3 Mayıs 2023 Çarşamba

AMASYA’LI BABA İLYAS SELÇUKLU SULTANI 2. GIYASEDDİN KEYHÜSREV’E NEDEN İSYAN ETTİ?

 


HARŞENA KALESİNİN 1890 YILINDAKİ GÖRÜNÜMÜ 

Bu fotoğraf Amasya'lı tarihçi Hüseyin Menç'in "TARİH İÇİNDE AMASYA" adlı eserinden alınmıştır.

AMASYA’LI BABA İLYAS SELÇUKLU SULTANI 2. GIYASEDDİN KEYHÜSREV’E NEDEN İSYAN ETTİ?

Amasyalı hemşerimiz Baba İlyas, Selçuklu Sultanı 2. Gıyasettin Keyhüsrev’e neden isyan etmişti? Resmi tarihçilerin hemen hemen hepsi yazdıkları kitaplarda ve makalelerde Baba İlyas ve halifesi Baba İshak’ı yerden yere vuruyorlar. Selçukluların Moğollara yenilmesinin ve Anadolu’nun işgal edilmesinin nedeni olarak da Baba İlyas’ı gösteriyorlar. Tek kaynakları ise, Selçukluların resmi tarihçisi İbn Bibi. Araştırmalarımda bu konuda farklı düşünen iki tarihçiye rastladım. Biri Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, diğeri ise Prof. Dr. Bernard Levis. Her iki akademisyen de dönemin ekonomik şartlarının ve kötü yönetimin isyana neden olduğu konusunda birleşiyorlar. Diğerleri ise, Baba İlyas’ı ya Rum işbirlikçisi ya da sahte vaatlerle halkı kandıran kişi olarak değerlendiriyorlar. Biz ise, isyana gerekçe olan sebepleri tek tek değerlendirerek bir sonuç elde etmeye çalışacağız. İsyanın önderi olan Baba İlyas Horasani ile başlayalım:

Baba İlyas, Moğolların Horasan’ı işgal etmesi nedeniyle Anadolu’ya gelmişti. Geldiği yer Horasan’ın Harzem bölgesiydi. 1230 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat’ın onayı ile Amasya sancağına yerleşmişti. Dergahını Amasya’ya on iki kilometre uzaklıkta Yeşilırmak nehrine karışan Çat deresi (Deliçay) yakınına kurmuştu. Dergahı Tokat-Sivas yolu üzerindeydi. Dergahında ayırım gözetmeksizin bütün yolculara hizmet veriyordu. Burası aynı zamanda dini bir merkez olup, halkı İslam dini konusunda aydınlatma görevi de yapıyordu.  Sultan Alaattin Keykubat bu hizmetler karşılığında tekkeye gelir sağlamak için arazi tahsis etmişti. Bunun dışında da bazı köylerin vergilerini bu dergaha verilmesini sağlamıştı. Baba İlyas kısa sürede bölgede sözü dinlenen bir din adamı olmuştu. Öyle ki Amasya valisi Hacı Doğrak Bey bile Baba İlyas’a intisap etmiş ve müridi olmuştu. 

1235 yılına gelindiğinde, Baba İlyas’ın ünü bütün Anadolu’ya yayılmıştı. Anadolu’da kendisine bağlı yüzlerce halifesi olmuştu. Hacı Bektaş Veli de bu halifelerin arasında bulunuyordu. Ama, en büyük halifesi Baba İshak adıyla tanınan İsak-ı Şami idi. Şam-i denilmesinin nedeni bugün Suriye olarak bilinen o zamanki adıyla Şam bölgesine sorumlu halife olarak gönderilmesinden geliyordu. Ancak, Baba İlyas’ın şöhretinin kısa sürede hızla yayılması bazı yöneticileri rahatsız etmeye başladı. Amasya kadısı “Kör Kadı” ve Subaşı Hacı Armağan Şah bunların başında geliyordu. 

Kör Kadı ve Hacı Armağan Şah, Sultan Alaattin Keykubat’a Baba İlyas aleyhinde mektuplar yazdılar. Fakat bir sonuç elde edemediler. Alaattin Keykubat’ın şüpheli bir şekilde ölümünden sonra yerine oğlu 2. Gıyasettin Keyhüsrev Selçuklu Sultanı oldu. Kör Kadı ve Hacı Armağan Şah’ın kışkırtma ve tertipleri bu dönemde de artarak devam etti. Baba İlyas hakkında “Batini” olduğunu, Hasan Sabbah’ı taklit ettiğini“ ve “ isyana hazırlık” yaptığını ileri süren şikayet mektupları tertiplediler. Bu iddialarına gerekçe bulmak için Baba İlyas’tan yöreye nam salmış beyaz atını satın alıp Sultan Keyhüsrev’e hediye etmek istediklerini ilettiler. Ancak Baba İlyas beyaz atının kendisi için manevi bir değeri bulunduğunu, bunun yerine diğer atlardan birini bedelsiz olarak verebileceğini söyledi. Subaşı Armağan Şah, Baba İlyas’ın bu önerisini reddetti ve Beyaz atın verilmesinde ısrar ediyordu. Bir gece emrindeki askerlerle dergaha baskın yapan Armağan Şahın askeri komutanı, direnmek isteyen tekke görevlilerini kılıçtan geçirip, Baba İlyas’ı  esir alarak Amasya merkezindeki “Harşena” kalesine hapsetti. 1240 yılı başlarında meydana gelen bu olay müritleri tarafından baş halife Baba İshak’a iletildi. 

Baba İshak, Baba İlyas’ı kurtarmak için planlar yapmaya başladı. Amasya’daki Baba İlyas taraftarları ise, kaleyi basıp Şeyhlerini kurtarmak istediler ise de bunu başaramadılar. Bunun üzerine, Baba İshak Şam bölgesinden müritlerinden bir ordu kurmak için harekete geçti. Ordu için silah ve yiyecekler satın alındı. Bu ordunun tamamı Türkmenlerden meydana geliyordu. İçlerinden Eymür, Avşar, Karkın boyundan ve biraz da Harezimli Türkler bulunuyordu. Bu hazırlıklar tamamlandıktan sonra, gençlerden, kadınlardan, çocuk ve yaşlılardan oluşan ordu harekete geçti. Baba İshak’ın askeri birlikleri kendilerine engel olmak isteyen Malatya, Elbistan ve Sivas sancakbeylerinin askeri birliklerini on iki kez yendiler ve Kırşehir yakınlarındaki Malya ovasına kadar geldiler. Bunu haber alan Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev korkudan Beyşehir gölündeki Kubadabad adasına kaçtı. Bu sırada Selçukluların asıl ordusu Erzurum’dan yola çıkmış ve Kayseri’ye kadar gelmişti. Zırhlı Frenklerle takviye edilen Selçuklu ordusu Ekim ayında Baba İshak’ın ordusuyla Malya ovasında karşı karşıya geldi. Selçuklu ordusunun ön cephesinde zırhlı Hristiyan Frenk birlikleri bulunuyordu. Baba İshak’ın ordusu ise buna hazırlıklı ve donanımlı değildi. Frenklere karşı kullandıkları oklar da etkili olamıyordu. Geri çekilerek savunma savaşı yapmak istediler. Ancak bu sırada Selçuklu ordusunun atlı birlikleri Baba İshak kuvvetlerini arkadan sarma ve kuşatma hareketini başlatmıştı. İki ateş arasında kalan Baba İshak kuvvetleri var güçleriyle direnmelerine rağmen, kendilerinden hem sayıca hem de teçhizat olarak üstün olan Selçuklu ordusuna yenilmekten kurtulamadılar. 

Malya ovasında tam bir katliam yaşandı. İsyancı kuvvetlerle birlikte olan yaşlı, kadın ve çocuklar da bu katliamdan kurtulamadı. Baba İshak başta olmak üzere, isyanın tüm önderleri hayatını kaybetti. Çok az bir kısmı esir alınarak Konya’ya götürüldü. Bir kısmı da orada idam edildi. Bu savaşta Hacı Bektaş Veli'nin kardeşi Menteş de hayatını kaybedenler arasındaydı. Böylece, Baba İlyas’ı kurtarmak için dört ay devam eden Baba İshak isyanı sona ermişti. 

Baba İshak kuvvetlerinin Malya ovasında yenildiğini haber alan Amasya ve Tokat sancaklarındaki Baba İlyas taraftarları Harşena kalesinde hapiste bulunan şeyhlerini kurtarmak için harekete geçtiler. Karşılarına çıkan Amasya subaşısı Hacı Armağan Şah’ın askeri birliklerini yenerek Harşena kalesini ele geçirdiler. Ancak orayı ele geçirdiklerinde Baba İlyas’ın asılarak idam edildiğini gördüler. Bunun üzerine Baba İlyas’ın cesedini alarak gizlice dergahın yakınlarında bulunan bir tepeye gömdüler. Kendi üzerİlerine büyük bir ordunun geldiğini öğrenince bir kısmı Canik (Samsun) tarafına bir kısmı da Tokat sancağına dağılarak izlerini kaybettirdiler. 

Baba İlyas ve halifesi baba İshak isyanı kısaca böyle olmuştu. Ancak bu isyanın esas nedenleri başkaydı. Bu nedenler şunlardı:

1-Gıyaseddin Keyhüsrev, çok kötü bir yönetim sergiliyordu.  Halkın üzerinde ağır bir vergi yükü bulunuyordu. Halk vergileri ödemekte güçlük çekiyordu.

2-Adalet bozulmuştu. Sancak beylerinin keyfi yönetimi halkı bezdirmişti.

3-Horasan’dan Harzemşah Sultanı Celaleddin ile birlikte Anadolu’ya gelen ve Yassı Çemen savaşından sonra Sultan Alaaddin Keykubat’ın emrine giren Emir Kayırhan Zamantı (Kayseri-Pınarbaşı) kalesinde hapis edilmiş ve daha sonra da katledilmişti. Bu nedenle Harzemli aşiretler de Baba İlyas hareketine destek vermişti. 

4-Horasan ve İran’dan Moğol istilası nedeniyle kaçıp Halep ve Şam bölgesine gelen aşiretlerin Anadolu içlerine girmesine izin verilmiyordu. Bu aşiretlerde isyana destek vermişti. 

5-İsyancı kuvvetler, Sultan olarak Gıyaseddin Keyhüsrev’i değil, Alaaddin Keykubat’ın küçük oğlu İzzeddin Kılıç Arslan’ı destekliyordu. Sultan Alaaddin Keykubad da vefatından önce veliaht olarak İzzeddin Kılıç Arslan’ı seçmişti. Bunun nedeni İzzeddin Kılıçaslan’ın annesinin Eyyubi prensesi olmasıydı. Sultan Alaaddin, Moğol istilasına karşı bu yolla Mısır'da hakimiyet kuran Eyyubilerin desteğini almak istiyordu.  

Yukarıdaki nedenler göz önüne alındığında isyan için gerekli şartların oluştuğu anlaşılmaktadır. Ancak isyancılar yenilmiş, Selçuklu ordusu da itibar ve güç kaybetmişti. Selçuklu ordusu, 1243 yılında Kösedağ savaşında kendisinden sayıca çok az olan Moğol ordusuna yenilmiş ve Anadolu işgal edilmişti. Moğol istilasına en çok direnen de Baba İlyas taraftarı aşiret ve kabileler oldu. Bunların başında Ağaçeri Türkmenleri ve Karamanoğulları geliyordu. Bu mücadelede çok kayıplar verdiler. 

Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollara tabi bir beylik haline geldi. 1318 yılına gelindiğinde tamamen dağıldılar ve Anadolu’da küçük beylikler dönemi başladı. Baba İlyas’ın halifeleri ve mensupları bu beylikler içinde Osman beye destek vermeye başladılar. Şeyh Edebali ve Ahi Evran’ın destekçileri bunların başında geliyordu. Osman beyin Şeyh Edebali’nin kızıyla evlenmesi de bu desteği güçlendirme amacını taşıyordu. Babailerin bu desteği ile daha sonra Bektaşiliğe bağlı Yeniçeri ordusu kurulacak ve bu ordu Osmanlı beyliğini devlete, daha sonra da imparatorluğa taşıyacaktı. 

Baba İlyas isyanı hakkında bu bilgileri verdikten sonra, tarihi olaylara sadece resmi kayıtlarla ya da saray tarihçilerinin gözüyle bakanlara burada cevap vermek istedik. Zira onlar olaylara, içinde bulunulan dönemi ve halkın sosyo- ekonomik şartlarını analiz etmeden bakmaktadırlar. Bu nedenle de vardıkları sonuç yanlış olmaktadır. Her isyanın ya da muhalif hareketin mutlaka hem siyasi hem de ekonomik nedenleri vardır. Aksi taktirde, kitleler o hareketin içinde yer almazlar ve destek olmazlar. Dünyadaki tüm olaylar incelendiğinde bunu rahatlıkla görebiliriz. Yeter ki olaylara doğru bir perspektifle bakalım.  

Baba İlyas'ın defnedildiği yer bugün Amasya merkeze  bağlı İlyas köyündedir. Halk arasında "Sarılık Evliyası" olarak bilinmektedir. Baba İlyas türbesi halk tarafından bugün bile ziyaret edilmeye devam edilmektedir.

Hamdullah Dedeoğlu

02.05.2023

Kaynaklar:

--Hüseyin Hüsameddin Efendi, Amasya Tarihi, Cilt,1,2,8,9, 

--Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, Babailer İsyanı, Dergah Yayınları.

--Hamza Aksüt, Alevi Erenlerin İlk Savaşı, Yurt Yayınları.

--Buket Yaşa Şahin, Anadolu Selçuklu Devleti- Harzemşahlar Münasebetleri, Yüksek Lisans Tezi.

--Doç. Dr. Muammer Gül, Harezmli Türklerin Anadolu ve Yakın Doğudaki Rolleri ve Tesirleri.

--Prof. Dr. Bernard Levis, Alamut Kalesi ve Hasan Sabbah.

--Tarihten Günümüze Anadolu Aleviliği, Prof. Dr. Ahmet Turan.


HARŞENA KALESİNİN 3 MAYIS 2023'DEKİ GÖRÜNÜMÜNDEN RESİMLER










9 Nisan 2023 Pazar

ALEVİLİĞİ KÜÇÜMSEYEN CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A CEVABIMDIR

ALEVİLİĞİ KÜÇÜMSEYEN CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’A CEVABIMDIR

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan daha önce de Aleviliği küçümseyen sözler etmişti. Bunlardan en bilineni “Cem evleri Cümbüş evi” sözleriydi. Aleviliğe ve Alevilere yönelik bu dışlayıcı konuşmalar Recep Tayyip Erdoğan’ın bilinç altına yerleşmiş görünüyor. Bunun nedenini bir türlü anlamış değilim. İnançlı birisinin başka inançlara saygılı olması gerekir. Ancak bunu Erdoğan’dan göremiyoruz. Zira daha önce de HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş’a atalarının dini olan Zerdüştlük için de benzer ifadeler kullanmıştı. Yani, Erdoğan kendi inancında ve mezhebinde olmayan herkesi küçük görmektedir. Farklı inançlara hoşgörülü ve saygılı olmayı bir türlü içine sindirememiş görünmektedir. Üstelik bu sözleri belediye başkanlığı, başbakanlık ya da cumhurbaşkanlığı makamlarında söylemektedir. Bu nedenle ülkenin birliğine ve dirliğine zarar vermektedir.

Erdoğan’ın bu sözleri Avrupalıların bin yıl önce, İslam dini için söylediklerine benzemektedir. Onlar da Erdoğan’ın sözlerine benzer ifadeler kullanıyordu. O halde bu anlayış nereden kaynaklanıyordu? Bunun nedenlerini araştırdığımızda diğer inançlar konusunda yeterli bilgi birikimine sahip olmamalarından gelmektedir. Zira aynı benzerlik Avrupalı Hıristiyanların 18. Ve 19. Yüzyıla kadar İslam dinine küçümseyici, dışlayıcı ve bölücü gözüyle bakmalarıdır. 

Ne zamanki 18. Yüzyılda araştırma ve öğrenmeye başlamışlar; işte o zaman bakış açılarının değiştiği görülmektedir. Sayın Erdoğan’a da diğer inançlar konusunda araştırma ve inceleme yapmasını öneriyorum. Ama bunu yapmaya gerek görmüyorsa, o zaman ona Maun suresi ile cevap vermem gerekiyor. Hz. Muhammed’e Mekke döneminde inen, Müşriklere yani Müslüman olmayan ancak namaz kılan, Mekkeli zenginlere hitap eden Maun suresinde şöyle denilmektedir:

 “Gördün mü o dini yalan sayanı?

İşte odur yetimi itip kakan;

Yoksulu doyurmayı özendirmez o.

Vay haline o namaz kılanların ki;

Namazlarından gaflet içindedir onlar.

Riyaya (iki yüzlülüğe) sapandır onlar! Gösteriş yaparlar.

Ve onlar kamu hakkına, yardıma, zekata, iyiliğe engel olurlar.”

Bir lokantada iftara katılan, işverenin daveti üzerine bürosunu ziyaret ederken yerdeki halıyla benzerlik taşıyan seccadeye yanlışlıkla basan CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na inanç üzerinden olmadık ithamlarda bulunan Recep Tayyip Erdoğan’a kendi yönettiği bir ülkede yapılan yolsuzluklara, haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı da aynı hassasiyeti gösterip, göstermediğini sormak isterim. 

Ayrıca seccade kutsal bir eşya değildir. sadece temiz bırakıldığı için üzerinde namaz kılınır. İnsanlar bazen seccade olmadığı zaman temiz olmak kaydıyla ceket, Kaban gibi giysiler üzerinde de namaz kılabilir. Seccade üzerinden sayın Kılıçdaroğlu'nun inancının küçümsenmesi de doğru olmamıştır. Kaldı ki Sayın Kılıçdaroğlu da seccade'yi görmediğini ve bu durum için üzüntülerini bildirmiştir. Erdoğan, buna rağmen bu olayı bir seçim malzemesi olarak kullanmaya devam etmiştir. Bu da bir cumhurbaşkanı ve AK parti genel başkanı için hiç hoş olmamıştır. Zira bu olay üzerinden tüm alevi vatandaşlarımızın inancı küçümsenmiş ve dışlanmıştır.

Namaz ibadeti nedeniyle alevi İslam inancının küçümsenmesine gelince; Namazın amacı Allah'a niyaz etmek, dua etmektir. Alevilerin temel ibadeti olan Cem'de Allah'a niyaz edilir. Fatiha, İhlas, Nur sureleri okunur. Peygamberimiz Hz. Muhammed'e ve on iki imamlara salavat getirilir. Eğer alevilerin ibadetlerinde eksik görülen "namaz" ise, bu konuda İmam-ı Azam yani Ebu Hanife'nin "Ameller imanı eksiltmez de artırmaz da. Bir kişi iman ettiyse, hiç ibadet etmezse de yine Müslüman kalır." Sözlerini de ayrıca hatırlatmak isterim.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

09.04.2023.

 *** Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için söylediği sözler şunlardı:

--"Manevi değerlere hassasiyeti olmayanın seccadede gözü olmaz."

--"Kıblesi Kabe olmayanın seccadesi nereye bakar bilemem."

*** Bu makale elektronik posta ile CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na da gönderilmiştir.

21 Şubat 2023 Salı

DİNLER TARİHİNDE AKILCILARLA-NASCILARIN MÜCADELESİ





DİNLER TARİHİNDE AKILCILARLA-NASCILARIN MÜCADELESİ

Bütün dinler insanlara doğru yolu göstermeyi, onları kötülüklerden uzaklaştırmayı, iyilik yapmayı, aklı kullanmayı ve barış içinde bir arada yaşamayı öğütlemiştir. Kutsal kitaplarda bu öğütlerin yanında, toplumların içinde bulundukları dönemde uyulması gereken hukuk kuralları, örf ve adetler de yer almaktadır. Peygamberler hayattayken uygulamada problemler yaşanmıyordu. Ancak peygamberlerin vefatından sonra bütün dinlerde farklı mezhepler ve tarikatlar ortaya çıkmıştır. Fakat, öyle mezhepler ortaya çıktı ki bunlar aklı kullanmayı reddediyordu. Bunlara Nascılar (nakilciler) deniyordu.  Bu makalemizde tarih boyunca nascılarla, akılcılar arasındaki mücadeleyi kısaca açıklamaya çalışacağız. 

Dinlerde ayrı mezhep ve tarikatların ortaya çıkmasının nedeni, kutsal kitaplarda yer alan hüküm ve uygulamaların farklı yorumlanmasından kaynaklanıyordu. Bu konuda iki görüş çarpışıyordu; birinci görüş nakilciler, ikinci görüş akılcılardı. Nakilciler (Nascılar) kutsal kitaptaki ayetlerin ve hadislerde yer alan tüm uygulamaların değiştirilmeksizin aynen tatbikini savunurken, akılcılar akla uygun olanların kabul edilmesini, aykırı olanların içinde bulunulan duruma göre yorumlanmasını savunuyordu. Dinler tarihi yakından incelendiğinde, kutsal kitaplarda aklın kullanılması sık sık tekrarlanırken, nascılar her şeyin Allah’tan geldiğini ileri sürerek bunu reddediyordu. Nascıların bu görüşü giderek İslam coğrafyasında baskın bir anlayış oldu. Bu görüşün etkisiyle insanların eleştiri, sorgulama ve araştırma yapmaları adeta yasaklanmış oluyordu. Bunun yerine her şeye itaat eden ve boyun eğen kitleler istendi. Maalesef İslam coğrafyasındaki kitlelerin büyük çoğunluğu böyle de yetiştirildiler. İşte bunun sonucunda, diğer dinlerin başına gelen dogmatizm İslam dininin de başına gelmişti. Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği dinin içi boşaltılarak, bağnaz, şekilci, otoriter, baskıcı bir din anlayışı haline getirildi. Aynı durumu Hz. İsa’nın tebliğ ettiği Hıristiyanlık dini de yaşamıştı. Dördüncü yüzyılın başında Hıristiyanlığı devletin resmi dini kabul eden Roma İmparatorluğu barış içinde bir arada yaşamayı öğütleyen bir dini, savaşların, işgallerin, katliamların bir aracı haline getirmişti. 

Avrupa ülkeleri, bu katı taassubu ve tahakkümü ancak 16. yüzyılda akılcı düşünmeyi öne alan Rönesans ve reform hareketleri ile aşabildi. Yani Avrupa bin iki yüz yıl din adı altında insanların kazanlarda kaynatıldığı, aforoz edildiği, yargısız infazlarla katledildiği uzun bir dönemi yaşamıştı. Avrupa’nın bu karanlık dönemi atlamasında akılcıların yanında yer alan Protestan kiliselerinin desteği de önemli olmuştu. İncilin, Protestan kilisesine mensup Almanyalı teolog Martin Lüther (1483-1576) tarafından  Latinceden, Almancaya çevrilmesi ile insanlar kutsal kitapta yer alan öğütleri kendi dillerinde aracısız ve doğru bir şekilde anlamaya başladı. Bu yenileşme hareketlerinden sonra Avrupa’da nascıların (nakilcilerin) toplum üzerindeki hakimiyeti kaybolmaya başladı. 

Hıristiyanlık dininde akılcılığı savunan BOGOMİLİZM VE PROTESTAN mezhebi ile ilgili iki akademisyenimizin makalelerinden bölümler verirsek konuyu daha iyi açıklamış olacağız:

"Orta Çağ Katolik kilisesinde ayin dili Latinceydi. Bundan dolayı İncili yalnızca Rahipler ve Papazlar okuyabiliyordu. İşte Rönesanstan itibaren İncil çeşitli dillere çevrilmeye başlandı. Bu reformasyon için önemliydi. Bunun başını Luther çekmişti. Bunun sonucunda Protestanlık akımı ortaya çıkmıştı." (Prof. Dr. Kadir Albayrak, Bogomilizm ve Bosna Kilisesi (Dinlerin Rengi, Renklerin Dili), Çukurova Üniversitesi)

"Bogomilizm, tenkitci, akılcı, hümanist ve mücadeleci karakteri ile Orta çağ Avrupa'sının siyasi, Felsefi ve sosyal tarihine yön verecek kadar etkili olmuştur." (Yrd. Doç. Dr. Mehmet Çoğ, Pavlikanlar ve Bizans, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi)

İşte İslam ülkeleri de Avrupa'nın yaşadığı bu süreci yaşamaktadır. Avrupa ülkeleri bin iki yüz yıl sonra aklı ve bilimi öne alan bir anlayışı hakim kılarken, İslam ülkeleri aradan bin dört yüz yıl geçmesine rağmen bunu hala başaramadılar. Bunun başlıca sebeplerinden biri nakilcilerin (nascıların) devlet yönetimine hakim olmasından gelmektedir. Bunun en son örneği Kahramanmaraş merkezli depremde binlerce binanın yıkılmasının ve on binlerce insanın hayatının kaybedilmesinin “kadere” bağlanmasıdır. yöneticilerin bu tutucu ve bağnaz din anlayışı değişmeden İslam ülkelerinin modernleşmesi mümkün olabilir mi? Bu soruya vereceğimiz cevap elbette ki hayır olacaktır. Oysa, İslam’ın kutsal kitabı Kur’an’ı Kerim’de aklın kullanılması ile ilgili çok sayıda ayet bulunmaktadır. Bu ayetlerden bazıları şunlardır:

Zümer Suresi 9. Ayet:

“Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri bundan öğüt alır.”

Nisa Suresi 79. Ayet:

“Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Ne kötülük gelirse kendindendir.”

Yukarıdaki ayetler gayet açık ve nettir. Ancak kendilerine nakilciler ya da nascılar denilen kesim bunu anlamamaktadır. Bunu şöyle yorumlayabiliriz ya gerçekten okuduklarını anlamaktan uzaklar ya da anladıkları halde çıkarları gereği öyle hareket etmektedirler. Sonuçta her iki durum da toplumların aydınlanmasına ve bilimin ışığında ilerlemesine engel olmaktadır. O halde,  İslam ülkelerinde egemen olan nakilcilerin şekilci ve bağnaz din anlayışından kurtulmak için NE YAPILMALIDIR?

1- Nakilcilerin savuna geldikleri din anlayışının gerçek din ile ilgisinin bulunmadığı, dinin akıldan ve bilimden koparılamayacağı, toplumun tüm kesimlerine ısrarla anlatılmalıdır.

2-İslam ülkelerindeki Diyanet İşleri Başkanlıklarının nakilcilerden arındırılarak, bunların yerine İslam dininin yorumlanmasında akılcılığın temsilcileri olan Ebu Hanife, İmam Mansur Maturidi ve Hacı Bektaş Veli’nin din anlayışları hakim kılınmalıdır.

3-Holdingleşen ve din üzerinden nemalanan tarikatların derhal kapatılarak, denetimde tuttukları yurtlara el konularak, Kredi Yurtlar Kurumuna devri sağlanmalıdır.

4-Din eğitiminin devletin kurumları dışında verilmesi yasaklanmalıdır.

5-Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı Kur’an kursları ve Orta eğitimdeki din dersleri akılcılık temelinde yeniden ele alınmalıdır.

Yukarıdaki önerilerimizin hayata geçirilmesinden sonra nakilcilerin (nascıların) toplum üzerinde kurdukları hakimiyet son bulacaktır. İşte o zaman İslam coğrafyasındaki mücadele akılcıların lehine sonuçlanacaktır. Bunlar yapılmadığı taktirde, İslam ülkelerinin dünyadaki konumu değişmeyecektir. Bu ülkelerin sömürülmesi, doğal kaynaklarının batılılar tarafından yağmalanması ve insanlarının yoksulluk içinde yaşaması devam edecektir.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu

21.02.2023

KAYNAKLAR:

--Yrd. Doç. Dr. Mehmet Çoğ, Pavlikanlar ve Bizans adlı makalesi, Karadeniz Teknik Üniversitesi.

--Adem Arıkan, Selçukluların Hanefiliği, İstanbul Üniversitesi İlahiyat fakültesi.

--Prof. Dr. Yusuf Yörükan, Maturidilik adlı makalesi.

--Doç.Dr. Cafer Karadağ, Maturidilik adlı makalesi, Uludağ Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi.

--Prof. Dr. Kadir Albayrak, Bogomilizm ve Bosna Kilisesi (Dinlerin Rengi, Renklerin Dili) adlı makalesi.

--Janet-Bernard Hamilton, Bizanslı Heretiklerin Tarihi, Kalkedon Yayınları.

--Mustafa Şişman Hacı Bektaş Veli, Sepya yayınları.





10 Şubat 2023 Cuma

AMASYA SANCAĞINDAKİ EHLİBEYT MENSUPLARI NEREDEN GELDİ?

 







Ehli Beyt mensubu Şeyh Seyyid Sadreddin Mehmed bin Hüseyin El Horasanı hazretlerinin YENİCE KÖYÜNDEKİ  " MEHMET EFENDİ" TÜRBESİ ve kardeşi Sadreddin Muhammed bin Seyyid Hüseyin Bin Ali El Horasani'nin Amasya merkeze bağlı Yenice Köyündeki "HACI DEDE"  TÜRBESİ VE KİTABESİ (Resimler Yenice Köyü Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinin sitesinden alınmıştır.)


AMASYA SANCAĞINDAKİ  EHLİBEYT MENSUPLARI NEREDEN GELDİ?

Amasya'lı tarihçi Abdizade Hüseyin Hüsameddin Efendinin yazdığı on iki ciltlik "AMASYA TARİHİ" adlı eseri incelerken Amasya sancağında yaşayan ehlibeyt mensubu aileler dikkatimizi çekti. Eserin dördüncü cildinde yer alan bilgilere göre, Amasya'da on hane ehlibeyt aile bulunmaktadır. Bu  aileler şunlar:

"Birinci sülale, Ladik'te medfun (gömülü) olan Seyyid Ahmed Kebirü-r Rufai sülalesidir. Bu zatın silsile namesi pek meşhurdur. Bunlardan on iki kadarını gördüm."

"İkincisi, Seydi Hüsam dimekle meşhur olan es-Seyyid Hüsameddin Hüseyin el Kubavi el Fergani sülalesidir. Bunun torunu "KUBA EVLİYASI" dimekle meşhur olan es-Şeyh es Seyyid Hüsameddin Hüseyin el Halveti'dir. "

"Üçüncüsü, Amasya civarında YENİCE karyesinde (köyünde) medfun (gömülü) olan es Şeyh Seyyid Sadreddin Mehmed bin Hüseyin el Horasani sülalesidir. "

"Dördüncüsü, Celaleddin Ebu Talib es Sivasi sülalesidir. Bunun sülalesine Amasya'da Al-i Mutahhir sülalesi dinmiştir."

"Beşincisi, Amasya'da medfun (gömülü) olan es-Seyyid Şemseddin Ebu Haşim Muhammed Bin Abdullah es Semarkandi sülalesidir. Bunun mahdumu (oğlu) es Seyyid Ahmed Çelebi ikinci Sultan Bayazid'in Amasya valiliğinde pek maruf (tanınmış-ünlü) idi."

"Altıncısı, Mir Gıyaseddin Abdülkerim bin Mansur es Şirazi sülalesidir. Amasya'da yedilerin birincisi sayılan bu zatın nesebini de müşkilat (güçlükle-zorlukla) ile buldum."

"Yedincisi Niksar'da medfun (gömülü) olan es Seyyid Şemseddin Mehmed eş Şirazi sülalesidir."

"Sekizincisi, es Seyyid Muhyiddin Muhammed el Huzevi sülalesidir. "

"Dokuzuncusu, es Seyyid Nureddin Hamza-i Karahisar-i sülalesidir."

"Onuncusu, Amasya'da medfun (gömülü) olan Mir Nigari Hamza Karabağ-i sülalesidir."

(Abdizade Hüseyin Hüsameddin Efendi, Amasya Tarihi, Cilt 4, sayfa 7-8)

Ehlibeyt mensuplarının isimlerinin sonundaki eklere bakıldığında Orta Asya'dan, Horasan'dan, İran'dan ve Karabağ- Azerbaycan tarafından geldikleri görülmektedir. Zira isimlerin sonuna konulan Horasani, Şirazi gibi ekler o tarihte nereli olduklarını ya da nereden geldiklerini gösteriyordu. Amasya'daki ehlibeyt mensuplarının bu isim eklerinden onların Horasan, Karabağ bölgeleri ile İran'ın bir kenti olan Şiraz'dan geldikleri anlaşılmaktadır. Bu da şunu göstermektedir; ehlibeyt mensuplarının Anadolu'ya Türkmen aşiretleri ile birlikte geldiklerini teyit etmektedir. Zira, ehlibeyt mensupları gerek Emevilerin gerek Abbasilerin baskı ve zulüm politikalarından kurtulmak için, Horasan ve Orta Asya'ya  sığınmışlardı. Bu bölgeye giden ehlibeyt mensupları daha sonra batıya göç eden Türkmen ve İran kökenli aşiretlerle birlikte Anadolu'ya gelmişlerdi. Osmanlı vergi defterlerindeki kayıtlar ve İstanbul'daki Nakib-ül Eşraf kurulunun ehlibeyt mensupları ile ilgili tuttuğu defterler de bunu doğrulamaktadır. Ehlibeyt mensupları gerek Selçuklu gerek Osmanlı devletinde askerlikten ve vergiden muaftılar. Sultanlar ve padişahlar tarafından kendilerine tahsis edilen arazilerden elde ettikleri gelirlerle yaşamlarını sürdürüyorlardı. Davalarına da Nakib-ül Eşraf kurulu bakıyordu. Yerel mahkemelerin ve yöneticilerin ehlibeyt mensuplarını gözaltına alma ya da yargılama yetkileri bulunmuyordu. 

Tarihçi-yazar Hüseyin Hüsameddin Efendinin verdiği bilgilerden Amasya sancağında kalabalık bir ehlibeyt ailesinin yaşadığı anlaşılmaktadır. Aynı eserde, bu ailelere mensup şeyhlerin zaviye, tekke ve medreseler açarak Anadolu'nun aydınlanmasına katkıda bulundukları ve din eğitimi verdikleri de görülmektedir. Bu katkılarından dolayı ehlibeyt mensuplarına tekrar teşekkür ediyor, onları saygı ve hürmetle anıyoruz.

Saygılarımla.

Hamdullah Dedeoğlu.

10.02.2023.




3 Ocak 2023 Salı

ÖBÜR DÜNYA BİRAZ DA SİZİN OLSUN

ÖBÜR DÜNYA BİRAZ DA SİZİN OLSUN

Padişahın kuluydun.

Kaderin iki dudağın arasındaydı.

Malın, mülkün yoktu.

Hepsi, efendinindi.

 

Sabah akşam çalışırdın,

Güneşin altında pişerdin.

Bir tas çorbaya razıydın.

Sofrada yarı aç, yarı tok kalkardın.

 

Savaşlarda ölen sendin.

Babasız kalan çocuklarındı.

Kadının bile sahipsizdi.

Kimse yardım etmezdi.

 

Mavi gözlü, sarı paşa geldi.

Ağalığı, beyliği kaldırdı.

Mal, mülk sahibi oldun.

Çocukların okuyup, adam oldu.

 

Seni yine eski düzene götürüyorlar,

Kendilerine han, hamam yapıyorlar,

Durmadan gökdelen dikiyorlar,

Seni de cehennemle korkutuyorlar.

 

Bu dünyadakileri kendilerine alıyorlar

Sana da sadece ahireti veriyorlar.

Kendi çocuklarını ağa, bey yapıyorlar.

Seni de hep maraba olarak kullanıyorlar.

 

 Bundan sonra, artık yeter de,

“Hep size, hep size, olmaz” de.

“Öbür dünya biraz sizin olsun.

Bu dünya da biraz bizim olsun” de.

Yok derlerse,

“ Ben de sırtımı dönüyorum size” de.

 

14.01.2017.

Yazan: Aşık DEDEOĞLU

2 Ocak 2023 Pazartesi

KOKUN GELİYORDU YEL ESİNCE

 

KOKUN GELİYORDU YEL ESİNCE

 

Bırakıp gittim,

Sana zarar gelmesin diye.

Beni korumak içinmiş,

Artık bu iş bitti diye.

Her gün seni soruyorum,

Senden habersizce.

Zülüflerin kokusu geliyordu,

Yel esince.

 

Üç yıl önce karşılaşmalıydık seninle.

Seni göndermezdim, istemediğine.

Kaçırırdım seni bizim köye.

Kimse de gelemezdi üzerimize.

 

El sallıyorum,

Köyünüzün altından  geçince.

Söğüt dalları eğiliyor,

Sana selam verdikçe.

 

Siyah saçlarını görüyorum,

Çavuşlu tepeye gelince.

Gülücükler atıyorsun,

Buluştuğumuz yere gelince.

 

Aşkımızı kalbimde saklıyorum.

Hatıralarımızı her gün anıyorum.

Rüyalarımda hep seni görüyorum,

Tepenin başında, bana el sallıyorsun.

 

Yazan: Aşık DEDEOĞLU

10.05.2017.

Gündüz Hasan'ın Aşkına ithaf edilmiştir.

 

 

 

DEĞER Mİ?

 DEĞER Mİ?

 

Hepimiz Adem'den gelmedik mi?

O zaman nedir bu dini, şu mezhebi,

Ayırmayın insanın inancını, rengini

Yaradan bilmiyor mu seni, beni.

 

Ben üstünüm senden deme.

Hak'tan ayırma kendi, kendini.

Cennet, cehennem var diyor isen,

Nasıl olsa geçerim, o köprüden deme.

 

Bugün var, yarın yoksun.

Öyle bir iz bırak ki,

Her kes seni ansın.

Yok, eğer niyetin bu dünya ise,

Al, hepsi senin olsun.

 

Yazan: Hamdullah  DEDEOĞLU

27.12.2016

 

 

 

 

Popular