24 Nisan 2026 Cuma

MANEVİ DEĞERLER NEDEN ÖNEMLİDİR?

 MANEVİ DEĞERLER NEDEN ÖNEMLİDİR?

Manevi değerlerin insan hayatında çok önemli bir yeri vardır. Özellikle de 5-15 yaş arası dönemde çocuklara ve gençlere ne verdiyseniz onu alırsınız. Eğer eğitimde bireyciliği esas alıp, yardımlaşma ve dayanışmayı ikinci plana koyarsanız insani duyguları yok edersiniz.

Siverek ve Maraş’daki okullarda meydana gelen silahlı saldırılar da bunun sonucudur. Elbette; bunda küresel kapitalist kültürün de etkisi var. Zira öyle bir çağda yaşıyoruz ki, olumsuz bir örnek saniyeler içinde bütün dünyaya yayılmaktadır. Özellikle de oyun adı altında çocukları ve gençleri hemen etkileyebilecek içerikler her an okuyacağınız haberin başlangıcında, ortasında, sonunda karşınıza çıkmaktadır. Çocuklara ve gençlere kötü örnek olabilecek bu tür oyunların ya da görsellerin denetimden geçmesi gerekir. RTÜK aracılığı ile televizyonlar denetleniyor da sosyal platformlardaki olumsuz görseller ve filmler neden denetlenmesin?

Çocukları ve gençleri koruyucu önlemler alındıktan sonra hem ailelere hem de çocuklara manevi değerlerin öğretilmesi gerekir. Ancak manevi değerler derken, bu alanlara hemen tarikat ve cemaatler doldurulmasın. Onların ailelere, çocuklara ve gençlere verebileceği bir manevi değer yoktur. Din adı altında karşıdaki insanın inancını küçümseyen, dışlayan hatta düşmanlaştıran nesiller yetiştirmeyi amaçlamaktadırlar.

Çünkü; onların amacı manevi değerleri ya da dini öğretmek değil, kendi sömürü düzenini kurmaktır. Onlar için ne kadar fazla “Mürit-taraftar” olursa o kadar para kazanacaklardır. Bunun üzerinden de siyaset makamı ile pazarlık yapıp taraftarlarının oylarını paraya çevireceklerdir. Kurdukları şirketlere ihaleler alacaklar, devlet kurumlarına mallarını satacaklar, güvendikleri müritleri de devlet kurumlarında kilit noktalara getireceklerdir. Böylece, tarikat adı altında ticaret-siyaset-menfaat düzenlerini sağlama almış olacaklardır.

Bu tarikatların sahibi oldukları şirketlerde karın tokluğuna işçi çalıştırılmaktadır. Bu işyerlerinde Sendikal haklar, sosyal haklar diye bir şey yoktur. Çok koyu bir emek sömürüsü vardır. Bugün Türkiye’deki tarikat ve cemaatlerin yaptıkları aynen yukarıda anlattığımız gibidir.

İkinci bir yanlış ise, din eğitimi adı altında 5-6 yaş arasındaki çocukların tarikatların elinde bulunan cami ve medrese türü ana okullarına yönlendirilmesidir. Beş-altı yaşındaki bir çocuğa daha doğru dürüst Türkçeyi öğrenmeden Arapça Kur’an sureleri ezberletilmektedir.

Beş yaşındaki bir çocuğa bilmediği bir dil üzerinden sözde din eğitimi verilmektedir. Oysa, bu yaştaki çocukların eğlenmesi, oyun oynaması ve arkadaşları ile paylaşmayı ve yardımlaşmayı öğrenmesi gerekir. Bu çocukların gidecekleri yer medreseler değil, kreşlerdir. Burada yapılması gereken hem devlet kurumlarının hem de belediyelerin kreş ihtiyacını karşılaması ve bu hizmetlerin çok az bir ücret karşılığında yapılmasıdır. Sosyal devlet de bunun için vardır.

Çocuklara elbette ki din ve ahlak bilgisi verilmelidir. Ancak bunun ilk önce ailesi tarafından verilmesi gerekir. Bütün dinler, insanların iyi ahlak sahibi olmasını, anneye ve babaya saygılı olmasını öğütler. Yine aynı şekilde bütün dinler, insan sevgisi, doğa sevgisi ve Tanrı sevgisi üzerine inşa edilmiştir. Ünlü tasavvuf ozanımız Yunus Emre bunu tek bir cümlede özetlemiştir. “Yaratılanı severiz yaratandan ötürü” demiştir. Yunus Emre’nin bu sözü, hem Tevrat hem İncil hem de Kur’an’ı Kerim’de yer alan ayetlerin bir sözü ve özüdür.

Bütün kutsal kitaplarda insan öldürmek, yalan söylemek, komşuya ve malına yan gözle bakmak yasaklanmıştır. O halde, “toplumun yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğu” bir ülkede bir çocuk nasıl olur da eline silah alıp sınıf arkadaşlarını katledebilmektedir? Burada bir yanlışlık yok mu? Demek ki, dinin özünü ve kadim kültürümüzü çocuklarımıza verememişiz.

Yaşadığımız topraklarda “Anadolu irfanı” diye bir deyim vardır. Bu deyim boş yere söylenmiş bir söz değildir. Bu topraklar onlarca medeniyetin kök saldığı bir coğrafyadır. Buradaki medeniyet, Amerika gibi iki yüz yıllık bir geçmişe değil, binlerce yıl öncesine dayanan bir medeniyettir. Bu topraklardaki insanlar paylaşma, dayanışma ve yardımlaşma gelenekleri ile bugüne gelmişlerdir.

Ama, maalesef insanlarımız bu gelenekten kopartılmıştır. Bu geleneğimizin devam ettirilmesi; ancak kültürlü ve bilinçli bir gençliğin yetiştirilmesi ile sağlanabilir. O nedenle çocuklarımıza önce bize ait olan bu ortak kültürümüzü vermemiz gerekir. Bu toprakların yetiştirdiği Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Yunus Emre, Abdal Musa gibi manevi, dini önderlerimiz ve ozanlarımız var. Önceliğimiz, Çocuklarımıza bu önderlerimizi anlatmamız ve tanıtmamız gerekir. Bunlar ortak değerlerimizdir. Anadolu irfanı, bu değerlerin bütünüdür. Örneğin; Hacı Bektaş Veli’nin insan ve doğa sevgisi ile ilgili sözlerine kim karşı çıkabilir?

Makalemizi Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre’nin veciz sözleri ile tamamlayalım.

“İNCİNSEN DE İNCİTME”

“YARADILANI SEVERİZ, YARADANDAN ÖTÜRÜ”

Hamdullah Dedeoğlu

24.04.2026.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

Popular