoğu Anadolu'da hüküm süren Akkoyunlu devletini yıkıp, yerine başkenti TEBRİZ olan KIZILBAŞ-ALEVİ devletini kurdu. Şah İsmail'in kurduğu bu devlete Anadolu'daki kızılbaş-Alevi Türkmenler ve İran kökenli aşiretler de yoğun destek verdi. 

Osmanlı yönetimi gelişmeleri dikkatle izliyordu. Karşısına doğuda çok güçlü bir rakip devlet geliyordu. Üstelik kendi topraklarında yaşayan kitlelerden de yeni kurulan KIZILBAŞ devletine katılımlar oluyordu. Buna bir çözüm bulması gerekiyordu. Ancak, aynı kökten ve aynı inançtan gelenlere savaş açması da kolay değildi. Bunun için Seyhülislam'dan onay alması gerekiyordu. Bu sırada Osmanlı tahtına babası ikinci Bayazıd'ı devirip, padişah olan Yavuz Sultan Selim gelmişti. Yavuz Sultan Selim ilk iş olarak, Şeyhülislam'dan Sah İsmail'in Kızılbaş inancını din dışı sayan fetvalar aldı. Bundan sonra savaş hazırlıklarını başlattı. Cephe gerisini sağlama almak için Kızılbaş Safevi devletini destekleyebilecek kişi ve aşiretlere karşı ölüm listeleri hazırlattı. Tarihi kaynaklar katledilen KIZIBAŞ-ALEVİ  sayısının kırk bin civarında olduğunu yazmaktadır. 

Hazırlıklarını tamamlayan Osmanlı ordusu 1514 yılının Mayıs ayında Safevilere karşı harekete geçti. Osmanli topraklarını geçen ordu, Safevi topraklarında ilerlemeye başladı. Şah Ismail savaş taraftarı değildi. Ancak, o da savaşın kaçınılmaz olduğunu görünce hazırlıklara başladı. İki ordu Van yakınlarındaki ÇALDIRAN ovasında karşı karşıya geldi. Osmanlı ordusu top, tüfek ve ateşli silahlarla desteklenmişti. Safevi ordusu ise, klasik atlı süvarilerden, ok, mızrak ve kılıç kullanan piyadelerden oluşuyordu. Safevilerin süvarilerle başlattığı saldırı Osmanlı'nın topçu ve tüfekçileri tarafından püskürtüldü. Dört-beş saat süren çatışmalardan sonra SAFEVİ ordusu çok kayıp vermeye başlayınca geri çekilmek zorunda kaldı. Osmanlı ordusu başkent Tebriz'e kadar ilerlemeye devam etti. Başkent Tebriz'de bir süre kalan Osmanlı ordusu daha sonra geri döndü. 

Bu savaştan sonra, doğu ve güneydoğu Anadolu Osmanlı topraklarına dahil oldu. Bölgeyi boşaltan Kizilbaş Türkmen ve Kürtlerin yerine, SÜNNI inançtan KÜRT aşiretleri yerleştirildi. Osmanlı ile Safeviler arasındaki savaş ve çatışmalar 1639 yılındaki KASRİ-ŞİRİN  anlaşmasına kadar devam etti.

ÇALDIRAN savaşından sonra, her iki devlet arasındaki mezhep ayrılıkları da derinleşti. Osmanlı yönetimi SÜNNİ mezheplerinden HANEFİLİĞİ devletin resmi dini olarak görürken, Safeviler de KIZILBAŞLIĞI resmi mezhepleri olarak kabul ettiler. Ancak, zaman içinde Safevilerin Kızılbaşlığı tutucu bir Şiiliğe dönüşürken, Osmanlı'nın Hanefiliği de uygulamada şekilci ve katı bir dogmacılığı  savunan Hanbeliliğe evrildi. Böylece, Merkezi devlet idarelerin yönlendirmeleri ile İrandaki nüfusun çoğunluğu, Hanefilik'ten Şiiliğe, Anadolu'daki Alevi-Bektaşi nüfusun çoğunluğu da sünniliğe geçiş yaptı. İran'ın Şiileşmesi ve Anadolu'nun sünnileşmesi kısaca böyle oldu.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu.

03.08.2021.

KAYNAKLAR:

--Prof. Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar-Türkmenler.

--Prof. Dr. Bernard Levis, Alamut Kalesi ve Hasan Sabbah.

--Yrd. Doç. Dr. Ömer Tokuş, Arslan Besasiri ve İbrahim Yinal isyanları.

--Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, Babailer isyanı.

--Hüseyin Yalçın, Alevilik Tarihi.

--Prof. Dr. Erdoğan Merçil-Prof. Dr. Ali Sevim, Selçuklu Devletleri Tarihi.

--Doç. Dr. Hasan Yaşaroğlu, Taberistan Zeydileri.

--111 nolu Kerkük Sancağı Tahrir Defteri.

--Erdoğan Aydın, Nasıl Müslüman olduk.

--Zeynel Coşar, Kırk bin Alevi öldürüldü mü?

-'Ayşe Atıcı, Büyük Selçuklu Devletinde Batini Hareketler.

--Dr. Maşide Kamit, Halife Kaim Biemrillah Döneminde Şii-Sünni İktidar Mucadelesi.

--Hicabi Kırlangıç, Çaldıran Savaşı.

--İdrisi Bitlisi, Selimnane.


27 Temmuz 2021 Salı

GAFARLI (KAFARLI), KALECİK, YAZICIOĞLU, HASAN ODABAŞI, HASAN BEY, SÜLEYMAN AĞA OBALARI AMASYA'YA NEREDEN GELDİ ?

 GAFARLI(KAFARLI), KALECİK, YAZICIOĞLU, HASAN ODABAŞI, HASAN BEY, SÜLEYMAN AĞA OBALARI AMASYA'YA NEREDEN GELDİ?

"ÇULPARA KÖYÜNÜN KISA TARİHÇESİ" adlı makalemizde Milli Aşiretine bağlı Hasan Odabaşı obasının Şıhoğlu, Koyuncu, Çulpara'ya, Hasanbey oymağının Badam (Yeşilova), Karagözoğlu köyüne, Yazıcıoğlu obasının Çayan-Asar, Efkeri, Eymirli, Gafarlı, Başpınar, Kellik, Şarklı'ya, Kalecik cemaatinin Büyük kışla ve Kavakalan köylerine iskan edildiğini belirtmiştik. Ancak, bu obaların Amasya'ya nereden geldikleri konusunda elimizde yeterli bilgiler bulunmuyordu. Sözlü gelenekten gelen bilgiler doğrultusunda yaptığımız son araştırmalara göre, bu obaların TERCAN-ERZİNCAN, REFAHİYE-ERZİNCAN, KEBAN-ÇEMİŞGEZEK bölgesinden geldiklerini tespit ettik. Edindiğimiz bilgiler şöyle:

KALECİK OBASI: 1530 Tarihli, 387 nolu ANADOLU RUM EYALETİ defterinde, TERCAN-I SUFLA (AŞAĞI TERCAN) nahiyesinde KALACIK mezrası-köyü yer almaktadır. Obanın ismi buradan gelmektedir. (Sayfa, 192) 1591-1592 yıllarına ait vergi defterlerinde Kalecik ve Elcük viranınnda 25 erkek nüfus bulunmaktadır. 1835 nüfus sayımında ise, Kalecik köyünde 52 erkek nüfus yaşamaktadır. Bu nüfusa aynı sayıda kadın nüfusun  eklenmesi gerekmektedir. Zira, gerek vergi kayıtlarında gerekse nüfus sayımlarında sadece erkekler kayıt altına alınıyordu. 

AMASYA sancağına iskan edilen Kalecik obasının MİLLİ Aşiretine bağlı olması, bölgedeki yaylakların MİLLİ GÖÇER ile MİLLİ OĞULLARI aşiretine ait olmasından gelmektedir.16. Yüzyıla ait kaynaklarda, MİLLİ aşireti mensuplarının ERZİNCAN-TERCAN-KURUÇAY bölgesinde yoğun olarak yaşadıkları görülmektedir. (Cevdet Türkay, Osmanlı İmparatorluğu'nda Oymak, Aşiret ve Cemaatler, Sayfa 109, 110)

HASAN ODABAŞI OBASI: Hasan Odabaşı obasınin Çemişgezek sancağına bağlı Keban ilçesinin Aşağı MİŞELLİ (MEŞELİ) köyünden geldiğini ÇULPARA KÖYÜNÜN KISA TARİHÇESİ adlı makalemizde geniş bir şekilde yazmıştık. Çemişgezek sancağı da Milli aşiretinin yoğun olarak yaşadıgı bir bölgeydi. Hasan Odabaşı obasının Milli aşiretine bağlı olması da buradan gelmektedir. 

YAZICIOĞLU OBASI: Obanın ismi YAZI mezrası- köyünden gelmektedir. Bugünkü adı YAZIGEDİĞİ KÖYÜ olup, Erzincan'ın REFAHİYE ilçesine bağlıdır. Yazıgediği köyü Alevi islam inancını bugün de yaşamaya devam etmektedir. 

HASAN BEY VE SÜLEYMAN AĞA OBALARI: Bu iki oba isimlerini Tercan-ı Sufla (Aşağı Tercan) bölgesini yaylak olarak kullanan KIZIL HASANLI cemaatinden  Hasan ve Süleyman Kethudalardan (Kahya) almaktadır. Bu obaların da KALECİK bölgesine yakın bir bölgede Kızıl Hasan köyünde yaşadıkları gorülmektedir. (Anadolu Rum Eyaleti defteri, sayfa, 193)

Yazıcıoğlu obasının iskan edildiği köylerden olan GAFARLI  ise, ismini Gaffur Çiftliğinden almaktadır. 16. Yüzyıl OSMANLI kayıtlarında TERCAN nahiyesine bağli GAFFUR EFENDİ GÖMÜ (AHILI) -mezrası bulunmaktadır. 1835 tarihindeki nüfus sayımında GAFFAR EFENDİ köyünde 19 erkek nüfus yaşamaktadır. 

ŞARKLI, EYMİR, KARAGÖZLÜ koylerinin isimleri de ULU YÖRÜK kabilesinden MAMALU aşiretine bağlı aynı ismi taşıyan cemaatlerden gelmektedir. BAŞPINAR köyü ise, ismini Baş Ermeni köyünden almaktadır. 

Bu obaların Alevi islam inancını benimsemelerine gelince; gerek kışlak gerek yaylak olarak kullandıkları bölgelerde çok sayıda Alevi- Bektaşi tekke ve zaviyelerin bulunmasından gelmektedir. Örneğin:

--KURUÇAY nahiyesinde ŞEYH BABA ZAVİYESİ.

--TERCAN-I ULYA'DA ( YUKARI TERCAN ) SEYDİ ALİ BABA ZAVIYESİ.

--TERCAN-I ULYA'DA ŞEYH KASIM ZAVİYESİ. 

--TERCAN-I SUFLA'DA (AŞAĞİ TERCAN) HASAN HALİL BEY ZV. EDEBÜK KÖYÜ.

Yine aynı şekilde 16. Yüzyıl Osmanlı kayıtlarında ÇEMİŞGEZEK, MARAŞ, BOZOK sancaklarında onlarca ALEVİ-BEKTAŞİ Tekke ve Zaviyenin yer aldığı görülmektedir. ( ilgili makaleler sitemizde yer almaktadır) Bölgede yer alan Tekke ve zaviyelerin yakınlarında bulunan köylerin Alevi İslam anlayışını bugün de devam ettilrdikleri görülmektedir. Bu da tekke ve zaviyelerin o dönemde önemli ve etkili olduklarını göstermektedir. Böylece, sözlü gelenekten bilgileri, resmi belge ve kayıtlarla doğrulamış olduk.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

21.07.2021.

*** Milli aşiretine bağlı cemaatlerin büyük çoğunluğu ZAZACA-KURMANC dilini konuşmaktaydı. Amasya'ya iskan edilenlerin bu dili bilmesi de buradan gelmektedir. HASAN BEY, GAFARLI, KALECİKLİ, TENCİRLİ, HASAN ODABAŞI, YAZICIOĞLU cemaatlerin dip kültürüne ve geldikleri yerlere baktığımızda merkezi MARAŞ-ELBİSTAN olan DULKADİRLİ BEYLİĞİNI meydana getiren aşiretler olduğu görülmektedir. (998 nolu Bozok-Dulkadirli Eyalet Defteri- miladi 1530)

KAYNAKLAR:

--387 NOLU ANADOLU RUM EYALETİ DEFTERİ.

--998 NOLU DİYARBAKIR, ZÜLKADİR DEFTERI 1-2. CİLT.

--YRD. DOÇ. DR. YUNUS ÖZGER, TERCAN VE KÖYLERİNİN DEMOGRAFİK YAPISI ADLI MAKALESİ.

--C. TÜRKAY, OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA OYMAK, AŞİRET VE CEMAATLER.

--DR. MUSA SEZER, 1695 AVARIZ DEFTERLERİNE GÖRE ZİLE KAZASINDA  KABİLELER.

--PROF. DR. FARUK SÜMER, OĞUZLAR-TÜRKMENLER.

--ULUSLARARASI DULKADİR BEYLİĞİ SEMPOZYUMU, YRD. DOÇ. DR. PİYAS ŞÜKÜROV.

--1591-92 YILLARINDA TERCAN KAZASI KÖYLERİ VE NÜFUSU. YRD. DOÇ. DR. SELÇUK DEMİR-YRD. DOÇ. DR. İBRAHİM ETHEM ÇAKIR.



16 Temmuz 2021 Cuma

16. YÜZYILDA MARAŞ- ANKARA-KAYSERİ-KIRŞEHİR-YOZGAT-ÇORUM--AMASYA'NIN GÜNEYİNDEKİ ZAVİYELER

 16. YÜZYILDA MARAŞ- ANKARA-KAYSERİ-KIRŞEHİR-YOZGAT- ÇORUM VE AMASYA'NIN GÜNEYİNDEKİ ZAVİYELER

16. Yüzyılın başında Dulkadirli Beyliğine bağlı olan bu bölge, 1522 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştı. Devlet Arşivleri Genel müdürlüğü tarafından yayınlanan 998 nolu, 1530 tarihli Dulkadir-Zülkadir ve Bozok  Eyalet defterinde kayıtlarına ulaştığımız zaviye ve tekkelerin birer dökümünü çıkardık. Bölgede çok sayıda zaviyenin bulunması dikkatimizi çekti. zaviyelerin bulunduğu kasaba, köy ve mezraları incelediğimizde büyük çoğunlunun Alevi-Bektaşi inancına sahip olduğu görülmektedir. Bu zaviyelerin bulunduğu Alevi-Bektaşi inancına sahip köy ve kasabaların aynı inancı bugün de  büyük oranda koruduğunu görmekteyiz. Bu zaviye ve Tekkelerin çoğu bugün yerinde bulunmamakla birlikte sözlü aktarımları devam etmektedir. Geçmişte bu zaviye ve Tekkeler hem dini hem de sosyal bir kurum olarak önemli görevler yapmışlardı. Anadoluyu bize yurt yapan ve kültürümüzü bugünlere akataran tüm tekke ve zaviye çalışanlarinı, dervişlerini, Ahilerini saygı ve hürmetle anıyoruz.

Bu kısa özeti yaptıktan sonra, bölgedeki zaviyelerin bulunduğu kasaba, köy ve mezralara bakabiliriz.

--Ali BİN ŞEHSUVAR BEY ZAVİYESİ, KANLI KAVAK KÖYÜ, GÖKSUN.

--DEDE BABA (DEVE BABA) ZV. ELBİSTAN. 

--DEDE KARKIN  Zv. GÖKSUN.

--IRLAĞAN HACI (ORHAN HACI) ZV. KARA HAYIT.

--İBRAHİM HACI ZV. ZAMANTU.

--KARA DEDE ZV. KARA HAYIT.

-'KARATAY SULTAN ZV. ZAMANTU.

--MELİK GAZİ SULTAN ZV. ZAMANTU.

--PINARBAŞI ZV. PINARBAŞI.

--SEYYİD HALİL ZV. MARAŞ.

--SEYYİD SELAHATTİN ZV. HINZIRI-GÖMÜLGEN.

--SÜLEYMAN BEY ZV. KALANDUZ KÖYÜ KARA HAYIT.

--ŞEHSUVAR BEY BİN ZÜLKADİR ZV. MELENGİ MEZRASI GÖSTERE NAHİYESİ.

--ÜMMET DEDE ZV. KIZIL VİRAN KÖYÜ MARAŞ.

--ABDAL ATA ZV. BOZOK.

--AHİ EVRAN ZV. KIRŞEHİR.

--ALAÜDEVLE ZV. BOZOK.

--ANDIK ABDAL ZV. BOZOK.

--AŞIK PAŞA ZV. KIRŞEHİR.

--BALİ ÇELEBİ ZV. BOZOK.

--DERVİŞ KEMAL ZV. BOZOK.

--DERVİŞ MEHMED ZV. BOZOK.

--EYMİRCE ZV. BOZOK.

--HACI BEKTAŞ ZV. KIRŞEHİR.

--HAYDARİ ZV. HAYDAR KÖYÜ KONUR NAHİYESİ. (SULAK YURT--ANKARA)

--HIZIR HALİFE ZV. BOZOK.

--KAMER ZV. (ŞAM BAYADI ZV.) SORKUN NAHİYESİ.

--KILIÇ ABDAL ZV. BOZOK. 

--KÖHNE ZV. BOZOK.

--MEVLANA MUHİYİDDİN ZV. BOZOK.

--SEYYİD SELAHADDİN ZV. BOZOK.

--SIRÇALU ZV. BOĞAZLIYAN.

--ŞAHRUH BEY BİN ALAÜDEVLE ZV. BOZOK.

--ŞEYH HACI İBRAHİM ZV. BOZOK.

--ŞEYH KAYA ZV. KIRŞEHİR.

--SEYH MUSA ZV. BOZOK.

--YOL KULU ZV. BOĞAZLIYAN.

--YOLA GELDİ DERVİŞ ZV. BOZOK.

--YUNUS HALİFE VE EVLADI ZV. BOZOK.

--YUSUF ABDAL ZV. BOZOK.


***ZAMANTU: KAYSERİ BÜNYAN İLÇESİNE BAĞLI ELBAŞI BÖLGESİ.

***KARA HAYIT: MARAŞ TÜRKOĞLU İLÇESİNİ KAPSAYAN BÖLGE.

***PINARBAŞI: KAYSERİ İLÇESİ PINARBAŞI BÖLGESİ.

**GÖMÜLGEN: AKKIŞLA BÖLGESİ-KAYSERİ.

***BOZOK: YOZGAT, ÇORUM VE AMASYA'NIN GÜNEYİNİ KAPSIYORDU.

***GÖSTERE NAHİYESİ: TOMARZA BÖLGESİ-KAYSERİ.

Sagılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

16.07.2021.


--




15 Temmuz 2021 Perşembe

ERZİNCAN-TERCAN VE KURUÇAY'A İSKAN EDİLEN AŞİRETLER

ERZİNCAN-TERCAN VE KURUÇAY'A İSKAN EDİLEN AŞIRETLER

Bu bölgelere iskan edilen aşiret ve cemaatleri yazmamızın nedeni, GÖYNÜCEK-MECİTÖZÜ VE ORTAKÖY ilcelerine bağlı bazi köyleri meydana getirenlerin buradan gelmesidir. Kaynağımız Cevdet Türkay'ın Osmanlı arşivlerine dayanarak yazdığı Aşiretler ve Cemaatler isimli eseri olacaktır.

ERZİNCAN'A İSKAN EDİLEN AŞİRETLER

CELİKANLU: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

ÇERKANLU: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

BADILLU: TÜRKMEN EKRADI TAİFESINDENDİR.

CAVİKLÜ: EKRAD TAİFESINDENDİR.

DEVELİLER:-

DİRSIMLİ: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

KARABAĞILU: TÜRKMAN TAİFESİNDENDİR.

MİLLİ: GÖÇER-EKRAD ULUS TAİFESİNDENDİR.

MİLLİ OĞULLARI: EKRAD ULUS TAİFESİNDENDİR.

SİPKANİ: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

ŞEYH HASANLU: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

TUMANLU: TÜRKMAN TAİFESİNDENDİR.

VESBANLU: --

ZİVANLU: --

ALAGÖZLÜ: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.

BAKÜLELİ: --

CAFERLÜ: TÜRKMAN EKRADI TAİFESINDENDİR.

CENGERLÜ: TÜRKMAN TAİFESİNDENDİR.

ÇAKALU: --

ÇAPAR BEĞLÜ: TÜRKMAN TAIFESİNDENDIR.

DİNAK: --

EĞREK-EKREK: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.

GÜLABİ UŞAĞI: TÜRKMAN TAİFESİNDENDİR.

HAN ÇOBANLU: --

KUZUCANLU: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.

MATATLU: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.

MEYDANLU: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

OCAKLU-OCAK UŞAĞI: TÜRKMAN TAİFESİNDENDİR.

SAĞILMAN: --

SAVATLU: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.

YAHŞİLÜ: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.

YERMİRİZAD: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.


TERCAN'A İSKAN EDİLEN AŞİRETLER:


HOCANLU:  EKRAD TAİFESİNDENDİR.

KARIŞLU: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

SADEBANLU: --

BESBANLU: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

ÇAMURLU: --

DELÜLER: TÜRKMAN TAİFESİNDENDİR.

İLADİ: ---

KANTARLU: --

KARAKULAK; YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.

KAYILÜCA : ---

KIZIL HASANLU: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.

KÖLELER: TÜRKMAN TAİFESİNDENDİR.

MANLULAR: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.

SARULAR NAMI DEĞER PENBECİK: TÜRKMAN YÖRÜKANI TAİFESİNDENDİR.

UZUN HACI: --

YOĞUN PİRTEK: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.


KURUÇAY'A İSKAN EDİLEN AŞİRETLER

DİRSIMLİ: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

DUZİK: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

FALANİ: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

KARA BALİ: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

OCANLU: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

TUMANLU: TURKMAN TAİFESİNDENDİR.

BENAMLU: TÜRKMAN EKRADI TAİFESİNDENDİR.

ÇİMENLÜ ARABI: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.

GIYASLU: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.

KAÇARLU: TÜRKMAN TAİFESİNDENDİR.

KARAÇARLU: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

KELEÇORLU: EKRAD TAİFESİNDENDİR.

KILANLU: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.

RİŞVANLU: TÜRKMAN EKRADI TAİFESİNDENDİR.

YAYLALU: YÖRÜKAN TAİFESİNDENDİR.


Sayın Cevdet Türkay'ın eserinde bazı aşiretlerin etnik kimlikleri belirtilmemiştir. Bunun sayım defterini yazan memurun hatasından kaynaklandığını tahmin ediyorum. Ekrad kelimesi "Kürdler" anlaminda,  yörükan terimi ise, Türkmenler için kullanılan bir tanimlamadır. Bize göre buradaki "Ekrad" kelimesi ZAZACA VE KURMANÇCA konuşan aşiretler için kullanılmıştır. Zira, OSMANLI kayıtlarında Farsça kökenli dilleri konuşan tüm cemaatlere "EKRAD" denilmiştir. Türkman Ekradı ise, Fars-İran ve Türkmen kökenlilerin birlikte oldukları cemaatler için kullanılmıştır.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

15.07.2021.




30 Haziran 2021 Çarşamba

SEN NE SATARSIN?

 SEN NE SATARSIN?

Be ey, Suud kafalı Şeyhülislam,

Her gün “din din” diye bağırırsın.

Hırsızlıklara, yolsuzluklara susarsın.

Lüks arabalara binip caka atarsın.

Sen ne satarsın?


Be ey Suud kafalı,

Ülke toprakları peş keş çekilirken susarsın.

Fabrikalar ecnebilere satılırken konuşmazsın.

Çocuklara tecavüz edilirken ses çıkarmazsın.

Sen ne satarsın?


Be ey Suud kafalı,

Sen, İbn-i Sina’ya zındık,

Farabi’ye “Kafir” diyenlerden misin?

Yoksa, Yunus Emre’ye “katli vaciptir” diyen Ebu Suud musun?

Sen nesin?

Yazan: Dedeoğlu

30.06.2021.




Popular