23 Ağustos 2026 Pazar

EGEMENLERİN TARİHİ Mİ, HALKIN TARİHİ Mİ?


EGEMENLERİN TARİHİ Mİ, HALKIN TARİHİ Mİ?

İki türlü tarih yazımı vardır. Biri halkın tarihi, diğeri de iktidarı ellerinde bulunduranların yazdığı tarih vardır. İktidarı ellerinde bulunduranlar tarihi tabi ki kendi menfaatleri açısından yazmışlar ya da yazdırmışlardır. Bu bütün milletler için geçerlidir. Örneğin, Romalılar hakimiyeti altındaki toprakların dışında yaşayan göçebe toplumlardan olan Hunları, Germenleri-vizigotları-Ostragotları “kaba” “vahşi”  “ilkel” anlamına gelen “Barbar” olarak nitelendirmişler ve kendilerinden aşağıda görmüşlerdir.

Aynı bakış açısı Romalıların, Hristiyanlığı resmi din olarak kabul ettikten sonra devam etmiş, diğer inançları ve Hristiyanlığın Katolik mezhebi dışındaki yorumlarını “sapkın” olarak nitelendirmişler ve dışlamışlardır.

Aynı anlayış imparatorluklar kuran diğer milletler için de geçerlidir. Persler, Sasaniler, Emeviler ve Abbasi İmparatorlukları da aynı yolu takip etmişlerdir. Hem kendilerini hem de benimsedikleri dinleri, inançları, mezhepleri kutsallaştırmışlardır. Kendi dini yorumlarını çıkarlarına uyumlu hale getirirken, farklı olanları düşmanlaştırmışlardır.

Bunun nedeni, iktidarı ve yönetimi ellerinde bulundurmanın, bir üstünlük ve ayrıcalık olduğunu topluma kabul ettirmekti. Zira bunu yapmadıkları taktirde, iktidarlarının devamını sağlamak için bir gerekçe kalmayacaktı. Bu politikalar, halkı kendilerine inandırmak için onlara meşru bir zemin yaratıyordu. Böylece, yönettikleri toplumları baskı altında tutup, iktidarlarının devamını sağlıyorlardı.

Bu girişten sonra, İslam coğrafyasındaki bugünkü iktidarları ele alabiliriz. hemen hemen hepsi küçük bir azınlık tarafından yönetilmektedir. Demokrasiden, insan haklarından uzak bir yönetim anlayışı hüküm sürmektedir. Halkın yönetime katılma ve düşüncelerini açıklama hakları bulunmamaktadır.

O halde bu yönetimler nasıl ayakta kalabiliyorlar?

Birincisi, hakim olan inanç üzerinden, ikincisi “kutsal devlet” anlayışı üzerinden, üçüncüsü işbirlikçisi oldukları emperyalistlerin  desteği ile iktidarlarını devam ettirmektedirler. (Örneğin; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün gibi.)

Yaptıkları tüm icraatları ya dine ya da kutsallaştırdıkları “devlet anlayışına”na bağlamaktadırlar. Böyle olunca, iktidarların küçük bir azınlığın lehine, halkın aleyhine yapmış olduğu uygulama ve eylemlerine itiraz etme, karşı bir ses çıkarma, diğer bir deyimle muhalif olma şartlarını ortadan kaldırmaktalar. Bu yöntem, iktidarlar tarafından binlerce yıldır tekrarlanan bir yönetim şeklidir.

İşte iktidarda olup, yönetimi ellerinde bulunduran bu egemen kesim, tarih yazılırken de kendi çıkarlarına uygun olarak yazmaktadırlar. Yaptıkları savaşları, kahramanlıkları anlatırlar. Ezilen, sömürülen halkın çektiklerinden bahsetmezler. Ancak halkın da savunucuları her zaman olmuştur. Bu savunucular, halkın gözünde kahramanlıkları ve yiğitlikleri ile anılmışlardır.  

Halk, bu kahramanları sayesinde tarihlerini unutmamış, hafızalarında canlı tutmuşlardır. Örneğin; aradan iki bin yıl geçmesine rağmen Roma İmparatorluğu’na kafa tutan, özgürlük için ayağa kalkan köle Spartaküs’ün mücadelesi hala unutulmamıştır. Yine aynı şekilde Emevi zulmüne isyan bayrağını açan Hz. Hüseyin’in, Ebu Müslim Horasani’nin mücadelesi hala canlılığını korumaktadır.

Resmi tarih kitaplarını egemenler yazmış olsa da tarihi tarih yapan da halklar olmuştur. Onlar uyandıklarında çağ değiştirmiş, yeni bir düzenle birlikte medeniyet de getirmişlerdir. Peygamberler tarihi, yakın çağdaki bütün sosyal devrimler bunun şahididir.

Hamdullah Dedeoğlu

23.08.2026.

 

 

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Popular